Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam32
Toplam Ziyaret531016
Resim Tanıtım Köşesi
Ten - Metal
Tuval Üzerine Yağlıboya


Adnan Bey'in Tabloları, Resim Sanatının Biçimsel Özellikleri

Pop biçimsellik, evrensel bağlamda, dünyada, 1960’lı yıllardan beri sorgulanmaktadır. Türk resminde ise sanatçıların, tümden olmasa da, ara devrelerinde zaman zaman uğradıkları pop yaklaşım konusu, Yalım’ın elinde, sanatının yaşamsal amacı haline gelmiştir. Sanatçı, pop biçimselliğin kendine özgü ironik, figüratif yaklaşımlarını benimserken, diğer taraftan kendine ait fantastikleşen renk vurgularını  da gözler önüne sermekten kaçınmamaktadır. İşte bu noktada sanatçının değişik ve kendine ait olan yanı da, öncelikle biçim dili bağlamında ortaya çıkmaktadır. Çünkü renk tercihleri, tamamen resimlerinin kosmozunu da belirleyen bir özellik olmaktadır. Ayrıca resim yüzeylerini gerek boyayı kullanarak iki boyutlu, gerekse -ptik espriyi değerlendirerek üç boyutlaşan tuval gövdelerine ayırmaktadır. Bu ayırmalar mekânla ilgili boyutlaştırma çabaları olarak ayrıca dikkat çekmektedir.

Özkan Eroğlu

Şiirlerle Şenlendik - 18. Bölüm

ŞİİRLERLE ŞENLENDİK - 18. BÖLÜM

"Şiirlerle Şenlendik" adlı yazı dizimizin 18. bölümünü
siz ziyaretçilerimize sunmanın kıvancını yaşıyoruz!
kosektas.net

Şair Dr. Salim ÇELEBİ

13 Mart 2015, Cuma

Şiirlerle Şenlendik, 18 - Komando Ayvaz

Yavuz Bülent Bâkilerin adını hatırlayamadığım şiir kitabındaki, “Antepli Şahin” adlı şiirinin üzerinde, “Ayvaz Gökdemir kardeşime” yazıyordu. Şiir, edebiyat öğretmenimize ithaf edilmişti. (Şiirin sadece başlangıç kısmı aşağıya alınmıştır.)

ANTEPLİ ŞAHİN

Ben Antepliyim, Şahinim ağam
Mavzer omzuma yük,
Ben yumruklarımla dövüşeceğim
Yumruklarım memleket kadar büyük.

Daha sonraki yıllarda kurulacak olan “Milliyetçi Cephe” hükûmetleri döneminde, edebiyat öğretmenimiz Ayvaz Gökdemir, Öğretmen Okulları Genel Müdürü olarak görev yapacak ve uygulamaları nedeniyle “Komando Ayvaz” namıyla ünlenecekti.

1995 yılında, Avrupa Parlamentosundan üç parlamenter, (Claudia Roth, Paulıne Green, Catherıne Lalumiere) ülkemize gelerek bazı incelemeler yapmışlar ve dönüşlerinde, hüküm giymiş DEP milletvekillerinin serbest bırakılması ve bazı PKK’lıların affı konusunda açıklamalarda bulunmuşlardı.

O dönemde Devlet Bakanı da olan Ayvaz Gökdemir, Avrupalı Parlamenterlerin açıklamalarına, “Avrupa’dan gelen bilmem ne temsilcileri fahişelerin hatırı için, biz bu hainleri serbest bırakmayız.” diye karşı çıkacak; Claudia Roth tarafından açılan hakaret davasında tazminat ödemeye mahkûm edilecekti.

Her yerel yönetim seçiminden sonra hemen hemen tüm belediyeler pazarlamacıların istilasına uğrar. Şirketler ürettiklerini yeni seçilenlere tanıtır ve satmak isterler.

2004 yılındaki belediye seçimlerini SHP olarak kazanmıştık ve Dikili Belediye Başkan Vekili olarak görev yapıyordum. Genç bir pazarlamacı gelmiş, ürettikleri malları tanıtmış ve sohbet ediyorduk. Konu nereden ve nasıl açıldı bilemiyorum; Ayvaz Gökdemir için “Eniştem” demişti. Ablası Sevgi Gökdemirin meme kanseri tedavisi gördüğünü söylediğinde çok üzülmüştüm.

Ölüm sıra dinlemiyor. 2008 yılında Ayvaz Gökdemir öğretmenimizi, 2011 yılında da Sevgi Gökdemir öğretmenimizi kaybedecektik. Her iki öğretmenimi de rahmetle anıyorum.

Sanatın Toplumsal İşlevi


Ahşap Yakma Resim
Gürsel Şeref

“Sanat, şiddeti ortadan kaldırmalıdır, yalnız o yapabilir bunu!”

Stefano d’Anna’nın, “Size öğretilen ve anlatılan dünyanın, anlatıldığı gibi olduğunu söyleyenler sadece anlatanlardır. Korkmanız, çekinmeniz, endişe etmeniz gerektiği söylenen her şey, bu betimlemenin pençesindeki insanların fikirleridir. Oysa bunlar olumsuz duygulardır ve hiçbiri dünyaya geldiği hâliyle insanın mayasında olan hisler değillerdir. İnsan korkusuz doğar. Korku, zorla öğretilir,” diye betimlediği korku imparatorluğunun kollarında yabancılaşan insan(lık) tablosu Munc’un resmettiği ‘Çığlık’tan başka bir şey değildir…

Savaşla, yıkımla, yoksullukla, kan ve gözyaşıyla beslenen karanlık ‘Çığlık’ tablosunda insan(lık)ın umudu yine insan(lık)a ait devrimci sanatta ve isyandadır.

Çünkü yaratıcı sanat, savaş yıkıcılığına karşı duran; durmakla kalmayıp iyi, güzel ve doğrunun önünü açan bir dinamiktir. Tıpkı Ingeborg Bachmann’ın ifadesindeki üzere: “Bir gün gelecek, insanların siyah ama altın gibi parlayan gözleri olacak; onlar, güzelliği görecekler, pisliklerden arınmış ve tüm yüklerden kurtulmuş olacaklar, havalara yükselecekler, suların dibine inecekler, sıkıntılarını ve ellerinin nasır bağlamış olduğunu unutacaklar. Bir gün gelecek, insanlar özgür olacaklar, bütün insanlar özgür kalacaklar, kendi özgürlük kavramları karşısında da özgür olacaklar. Bu, daha büyük bir özgürlük olacak, ölçüsüz olacak, bütün bir yaşam boyunca sürecektir…”

Sözü edilen özgürlüğün yaratılmasında barış için savaşan devrimci sanatın rolü büyük olacaktır…

“Nasıl” mı? Gayet basit: Sanat, insan(lık)ı hakikâte ulaştırır. Onunla gerçekleri tanır, tanımlar ve tahayyül ederek, harekete geçeriz.

Onun görevi, kopya etmek değil, ifade ederek, yol açmaktır.

Michel Foucault kaygılarını, “Beni şaşırtan, toplumumuzda sanatın bireylere ya da hayata değil de yalnızca nesnelere ilişkin bir şey durumuna gelmesi,” diye dillendirirken; Louis Aragon da ekler: “Yeni sanat, aynı zamanda hem ağacı hem ormanı gösteren, onları neden gösterdiğini bilen, ‘sanat sanat içindir’den mümkün olduğunca uzak, insana yardımcı olmak, yaşam yolunu aydınlatmak tutkusu içinde olan, yaşam yolunun anlamını da hesaba katan ve bu yolculuğun öncülüğünü yapan kaçınılmaz, zorunlu bir yeni gerçekçiliktir”!

Evet devrimci sanat yalnızca kendisine verilenle değil, verilmiş olanın imgelemiyle de yaratır dünyasını. İmgelem yetisi, dolayısıyla soyutlama edimi olmadan, nitelikli bir geçmiş, bugün ve kendine özgü bir kültür yaratamaz devrimci sanat…

Ancak şu da unutulmamalı: Sanatçı, diğer insanların ne istediğini fark edip, bu talebi karşılamaya çalıştığı anda, sanatçı olmaktan çıkar. Sıkıcı veya eğlenceli bir esnaf, dürüst veya sahtekâr bir ticaret insanı olur…

Temel DEMİRER