Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam75
Toplam Ziyaret831463
Resim Tanıtım Köşesi

Norman Rockwell

11 Ocak 1966, Look Magazine, Picasso vs Sargent

Bir duvarda John Singer Sargent’in, diğerinde Picasso’nun bir tablosunun sergilendiği bir galeri salonu. Sargent’ın Bayan George Swinton portresi 1897’de, Picasso’nun Marie-Thérèse Walter portresi ise 1930’larda yapılmış. Kızıl saçlı, genç ve zarif bir kadın Picasso’nun kübist tablosuna bakarken; başka bir kadın ile küçük kızı, Sargent’ın özenle hazırlanmış yaldızlı çerçevesi içinde yer alan büyük portresini inceliyor.

Sargent’ın tablosunun önündeki kadın saçlarını bigudilere sarmış, mantosunu ve topuklu ayakkabılarını giymiş; kızı da annesi gibi saçlarını bigudilere sarmış, elinde oyuncak bebeğini tutuyor. İkisi de uzun bir dönemin idealize edilmiş zarafet ve güzellik anlayışını temsil eden bu portreye bakıyor.

Kızıl saçlı genç kadın ise kot pantolon, düz çizmeler ve siyah bir kazak giymiş; deri ceketini kolunda taşıyor. Picasso’nun kübist portresine bakarken rahat ve özgüvenli bir hâli var.

Norman Rockwell, 1963’te The Saturday Evening Post’tan ayrıldıktan sonra LOOK Magazine ve diğer bazı yayınlar için çalıştı. The Saturday Evening Post için yaptığı kapaklar Amerikan kültürünün idealize edilmiş, nostaljik bir görünümünü sunuyordu; ancak dergiden ayrıldıktan sonra üslubu ve odağı değişti. Çalışmaları giderek çevresindeki insanların taşıdığı endişelere yöneldi: sivil haklar hareketi, savaş ve yoksulluğun yarattığı toplumsal kaygılar, sanat ve bilimdeki modern gelişmeler…

Picasso ise modernizmi sanat dünyasına taşıyan en önemli figürlerden biriydi ve kültürel dönüşümlere öncülük etti. 1960’lar aynı zamanda sivil haklar hareketleri, kadın hareketleri ve sosyal normlara meydan okunan büyük kültürel değişimlerin yaşandığı bir dönemdi. Artık kadınlar annelerinin izinden gitmiyordu; odakları yalnızca eş ya da anne olmak değil, merak ederek ve sorgulayarak toplumda kendi seslerini duyurmak hâline geliyordu.

→Bu resim betimlemesi, İngilizce aslından Türkçeye uyarlanmıştır.


kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası

Şiirlerle Şenlendik - 30. Bölüm

ŞİİRLERLE ŞENLENDİK - 30. BÖLÜM

"Şiirlerle Şenlendik" adlı yazı dizimizin 30. bölümünü
siz ziyaretçilerimize sunmanın kıvancını yaşıyoruz!
kosektas.net

Şair Dr. Salim ÇELEBİ

25 Eylül 2015, Cuma

Şiirlerle Şenlendik, 30 - Nâzım ve Çocuklar

Gezici araştırma şirketi, 2014 yılı "Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı” nedeniyle yapmış olduğu bir araştırmayı (Türkiye'deki çocuk profili anketi) kamuoyu ile paylaştı. İşte, çocuklarımızın 2014 yılındaki hali pür melali:

 * Son 6 ay içerisinde %12,4 ü kitap almış, %87,6 sı kitap almamış

 * Evli olanların %4,4 ü severek evlenmiş, %95,6 sı ailesi veya büyükleri tarafından veya zorla evlendirilmiş.

 * Çocukların %58,9 unun evinde anne-baba kavgası varmış,

 * Engeli olduğunu ifade edenlerin oranı %15,9,

 * Ailesinden fiziksel şiddet görenlerin oranı, %45,8,

 * Çocukların %27,8 i evli,

 * Evli çocukların % 76,9 unun çocuğu var,

 * Kız çocuklarının % 37,7 si, erkek çocuklarının %22,6 sı okula gitmiyor,

 * Okuyan çocukların %27,6 sı aynı zamanda çalışıyor,

 * Çocukların %18 inin, evde kendilerine ait bir odaları var,

 * Çocukların %14 ü Cumhuriyeti kimin kurduğunu bilmiyor,

 * Çocukların % 41,4 ü Cumhuriyetin ilan edildiği tarihi bilmiyor,

  * Ve bu çocuklarımızın %60,8 i, ailelerinin kendileriyle sohbet etmediğini ifade ediyorlar.

Canımız, geleceğimiz olan bu güzel çocuklarımıza, Nâzım Hikmet yıllar önce bütün içtenliğiyle seslenmiş.

NİKBİNLİK (İYİMSERLİK)

Güzel günler göreceğiz çocuklar,
güneşli günler
                göre-
                      -ceğiz...
Motorları maviliklere süreceğiz çocuklar,
ışıklı maviliklere
                          süre-
                                -ceğiz...
Açtık mıydı hele bir
                            son vitesi,
adedi devir.
         Motorun sesi.
Uuuuuuuy! çocuklar kim bilir
                                  ne harikuladedir
             160 kilometre giderken öpüşmesi...

Hani şimdi bize
cumaları, pazarları çiçekli bahçeler vardır,
             yalnız cumaları
                      yalnız pazarları.
Hani şimdi biz
bir peri masalı dinler gibi seyrederiz
                    ışıklı caddelerde mağazaları,
hani bunlar
77 katlı yekpare camdan mağazalardır.
Hani şimdi biz haykırırız
     Cevap:
            açılır kara kaplı kitap:
                                            zindan.
Kayış kapar kolumuzu
                              kırılan kemik
                                               kan.
Hani şimdi bizim soframıza
                                 haftada bir et gelir.
Ve
çocuklarımız işten eve
                            sapsarı iskelet gelir.
Hani şimdi biz.
İnanın:
        güzel günler göreceğiz çocuklar
        güneşli günler
                            göre-
                                  -ceğiz.
Motorları maviliklere süreceğiz çocuklar,
ışıklı maviliklere
                          süre-
                               -ceğiz…


Köşektaş Hikayeleri


Kocaoğlan
Celalettin Ölgün

Köşektaş’ı, insanını ve geçmişini tümdengelimle değil, aldığı duyumlar ve yaptığı gözlemlerle anlatarak, gösterilmek isteneni değil, var olanı göstermiş olan Celalettin Ölgün’e çok teşekkür ediyoruz!

kosektas.net


Köyümüzde geleneklerin birçoğu yıllardır hiç değişmeden yaşatılır. Kış mevsiminin yarıya bölündüğü 15–17 Şubat günleri arasında düzenlenen “Saya” olarak bilinen oyun da bunlardan biridir. Saya, eski Türk geleneklerinden olup kuzuların ana karnında tüylenmeye başladığı günlerde yapılan bir kutlamadır.

“En iyi sayayı Kelik Derviş donatır” derlerdi. Sayada; elinde palaskasıyla önüne geleni döven, yüzü tava karasıyla boyanmış “Arapoğlu”; koldan kola geçirilmiş uzun bir sopanın üzerinde beyaz giysiler içinde “şebek”; kadın giysileri giymiş ama kim olduğu belli olmayan erkek “gelin”; çoban kürküne sarılmış “ayı”; “köse” ve tef çalıp türkü söyleyerek bunları oynatan gençler, Kelik Derviş’in elinde yeni bir kimlik kazanırdı.

Sayanın oynandığı evlerden yağ, bulgur, şeker ve para toplanır, sonra bunlar paylaşılırdı. Tefçi dışında tüm oyuncuların arkasındaki en büyük zil ya da “çan”ın çıkardığı ses, sayanın görkemiyle orantılı olurdu ve bu ses köyün öbür başında bile duyulurdu. Köyün tüm evleri—eğer “saya geliyor” diye ışıkları söndürüp içeri saklanmamışlarsa—dolaşılır, her kapıda saya oynanırdı.

Geçmiş yılların birinde, Kelik Derviş’in evinde yine görkemli bir saya donatılmış. Türkücü ve tefçi olarak Sahre’nin Hacı görevlendirilmiş. Epey dolaştıktan sonra, iri yarılığıyla ün salmış ve “Kocaoğlan” namıyla bilinen Yusuf’un (Şahin) evine gelinmiş. Kocaoğlan kapıya çıkar çıkmaz Hacı türküsünü tutturmuş:

Ortaköy’ün yağmuru, Kocaoğlan
Çıkamıyom çamuru, Kocaoğlan
Kocaoğlan’ın ayağı, Kocaoğlan
Canı istiyor dayağı, Kocaoğlan...

Hacı türküsünü söylerken, gelin rolünde oynayıp dans eden kişinin Kocaoğlan’ın oğlu Asım’dan başkası olmadığı anlaşılmış. Kocaoğlan ilk başta kendisiyle alay edildiğini fark etmemiş; ancak “Kocaoğlan şöyle, Kocaoğlan böyle” söylemlerinin uzamasıyla, söylenenleri kavradıktan sonra eline bir sopa alıp:

“Ne diyo bunlar!” diyerek sayacıları kovalamaya başlamış.

Köşektaş düğünlerinin renkli simaları Kel Köçek ile Kelik Derviş yanyana ve kolkolalar.


Kelik Derviş: Derviş Tek. Kurtuluş Savaşı gazisidir. Yarı erkek yarı kadın bir yaşam tarzı sürer; giyim ve davranışlarıyla kadınlara özenirdi.
1974 yılında ölmüştür.


İlhan (?): Kel Köçek. Aslen Adanalıdır. Hacıbektaş’ta yaşar; kendine özgü kostümü ve oyun stiliyle çevre köylerin düğünlerine neşe katardı.
Ölümü ?

Kocaoğlan: Yusuf Şahin. Kurtuluş Savaşı’na katılmış, fakat daha sonra kaçmıştır. Bu sebeple İstiklal Mahkemeleri’nde yargılanmış, idama mahkûm edilmiş, daha sonra afla kurtulmuştur.
1983 yılında ölmüştür.