Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam68
Toplam Ziyaret579294
Şiir Tanıtım Köşesi

Das Gespräch (Sohbet), 1982
Fotograf: Mehmet Ünal


Marta

Bak, Marta!
Bak, işte sevgili kadını bu toprakların
Bak işte yazıyor burada
Bir milyon insanımız yurtdışında şimdi şu anda
Bir milyon insanımız sıra bekliyor
Dilekçe yazdırıyor bir milyonumuz
Yazdırmayı düşünüyor bir milyonumuz da...

Bak, Marta
Bak, işte
Yazıyor burada
Sen savaşı bitirdin ama ‘45’te
Benim savaş bitmedi
Sen kaldın ölülerin ve yıkıntılarınla başbaşa
Şu başının içi ışık
Ben kaldım ölülerim ve yıkıntılarımla başbaşa
Korkunç bir ışıksızlık
Şu kafamın içi benim
Karmakarışık...

Sevmemek mümkün değil şu hızlı trenlerini Almanya’nın
Yıldız gibi akıp gidiyorlar bu karışıklıkta
Bu ne kadar çok fabrika
Bu ne kadar demiryolu
Bu ne kadar otoban
Bu ne kadar araba
Bu ne kadar direk köprü kemer orman su geçit
Bu ne kadar demir kömür beton petrol ve işçi
Bu ne kadar yabancı
Bu ne kadar hız
Bu ne kadar...

Ah bilsem de Almanca’yı
Çatır çatır sorsam şu Almanlardan
Nasıl çıktı bu Krup
Nasıl çıktı bu Engels
Marks’ı siz mi yetiştirdiniz?

Hasan Hüseyin Korkmazgil,
Koçero Vatan Şiiri 

 

Şiirlerle Şenlendik - 28. Bölüm


ŞİİRLERLE ŞENLENDİK - 28. BÖLÜM

"Şiirlerle Şenlendik" adlı yazı dizimizin 28. bölümünü
siz ziyaretçilerimize sunmanın kıvancını yaşıyoruz!
kosektas.net

Şair Dr. Salim ÇELEBİ


Dünyanın en büyük şairlerinden birinin NÂZIM HİKMET olduğu, otoritelerce kabul edilen bir gerçektir. Ey Talim ve Terbiye Kurulu, özellikle de lise öğrenciliği yıllarımda okuduğum edebiyat kitaplarında; niçin Nâzım Hikmetin tek bir şiiri yoktu? Edebiyat dersi müfredatına, Nâzım Hikmetin şiirlerini niçin almadınız, okunmasını ve okutulmasın niçin yasakladınız? Hayatımın en güzel günlerinde, Nâzım Hikmetin şiirlerinden beni mahrum bırakma vicdansızlığını nasıl gösterebildiniz? Şair Dr. Salim ÇELEBİ


11 Eylül 2015, Cuma

Şiirlerle Şenlendik, 28 - Niye Nâzım - I

Ne zaman umutsuzluğa düşsem; umutlanmayı yeniden,

Kabuğunu soymayı yalanın,

Hazzına varabilmeyi özgürlüğün,

Dur diyebilmeyi; ezene, sömürene,

Haykırabilmeyi; “Savaşa hayır, ırkçılığa son!” sloganlarını,

Kavrayabilmeyi; “Kuvayı Milliyenin” ruhunu,

İmbikten damıtılan sessizliğin acımasız çığlığını,

Doğanın gücünü ve altın oranını,

Halkımız için darağacında haykıranı,

Ölüm ve yaşam arasındaki o kırılgan çizgiyi,

Doğruyu, güzeli, kötüyü, iyiyi,

Ayrılığın yürek burkan acısını,

Aşkı, sevdayı, hasreti,

Ve yurdum insanını ve inancı ve ihaneti,

Öfkenin, kederin, özlemin izdüşümlerini,

Dik durabilmeyi dağılmadan,

Dayanışmayı omuz omuza,

Esir olmamayı korkularımıza,

Yurt sevgisi, yurttaş sevgisi ve yurttaş dayanışmasını,

Korkmamayı; geçekleri seslendirmekten,

Bilinç ötemin savaş çığlıklarına; barış eli uzatmayı,

Dostluğu, kardeşliği,

Doğalı ve doğayı sevmeyi,

Gücün, birlik olmaktan doğacağını,

Yaşamın kutsallığını, varoluşun amacını,

Sevgiyi, “seni seviyorum,” diyebilmeyi,

Velhasıl; “iki gözlü, tek burunlu,”

Açık sözlü, yurdundan sorumlu

emekçi insan olmayı;

NÂZIM’IN şiirlerinde buldum; NÂZIM’IN şiirlerinden öğrendim.


Nankörlük ve Zekâ
 Nankörlük ve Zekâ
 
Nankörün kelime anlamı, kendisine yapılan iyiliğin değerini bilemez veya yapılan iyiliği çabuk unutan, olarak açıklanır.

Değer; kıymete yaraşır, değerli, zahmete yarar, önemli, zahmetin emeğin karşılığı, taşıdığı yüksek niteliklerin topluca ifadesi, biçilen kıymet.

Nankörlük, yapılan iyiliği unutma hali, güçsüzlük, zavallılık, zayıflık, kısırlık.

Konuyla ilgili olarak, zekâ durumlarından dolayı hayvanlar gelir akla. Özellikle kedi, nedense nankör bir hayvan bilinir. Kucağınıza alırsınız, okşar seversiniz, karnını doyurursunuz, bir de bakarsınız ki, hafif kızınca, tüm iyilikler unutulmuş ve tırnaklarını elinize yüzünüze oturtmuş.

İyilik yaptığınız insanın tırnağı, kalbinize oturur. Kedi tırnağı, elinize, yüzünüze. Kedi tırnağı kalbinizi nasıl görsün. Kedi çiziği bir gün gelir, geçer gider. Ya, kalbe oturan tırnak? silinir mi?

Kedi ile haşır neşir olan insanların da , ‘Hayır, kedi asla nankör değildir, nankör olan insandır.’ dediklerine tanık oluruz.

Hayvanların zekâlarının olmadığından ve nankörlüğünden bahsederken, köpek ile at’a haksızlık etmemek gerekir. At konusu, hemen hemen herkesin birşeyler işittiği, birşeyler bildiği , tanık ve gözlemleri olduğu ayrı bir husustur Bunu bilenler atı kesinlikle ayrı tutarlar.

Galiba, Goethe, “Nankörlük güçsüz insanların işi”, demiş. Önce güçlü insan anlamı üzerinde duracak olursak, güçlü insan tanımı ile ne anlaşılır? Yoruma açık olmasına rağmen güçlü, etli butlu babayiğit olmasa gerek. Böyle bir insanın iyilik bilirllik veya nankörlükle ilgisi olamaz.

Peki, buradaki güçlü insan, paralı pullu insan olabilir mi? Sanmam. Nice paralı pullu insan var ki, el çizme şöyle dursun gözünü oyar iyilik bulduğu adamın.
Geriye ne kalıyor? Ne kalacak akıl fukaralığı, yani beyinsizlik, yani iyiliğin bağlantısını kuramama. Öyle olunca da iyilik yapana nankörlük. Fillerin, timsahların, ayıların, aslanların, kaplanların bakıcılarına yaptıklarını televizyon haberlerinde görüyor, işitiyoruz.

Oysa birikimli, donanımlı, zeki insan yapılan iyiliği unutur mu? İyilikle, yaşam arasında bağlantı kurar. Yaşamına ve iç dünyasına katkılarını sorgular, düşünür ve bağlantılarını bulur.

“İyiliğin değerini bilme.” mutluluk zamanı gibidir. Akıllı insan, mutlu olduğu zamanı veya zamanları unutur mu? İyilik yapana karşı, hiç değilse kötülük düşünmez. Diyet borcu olarak da kabul etmez onu. İyilik, aklının bir köşesinde kalır, zamanı gelince ortaya çıkar ve karşısındakini mutlu eder.

Hüseyin Seyfi