Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam70
Toplam Ziyaret564033
Şiir Tanıtım Köşesi


Kara Çizgiler
"Doğada ilk kirlenmedir
ülkelere bölünmesi yeryüzünün"

Türk Şiiri'nin Devi Fazıl Hüsnü Dağlarca'nın, az sözle çok şey anlatan, hiçbir şey söylemiyormuş gibi görünüp gerçekleri göze sokan bu şiirini siz ziyaretçilerimize sunmaktan kıvanç duyarız!

kosektas.net

Burda, Hindistan'da, Afrika'da,
Her şey birbirine benzemektedir.
Burda, Hindistan'da, Afrika'da,
Buğdaya karşı sevgi aynı,
Ölüm önünde düşünce bir.

Nece konuşursa konuşsun,
Anlaşılır gözlerinden dediği.
Nece konuşursa konuşsun,
Benim duyduğum rüzgarlardır,
Dinlediği.

Biz insanlar ayrı ayrı kalmışız,
Bölmüş saadetimizi çizgisi yurtların;
Biz insanlar ayrı ayrı kalmışız,
Gökte kuşların kardeşliği,
Yerde kurtların.

Fazıl Hüsnü Dağlarca

Şiirlerle Şenlendik - 5. Bölüm

ŞİİRLERLE ŞENLENDİK - 5. BÖLÜM

"Şiirlerle Şenlendik" adlı yazı dizimizin 5. bölümünü
siz ziyaretçilerimize sunmanın kıvancını yaşıyoruz!
kosektas.net!

Şair Dr. Salim ÇELEBİ

14 Kasım 2014, Cuma

Şiirlerle Şenlendik, 5 - Örümcek ve İpek Böceği

Her 18 Martta:

   Filo filoya dayansa
   Yerler bombayla yansa,
   Siperler kana boyansa
   Çanakkale geçilmez.     

diyerek, Ali Osman Atak’ın ünlü şiirini coşkuyla okur; Cumhuriyetimizin kuruluş yıldönümlerinde, Uluğ Turanlıoğlu’nun “Bu gün” şiiri ile doğayı sevinç ve coşkumuza ortak ederdik.

   BUGÜN

   Durmadan dalgaları şanlı bayrağım,
   Yurdumun en büyük bayramı bugün.
   Ufuklar gül açsın, gülsün toprağım,
   Yurdumun en büyük bayramı bugün.

   Ağaçlar bezensin, dallar süslensin
   Bahçeler donansın, güller süslensin,
   Atanın açtığı yollar süslensin
   Yurdumun en büyük bayramı bugün. 

Tüm köylülerimiz davet edilir, Ulusal Bayramlardaki sevinçlerimizi, ilkokulumuzdaki törenlerle pekiştirirdik. Atatürk, Ulus, Bayrak, hürriyet, bağımsızlık, sevgi, saygı… gibi kavramlar nakış gibi işlenirdi beynimize. Her 10 Kasımda üzüntümüz doruğa çıkar;

   Doktor, doktor kalksana
   Lambaları yaksana,
   Atam ölmüş gidiyor
   Çaresine baksana!  
 

nidalarıyla çaresizliğimizi dile getirirdik. Her çocuk gibi, benim de fantezilerim vardı çocukken. Her akşam, fantezilerimle baş başa kalarak dalardım uykuya: Bana, bir ilkokul öğrencisine, Tanrı tarafından bir isteğimin olup olmadığı sorulur; ben de ömrümü vererek, ATATÜRK'ümüzün yeniden dirilmesini sağlardım... Fantezi işte. Çocukça bir fantezi... Bu güne değin fantezim gerçekleşmemiş olsa da içselleştirdiğim en büyük ve en yüce değer; ATATÜRK'tür ve ölünceye dek bu böyle kalacaktır.

Doğayla içiçeydik; bu bağlamda, şehirde doğan arkadaşlarımıza kıyasla daha şanslıydık: Bağ, bahçe, tarla uğraş alanlarımız; at, eşek, koyun; arkadaş ve dostlarımızdı. Fakat yöremizde bulunmayan bazı hayvanlar vardı ve onları da şiirlerle tanırdık. (Bu şiir ve yazan şair hiçbir yerde bulunamamıştır.)

   ÖRÜMCEK VE İPEK BÖCEĞİ

   Pek kibirli bir örümcek
   Sordu ipek böceğine:
   Bir tek koza yapmak için
   Uğraşıyorsun bir sene.
   Gel de lütfen bak bir bana
   Nasıl ördüm bir gecede
   Bir duvarı baştan sona.
   Buna karşı ipek kurdu
   Örümceğe şunu sordu:
   Evet, doğru söylüyorsun
   Ben koşamam senin kadar,
   Ama söyler misin bana
   Yaptığın iş neye yarar

Günümüzde, örümcek ve ipek böceğinin, maliyeti çok düşük elektronik protezlerin geliştirilmesine yardımcı olabileceği yönünde bilimsel çalışmalar yapılmaktadır. Kopmasından önce, uzunluğunun %30-40’ı kadar gerilebilme özelliği nedeniyle çeliğe benzetilen ve fiber optik kabloların ve biyomedikal cihazların üretiminde rol oynayabileceği düşünülmektedir. Nerden, nereye…



Yorumlar - Yorum Yaz
Bakmak ve Görmek


Sanatçıları ötekileştirilen, dışlanan toplum; yoksullaşır, yurttaşlık duyarlığını yitirir. Bir kısmımız teknoloji bağımlısı olarak gerçek yaşamdan koparılıp sanal yaşamla yaralarımızı sararken, büyük çoğunluğumuz da önce yoksullaştırılıp sonra kullaştırılıyoruz.

Şair Dr. Salim ÇELEBİ

Soluk soluğa girdi muayenehaneye ve “Kocam ölüyor, yetişin doktor bey,” dedi; felfecir okuyan gözleriyle.

Kısa bir soruşturmadan sonra, kocasını arı soktuğunu, arı zehrine karşı alerjisi olduğunu öğrendim; acil çantamı alarak ve Park Taksi durağından bir taksiye binerek, Dikili’nin İsmet Paşa Mahallesinin yukarı kısımlarına doğru çıkmaya başladık. Hem hastaya nasıl bir tedavi uygulamam gerektiğini düşünüyor, hem de arabanın geçtiği sokağa bakıyordum. Çıkmakta olduğumuz mahallenin yukarı kısımlarında, önünden geçmekte olduğumuz yan yana duran iki evin önü kalabalıktı, insanlar koşuşturuyorlar ve çığlıklar duyuluyordu. Sorup, öğrenemedik ne olduğunu; bizi bekleyen acil bir hastamız vardı.

Baygın, yüzü boynuna, bacakları dizkapağına ve kolları da dirseklerine kadar morarmış; 55-60 yaşlarında bir erkek yerde yatıyordu. Gerekli tedaviyi yaptım ve hasta dramatik bir şekilde iyileşerek birkaç dakika içinde kendine geldi, doğruldu ve eşinin elini tutarak, “Doktorum, bu kadın beni öldürecek,” dedi. “ O kadar tembih etmeme rağmen, beni hep arı kovanı bulunan yerlerden geçiriyor…” Hayata dönmenin şakasıydı bu.

Dönüşte, benim bir doktor olarak yukarı doğru çıktığımı görmüş olacaklar ki taksinin önüne geçerek durdurdular ve her iki evdeki bayılanlar için yardım istediler. Olanaklarım ölçüsünde gerekli tedavileri yaptım.

Yan yana duran evlerden birindeki kalabalık, evin ölen annesi için ağlıyordu, diğer evdeki gözyaşlarının nedeni ise askerden gelen çocuklarına kavuşmanın verdiği sevinçti. Kaybın verdiği hüzün de gözyaşlarına neden oluyordu; kavuşmanın verdiği mutluluk da. Nedenleri farklı olsa da yoğun duyguların ürünüydü gözyaşları.

Mahalleye çıkışta sokağa “bakarken,” koşuşturarak, çığlık atan kadınlar vardı; dönüşte yanlarına vardığımızda, çığlıkların nedenlerini öğrendik, gerçeği “gördük.”

Bakmak ve görmek… Bakma olayında daha etkin olan organ gözdür. Görme olayında ise; detay, derinlik, algılama ve anlamlandırma olgularından dolayı;  gözle birlikte etkin olan organ beyindir. Bakma olayı bir fotoğrafın negatifi, görme ise fotoğrafın kendisidir. Görme olayı emek ister, emek ürünüdür. Sanatçılar çok iyi görebilen insanlardır, sanat evrenselliğini ve ortak dilini bu olgudan alır.

Sanatçıları ötekileştirilen, dışlanan toplum; yoksullaşır, yurttaşlık duyarlığını yitirir. Bir kısmımız teknoloji bağımlısı olarak gerçek yaşamdan koparılıp sanal yaşamla yaralarımızı sararken, büyük çoğunluğumuz da önce yoksullaştırılıp sonra kullaştırılıyoruz.

Kul bakar, yurttaş görür.
Kul her emre uyar, yurttaş sorgular.
Kul korkar, yurttaş örgütlenir.
Kul için görev vardır; yurttaş için hak.
Kul bireycidir, yurttaş toplumcu...

Ben yeniden keşfetmedim; ünlü düşünür Ziya Gökal, 'kul'un tarifini ünlü dörtlüğüyle yıllar önce yapmış zaten;

“Ahlak yolu pek dardır
Tetik bas önün yardır,
Sakın hakkım var deme
Hak yok, vazife vardır.”

Şair Dr. Salim ÇELEBİ