• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/Facebook
  • https://plus.google.com/Google/posts
  • https://www.twitter.com/Twitter
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam28
Toplam Ziyaret480545
Resim Tanıtım Köşesi

Adnan Bey'in Tabloları, Resim Sanatının Biçimsel Özellikleri

Pop biçimsellik, evrensel bağlamda, dünyada, 1960’lı yıllardan beri sorgulanmaktadır. Türk resminde ise sanatçıların, tümden olmasa da, ara devrelerinde zaman zaman uğradıkları pop yaklaşım konusu, Yalım’ın elinde, sanatının yaşamsal amacı haline gelmiştir. Sanatçı, pop biçimselliğin kendine özgü ironik, figüratif yaklaşımlarını benimserken, diğer taraftan kendine ait fantastikleşen renk vurgularını  da gözler önüne sermekten kaçınmamaktadır. İşte bu noktada sanatçının değişik ve kendine ait olan yanı da, öncelikle biçim dili bağlamında ortaya çıkmaktadır. Çünkü renk tercihleri, tamamen resimlerinin kosmozunu da belirleyen bir özellik olmaktadır. Ayrıca resim yüzeylerini gerek boyayı kullanarak iki boyutlu, gerekse -ptik espriyi değerlendirerek üç boyutluşan tuval gövdelerine ayırmaktadır. Bu ayırmalar mekânla ilgili boyutlaştırma çabaları olarak ayrıca dikkat çekmektedir.

Özkan Eroğlu

Anasayfa

www.kosektas.net BİLGİSUNUM SAYFAMIZ KOSEKTAS.NET, KİMİ İSTİSNALAR DIŞINDA, YAZ MEVSİMİ BOYUNCA GÜNCELLENMEYECEKTİR! BİLGİNİZE SUNAR, BOL GÜNEŞLİ VE DİNLENDİRİCİ BİR TATİL GEÇİRMENİZİ UMARIZ! KOSEKTAS.NET, KÖŞEKTAŞ KÖYÜ BİLGİSUNUM SAYFASI


Köşektaşlı resim sanatçısı Adnan Yalım`ın resimlerinde, bilişsel iletişim araçlarının etkisiyle gerçeklikten uzaklaşan ve sanal bir dünyada yaşamaya başlayan insanlarla ilgili
yorumları görürsünüz. Onun resimleri yaşamın her
aşamasında karşımıza
çıkan uyumsuzluğu ifade eder.

TEMEL İÇGÜDÜLER

İnsan denen varlığı Türkçemizin güzellik ve incelikleriyle irdeleyerek,
evrim ile kanıtlarının görmezden gelinemeyeceğini, yeryüzündeki
yaşamın vazgeçilmez oranda güzel olduğunu her göze mızrak
mızrak sokan seçkin şairimiz Dr. Salim Çelebi’ye
çok teşekkür ediyoruz!
kosektas.net

ŞAİR DR. SALİM ÇELEBİ


19 Haziran 2017, Pazartesi l Temel İçgüdüler l Şair Dr. Salim Çelebi

İnsan: Dünyamızın en evrimleşmiş varlığı...

Kimi ekvatorda kimi kutuplarda yaşar. Kimi de daha iyi yaşam koşullarına sahip olabilmek amacıyla doğduğu yerlerden çok uzaklarda: Kentlerde, yurt dışında...

Gurbette yani.

İnsanın birçok tarifini yapmış bilim insanları: ”düşünen canlıdır,” “gülebilen canlıdır,” “iradesiyle hareket edebilen tek varlıktır,” gibi.

Birkaç yıl önce bir tarif okumuştum. Benim favori tarifim de budur zaten: ”Başparmağı en gelişmiş canlıdır insan.”

Ne güzel bir tarif!

O başparmakla, kalem tutarak yazı yazabilen; mızrap tutarak saz çalabilen; fırça tutarak resim yapabilen başka bir canlı var mı?

Tabancanın tetiği de ne yazık ki gelişmiş başparmağın yardımıyla çekilmekte!

O kadar çok marifeti var ki başparmağın; yaratabiliyor da yok edebiliyor da.

Her bebek, evren hakkında kaba bilgilere sahip olarak doğar ve birçok içgüdüleri vardır doğarken birlikte getirdiği.

Bu içgüdülerden üç tanesi temel içgüdüdür: Açlık, susuzluk ve cinsellik.

Açlık ve susuzluk dünyaya tutunmaya ve hayatta kalmaya yönelik; cinsellik ise üremeyle ilgili temel içgüdüdür. Yani, bu içgüdüyle kişiler kendilerini geleceğe kodlarlar.

Anne ve babalar, genlerini eşit olarak aktarırlar çocuklarına: Torunlarında, kendi genlerinin dörtte biri; torunlarının çocuklarında, kendi genlerinin sekizde biri ve torunlarının torunlarında da kendi genlerinin on altı da biri bulunur.

Azalarak, zincirleme olarak devam eder bu gen aktarımı.

Beden yok olur, ama aktarılan genlerle insan yaşamı devam eder. Bu zincirin sürekliliği için, içgüdülerin doyurulması gerekir; doyurulmaması, yaşamdan koparır ve hiçliğe sürükler insanı.

Bu bağlamda hayat, içgüdülerin doyurulması amacıyla verilen mücadeledir.

Birey, tek başına değildir tabi ki yaşamında; içgüdülerini doyurmak isteyen başka bireyler de vardır.

Ve hayatta içgüdüler savaşımı başlar; garanti altına alınması için yarınların.

Bu içgüdü doyurma savaşımında, şanslıdır bazıları; daha doğarken hazır bulmuşlardır birçok olanakları.

Koşuya çok önde başlarlar.

Doyurulamayan içgüdüler; huzursuz birey ve huzursuz toplum yaratır:

Oynaktır, çalkalanır toplum.

Çalkalanmanın tepe yaptığı dönemler; 12 Martlar ve12 Eylüllerle bastırılır: Korku ve panik...

Muhbirler...

Hızla çoğalan, “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın.” sevdalıları...

Gözaltılar, işkenceler, tutuklananlar, asılanlar...

Sessizlik!

Bastırılan toplumsal talepler ve birey içgüdüleri:

Tevekkül...

İçgüdüleri doyurulamayan bireyler; ya Tanrıya yakarıyla kurtulmak isterler huzursuzluklarından –ki ölümden sonra cennette doyurulacaktır bu dünyada doyurulamayan içgüdüleri – ya da örgütlenerek aklın yolunu seçerler.

Emek ister, yürek ister örgütlenmek.

Bazen sulandırılır, sarartılır rengi!

Şaha kalkar, toplumu yeniden biçimlendirerek yönlendirme arzuları...

İstenileni değil de dayatılanı seçme seçimi...

Yeni umut diye sunulan eskiler...

1500 yıl önceki yaşamı gerçekleştirme arzuları...

Sağır engelliler diyalogu...

Ölen ve öldürülen on binlerce insan!

Tutuklanan düşünceler...

Aklın kurşuna dizilmesi...

Küçülen somun ve sofralar...

Yaşanamaz içgüdüsüz:

Zaten başparmağımız da içgüdülerimizin yeterince doyurulması için evrim sonucu bu denli gelişmiştir.

“Yok,” sayılabilir mi gelişim ve evrim?

Ne güzel söylemiş Nazım Usta: “Yaşamak güzel şey be kardeşim.”


Dr. Salim Çelebi l Temel İçgüdüler l 3 Mayıs 2014

 


HTML kodları ve yazılım dahil olmak üzere, bu sitede bulunan hiçbir malzeme kopyalanamaz, çoğaltılamaz, yeniden yayımlanamaz. Telif ve mülkiyet hakları saklı kalmak koşuluyla ve kaynak gösterilerek, bu sitede bulunan fotograf, resim, bilgi ve belgelerden yararlanılabilir!
kosektas.net
Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası
  
 

Ağ: www.kosektas.net|İletişim: kosektas@kosektas.com|Güncelleme: 19 Haziran 2017

Öğretmenliğimin ilk yıllarında Kurtuluş Savaşı Gazilerimiz yetmişli yaşlarda idiler. Ben bu Gazilerimizi Cumhuriyet Bayramlarında okula davet eder, anılarını anlatmalarını rica ederdim. Hiç nazlanmadan gelirler anlatırlardı. Ama ne yazık ki, ne yazılı ne sözlü hiç birini kayıt altına almayı düşünemedim ve geçip gittiler. Bu yüzden daima içimde bir pişmanlık yaşarım. Galiba bu pişmanlıktan olacak nerede yaşlı birini görsem eşelerim. Konuşturur, kayda değer bulduklarımı not alırım.
02.09.2016
Sonbahar ve Eskibağ, birbirine çok yakışan zaman ve mekan. Çocukluğumdan beri beni çeken bir yanı vardır Eskibağ´ın. Bozkır ortasında az da olsa bitki örtüsüne sahip olması, belki de bende ormanlık alan izlenimi bırakmış olmalı. Zerdali, badem, alıç, kara erik ağaçlarının kapladığı alanın zemini harap kalmış bağlarla kaplıdır. Yirmi yıl öncesindeki yangında büyük zarar görmesine rağmen, hala o özgün yapısından izler taşıyor.
27.01.2016
Kuş Ali, yılın birinde, Almanya’dan izine gelirken teyzesi Cülü’ye donluk, eşinin teyzesi Kamalı’ya da seksen marklık yün hırka getirmiş. Ancak Cülü’ye donluk gizli verilmiş. Cülü’nün yorumu:
28.04.2012
Öğretmen Vahdettin ŞEN`in yıllar önce yazmış olduğu ölçülü biçili bu şiirini siz ziyaretçilerimizle paylaşmaktan kıvanç duyuyor, kendisini bir kez daha saygıyla anıyoruz! kosektas.net --- Vahdettin Şen – Emekli öğretmen. Yazdığı şiirlere tüm Köşektaşlıların ortak duygularını yansıtır. Bundan başka büyük bir duygu, anlam ve içerik yoğunluğu vardır şiirlerinde. Köşektaş’ı ve insanını arı ve berrak, anlaşılır ve özgün bir dille anlatan amatör bir ozandır.
21.03.2012
Son günlerde sitemizde Çanakkale Savaşları’yla ilgili tartışma yazılarını ilgiyle izliyorum. 18 Mart tarihi yaklaştıkça konunun daha da güncelleşeceğini düşünüyorum. 18 Mart savaşın başlangıcı olarak kabul edilir, öyle bilinir. Oysa İngiliz birlikleri 19 Şubat 1915 tarihinden itibaren Settülbahir ve Kumkale mevkilerini bir ay boyunca bombaladı. Çanakkale Savaşı’nı bir bütün olarak değerlendirecek olursak 19 Şubat’ı başlangıç olarak kabul etmemiz gerekiyor.
17.03.2012
Aliağanın oğlu Mustafa Yılmaz bir zamanlar kahve işlettirdi. İyi çay yapar yapamaz bilinmez ama veresiye hesabını iyi yapardı! Çay fiyatları aynı olmasına karşın on liralık bir borç ödeme zamanı gelince en az yirmi lira olurdu.
15.03.2012


Kitap Tanıtım Köşesi

Çeşitli konularda yazılar yazarak ve araştırmalar yaparak bizi bilgilendiren seçkin öğretmenimiz Hüseyin SEYFİ'ye  minnettarız! Ona yüreğimizin derinliklerinden teşekkürler sunarız!

kosektas.net

PUDUHEPA
- Altı yüz sayfaya yaklaşan bir kitap. Yazarı Prof. Dr Ahmet Ünal. Kitabın adı, Eskiçağ Anadolu Toplumlarında Puduhepa ve Zamanı. 2014 baskı. Eskiçağ meraklılarının keyifle okuyacakları bir eser diyebilirim. Kitapta, en etkili Hitit kraliçelerinden olan Puduhepa'nın yaşamı tüm yönleriyle anlatılıyor. Arkeolojik kazılardan elde edilen Hititlere ait tabletlerin dilimize aktarılışıyla birlikte, Hititlerde sosyal yaşam, kadının yeri, yasalar, savaşlar, antlaşmalar, inançlar, törenler gibi konulara geniş bir şekilde yer veriliyor. Ayrıca karşılaştırmalı olarak Eskiçağ uygarlıklarında kadının sosyal statüsüne vurgu yapılıyor. Kitaptan değişik sayfalardan bazı alıntılar kitap hakkında az da olsa bir fikir verebilir sanıyorum.

"Puduhepa sıradan bir rahibin kızı. Kadeş Savaşından sonra (M.Ö 1273) o zamanlar ikiye bölünmüş olan Hitit devletinin Orta Anadolu'da kalan kısmına hükmeden ve bir nevi korsan krallık tahtında oturan III. Hattuşili ile evlendikten sonra, hem kocası hem de onun yerine geçen üvey oğlu IV. Tuthaliya zamanında yaklaşık kırk yıl boyunca ( M:Ö 1273-1233) Hakmis ve Hattuşa'da ana kraliçelik yapmış yabancı bir kadındır.
Bir kültür tarihçisinin haklı olarak belirttiği gibi, dünyamızın bundan 3.5 milyar yıl önce çıktığı düşünülüp tarihi olaylar bir kronoloji şeridine dizildiğinde, Gudea, Hammurabi, Puduhepa, İskender ve Kleopatra ve daha nice insanların daha dün yaşamış gibi bize kapı komşusu gibi yakın gelmeleri gayet doğaldır. Puduhepa gerçekten dayanılmaz cazibeye sahip, çok güzel bir kadın mıydı da bir erkeğin, yani kocası III. Hattuşili'nin gölgesine sığınmak suretiyle Hitit kraliyet sarayında bu kadar etkin olmayı başarmıştı?
Hattuşa çivi yazılı devlet arşivlerinde bize resmi yazılı belge bırakan ve Hitit devletinin kurucusu olarak kabul edilen ilk kral Hatti dilinde "hükümdar" anlamına gelen Labarna-tabarna ünvanını da taşıyan I. Hattuşilidir. Hattuşili'nin saltanatı, çiftçi, çoban ve çapulcu bir kavmin yeni yeni kurmakta olduğu kabile devletinin en belirgin izleri ile doludur.
Puduhepa'yı iyi tanımanın yollarından birisi kuşkusuz kendisine en yakın kişi olan kocasını anlamaktan geçer. Hattuşili'nin daha çocuk yaşta başladığı kariyer çok çeşitli ve zengindir.

Puduhepa ömrünün sonlarına doğru iyice yaşlanmış ve saray içinde olur olmaz herkese rezil olmaya başlamıştı. Şimdi artık dul da kaldığı için biricik kocasının desteğinden yoksundu. Kızları evlenip gitmişlerdi, oğlan çocukları ise kim olduklarını ve yaptıklarını bilmiyoruz. Bu açıdan bakıldığında onun sonu da muhtemelen Kösem Sultanınkinden farklı olmamıştır. Sanki kendisinden sürdüğü bunca sefanın hesabı sorulmakta bir nevi intikam alınmaktaydı. En sıradan saray seyisleri bile onunla alay etmeye ve elindeki atları ve memleketinden gönderilen kuruyemişleri zorla almaya başlamışlardı. Kısa sayılamayacak ömrü boyu çevirdiği dolaplar ruh dünyasının içine iyice işlemişti ve dengesi çok bozulmuştu..."
Ne zaman, nerede ve nasıl öldü, Hatti'de mi, yoksa memleketi Lawazantiya'da mı defnedildi, gene yanıtı verilmeyen sorular arasındadır. Zaten hiçbir Hitit kralı ve kraliçesinin mezarı bulunamamıştır ki onunki bulunsun.
Mezarlar ve mezarlıklar, ölü gömme adetleri, Hitit arkeolojisinin muammalı soruları arasındadır.

Hüseyin SEYFİ