Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam46
Toplam Ziyaret590760
Top Sahamız


TOP SAHAMIZ
Hacı ÇÖL


Gündoğusu ilkokul, güneyi ortaokul, batısı Hidayet’in (şimdi Ünal’ın) evi, kuzeyi İdris’in evi ve harımı ile sınırlı alan top sahasıdır. Eskiden harman yeri ve mera olarak da kullanılır, koyun kuzu otlatılırdı.

Yer yer küçük taşlar çıkmasına rağmen, zamanla taşları temizlenmiş, yumuşak  toprak ve çimenli bir alandı top sahası. İlkbaharda karın kalkmasıyla birlikte çimlerde bir canlanma olurdu. Yeşil çimenlerin arasında rastlanan, yalnız erken baharda ortaya çıkan kırmızı kadife böcekleri ayrı bir hoşluktu. Kabaran toprak ve yemyeşil otların üzerinde top oynamak, oynarken düşmek, yuvarlanmak büyük bir çocuk mutluluğuydu.

Top sahası düzlük olsa da bölgenin topoğrafik yapısına uygun olarak güneyi yüksek, kuzeye doğru meyilli idi. Maçlarda yukarı kaleyi alan daha şanslı olurdu. Kale direkleri görevini yapan taşlar nedeniyle gol olup olmadığı anlaşılmadığından az tartışma ve kavga çıkmamıştır. Kaleler, bazı yıllar güney - kuzey doğrultusunda olurken, bazen de doğu - batı yönünde olurdu. Buna kim karar verir, ne zaman değişirdi, pek kimse bilmezdi.

Çocukluğunu köyde geçirmiş çoğu kişinin top sahası ile ilgili anıları vardır. Bir öğleden sonra top sahasına bir kamyon; kasası adam dolu, bir de minibüs yanaştı. Gelenler Aşağı Barak ve Belbarak köylüleriydi. Tarafsız sahada maça gelmişler. Bir ara ortada para olduğu  söylentisi de yayıldı. Takımlar sahaya çıktı. Hakem olarak, o güne kadar hiç top oynadığını görmediğim Yılmaz’ı (Özdemir) seçtiler. Maçın ilk yarım saatinde bir nizah, bir gürültü… maç ortada kaldı. Arabalarına bindiler, gittiler.

Gün dönümüyle birlikte sahanın çimeni kurur, açık kahverengi bir hal alır. Top sahası artık sığır yolu olur. Kocayol’un başından Barak yoluna doğru kesen bir hipotenüs, sahayı iki dik üçgen şeklinde böler. Yazın bazıları harman döker, sonbahara doğru devramer çırpma alanı olurdu. Bütün bu iş ve işlemler toprağı besleyen, çimlerin daha sağlıklı olmasını sağlayan şeylerdi.

Paletli bir dozerin top sahasında çalışma yaptığını görünce sevinmiştim. Standart bir futbol sahamız olacaktı. Binlerce yılda oluşan bir karışlık üst toprak, dozer kepçesi ile karıştırıldı, dağıtıldı. Yerini boz kireç taşlı bir toprak aldı. Saha toprak altından çıkan beyaz kireç taşlarıyla doldu. Top sahası artık tesfiyelenmiş, tartışmalara neden olmayacak şekilde demir kale direkleri dikilmişti. Bununla da kalınmadı, etrafı tel örgüyle çevrildi.

Bilmiyorum bu halinden sonra beş kez maç yapıldı mı, yapılmadı mı. Kabaran toprakla birlikte çıkan çimler, kadife böcekleri ve sahayı dolduran çocuk, genç sesleri bir daha geri gelir mi? Kara kamunun elinin değdiği çoğu yer gibi top sahası da; patoz ve biçercilerin yağ atıkları ile beslenirken, karşılıklı kale direkleri ile derin yalnızlığını yaşamaya devam edecek.

Hacı ÇÖL
24.02.2010

Şiirlerle Şenlendik - 12. Bölüm

ŞİİRLERLE ŞENLENDİK - 12. BÖLÜM

 "Şiirlerle Şenlendik" adlı yazı dizimizin 12. bölümünü
siz ziyaretçilerimize sunmanın kıvancını yaşıyoruz!
kosektas.net

Şair Dr. Salim ÇELEBİ

23 Ocak 2015, Cuma

Şiirlerle Şenlendik, 12 - Ağıtlar ve Sarıkamış ve Haykırış

Soyadını çıkardığı dergiden alan ve 1960’lı yıllarda Adalet Partisi Antalya milletvekilliği de yapan Osman Yüksel Serdengeçti, 17 beşlikten oluşan “ıtlar” adlı şiiriyle, binli yılların özlemini yansıtıyordu. Turancı Nihal Atsız’ın mücadele arkadaşlarındandı ve ilginç bir kişiliği vardı: Hazır cevap olmasıyla tanınırdı.

Türkçülerin “Tanrı Türk’ü Korusun” söylemleri karşısında, “Tanrı Türkü, Allah da Müslümanları Korusun,” diyerek bir döneme damgasını vurmuştu.

   AĞITLAR

   Turan ellerinden haber gelmiyor
   Yarabbi derdimi kimse bilmiyor,
   Dört asırdır Türk'ün yüzü gülmüyor;
   Akşam olur sabah olur ağlarım
   Nerde benim Ural-Altay dağlarım?

   Kimlere söylesem bilmem derdimi
   Acep dünya böyle zulüm gördü mü?
   Bozkurt gitmiş ayı basmış yurdumu;
   Bozkurdum der, öz yurdum der ağlarım
   Nerde benim yaslı Tanrı dağlarım?

   Allah Allah diyen ezanlar nerde?
   Efeler, yiğitler, kızanlar nerde?
   Taşkentler, Kırımlar, Kazanlar nerde?
   Nerde benim Ural-Altay dağlarım
   Akşam olur sabah olur ağlarım...

Nedendir bilmem, Osman Yüksel Serdengeçti’nin bu şiirini ne zaman hatırlasam; Sarıkamış Faciası düşer aklıma: Çoğu soğuktan donarak, bir kısmı da tifüsten ölen 35.000 kişi. (bazı araştırmacılara göre 90.000 kişi.)

Sarıkamış Faciasında; 132 doktor, 25 eczacı, 1 diş hekimi, 7 tabip muavini (stajyer doktor-tıp öğrencisi) olmak üzere toplam 165 sağlık personeli de yaşamını kaybetmiştir. Bu grup içerisinde 21 Rum, 15 Ermeni, 1 Yahudi kökenli sağlık personelinin bulunması; Osmanlı'nın o günkü mozaiğini yansıtmaktadır.  

"Milli Şair" olarak da bilinen Mehmet Emin Yurdakul'un, 80 yıl kadar önce yazmış olduğu aşağıdaki şiir; gerek dili ve gerekse anlamı açısından güncel değil mi?

   BIRAK BENİ HAYKIRAYIM

   Ben en hakir bir insanı kardeş sayan bir ruhum;
   Bende esîr yaratmayan bir Tanrı’ya iman var:
   Paçavralar altındaki yoksul beni yaralar.

   Mazlumların intikamı olmak için doğmuşum,
   Volkan söner, lâkin benim alevlerim eksilmez;
   Bora geçer, lâkin benim köpüklerim kesilmez.

   Bırak beni haykırayım, susarsam sen matem et:
   Unutma ki şairleri haykırmayan bir millet,
   Sevenleri toprak olmuş öksüz çocuk gibidir.

   Zaman ona kan damlayan dişlerini gösterir,
   Bu zavallı sürü için ne merhamet, ne hukuk;
   Yalnız bir sert bakışlı göz, yalnız ağır bir yumruk!  

Yusuf Karatekin


Yusuf Karatekin Kimdi?
Halim KARATEKİN

Yusuf Karatekin, 1890'lı  yıllarda Köşektaş’ta doğmuştur. Ali Kahya oğludur. Köyde okul olmadığından beş yıllık Rüştiye’yi Avanos’da okumuştur. 0 yıllar, köyde olsun, ülkede olsun, yaşam koşullarının pek iyi olmadığı yıllardır. Her ne kadar Osmanlı’nın dış devletlerle girdiği savaşlardan biri olan Yunan Savaşı’nda ölüp kalmış olabileceği sanılsa da, yıllar sonra köye geri dönmüştür. Burada bahsettiğim o savaş ve kıyım yıllarını tam olarak hatırlayamayacağımdan, vaktiyle duyduklarımı aktarıyorum.

Askerlik görevini icra edip köye döndükten sonra, çalışmak için gittiği yerlerde, tren yolu, tünel ve köprü yapımlarında çavuşluk yapmıştır. Daha sonra, köye döndüğünde ise, Kara Yusuflu aile mensubu Recep’in kızı Saniye Özdoğan ile ilk evliliğini gerçekleştirmiştir. Gerçekleştirmiş olduğu bu evliliğin hemen sonrasında kendisine öğretmenlik teklif edilmiş, ancak o bu görevi, çeşitli etkenlerden dolayı, üstlenememiştir. Zira o yıllarda karşılaştığı olumsuz bir takım olaylar, kendisini bu yönde hareket etmeye zorlamıştır. Recep Özdoğan vefat etmiştir o yıllarda. Amacı, babaları öldükten sonra yetim kalan Yeter (Altuntaş) ile Rıza’yı (Özdoğan) evlat edinerek, öksüz kalmamalarını sağlamaktır. Neticede her ikisini de yanına alarak bakmış ve büyütmüştür.

İzleyen yıllarda eşi Saniye’den (Yılmaz) çocuk sahibi olamamıştır. Bu nedenledir ki Katip İhsan’ın (Yıldız) kız kardeşi Cennet (Gökduman) ile ikinci evliliğini yapmıştır. Ama ne var ki, birkaç yıl sürdürdüğü bu evlilikten de çocuk sahibi olamamıştır. Bu durum hem kendisini hem de eşini bir hayli huzursuz etmiş, sonuçta eşi ayrılma taraftarı olmuştur. Aç ve açıkta olmadığını, ancak ayrılmalarının daha uygun olacağını kocasına iletmiştir.  Bunun üzerine Yusuf Karatekin şu dörtlüğü söylemiştir:

Git gelin de gönülceğin hoş olsun
Karnın dolu, kucağın boş olsun
Eğer sen de beni atıp gidersen
Ölene dek senin işin güç olsun.

Her iki eşinden de çocuk sahibi olamamış olması, onu bir hayli yıprattı denilebilir.

İlginç gelebilir ama, o yıllarda aşağı yukarı iddiası çok yapılırdı. Mahalle büyüğü ve ileri geleni olarak, biraz da epey ihmal edilmiş olan bu tarafın, aşağı mahallenin, hakkını korumak adına, 1930’lu yıllarda aday olmuş ve muhtar seçilmiştir. O yıllar, Ragıp Uçar’ın, Cafiye’yi sürüyerek kaçırdıktan sonra, hapse düştüğü yıllardır. Muhtarlık görevini dürüst bir şekilde tamamladıktan sonra, odasını köy ve yöre halkına açmıştır. Yine aynı yıllarda, Kızılağıl’da, henüz küçük yaşlarda iken annesini kaybetmiş olan Ayşe’yi (Şambıtlı'nın Hacı Ali'nin kızı, Rıza Özdogan'ın eşi) yanına alıp büyütmüştür.

1933 yılında, babamın (Seyit Karatekin) ölümünden sonra, bana ve kardeşlerime sahip çıkmıştır. Biz hepimiz onun himayesinde büyüdük.

Hiç unutmamışımdır ve halen aklımdadır. Babamı kaybettikten sonra şu dörtlüğü söylemiştir:

Emmim üstünden atmış ağır yorganı
Nasip oldu cümle alemin Kur`an-ı
Benim emmim kuduretten yaralı
Halim tutmaz babasının yerini.

Bizim görüşümüze göre ileriyi iyi görebilen, dürüstlükten taviz vermeyen, doğru bildiği yolda yürüyen bir şahıstı. Yapı ve tarım işlerini olağanüstü bilir, bu alanlarda köy insanına rehberlik ederdi. Vaktiyle tüm engellemelere ve karşı çıkmalara rağmen, mezarlıktan söktürüp kağnılarla taşıttığı taşlarla Soğukpınarın Dere’nin altını sekmen sekmen ördürerek, coşkun sel sularının o bölgede yarattığı erezyonun tam anlamıyla önüne geçilmesini sağlamıştır!

Böyle bir iki satır yazı ile onu anlatabilmek elbette çok güçtür. Bütün insanlara selam ve sevgiler sunuyorum.

Halim Karatekin