Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam7
Toplam Ziyaret554419
Film Tanıtım Köşesi

Sophie Scholl
Son Günler/Die Letzten Tage


Yönetmenliğini Marc Rothemund’un yaptığı 2005 yapımı Sophie Scholl: Son Günler (Sophie Scholl: Die letzten Tage), İkinci Dünya Savaşı’nın sonları yaklaşırken, Nazi Almanyası’ndaki bir yargılamayı konu ediniyor. Nazi dönemine ait sinema filmleri, ağırlıklı olarak Yahudi soykırımını işler. Ayrımcılık, zulüm, işkence ve katliam... Bu filmde ayırımcılık veya soykırım ana temayı oluşturmuyor. Yargılananlar, idama mahkûm edilenler ve cezaları infaz edilenler ari Alman ırkının mensupları. Eğitimli, kentli, sağlıklı, yakışıklı,  gençler. Filmin ana kahramanı, Sophie Scholl, bir üniversite öğrencisidir.

Abisinin de dâhil olduğu birkaç kişiyle birlikte, küçük fakat gizli bir örgütün üyeleridirler. Beyaz Gül adlı örgüt Nazi yönetimine muhaliftir. İşin doğrusu, bugünün ölçütleriyle düşünüldüğünde örgütün eylemleri çok da büyütülecek cinsten değildir. Örgüt üyeleri bir şekilde edindikleri bir daktilo ve bir de teksir makinesi ile, yazdıkları bildirileri telefon rehberinden buldukları adreslere postalamaktadırlar. Bildiriler Nazi yönetimini eleştirir. Eleştirinin dozu, yine bugünün ölçütleriyle düşünüldüğünde, hiç de yüksek sayılmaz: Nazi yönetiminin girdiği savaş haklı bir savaş değildir, izlenen saldırgan politikalar yanlıştır, savaş politika ve kararı pek çok Alman’ın hayatını kaybetmesine neden olmuştur, kazanılamayacak bir savaşa girilmiştir, Almanlar savaşı kaybedecekler ve zor duruma düşeceklerdir. Örgütün bildiri basmaktan ve bunları postalamaktan başka bir eylemi yoktur.

Yazının tümünü okumak için tıklayın

Şiirlerle Şenlendik - 38. Bölüm

ŞİİRLERLE ŞENLENDİK - 38. BÖLÜM

"Şiirlerle Şenlendik" adlı yazı dizimizin 38. bölümünü
siz ziyaretçilerimize sunmanın kıvancını yaşıyoruz!
kosektas.net

Şair Dr. Salim ÇELEBİ

4 Aralık 2015, Cuma

Şiirlerle Şenlendik, 38 - Sessizlik - I

Sessiz olduğumuz, olmamız gereken anlar vardır: Film seyrederken sinemalarda, tiyatroda oyun izlerken, okullarımızdaki 40 dakikalık derslerimizde, konferanslarda...

Bedenimiz de sessizliğe gereksinim duyar periyodik olarak ve uyuruz; bir sonraki güne zinde girebilmek için. Bu nedenle "gece" sözcüğü, uyku ve sessizlikle ilgili olarak algılanır.

Hekimlikte sessizlik olgusu, çökkünlük veya depresyon kelimeleriyle ifade edilir: Kişinin, diğer kişilerden ve olaylardan kaçarak; içine, kendine dönmesi hali.

Yasaların suç saydığını yapan insanlar, cezalandırılıp hapse atılarak zorunlu sessizliğe itilirler: Hırsızlar, katiller, soyguncular... Nâzım ne hırsızdı, ne katil, ne de soyguncu; fakat buna rağmen uzun yıllar hapis yattı. Bir tek nedeni vardı bunun: Aklının ürünü olan, yazdığı şiirler...

Zaman ve mekan ne olursa olsun, mutlak sessizlik yoktur doğada: Kuşların cıvıltısı, çiseleyen yağmurdaki zerafet, rüzgarın ıslığı... Doğada var olan çok sesliliği nasıl yok etme şansımız yoksa; insanların çok sesliliğini de yok edemeyiz. Boşunadır bu uğurda kurulmak istenen baskı, boşunadır bu uğurda gösterilen otoriter yaklaşımlar.

Herşey ve herkes aynı olsaydı; aynalara gerek kalmazdı.

SÜKU

 
Dışarda,
kara zıpkasında kızıl sırmalar yanan                        
bir eşkıya hali var basabas çıkmak çalan havalarda...  
Dışarda,
kara kulak bıçaklarla horon oynuyor
askeroz deresinden yirmi hovarda.
Dışarda.. 
 
Biz içerde susuyoruz.
Sükutumuzun boynuna saplı değil
kara bir kartalın kanadından kopan bir ok..
Dışarda..
Biz içerde susuyoruz
sükutumuzun sırtında düğmeleri ilikli eski bir redingot yok..
 
 
Dışarda,
yürüyor ateş gemileri gibi rüzgarda  
sarı safranların  kokuları.
Dışarda..
Biz içerde susuyoruz
bir fişek yatağında kurşun nasıl susarsa.
Haykırsın sıkıysa sükûtumuzdan hızlı
gökkubbenin altında öyle bir sada varsa !!
 
Dışarda karanlıklarda çatırtıyor deniz
böğründen vurulmuş bir roman gibi.
Biz içerde susuyoruz,
susuyor zindan,    
kanı içine akan                                               
yaralı bir hayvan gibi....  

Bilgi: Şiirde geçen "Askeroz Deresi" ibaresinin, "Askoroz Deresi" şeklinde olması gerektiğini düşünüyorum. Askoroz Deresi Rize ilimizde bulunmaktadır ve Cem Karaca'nın da söylediği "Uy Trabzon, Trabzon..." adlı Karadeniz ezgisi içinde de geçmektedir. S.Ç.)

 

 


Söyleşi


Colson Whitehead
“Başkalarının ne yaptığı hakkında atıp tutmak yerine, çenenizi kapatın ve yazın!”

Colson Whitehead’le ırkçılığa odaklanan romanlarını, dünyamızın hâllerini, yazarın sorumluluğunu, içimizdeki kötülüğü, değişen dil tercihlerini, sürü zihniyetinden korunmanın yollarını, zombileri, Toni Morrison’ı, Peter Handke’yi ve başka birkaç şeyi daha konuştuk.

YASEMİN ÇONGAR

1969 New York doğumlu, Harvard Üniversitesi mezunu Amerikalı romancı Colson Whitehead’in ilk romanı The Intutionist (Sezgici) yayımlanalı tam yirmi yıl oldu. Gerçi kitapları ABD’de hep ilgi çekiyor, eleştirmenlerden çoğunlukla iyi tepki alıyor, ödüllere aday oluyordu ve 2011’de çıkardığı Bölge Bir romanı da New York Times’ın “en çok satanlar” listesine girmişti ama Whitehead’in edebiyat dünyasında yıldızlaşmasının yolu 2016’da Yeraltı Demiryolu ile açıldı. Pulitzer’i, Ulusal Kitap Ödülü’nü, Arthur Clarke Ödülü’nü ve Andrew Carnegie Madalyası’nı kazanan, Man Booker’ın uzun listesine giren bu roman, kölelik düzenini fantastik bir kurgu yardımıyla anlatıyordu; kölelikle ilgili daha önce ne kadar çok belge, kitap okumuş ne kadar çok film izlemiş olursanız olun, bu romanı okurken bazı şeyleri ilk kez kavradığınız hissine kapılıyordunuz. (1)

Söyleşinin tümünü okumak için tıklayın