Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam43
Toplam Ziyaret525604
Şiir Tanıtım Köşesi


Kara Çizgiler
"Doğada ilk kirlenmedir
ülkelere bölünmesi yeryüzünün"

Türk Şiiri'nin Devi Fazıl Hüsnü Dağlarca'nın, az sözle çok şey anlatan, hiçbir söylemiyormuş gibi görünüp gerçekleri göze sokan bu şiirini siz ziyaretçilerimize sunmaktan kıvanç duyarız!

kosektas.net

Burda, Hindistan'da, Afrika'da,
Her şey birbirine benzemektedir.
Burda, Hindistan'da, Afrika'da,
Buğdaya karşı sevgi aynı,
Ölüm önünde düşünce bir.

Nece konuşursa konuşsun,
Anlaşılır gözlerinden dediği.
Nece konuşursa konuşsun,
Benim duyduğum rüzgarlardır,
Dinlediği.

Biz insanlar ayrı ayrı kalmışız,
Bölmüş saadetimizi çizgisi yurtların;
Biz insanlar ayrı ayrı kalmışız,
Gökte kuşların kardeşliği,
Yerde kurtların.

Fazıl Hüsnü Dağlarca

Şiirlerle Şenlendik - 5. Bölüm

ŞİİRLERLE ŞENLENDİK - 5. BÖLÜM

"Şiirlerle Şenlendik" adlı yazı dizimizin 5. bölümünü
siz ziyaretçilerimize sunmanın kıvancını yaşıyoruz!
kosektas.net!

Şair Dr. Salim ÇELEBİ

14 Kasım 2014, Cuma

Şiirlerle Şenlendik, 5 - Örümcek ve İpek Böceği

Her 18 Martta:

   Filo filoya dayansa
   Yerler bombayla yansa,
   Siperler kana boyansa
   Çanakkale geçilmez.     

diyerek, Ali Osman Atak’ın ünlü şiirini coşkuyla okur; Cumhuriyetimizin kuruluş yıldönümlerinde, Uluğ Turanlıoğlu’nun “Bu gün” şiiri ile doğayı sevinç ve coşkumuza ortak ederdik.

   BUGÜN

   Durmadan dalgaları şanlı bayrağım,
   Yurdumun en büyük bayramı bugün.
   Ufuklar gül açsın, gülsün toprağım,
   Yurdumun en büyük bayramı bugün.

   Ağaçlar bezensin, dallar süslensin
   Bahçeler donansın, güller süslensin,
   Atanın açtığı yollar süslensin
   Yurdumun en büyük bayramı bugün. 

Tüm köylülerimiz davet edilir, Ulusal Bayramlardaki sevinçlerimizi, ilkokulumuzdaki törenlerle pekiştirirdik. Atatürk, Ulus, Bayrak, hürriyet, bağımsızlık, sevgi, saygı… gibi kavramlar nakış gibi işlenirdi beynimize. Her 10 Kasımda üzüntümüz doruğa çıkar;

   Doktor, doktor kalksana
   Lambaları yaksana,
   Atam ölmüş gidiyor
   Çaresine baksana!  
 

nidalarıyla çaresizliğimizi dile getirirdik. Her çocuk gibi, benim de fantezilerim vardı çocukken. Her akşam, fantezilerimle baş başa kalarak dalardım uykuya: Bana, bir ilkokul öğrencisine, Tanrı tarafından bir isteğimin olup olmadığı sorulur; ben de ömrümü vererek, ATATÜRK'ümüzün yeniden dirilmesini sağlardım... Fantezi işte. Çocukça bir fantezi... Bu güne değin fantezim gerçekleşmemiş olsa da içselleştirdiğim en büyük ve en yüce değer; ATATÜRK'tür ve ölünceye dek bu böyle kalacaktır.

Doğayla içiçeydik; bu bağlamda, şehirde doğan arkadaşlarımıza kıyasla daha şanslıydık: Bağ, bahçe, tarla uğraş alanlarımız; at, eşek, koyun; arkadaş ve dostlarımızdı. Fakat yöremizde bulunmayan bazı hayvanlar vardı ve onları da şiirlerle tanırdık. (Bu şiir ve yazan şair hiçbir yerde bulunamamıştır.)

   ÖRÜMCEK VE İPEK BÖCEĞİ

   Pek kibirli bir örümcek
   Sordu ipek böceğine:
   Bir tek koza yapmak için
   Uğraşıyorsun bir sene.
   Gel de lütfen bak bir bana
   Nasıl ördüm bir gecede
   Bir duvarı baştan sona.
   Buna karşı ipek kurdu
   Örümceğe şunu sordu:
   Evet, doğru söylüyorsun
   Ben koşamam senin kadar,
   Ama söyler misin bana
   Yaptığın iş neye yarar

Günümüzde, örümcek ve ipek böceğinin, maliyeti çok düşük elektronik protezlerin geliştirilmesine yardımcı olabileceği yönünde bilimsel çalışmalar yapılmaktadır. Kopmasından önce, uzunluğunun %30-40’ı kadar gerilebilme özelliği nedeniyle çeliğe benzetilen ve fiber optik kabloların ve biyomedikal cihazların üretiminde rol oynayabileceği düşünülmektedir. Nerden, nereye…



Yorumlar - Yorum Yaz


Sanat ve Zevk

Çetin ALTAN

Şayet Yakındoğu toplumlarında, sanat dalları kısıtlı olmasaydı, bugün okullardan resmi dairelere kadar her yerde, toplumun yetiştirmiş olduğu ressamların yapıtları, genç kuşaklara sanatın büyüsünü anlatacaktı.

Yakındoğu toplumlarının geçmişlerinde resim, yontu, tekke dışı müzik ve kadınların ortak yaşama karışmaları yasaklı olmasaydı, acaba bu toplumların bugünkü düzeyleri ne olurdu?

Sayısız müze, görkemli tiyatro yapıları, mermer anıtlar, müzikli lokaller, geniş bahçeler, düzenli konutlarla yüzyıllar içinde katmerlenmiş zengin bir sanat kültürünün toplumsal zevke yansıyan birikimi, şimdikinden çok değişik bir görüntü yaratırdı.

Bu toplumlar için sanatın en önemli sorun olduğuna hâlâ daha inanmak istemeyenler, sanatta yeterince gelişememişliğin şimdiye dek nelere mal olduğunu sezememiş olanlardır.

Doğru dürüst bir zevk birikiminden yoksunluk, toplumsal yaşamı hoyrat bir düzensizlik içinde yaşayan çapaçulluğun kasırgasıyla yamru yumru etmiştir.
Bu çirkinliğin nedenini sadece fakirliğe bağlamak doğru değildir.
Şayet toplumun özü, yüzlerce yılın resmi, yontusu, müziği, tiyatrosu ve romanıyla yoğrulmuş olsaydı, tek odalı konutların bile içinde bir su bardağına konmuş üç beş kır çiçeği bulunurdu.

Toplumsal zevk birikimi, bir anlamda, “boşluğu” yaşama en uygun biçimde kullanabilmek demektir.
Çanta, dolap, ev yerleştirmekten başlar, kent yerleşimine kadar uzanıp gider bu birikim.
Boşluğu böylesine kullanma, yüzyıllar içinde yüz binlerce ressam, yontucu, müzisyen, yazar, düşünür, bilimci, mimar yetiştirmiş olabilmekle olur ancak…

“Bir toplum için en önemli sorun sanattır” lafına dudak bükenler, yüzyıllar boyu sanatla yeterince yoğrulmamış bir insan malzemesinin, neyi ne kadar yapıp, neyi ne kadar yapamayacağını hiç düşünmemiş olanlardır.
Şayet Yakındoğu toplumlarında, sanat dalları kısıtlı olmasaydı, bugün okullardan resmi dairelere kadar her yerde, toplumun yetiştirmiş olduğu ressamların yapıtları, genç kuşaklara sanatın büyüsünü anlatacaktı.

İki yüzyıllık tiyatrolarda dört yüzyıllık klasikler oynanacaktı.
Herkes ana dilini çok daha zengin ve kıvrak kullanacaktı.

Sanatta toplumca kösteklenmiş olmak, toplumsal övüncü getirip sadece cengâverliğe düğümlenmiştir.
Fatih’le övünmek elbette güzeldir. Ama gönül isterdi ki Bellini ile de övünebilelim. Bizim de bir Leonardo’muz, bizim de bir Michelangelo’muz olsun…
Olabilirdi de…

Bunu vaktiyle ne engellemişse, hâlâ daha o koşullanmaları tam aşabilmiş değiliz… Sanatın ve sanatçıların toplumun can suyunu oluşturduğuna da bundan ötürü bir türlü tam inanamıyoruz…
Sofrada, su bardağı içinde bile olsa, bir demet kır çiçeğiyle duvarda iki iç açıcı peyzaja gerek duymadan yaşamaya alışmışlığın sonuçlarıdır bunlar…

Para fakirliği hepimizin yanıp yakıldığı konudur.
Zevk fakirliğinden yakınmak ise, kimsenin aklının ucuna bile gelmiyor.