Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi3
Bugün Toplam77
Toplam Ziyaret571975
Kitap Tanıtım Köşesi


Orhan Kemal
Diğer birçok Türk yazar gibi, hapishanelerde ezim ezim ezilmiş, kucağında yetiştiği toplum tarafından ödenememiş yazar.

Sarhoşlar - Türk edebiyatının en sevilen yazarlarından biri olan Orhan Kemal, öykülerini, romanlarını yazarken gerçeği içinde ele aldığı insanın, çıkışsızlığını, yaşam koşullarının ve kendi hatalarının başına açtığı işleri anlatırken asla umudu elden bırakmaz. Bu nedenle kimi zaman gülümsetirken kimi zaman göz yaşartan öyküleri okurda hiç silinmeyecek izler bırakır.

Orhan Kemal'in kitapları bir okurun hayatta rastlayabileceği o çok nadir hazineler arasında yer alır. Çok az yazar okurunun dünyasında onun kadar iz bırakır, okurunu onun kadar biçimlendirir. Orhan Kemal umudu ve iyimserliği yeniden kazanmamız için yol gösterir bize.


ISBN: 9752897564

Şiirlerle Şenlendik - 8. Bölüm

ŞİİRLERLE ŞENLENDİK - 8. BÖLÜM

"Şiirlerle Şenlendik" adlı yazı dizimizin 8. bölümünü
siz ziyaretçilerimize sunmanın kıvancını yaşıyoruz!
kosektas.net!

Şair Dr. Salim ÇELEBİ

5 Aralık 2014, Cuma

Şiirlerle Şenlendik, 8 - Oldu mu Ya!

Behçet Kemal Çağlar, "Güzelleme“si ile bizi, bizlere anlatırdı: Gözlemlediğimiz gibi, olduğu gibi, yaşadığımız gibi. Yermeden, yüceltmeden. (Şiirin, son beş üçlüğü alınmıştır.)                     

GÜZELLEME

Ot görmemiş bozkırlar, kat kat yeşil yamaçlar,
Anadan doğma keller, topukta sırma saçlar,
Keskin dertler, kestirme ilaçlar diyarı hey!

Ey ciritler, kalemler, oraklar, yatağanlar;
Ey turnalar, şahinler, ibibikler, doğanlar;
Selce taşıp, rahmetçe yağanlar diyarı hey!

Ey mısır koçanından kırılan inci dişler,
Ey en derin bilgiye taş çıkartan sezişler,
Ey dile gelmiş kurtlar ve kuşlar diyarı hey!

Tanrı yeşil, zeytin, çoban yeşili söğüt,
Halk türküsünde isyan, atasözünde öğüt,
Ey gümüş, kömür, demir ve kükürt diyarı hey!

Kız gibi ceylanların, ceylan gibi kızların,
Ötmez olmuş kuşların, ötüp duran sazların,
Ve sözün kısacası; bizlerin diyarı hey!

İlkokulumuzun salonunun duvarında trafik uyarı işaretleri vardı: “Karşıdan karşıya geçerken önce sola, sonra sağa, sonra tekrar sola bakın,” diye uyarırdı biz küçükleri. Bu uyarı işaretlerinin yan tarafında da karton bir kâğıda basılarak çerçevelenmiş durumda, Arif Nihat Asya’nın “Bayrak” şiiri bulunurdu.

BAYRAK

Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü, 
Kız kardeşimin gelinliği, şehidimin son örtüsü, 
Işık ışık, dalga dalga bayrağım! 
Senin destanını okudum, senin destanını yazacağım. 

Sana benim gözümle bakmayanın 
Mezarını kazacağım. 
Seni selâmlamadan uçan kuşun 
Yuvasını bozacağım.

Bayrak Şairi olarak da bilinen Arif Nihat Asya’yı Wikipedia, “Milliyetçi Şair” olarak tanımlıyor.

Kayseri Nazmi Toker Ortaokulunda okuyorken, Yurttaşlık Bilgisi Öğretmenimiz Tufan Doğan Avşargil (Bir dönem CHP Kayseri Milletvekili olmuştu.) Atatürk Milliyetçiliğini; yurt sevgisi, yurttaş sevgisi ve yurttaş dayanışması olarak tarif etmiş ve bir sacayağına benzetmişti.

Vatan, Millet, Bayrak gibi hepimizin içselleştirdiğimiz değerlerimiz var. Fakat içselleştirilen bir değeri, herkes aynı gözle görmez, göremez. Göremedi diye de onun mezarını kazmak mı (öldürmek mi) gerekir?

Hele hele, içselleştirdiğin bir değeri selamlamadı diye bir kuşun yuvasının bozulması, mesaj olarak okuyucuya sunulabilir mi? Oldu mu ya!

Kısa dönem askerliği ilk yapanlardan biri de benim: 1975 yılında, Isparta’da. 4 Aylık kısa dönemin ilk 3 haftası ve son 3 haftası izinli sayılmış ve topu topu 2,5 ay askerlik yapmıştık.

35-40 kişiden oluşması gerekirken, 100 kişiden oluşan takımımızın komutanı, yeni mezun olmuş bir teğmendi. Bizler, üniversite mezunu, kamuda görev yapan kişilerdik.

Zaman zaman Komutanımız savaş senaryoları oluşturur ve bize uygulatmak isterdi. Bir keresinde, “Savaştasınız. Elinizde tüfeğinizle ormanlık bir alanda yürüyorsunuz. Biraz ilerinizdeki bir ağacın arkasında, düşman askerlerinden birinin saklandığını gördünüz. Ne yaparsınız?” diye her birimize teker teker sormuştu. Verdiğimiz cevaplar hemen hemen aynıydı. “El sallarım Komutanım. İşaret dilini kullanırım Komutanım. Cebimden mendilimi çıkarır sallarım Komutanım. Sigara ikram ederim Komutanım…”

Verdiğimiz yanıtlara kızarak bağırıp, çağırmış; fakat hiçbirimizden, “Tüfeğimle nişan alır, ateş eder, öldürürüm.” yanıtını alamamıştı.

Komutanımızın bağırıp, çağırmalarına karşı verdiğimiz tek bir cevap vardı. Her bireyin ve her ülkenin ilke edinmesi gereken, Yüce Atatürk’ümüzün o muhteşem deyişi: “YURTTA BARIŞ, DÜNYADA BARIŞ.”



Yorumlar - Yorum Yaz
Sivas Katliamı

Dünden Bugüne Sivas Katliamı

Türkiye tarihinin en kanlı katliamlarından biri, bundan 27 yıl önce 2 Temmuz 1993 tarihinde bir Cuma günü Sivas'ta gerçekleşti. Kendilerinden 400 yıl önce yaşayan Pir Sultan Abdal'ı anmak isteyen 33 ardılı, konakladıkları Madımak Oteli'nde Türkiye'nin gözleri önünde diri diri yakıldı. Katliamın yaşandığı otel ise hâlâ "Utanç Müzesi" yapılmadı. 

EVLERE PROVOKATİF BİLDİRİLER BIRAKILDI

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) tarafından 30 Haziran 1993'te anma etkinliklerinin 4'üncüsüne katılmak için yüzlerce aydın, sanatçı ve ozan Ankara'dan Sivas'a hareket etti. Sivas'a ulaşılmasıyla başlayan etkinliklerin ilk günü planlanan şekilde geçerken, "Şeytan’ın Ayetleri" adlı kitabı Türkçe’ye çeviren ve etkinliklere katılan Aziz Nesin üzerinden etkinliğin ikinci günü kentte kimi provokasyonlar başlamıştı.

Camilerde ve çevresinde bazı gruplar toplanmaya başlarken, anma etkinliği için gelen gruba saldırı olabileceği söylentileri şehirde yayılmaya başlandı. Halen kimler tarafından basıldığı açıklanmayan ve üzerinde "Müminlere öz canlarından daha ileri olan Allah Resûlü (S.A.V.)'ne ve O'nun temiz zevcelerine, Allah'ın beytine (Kâbe'ye) ve kitab'ı Kur-an'a alçakça küfredilmekte ve müminlerin izzet ve namuslarına saldırılmaktadır" gibi halkı kışkırtıcı ifadeler bulanan ilanlar evlere bırakıldı. Bildiriler özellikle etkinlik için gelen yazar ve şairlerin kitaplarını imzaladığı Buruciye Medresesi etrafında dağıldı. Yerel gazeteler de bildiriyle aynı nitelikte manşetlerle çıktı.

1 Temmuz günü açık yapılan provokasyonlara rağmen şehirde ve etkinliklere gelenlerin konakladığı Madımak Oteli'nde fazladan bir önlem alınmamıştı. Aziz Nesin 2 Temmuz’da yaptığı basın toplantısında, yerel gazetelerin attığı manşetlere tepki gösterdi. Ancak İhlas Haber Ajansı (İHA) muhabirinin tahrik edici sorular yöneltmesi üzerine kentte hakim olan gergin hava daha fazla kendini gösteremeye başladı.

Şenlikler kapsamında Can Şenliği oyuncuları davul eşliğinde bir gösteri yapmak için çağrı yaptı ancak Çifte Minare etrafında Cuma namazı için toplanan grup bu çağrıyı, “Ezanı bastırmak istiyor zındıklar” diyerek provoke etti. Ardından "Sivas laiklere mezar olacak", "Cumhuriyet Sivas'ta kuruldu, Sivas'ta yıkılacak", "Sivas Aziz'e mezar olacak" sloganları atarak Cuma namazından çıkan gruplar anma etkinliğinin yapıldığı Kültür Merkezi’nde bulanan yurttaşlara saldırdı.

Kültür Merkezi etrafındaki saldırıların durmasının ardından saldırganlar kalabalıklaşmaya başladı ve sayıları onbinleri buldu. Hükümet Konağını taşlamaya başlayan saldırganlar, Hükümet Konağına 500 metre mesafede olan Madımak Oteli’ne saldırdı. Otelin önüne gelen ve "Asker Bosna'ya" sloganıyla karşılanan bir grup asker, bir süre otel çevresinde bekleyip saldırganlarla görüştükten sonra ayrıldığı ortaya çıktı. Saldırganlar otelin önündeki arabaları ters çevirip, araçlardan aldıkları benzinle tutuşturdu oteli. Yangını söndürmek için gelen itfaiye ekiplerinin de su hortumlarını parçalayan saldırganlar yangının büyümesi için otelin kırık camlarından içeri benzinle ıslatılmış bez parçaları attı.

Bu sırada otel içinde kalanlar yetkilileri aradı ve oteldeki çığlıkları dinleterek yardım istedi. Dönemin Sivas Valisi, Emniyet Müdürü ve birçok yetkilisine ulaşarak önlem alınmasını istedi. Dönemin Başbakanı, İçişleri Bakanı, Başbakan Yardımcısı ve parti liderleri de arandı. Yetkililerin "Korkmayın her türlü önlem alındı" demesine rağmen bahsedilen önlem bir türlü alınmadı. Hatta kimi iddialara göre, katliamdan sonra görevden alınan Sivas Emniyet Müdürü Doğukan Öner'e olayların büyüdüğü haberi verilmiş ancak Öner'den "Müdahale etmeyin" emri alınmıştı.

Yaklaşık 12 saat sonra saldırgan gruba "müdahale edildi" ve yangın söndürüldü. İkisi otel görevlisi olmak üzere anma için gelen 35 kişi yaşamını yitirdi. Otelde kalan 51 kişi kendi olanaklarıyla otelden kurtuldu.

Alevi toplumunu hedef halan katliamda, yazar, şair, sanatçı, felsefeci, ozan ve çocuk yaşta insanlar yaşama gözlerini yumdu. Katledilenlerin her biri sadece Alevi toplumunun değil aynı zamanda Türkiye'nin de yetişmiş önemli değerleriydi. 

Yaşamını paylaştığı, eşi Muhibe Akarsu ile birlikte Madımak'ta sonsuzluğa uğurlanan, Ozan Muhlis Akarsu, Karacaoğlan ve Pir Sultan Abdal'dan etkilendiği sanatıyla Alevi toplumunun gönlünde yer etmişti. Yaptığı türkülerden kaynaklı 1980 Darbesi'nde hapse atılan Arkarsu, arkasında 100'ü aşkın plak, 4 kaset ve çok sayıda deyiş bıraktı. 

Araştırmacı-yazar Asım Bezirci ise, Sivas katliamı sırasında 67 yaşındaydı. Bezirci, üniversite yıllarında sosyalizm fikriyle tanıştı ve Türkiye Sosyalist Partisi'ne üye oldu. Bezirci, arkasında yayınlanmış 70 kitap bıraktı. 

Göğsünde taşıdığı ve türkülerini onunla söylediği "üç telli cura"nın son ustası olan, Alevi Bektaşi halk ozanı Nesimi Çimen de, 33 canın arasındaydı. Kirmançkî deyişleriyle de bilenen Çimen, Zeytinburnu'da bir gecekondu evinde yaşıyordu. Misafirleri arasında yol arkadaşları, Yaşar Kemal ve Yılmaz Güney'in de bulunduğu çok sayıda sanatçı, ozan ve aydın bulunuyordu. 

"Nevroz" adlı kasetiyle ilk resmi Kürtçe kasetin sahibi olan ve Alevilerin "Şelpe" ezgisini ilk duyuranlar arasında yer alan Hasret Gültekin, 6 yaşında saz çalmaya başladı, 11 yaşında sahne aldı, 22 yaşında saz virtüözü oldu. 

Şair ve yazar Metin Altıok, ağır yaralı olarak kurtulduğu Madımak katliamının ardından kaldırıldığı hastanede yaşama gözlerini yumdu. 60'lı yılların genç şairleri arasında sayılan Altınok, yalın bir dille arkasında onlarca eser bıraktı.


Evrensel Gazetesi