Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam34
Toplam Ziyaret531018
Resim Tanıtım Köşesi
Ten - Metal
Tuval Üzerine Yağlıboya


Adnan Bey'in Tabloları, Resim Sanatının Biçimsel Özellikleri

Pop biçimsellik, evrensel bağlamda, dünyada, 1960’lı yıllardan beri sorgulanmaktadır. Türk resminde ise sanatçıların, tümden olmasa da, ara devrelerinde zaman zaman uğradıkları pop yaklaşım konusu, Yalım’ın elinde, sanatının yaşamsal amacı haline gelmiştir. Sanatçı, pop biçimselliğin kendine özgü ironik, figüratif yaklaşımlarını benimserken, diğer taraftan kendine ait fantastikleşen renk vurgularını  da gözler önüne sermekten kaçınmamaktadır. İşte bu noktada sanatçının değişik ve kendine ait olan yanı da, öncelikle biçim dili bağlamında ortaya çıkmaktadır. Çünkü renk tercihleri, tamamen resimlerinin kosmozunu da belirleyen bir özellik olmaktadır. Ayrıca resim yüzeylerini gerek boyayı kullanarak iki boyutlu, gerekse -ptik espriyi değerlendirerek üç boyutlaşan tuval gövdelerine ayırmaktadır. Bu ayırmalar mekânla ilgili boyutlaştırma çabaları olarak ayrıca dikkat çekmektedir.

Özkan Eroğlu

Şiirlerle Şenlendik - 13 Bölüm

ŞİİRLERLE ŞENLENDİK - 13. BÖLÜM

"Şiirlerle Şenlendik" adlı yazı dizimizin 13. bölümünü
siz ziyaretçilerimize sunmanın kıvancını yaşıyoruz!
kosektas.net

Şair Dr. Salim ÇELEBİ

30 Ocak 2015, Cuma

Şiirlerle Şenlendik, 13 - Sorma Hocam

1961 yılında ortaokulda okumak amacıyla, 80 km. uzaklıktaki Kayseri’ye gitmiştik. 1.000 nüfuslu bir köyden, 161.000 nüfuslu bir ile! İdris Amcanın Austin marka kamyonunun arkasında ve güle oynaya.

Etkilendiklerimiz hem nicelik ve hem de nitelik olarak değişmişti. Nazmi Toker Ortaokulunda Türkçe öğretmenimiz Sadık Güler idi: Mardinli ve Kürt kökenli. Bir dersimizde, o, kendine özgü şivesiyle:

Aman Aras, Han Aras
Bingöl’den kalkan Aras,
Al Başımdan sevdayı
Hazar’da çalkan Aras! 
diyerek, şiirin içimizi hoplatan güzelliğini gönlümüze nakşetmişti...

Ortaokulda öğrenciyken Yozgatlı bir arkadaşım, cebinden çıkardığı, baş ve son sayfaları yırtık bir kitaptan (Ders kitabı değil.) aşağıdaki şiiri okumuştu.

          SORMA HOCAM

Bana sual sorma, cevap müşküldür
Her sırrı ben sana açamam hocam;
Hakkın hazinesi darı değildir
Cami avlusunda saçamam hocam.

Kaydı ahiretle düşmem mihnete,
Ben burda memurum şimdi hizmete;
Hayvan otlatırken gidip cennete
Sana hülle donu biçemem hocam.

Miracı anlatma, eşek değilim
Bildiğin kadar da melek değilim;
Günahkâr insanım, ördek değilim
Bu ağır gövdeyle uçamam hocam.

Halka korku verme velvele salıp
Dünya ve ahiret bu köhne kalıp;
Ben softa değilim cübbemi alıp
İmaret imaret göçemem hocam.

Ölümden ürker mi tez ölen kimse?
Çoktan mazhar oldum ben hak nefese;
Bu demi sürerken ecel gelirse
İşimi bırakıp kaçamam hocam.

Şarabı men etme, o değil hüner
Âşık’ım, bâdesiz pek başım döner;
Gönlümde muhabbet ateşi söner
Özrüm var, sade su içemem hocam.

Nâr-ı cehennemi önüme serme
Günahımı döküp kaygılar verme;
Kitapta yerini bana gösterme
Ben pek o yazıyı seçemem hocam.

Feylesof Rıza'yım dinsiz anlama
Dini ben öğrettim kendi babama;
Her ipte oynadım cambazım amma
Sırat köprüsünü geçemem hocam.

Fotokopinin olmadığı o yıllarda şiiri defterime yazmış, defalarca okumuştum. Bir farklılık vardı bu şiirde. Çoğumuzun, büyüklerimizden duyarak öğrendiğimiz, yörelere göre de farklılıkları olan inanç değerlerimiz sorgulanıyordu. Karşı duruş vardı; o günlerde öğretilene ve algılanana. Darı gibi saçılan Hakkın hazinesi... Cennet-Cehennem... Ölümle korkutma... Miraç... Men edilen şarap... Günah-Sevap... Ecel... 



Yorumlar - Yorum Yaz


Sanatın Toplumsal İşlevi


Ahşap Yakma Resim
Gürsel Şeref

“Sanat, şiddeti ortadan kaldırmalıdır, yalnız o yapabilir bunu!”

Stefano d’Anna’nın, “Size öğretilen ve anlatılan dünyanın, anlatıldığı gibi olduğunu söyleyenler sadece anlatanlardır. Korkmanız, çekinmeniz, endişe etmeniz gerektiği söylenen her şey, bu betimlemenin pençesindeki insanların fikirleridir. Oysa bunlar olumsuz duygulardır ve hiçbiri dünyaya geldiği hâliyle insanın mayasında olan hisler değillerdir. İnsan korkusuz doğar. Korku, zorla öğretilir,” diye betimlediği korku imparatorluğunun kollarında yabancılaşan insan(lık) tablosu Munc’un resmettiği ‘Çığlık’tan başka bir şey değildir…

Savaşla, yıkımla, yoksullukla, kan ve gözyaşıyla beslenen karanlık ‘Çığlık’ tablosunda insan(lık)ın umudu yine insan(lık)a ait devrimci sanatta ve isyandadır.

Çünkü yaratıcı sanat, savaş yıkıcılığına karşı duran; durmakla kalmayıp iyi, güzel ve doğrunun önünü açan bir dinamiktir. Tıpkı Ingeborg Bachmann’ın ifadesindeki üzere: “Bir gün gelecek, insanların siyah ama altın gibi parlayan gözleri olacak; onlar, güzelliği görecekler, pisliklerden arınmış ve tüm yüklerden kurtulmuş olacaklar, havalara yükselecekler, suların dibine inecekler, sıkıntılarını ve ellerinin nasır bağlamış olduğunu unutacaklar. Bir gün gelecek, insanlar özgür olacaklar, bütün insanlar özgür kalacaklar, kendi özgürlük kavramları karşısında da özgür olacaklar. Bu, daha büyük bir özgürlük olacak, ölçüsüz olacak, bütün bir yaşam boyunca sürecektir…”

Sözü edilen özgürlüğün yaratılmasında barış için savaşan devrimci sanatın rolü büyük olacaktır…

“Nasıl” mı? Gayet basit: Sanat, insan(lık)ı hakikâte ulaştırır. Onunla gerçekleri tanır, tanımlar ve tahayyül ederek, harekete geçeriz.

Onun görevi, kopya etmek değil, ifade ederek, yol açmaktır.

Michel Foucault kaygılarını, “Beni şaşırtan, toplumumuzda sanatın bireylere ya da hayata değil de yalnızca nesnelere ilişkin bir şey durumuna gelmesi,” diye dillendirirken; Louis Aragon da ekler: “Yeni sanat, aynı zamanda hem ağacı hem ormanı gösteren, onları neden gösterdiğini bilen, ‘sanat sanat içindir’den mümkün olduğunca uzak, insana yardımcı olmak, yaşam yolunu aydınlatmak tutkusu içinde olan, yaşam yolunun anlamını da hesaba katan ve bu yolculuğun öncülüğünü yapan kaçınılmaz, zorunlu bir yeni gerçekçiliktir”!

Evet devrimci sanat yalnızca kendisine verilenle değil, verilmiş olanın imgelemiyle de yaratır dünyasını. İmgelem yetisi, dolayısıyla soyutlama edimi olmadan, nitelikli bir geçmiş, bugün ve kendine özgü bir kültür yaratamaz devrimci sanat…

Ancak şu da unutulmamalı: Sanatçı, diğer insanların ne istediğini fark edip, bu talebi karşılamaya çalıştığı anda, sanatçı olmaktan çıkar. Sıkıcı veya eğlenceli bir esnaf, dürüst veya sahtekâr bir ticaret insanı olur…

Temel DEMİRER