Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam33
Toplam Ziyaret531017
Resim Tanıtım Köşesi
Ten - Metal
Tuval Üzerine Yağlıboya


Adnan Bey'in Tabloları, Resim Sanatının Biçimsel Özellikleri

Pop biçimsellik, evrensel bağlamda, dünyada, 1960’lı yıllardan beri sorgulanmaktadır. Türk resminde ise sanatçıların, tümden olmasa da, ara devrelerinde zaman zaman uğradıkları pop yaklaşım konusu, Yalım’ın elinde, sanatının yaşamsal amacı haline gelmiştir. Sanatçı, pop biçimselliğin kendine özgü ironik, figüratif yaklaşımlarını benimserken, diğer taraftan kendine ait fantastikleşen renk vurgularını  da gözler önüne sermekten kaçınmamaktadır. İşte bu noktada sanatçının değişik ve kendine ait olan yanı da, öncelikle biçim dili bağlamında ortaya çıkmaktadır. Çünkü renk tercihleri, tamamen resimlerinin kosmozunu da belirleyen bir özellik olmaktadır. Ayrıca resim yüzeylerini gerek boyayı kullanarak iki boyutlu, gerekse -ptik espriyi değerlendirerek üç boyutlaşan tuval gövdelerine ayırmaktadır. Bu ayırmalar mekânla ilgili boyutlaştırma çabaları olarak ayrıca dikkat çekmektedir.

Özkan Eroğlu

Şiirlerle Şenlendik - 21. Bölüm

ŞİİRLERLE ŞENLENDİK - 21. BÖLÜM

"Şiirlerle Şenlendik" adlı yazı dizimizin 21. bölümünü
siz ziyaretçilerimize sunmanın kıvancını yaşıyoruz!
kosektas.net

Şair Dr. Salim ÇELEBİ

17 Nisan 2015, Cuma

Şiirlerle Şenlendik, 21 - Abbas

Bekir Sıtkı Erdoğan askerin hasretini haykırırken, Cahit Sıtkı Tarancı akşamın olmasını dört gözle bekliyordu.

Askere gideni hem yâri, hem de anne-babası hasretle beklerdi. Kolay mı? Üreten bir kişi eksiliyordu o aileden; vatan borcu için. Bir yevmiye... Kışın çetin koşulları... Ayrılık...

Bir başkadır askerlik anıları… Yaşam boyu unutulmaz, unutulamaz. Artık günümüzde birçok insanın askerlik anıları da olmayacak. “Bedelli askerlik” diye yeni bir yasa çıkarıldı. Parası olan, hükümetin belirlediği ücreti yatırıyor bankaya ve alıyor terhis tezkeresini. Memleketin bekçiliğini artık yoksullar yapacak bu gidişle…

Kore Savaşına da gidenler olmuştu köyümüzden. İki kişinin gittiği kalmış aklımda. İsimlerini hatırlayamıyorum, ama bir tanesinin evleri, Münirlerin (Dündar) evlerinin hemen yukarı tarafındaydı galiba.

KARA GÖZLÜM EFKÂRLANMA GÜL GAYRİ

Kara gözlüm, efkârlanma gül gayri! 
İbibikler, öter ötmez ordayım. 
Mektubunda diyorsun ki: 'Gel Gayri! ' 
Sütler kaymak tutar tutmaz ordayım. 

Ah çekerim resmine her bakışta! 
Bir mahzunluk var o boyun büküşte. 
Emin ol ki her sigara yakışta, 
Sanki duman tüter tütmez ordayım... 

Mor dağlara, karargâhlar kurulur; 
Eteğinde bölük bölük durulur... 
On dakika istirahat verilir; 
Tüfekleri çatar çatmaz ordayım! .. 

Dağlar taşlar bu hasretlik derdinde; 
Sabır, sebat etmez gönül yurdunda! 
Akşam olur, tepelerin ardında, 
Daha güneş batar batmaz ordayım... 

Aramıza dağlar girmiş koskoca! 
Meraklanma, gönlüm dağlardan yüce... 
Bir gün değil, beş gün değil, her gece, 
Yatağıma yatar yatmaz ordayım... 

Bahar geldi; koyun, kuzu koklaştı, 
İki âşık, senelerdir bekleşti... 
Kara gözlüm, düğün dernek yaklaştı; 
Vatan borcu biter bitmez ordayım!

ABBAS

Haydi Abbas, vakit tamam;
Akşam diyordun işte oldu akşam.
Kur bakalım çilingir soframızı;
Dinsin artık bu kalp ağrısı.
Şu ağacın gölgesinde olsun;
Tam kenarında havuzun.
Aya haber sal çıksın bu gece;
Görünsün şöyle gönlümce.
Bas kırbacı sihirli seccadeye,
Göster hükmettiğini mesafeye
Ve zamana.
Katıp tozu dumana
Var git,
Böyle ferman etti Cahit,
Al getir ilk sevgiliyi Beşiktaş'tan;
Yaşamak istiyorum gençliğimi yeni baştan.

Ertelenmiş ve zamanında yaşanamamış yaşantılarla dolu hayatlarımız. Kimimiz imkânsızlık nedeniyle, kimimiz de gelecek kaygısıyla ertelemek zorunda kaldık bazı yaşayacaklarımızı. Yaşadıklarımız kadar, ertelediklerimiz de var her birimizin özel yaşamında.


Sanatın Toplumsal İşlevi


Ahşap Yakma Resim
Gürsel Şeref

“Sanat, şiddeti ortadan kaldırmalıdır, yalnız o yapabilir bunu!”

Stefano d’Anna’nın, “Size öğretilen ve anlatılan dünyanın, anlatıldığı gibi olduğunu söyleyenler sadece anlatanlardır. Korkmanız, çekinmeniz, endişe etmeniz gerektiği söylenen her şey, bu betimlemenin pençesindeki insanların fikirleridir. Oysa bunlar olumsuz duygulardır ve hiçbiri dünyaya geldiği hâliyle insanın mayasında olan hisler değillerdir. İnsan korkusuz doğar. Korku, zorla öğretilir,” diye betimlediği korku imparatorluğunun kollarında yabancılaşan insan(lık) tablosu Munc’un resmettiği ‘Çığlık’tan başka bir şey değildir…

Savaşla, yıkımla, yoksullukla, kan ve gözyaşıyla beslenen karanlık ‘Çığlık’ tablosunda insan(lık)ın umudu yine insan(lık)a ait devrimci sanatta ve isyandadır.

Çünkü yaratıcı sanat, savaş yıkıcılığına karşı duran; durmakla kalmayıp iyi, güzel ve doğrunun önünü açan bir dinamiktir. Tıpkı Ingeborg Bachmann’ın ifadesindeki üzere: “Bir gün gelecek, insanların siyah ama altın gibi parlayan gözleri olacak; onlar, güzelliği görecekler, pisliklerden arınmış ve tüm yüklerden kurtulmuş olacaklar, havalara yükselecekler, suların dibine inecekler, sıkıntılarını ve ellerinin nasır bağlamış olduğunu unutacaklar. Bir gün gelecek, insanlar özgür olacaklar, bütün insanlar özgür kalacaklar, kendi özgürlük kavramları karşısında da özgür olacaklar. Bu, daha büyük bir özgürlük olacak, ölçüsüz olacak, bütün bir yaşam boyunca sürecektir…”

Sözü edilen özgürlüğün yaratılmasında barış için savaşan devrimci sanatın rolü büyük olacaktır…

“Nasıl” mı? Gayet basit: Sanat, insan(lık)ı hakikâte ulaştırır. Onunla gerçekleri tanır, tanımlar ve tahayyül ederek, harekete geçeriz.

Onun görevi, kopya etmek değil, ifade ederek, yol açmaktır.

Michel Foucault kaygılarını, “Beni şaşırtan, toplumumuzda sanatın bireylere ya da hayata değil de yalnızca nesnelere ilişkin bir şey durumuna gelmesi,” diye dillendirirken; Louis Aragon da ekler: “Yeni sanat, aynı zamanda hem ağacı hem ormanı gösteren, onları neden gösterdiğini bilen, ‘sanat sanat içindir’den mümkün olduğunca uzak, insana yardımcı olmak, yaşam yolunu aydınlatmak tutkusu içinde olan, yaşam yolunun anlamını da hesaba katan ve bu yolculuğun öncülüğünü yapan kaçınılmaz, zorunlu bir yeni gerçekçiliktir”!

Evet devrimci sanat yalnızca kendisine verilenle değil, verilmiş olanın imgelemiyle de yaratır dünyasını. İmgelem yetisi, dolayısıyla soyutlama edimi olmadan, nitelikli bir geçmiş, bugün ve kendine özgü bir kültür yaratamaz devrimci sanat…

Ancak şu da unutulmamalı: Sanatçı, diğer insanların ne istediğini fark edip, bu talebi karşılamaya çalıştığı anda, sanatçı olmaktan çıkar. Sıkıcı veya eğlenceli bir esnaf, dürüst veya sahtekâr bir ticaret insanı olur…

Temel DEMİRER