Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi3
Bugün Toplam60
Toplam Ziyaret590984
Kitap Tanıtım Köşesi

Şeyh-Zade Atayi Divan'ı
Doç. Dr. Filiz Meltem Erdem Uçar

Bir dilin kökenini, söz varlığını içeren kitaplar, sözlükler, o dilin kuşaktan kuşağa aktarılmasında en önemli görevi üstlenen belgelerdir! Doç. Dr. Filiz Meltem Erdem Uçar tarafından Şeyhzâde Atâyî’nin Dîvân’ı üzerine yapılmış, toplam iki ciltten oluşan bu çalışmanın birinci cildi “İnceleme”, “Metin”, “Tıpkıbasım”, ikinci cildi ise “Bağlamlı Dizin” ve “İşlevsel Sözlük” içermektedir!

Internet’te hakkında yok denecek oranda bilgi* bulunan, Çağatay Edebiyatı temsilcilerinden Şeyhzâde Atâyî’nin bilinen tek eseri, biri kaside**, 259’u da gazel*** olmak üzere, toplam 260 şiirden oluşan Dîvân’dır. Dîvân’ın günümüzde sadece bir örneği var, o da Rusya’da, Saint Petersburg Asiatic Museum, diğer bir adıyla “Doğu Bilimleri Müzesi”ndedir.

*** Çağatay Edebiyatı şairlerinden Şeyhzâde Atâyî᾿nin hayâtı hakkında yeterli bilgi yoktur. XV. yüzyıl Özbek şairi, yazarı, dilbilimcisı ve ressamı Nizamüddin Ali Şîr Nevaî’nin “Mecalisü᾿n-Nefâyis” ve “Muhakemetü᾿l-Lugateyn” adlı eserlerinde Atâyî hakkında çok az bilgi yer almaktadır! Bilgi kaynağı: “academia.edu

** Kaside, önce Arap edebiyatında görülen daha sonra Türk edebiyatına geçen bir nazım şeklidir

* Gazel, Türkçe Divan edebiyatının en yaygın nazım şeklidir

Gazel aşk, sevgi konularında, kaside övgü amaçlı yazılır.

Şeyhzâde Atâyî’den bir Gazel

Sevgilinin boyunu servi ağacına benzetmek halka adet oldu,

fakat, irem bahçesinin fidanı ile adi küçük bir devin ne alakası var!

Güzellik ülkesini sevgi ve vefa ile fethettin ki,

güzellik ülkesi padişahın adalet ve ihsanı ile bâkî kalır!

Şeyh-Zâde Atâyi Divâ

Doç. Dr. Filiz Meltem Erdem Uçar

Karahanlı ve Harezm Türkçelerinin devamı olarak Timurlular devrinde zengin bir yazı dili hâline gelen Çağatay Türkçesi, ilk eserlerini XV. yüzyıl başlarında vermeye başlayıp Nevâyî ile klasik şeklini almıştır. Bilime ve sanata önem veren, şair, sanatçı ve bilim adamlarını saraylarında himaye eden bir anlayışın hüküm sürdüğü ortamda oluşturulan bu eserler, klasik Çağatay edebiyatının oluşumuna zemin hazırlamıştır.

Çağatay edebî dilinin şekillenmesinde önemli katkıları olan şairlerden biri de Atâyî’dir. XV. yüzyılın ilk yarısında açık, anlaşılır bir dille kaleme aldığı Dîvânı’nda klasik edebiyatın zenginliklerini, mazmun ve inceliklerini ustalıkla işleyen şair, geleneksel halk kaynaklarından da yararlanmış; halkın yaşam tarzını, duygu ve düşünce dünyasını yansıtan atasözü, deyim ve halk söyleyişlerine yer vermiştir.

Atâyî’nin Dîvân’ının dil özellikleri ve söz varlığı bakımından incelendiği bu çalışmanın Türklük bilimi alanına katkı sunacağı düşünülmektedir.

ISBN 6057898456

Şiirlerle Şenlendik - 41. Bölüm

ŞİİRLERLE ŞENLENDİK - 41. BÖLÜM

"Şiirlerle Şenlendik" adlı yazı dizimizin 41. bölümünü
siz ziyaretçilerimize sunmanın kıvancını yaşıyoruz!
kosektas.net

Şair Dr. Salim ÇELEBİ

22 Ocak 2016, Cuma

Şiirlerle Şenlendik, 41 - Ceviz Ağacı

Evimiz, aşağı yukarı Köşektaş’ımızın ortasındaydı. Köyümüzün tam karşısında, 1 - 1,5 km. uzaklıkta bağlarımız vardı. Yazın gelmesiyle birlikte canlanan kayısı ağaçları, köyümüzle Aşağı Barak köyü arasında, yemyeşil bir ormanlık alan oluştururdu adeta.

Baharla birlikte ağaçlar ve kütükler budanır, kütüklerin gözleri açılır, bağ bellenir, kütüklerin gözleri doldurulur… Yaz geldiğinde, yerden üzüm, ağaçlardan kayısı fışkırırdı…

Köyümüzden (1 - 1,5 km. uzaktan) bağlar seyredildiğinde, bağların tam ortasında, (Önlerde ve Sivri'ye giden yolun sol tarafında) daha irice ve daha koyu yapraklarıyla diğerlerinden ayrılabilen bir ağaç göze çarpardı. Onun ceviz ağacı olduğunu söylerdi arkadaşlarımız. Kimin olduğunu bilmiyorum, yakından da görmüşlüğüm yok.

1000 yıl yaşayan ceviz ağaçları varmış! Yanlış okumadınız. Tam 10 asır!

Ceviz ağacının altında uyunmazmış! (Ceviz ağaçları hidrojen sülfürH2S’ gazı salgılamakta. Bu gaz havadan daha ağır olduğu için, toprağa yakın olan yerlere inmekte ve solunduğunda hafif sersemlik olgusu yaratmakta.)

Ceviz ağacı, yapraklarıyla; delmeye devam ettiğimiz ozon tabakasını onarmakta. (Ozon tabakası dünyamızı, Güneşin zararlı ultraviyole ışınlarından koruyarak, hayatın varlığını ve devamını sağlamakta.)

İlginç desenleri vardır ceviz ağacı kerestesinin. Bu nedenle de ceviz ağacının; çevresindeki canlıların ve önemli olayların fotografını çektiği söylenir.

Sanayi ağacıdır ceviz: Kesilmesi yasaktır, izine tabidir. (Zeytin ağacı da sanayi ağacıdır; fakat Ege Sahillerinde kesip kesip yazlık villalar yapmaktayız: Haberiniz ola.)

Nâzım hapiste olmadığı zamanlarda, yani dışardayken, polislerce hep izlenmiş, izlettirilmiştir. Bir keresinde, arkadaşlarıyla sürekli buluştuğu kahveye gider; selam verir, bir sandalye çekerek oturur ve otururken de biricik fötr şapkasını başından çıkarıp masaya atar. Aynı anda, kahvenin uzak bir köşesinde oturan tanımadığı bir kişi de başından çıkardığı fötr şapkasını kendi oturduğu masaya atmıştır. Bu durumu fark eden polis, “Bunlar, fötr şapkalarını başlarından çıkarıp masaya atarak iletişim kuruyorlar!” düşüncesiyle, durumu üstlerine bildirir ve bu durum mahkemede, Nazım’ın aleyhine kanıt olarak kullanılır.

Nâzım aşağıdaki şiirinde hem bize, hem de kendisini gölgesi gibi takip eden polise sitem etmektedir. Çevremizdeki güzellikleri fark edemeyen bizlere! Doğadaki güzellikleri fark edemeyen bizler; önce kendimizin, sonra da diğer bireylerin ve yapılanların farkında olamıyoruz. Bu farkına varamama olgusu; iyi, kötü, güzel, doğru, yalancı… gibi sıfatlarda ortak payda oluşturmamızı engelliyor: Aynı doğrularda buluşamıyoruz. Israr ve inatla, doğru olmayanı savunmak zorunda kalıyoruz. Oysaki ne yaparsak yapalım; “kare” nin 4 kenarı ve 4 köşesi vardır ve tüm açıları 90 derecedir.

CEVİZ AĞACI

Başım köpük köpük bulut, içim dışım deniz,
ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda,
budak budak, şerham şerham ihtiyar bir ceviz.
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.

Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda.
Yapraklarım suda balık gibi kıvıl kıvıl.

Yapraklarım ipek mendil gibi tiril tiril,
koparıver, gözlerinin, gülüm, yaşını sil.
Yapraklarım ellerimdir, tam yüz bin elim var.
Yüz bin elle dokunurum sana, İstanbul'a.
Yapraklarım gözlerimdir, şaşarak bakarım.
Yüz bin gözle seyrederim seni, İstanbul'u,
yüz bin yürek gibi çarpar, çarpar yapraklarım.

Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda.
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında. 


Şiir Tanıtım Köşesi


Vahdettin ŞEN - 1953 Köşektaş doğumlu. İlköğrenimini köyünde, ortaöğrenimini ilçesi Hacıbektaş'ta, öğretmen okulunu Kırşehir'de okudu. Emekli öğretmendi. Yazdığı şiirlere tüm Köşektaşlıların ortak duygularını yansıttı. Büyük bir duygu, anlam ve içerik yoğunluğu vardır şiirlerinde. Köşektaş’ı ve insanını, arı ve berrak, anlaşılır ve özgün bir dille anlattı. Onu, 6 Aralık 2009'da kaybettik, özlemle anıyoruz!


Boşa Geldik

Yararımız olsun yurda
Çalışmaya işe geldik
Mevsimler karışmış burda
Yaz beklerken kışa geldik.

Heycandan çarpıyor yürek
Verdiler bir kazma kürek
Çantalarda peynir ekmek
Köyden koşa koşa geldik.

Söylenen her söze kandık
Burada hayat güzel sandık
Çok çalıştık az kazandık
Alta düştük tuşa geldik.

Kimi dağıttı yuvayı
Kimi yitirdi davayı
Kimisi aldı havayı
Biz buraya boşa geldik.

Bilmem niçin nasıl niye
Çocuklar gelmez haneye
İşten çıkıp meyhaneye
İçtik içtik coşa geldik.

Ne gündüzü ne gecesi
Okunmaz yazmaz hecesi
Her yerde duman bacası
Çok çalışıp hoşa geldik.

Her millet kendi içinde
İşte böyle bir biçimde
Yabancıların içinde
Sıralandık beşe geldik

Umudumuz yarım kaldı
Emeğimi kimler çaldı
Gurbet bizi bizden aldı
Geri döndük başa geldik.

Hayalda mı düşte miyim
Baharda mı kışta mıyım
Amele mi usta mıyım
Hayallerden düşe geldik.

Sanma devran böyle döner
Biri iner biri biner
Beyler yedi birer birer
ŞEN OZAN’ ım dişe geldik.

Vahdettin ŞEN