Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam84
Toplam Ziyaret544532
Film Tanıtım Köşesi

Son Tren

Der Letzte Zug / The Last Train

Son Tren, 2006 Almanya Çek Cumhuriyeti ortak yapımı dramatik savaş filmidir. Joseph Vilsmaier ve Dana Vávrová'nın birlikte yönettikleri filmin başlıca rollerinde Gedeon Burkhard, Lena Beyerling ile Türk kökenli İsviçreli oyuncu Lale Yavaş ve Türk kökenli Alman oyuncu Sibel Kekilli oynamışlardır.

Yıl 1943. II. Dünya Savaşı'nın sonlarına doğru Berlin'den toplanan bir grup Yahudi, katır vagonlarında toplama kampı Auschwitz'e doğru yola çıkar. Su ve yemek verilmeyen insanların çoğu bu acı dolu yolculuk sırasında hayatını kaybeder. Ancak yaşam savaşı geride kalanlar için devam etmektedir. Eski yaşantılarına özlem duyan ve farklı sınıflardan gelen bir avuç insan artık aynı kaderi paylaşmaktadır. Bir türlü bitmek bilmeyen zorlu yolculuk sinirlerin harap olmasına ve dengesiz davranışlara sebep olur.

Vikipedi, özgür ansiklopedi

Şiirlerle Şenlendik - 6. Bölüm

ŞİİRLERLE ŞENLENDİK - 6. BÖLÜM

"Şiirlerle Şenlendik" adlı yazı dizimizin 6. bölümünü
siz ziyaretçilerimize sunmanın kıvancını yaşıyoruz!
kosektas.net!

Şair Dr. Salim ÇELEBİ

21 Kasım 2014, Cuma

Şiirlerle Şenlendik, 6 - Haydi, Karşı Çıkma Ağaç Katliamına!

Yukarı, orta ve aşağı olmak üzere 3 mahallesi vardı Köşektaş'ımızın. Her evin koyunları olurdu ve kırlarda otlatılması amacıyla her mahalle bir çoban tutardı. Koyun sayısına göre belirlenirdi çobana verilecek ücret. Öğle ve akşam vakitleri kırdan gelecek koyunlarımızı bekler, okuma kitabımızdan da Ziya Gökalp'in "Çoban" adlı aşağıdaki şiirini okurduk.

ÇOBAN

Kat sürünü önüne
Dolaş dağ, dere çoban,
Eriştin mutlu güne
Diz çök bir yere çoban.

Al eline kavalı
İndir sürüyü suya,
Her yer yeşil bir halı
Doyum olmaz uykuya.

Şu koyu gölgelerin
Altında dinlen çoban,
Düşünme derin derin
Biraz serinlen çoban. 

Gezi olayları ağaç katliamı nedeniyle başlamadı mı? Tüm ODTÜ, kampüsten geçirilecek yol için; kesilmesi amaçlanan ağaç katliamına karşı direnmiyor mu?

Tabi ki yollar yapılmalı. Artan nüfus ve buna paralel olarak artan trafikteki araç sayısı, yeni yol yapımını zorunlu kılıyor. Gelişen günümüz teknolojisinde, ağaçların kesilerek yol yapılması en ilkel yöntem. Günümüzün teknolojisi ile yolu ağaçların üstünden veya altından geçirebilmek mümkün. Sadece maliyeti biraz artar.

Ülkemizin 3 yanı denizlerle çevrili ve Hopa’dan İskenderun’a, kıyılarımızın uzunluğu 8333 km. AB Ülkelerinde, yurt içi yük taşımasında karayolunun payı % 40 iken, ülkemizde yük taşımacılığının %90’ı karayoluyla, %5’i demiryoluyla, %4’ü de deniz yoluyla yapılmakta. Unutmayalım ki deniz ulaştırması; demiryolundan 3 kat, karayolundan 7 kat ve havayolundan 21 kat daha ucuzdur.

Şimdi bir de HES belası musallat oldu başımıza. Ekolojik dengeyi altüst eden bir uygulama. Projenin uygulanmaya başladığı yerlerde halk ve sivil inisiyatifler, doğanın bu acımasız talanına karşı koymaya çalışıyor, çalışıyoruz; umarım başarılı oluruz.

Somanın Yırca köyünde, termik santral yapılması amacıyla kesilen 6000 zeytin ağacının acısı hâlâ yüreklerimizde. Ülkemizi yöneten politikacıların, “Dağ taş zeytin ağacı dolu," şeklindeki savunmaları, gelecek açısından kaygı verici ve ürkütücü!

KÖŞEKTAŞLI gazeteci ÖZER AKDEMİR'in, doğa ve çevre konusundaki yazılarını ve yaptığı programları; kıvançla ve gururla takip ediyoruz.

Mehmet Emin Yurdakul’un “Sakın Kesme,” adlı şiiri de vardı ders kitaplarımızda.

          SAKIN KESME

Ey hemşeri, sakın kesme! Yaş ağaca balta vuran el onmaz;
Bu kütükler, 'Nice yıldır, hiç birine kervan gelmez, kuş konmaz.'
Bunları kes, o baltanla çürümüş ağaçları yere ser.
Bak, sizin köy şu yemyeşil koruluğun gölgesinde ne güzel!
Gönülleri açmadadır yaprakların arasından esen yel.
Yazık, günah olmaz mı ki, çıplak kalsın bu zümrüt yurt, şirin yer.

Hem dünyada en birinci borç değil mi her kula,
Bir tohumu fidan yapmak, fidanı da bir orman?
Eğer böyle olmasaydı ne kalırdı oğula:
'Mirasımı artır' diye öğüt veren Atadan?

Sakın kesme! Her dalında bir güzel kuş ses versin.
Sakın kesme! Gölgesinde yorgun çiftçi dinlensin.
Sakın kesme! Şu verimli köye kanat, kol gersin.
Sakın kesme! Aziz vatan günden güne şenlensin.

1981 yılında ayrıldığım İstanbul'a, tam 29 yıl sonra, 2010 yılında geldiğimde, gördüklerim beni dehşete düşürdü. Taksimden girerek, Tünele kadar yürüdüm İstiklâl Caddesinde; (Beyoğlu’nda) "Olamaz, hayır!" diye kendi kendime söylenerek ve "Lanet olsun!" diye iç geçirerek.

Gerçekten olamaz! O güzelim caddede, kesilmedik tek bir ağaç dahi kalmamış! Hangi vicdan, hangi anlayış, hangi yönetim, hangi insan(!) hangi nedenle caddeyi yeşilsiz bırakabilir? Tüm anılarım, tüm yaşantılarım çalınmış. İnsanlığımdan utandım, hâlâ da utanıyorum! Yazıklar olsun!



Yorumlar - Yorum Yaz
Kitap Tanıtım Köşesi


Milliyetçilik:
Türkiye'nin Çıkmazı

“Erdoğan Aydın, bugün Türkiye’nin en çok ihtiyaç duyduğu bir etkinliğe çağırıyor okuru: Düşünmeye! Rehberlik ediyor üstelik.”

Milliyetçilikle dünyayı ve insanlığı sürekli savaş gerilimine sokmaktan başka bir şey yapılamayacağı bir yana; ülkenin sorunlarına da çözüm üretilemez. Modernçağ tarihinin de gösterdiği gibi milliyetçilik; insanlığa, ortaçağdaki dinsel ideolojilerle kıyaslanacak denli büyük felaketler getirmiştir. Bütün savaşlar, artan silahlanma, eğitim, sağlık ve kalkınma bütçelerinin kısılması, hep milliyetçilikle meşrulaştırılmıştır. Dahası; insanı ve haklarını, dinin yerini alan yeni bir kolektif kimlikle ezmenin ve burjuvazinin çıkarlarına feda etmenin aracı olmuştur.

Sorunlarımızı görüp aşmamızı sağlayacak demokratik sağduyumuzu elimizden alıp, bizi öteki inanç ve halklara düşman etmekte din nasıl olumsuz bir misyon görmüşse, milliyetçilik de modern koşullarda aynı misyonu görmektedir.

Bu bağlamda devlet kendi halkına, sürekli olarak "davulcuya kaçabilecek kız" muamelesini reva görmektedir.
Özetle bu kitapta, milliyetçiliğin -ve yanısıra dinin- halkın kontrolü, tektipleştirilmesi ve haklarının unutturulması için nasıl temel bir ideolojik araç olarak kullanıldığı gösterilmektedir.

Kitap, kâh tarihe gidip, kâh günümüzde tartışılan sorunlara gelerek, milliyetçilikle şekillendirilmiş Türkiye’nin öyküsünü anlatıyor.
“Egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait” olduğunu bağıran egemen söylemin ardında, gerçekte “milletin” nasıl güdülüp kontrol altında tutulduğunu gösteriyor. “Milletini ve ülkesini sevmek” sanısının aksine milliyetçiliğin, hak ve özgürlüklerimize yabancılaştırılmamızı sağlayan bir egemenlik ideolojisi olduğunu gösteriyor.

Füsun Akatlı

Milliyetçilik: Türkiye'nin Çıkmazı

Erdoğan Aydın.

ISBN: 9789750406355