Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam5
Toplam Ziyaret546980
Film Tanıtım Köşesi

Schindler'in Listesi
, yönetmenliğini Steven Spielberg'in yaptığı, 1993 ABD yapımı bir filmdir. II. Dünya Savaşı sırasında Naziler'in uygulamış olduğu soykırımdan binin üzerinde insanın kurtarılmasında payı olan Oskar Schindler'i ve bu kurtarmayı konu edinen film, 321 milyon dolar gişe hasılatı elde etmiş ve Akademi, Altın Küre, BAFTA ve Grammy ödülleri kazanmıştır. "Tüm zamanların en iyi filmleri" konulu çeşitli listelerde üst sıralarda bulunan film, Amerikan Film Enstitüsü'nün güncel listesinde 9. sırada yer almaktadır."Schindler'in Listesi", 2004 yılında Amerika Birleşik Devletleri Kongre Kütüphanesi tarafından "kültürel, tarihi ve estetik olarak önemli" filmler arasına seçilerek ABD Ulusal Film Arşivi'nde muhafaza edilmesine karar verilmiştir. Vikipedi

Daha fazla ayrıntı için bakınız (Yazı dili İngilizcedir!)

Şiirlerle Şenlendik

Yaşamak bir ağaç gibi
tek ve hür ve bir orman gibi   
kardeşçesine,
bu hasret bizim.
     
 Leben einzeln und frei
wie ein Baum und dabei
brüderlich wie ein Wald,
diese Sehnsucht ist unser.

Şair Dr. Salim ÇELEBİ’nin yazıya yansıtmış olduğu, 46 bölümden oluşan, ŞİİRLERLE ŞENLENDİK“ adlı yazı dizisinin tüm bölümlerine bu sayfadan ulaşabilirsiniz.

Bilginize sunar, seçkin şairimize, köyümüz sayfasına sağladığı güncellik, çeşitlilik ve kaliteden ötürü çok teşekkür ederiz!

kosektas.net

Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası

Yayın Takvimi

 


03. Ekim 2014

1. Bölüm

10. Ekim 2014

2. Bölüm

17. Ekim 2014

3. Bölüm

24. Ekim 2014

Tatil

31. Ekim 2014

Tatil

07. Kasım 2014

4. Bölüm

14. Kasım 2014

5. Bölüm

21. Kasım 2014

6. Bölüm

28. Kasım 2014

7. Bölüm

05. Aralık 2014

8. Bölüm

12. Aralık 2014

9. Bölüm

19. Aralık 2014

Tatil

26. Aralık 2014

Tatil

03. Ocak 2015

Tatil

09. Ocak 2015

10. Bölüm

16. Ocak 2015

11. Bölüm

23. Ocak 2015

12. Bölüm

30. Ocak 2015

13. Bölüm

06. Şubat 2015

14. Bölüm

13. Şubat 2015

Tatil

20. Şubat 2015

15. Bölüm

27. Şubat 2015

16. Bölüm

06. Mart 2015

17. Bölüm

13. Mart 2015

18. Bölüm

20. Mart 2015

19. Bölüm

27. Mart 2015

20. Bölüm

03. Nisan 2015

Tatil

10. Nisan 2015

Tatil

17. Nisan 2015

21. Bölüm

24. Nisan 2015

22. Bölüm

01. Mayıs 2015

Tatil



08. Mayıs 2015

23. Bölüm

14. Mayıs 2015

24. Bölüm

22. Mayıs 2015

25. Bölüm

29. Mayıs 2015

26. Bölüm


Yaz Tatili

04. Eylül 2015

27. Bölüm

11. Eylül 2015

28. Bölüm

18. Eylül 2015

29. Bölüm

25. Eylül 2015

30. Bölüm

02 Ekim 2015

31. Bölüm

09. Ekim 2015

32. Bölüm

16. Ekim 2015

33. Bölüm

23. Ekim 2015

Tatil

30. Ekim 2015

Tatil

06. Kasım 2015

34. Bölüm

13. Kasım 2015

35. Bölüm

20. Kasım 2015

36. Bölüm

27. Kasım 2015

37. Bölüm

04. Aralık 2015

38. Bölüm

11. Aralık 2015

39. Bölüm

18. Aralık 2015

Tatil

25. Aralık 2015

Tatil

01. Ocak 2016

Tatil

08. Ocak 2016

Tatil

15. Ocak 2016

40. Bölüm

22. Ocak 2016

41. Bölüm

29. Ocak 2016

42. Bölüm

05. Şubat 2016

43. Bölüm

12. Şubat 2016

44. Bölüm

19. Şubat 2016

45. Bölüm

26. Şubat 2016

46. Bölüm

 
Yorumlar - Yorum Yaz
Kitap Tanıtım Köşesi


Dünyayı bir daha hiç göremeyeceğim

"Altan’ı oradan söküp almak için yeri göğü birbirine katmalıyız..."

Simon Callow

Bazı kitaplar hakkında eleştiri yazısı yazmak insana küstahlık gibi gelir. Bu da onlardan biri. Kitap kendisini öyle bir berraklık, eminlik ve bilgelikle anlatıyor ki hakkında söylenmesi gereken tek şey var: Onu okuyun. Sonra yeniden okuyun. Kısa bir kitap bu, bazıları iki sayfadan daha uzun olmayan bölümlere ayrılmış, her bölüm yazarın cezaevinde tecrübe ettiği bir olayı anlatıyor. 

Harikulâde damıtılmış saf bir metin ama bilgiçlik taslamıyor; Altan, en zor anlarda bile, duruluğunu ve saydamlığını asla kaybetmiyor, rüyalar nasıl capcanlıysa öyle capcanlı, ki -- İngilizceye çevrilmiş olan diğer kitapları, Osmanlı Kuarteti’nin muhteşem ilk cildi Kılıç Yarası Gibi ile hayali unsurlarla bezenmiş suç romanı Son Oyun’a bakarak hüküm verecek olursak – bu canlılık onun diğer eserlerinin de özelliği. I Will Never See the World Again’e (Dünyayı Bir Daha Görmeyeceğim) bakarak hüküm vermek gerekirse, onu kurtaran ve kurtaracak olan şey de bu.

Gözaltına alınması onun için sürpriz olmadı. Ön saflardaydı. Kürtlerin eşit haklara sahip olması gerektiğini savunan ve yayımlandığı Milliyet gazetesinde çok okunan bir makalenin yazarı olarak daha 1995’te yirmi ay hapis cezası almış, cezası ertelenmiş ve 12 bin dolar para cezasına mahkûm edilmişti. 2007’de hicivli bir gazete olan Taraf’ı kurdu ve orada bir yıl sonra “Ah Ahparik” başlıklı bir yazı yazdı. Bu yazı nedeniyle, Türk Ceza Yasası’nın “Türklüğün aşağılanmasını” suç sayan acımasız 301’inci maddesince yargılandı, ancak o zaman hapse girmedi. Ne kadar korunmasız bir durumda olduğunu bildiği için silah taşımayı alışkanlık haline getirdi.

Muhalefet Altanların aile mesleğidir: Ahmet’in babası, polemikçi bir gazeteci, romancı, editör ve milletvekili olan Çetin de daha eskilerdeki bir baskı rejimi tarafından, yaklaşık yarım asır önce gözaltına alınmıştı. Polis onu almaya geldiğinde baba Altan onlara çay ikram etmişti ama reddetmişlerdi. “Rüşvet değildir” demişti hoş bir şekilde, “İçebilirsiniz.” Bu şaka pek de iyi karşılanmamıştı. Kırk beş yıl sonra Ahmet kendisini almaya gelen polislere aynısını tekrarlamış; onlar da aynı şekilde bundan hoşlanmamışlar. Her koşulda şaka yapabilmek neredeyse akıl almaz bir soğukkanlılık göstergesidir. Ahmet de adil bir yargılanma ihtimalinin hiç olmadığını biliyordu; mahkûm olacağının kararı peşinen verilmişti.

Artık bir daha sevdiğim kadını öpemeyecek, çocuklarıma sarılamayacak, dostlarımla buluşamayacak, sokaklarda yürüyemeyecektim... bir daha sucuklu yumurta yiyemeyecek, bir kadeh içki içemeyecek, bir lokantaya gidip balık ısmarlayamayacaktım, güneşin doğuşunu göremeyecektim.

Onu hapishaneye götüren arabada, polis ona bir sigara uzatmış. Altan, “Ben, sadece gergin olduğum zamanlar sigara içiyorum” demiş. Söylediğine göre, bu kelimelerin nereden geldiği hakkında hiçbir fikri yokmuş. Fakat bu kelimeler onun hayatını değiştirmiş. “Yaşanan olayların, sizi saran tehlikelerin, sizi kuşatan gerçeklerin sizden beklediği davranışlar, sözler vardır, o davranış kalıplarına uymadığınızda, beklenmedik işler yapıp, beklenmedik sözler söylediğinizde bizzat gerçeğin kendisi afallayıp zihninizin isyankâr dalgakıranlarına çarparak parçalanıyor.” Bu içgörü – “Gerçek beni ele geçiremedi. Ben gerçeği ele geçirdim” – Altan’a daha sonra olan şeylere göğüs germe kuvveti vermiş. Bu yeteneğin, mesleği olan romancılığın bir uzantısı olduğunu görmüş: Alternatif bir gerçeklik yaratmak. I Will Never See The World Again (Dünyayı Bir Daha Görmeyeceğim) hapishane hakkında olduğu kadar yazarlık hakkında da bir kitap, fakat her şeyden ziyade özgürlük hakkında, hayal gücünün kullanılmasıyla ortaya çıkan özgürlük hakkında bir kitap.

Altan’ın özgürlüğünü ve düşünsel bağımsızlığını koruması kolay olmamış: Siz ne kadar metanetli olursanız olsun, hapishane doğası gereği insanı felce uğratabilen bir yerdir. 

“Birkaç saat içinde beş yüz yıllık bir mesafeyi aşmış, Ortaçağ’ın Engizisyon zindanlarına varmıştım.” Duyuların mahrumiyeti insanın derhal kafasını karıştırır: Oscar Wilde gibi Altan da zamanın anlamını yitirdiğini keşfeder. “Kafeste ışık ve hava hiç değişmiyordu. Her dakika bir diğerinin aynısıydı. Sanki zaman nehrinden bir kol ayrılıp bir setin önünde birikerek bir göl oluşturmuştu. O kıpırtısız gölün dibinde oturuyorduk.”

Mahkemeye götürüldüğünde yönünü yitirmişlik duygusu devam ediyormuş. Yargıçlar, Kafka’nın elinden çıkmış gibiymişler fakat Kafka’da da olduğu gibi, barbar ya da gaddar değil ama tuhaf, hayrete düşürücü ve gerçeküstüymüşler. Altan, ilk başta kendisine bildirildiği gibi darbe girişimini destekleyen “subliminal mesajlar” gönderdiği için değil, darbeye girişime iştirak ettiği için gözaltına alındığını öğrenmiş. Suçlamanın neden değiştiği kendisine sorulan yargıç havadan sudan bahsedercesine şöyle demiş: “Bizim savcılar bilmedikleri kelimeleri kullanmayı seviyorlar.”

Altan serbest bırakılıp evine gönderilmiş; daha sonra o akşam yeni bir gözaltı kararı çıkarılmış, hapishaneye dönmüş ve kapısında “Bayan Reviri” yazan bir hücreye atılmış. Anayasa Mahkemesi’nin mahkumiyetini reddetmesine dayanan bir temyiz süreci başlatmış: Kararı beklerken, “zihninin gölgeli kıvrımlarında kımıldanan, umudun beslediği solgun ve titrek hayalleri” kafasından uzaklaştırmaya çalışmış. Beklerken yıllar önce yazdığı romanı Kılıç Yarası Gibi’de, bir karakterin hakkında verilecek hükmü beklediği sahnenin aynısını yaşadığının farkına varmış.

Yıllar önce, edebiyatla hayatın birbirine değdiği, sınırları belirsiz, esrarengiz ve puslu arazide dolaşırken kendi kaderimle karşılaşmış ama onu tanımamışım, onu bir başkasının kaderi sanarak anlatmışım... Romanla hayatın, gerçekle yazılanın birbirine dolandığı, birbirinin kılığına girdiği, birbirini taklit ettiği, birbiriyle yer değiştirdiği baş döndürücü, uğultulu bir girdabın derinlerine doğru sürüklendiğimi hissediyorum.

Hüküm verilir: Ağırlaştırılmış müebbet.

Bir daha dünyayı ve avlu duvarlarıyla sınırlanmamış bir gökyüzünü göremeyeceğim. Hades’e gidiyorum. Kendi kaderini yazan bir kader tanrısı gibi yürüyorum karanlığın içine doğru. Kahramanımla birlikte karanlığın içinde kayboluyoruz.

Ama bir süre sonra hayal gücü Altan’ı kurtarır: 

Odysseus gibi kahramanlıklarım ve korkaklıklarım olacak, dürüstlüklerim ve kurnazlıklarım olacak, yenilgilerim ve zaferlerim olacak, ancak ölümle bitecek bir maceram olacak... Çatırdayan bir gemi duruyor hücrenin ortasında... Ve güvertesinde çelişkiler içinde bir Odysseus.

Nefes kesici bir anda, kendi kendine şunu düşünür:

Anlatmak için ne güzel bir görüntü. Hayaletimsi ışıkta beyazlaşmış bir gölge gibi kıpırdayan elimi uzatıp bir kalem çekiyorum. Ben karanlıkta da yazabilirim. Koca bir fırtınayla çatırdayan bir gemiyi avuçlarımın içine alıp yazmaya başlıyorum. Demir kapı arkamdan kapandı...

Altan’ın avukatlarına verdiği notlar arasında yer alan kâğıtlardan derlenen ve arkadaşı Yasemin Çongar tarafından – harikulâde bir şekilde – İngilizceye çevrilen I Will Never See the World Again  (Dünyayı Bir Daha Görmeyeceğim) son derece tatmin edici bir biçeme sahip. Bu bir Geceyarısı Ekspresi değil, Ölü Evinden Notlar değil, ve De Profundis değil. Bir bakıma bunların hepsini gölgede bırakıyor. İnsanın içinde var olan, her şeyden çok da hayal gücüyle tetiklenen kudretin ışıltılı bir kutlaması bu kitap. Yaratıcılık sürecini anlatışı olağanüstü, kavranması daima zor olan bu fenomenin en mükemmel yapılmış analizlerinden biri. Ve bu kitap maneviyatın da zaferi. “Beni hapse koyabilirsiniz ama beni hapiste tutamazsınız” diyor Altan son cümlelerinde, “Bütün yazarlar gibi ben de duvarları rahatça geçecek bir sihrin sahibiyim çünkü.” Evet: Ama yeter artık. Altan hâlâ hapiste. Nobel Ödülü’nü kazanmış seksen kişi bu durumu protesto etti, sonuç alamadı. Altan’ı oradan söküp almak için yeri göğü birbirine katmalıyız.

The Guardian, 13 Mart 2019
Simon Callow