Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam14
Toplam Ziyaret642277
Çeviri Etkinliği

Hasan Âli Yücel
Seçkin insanlar seyrek!

Hümanizma ruhunu anlama ve duymada ilk aşama, insan varlığının en somut anlatımı olan sanat yapıtlarının benimsenmesidir.
 
Sanat dalları içinde edebiyat, bu anlatımın düşünce öğeleri en zengin olanıdır. Bunun içindir ki bir ulusun, diğer ulusların edebiyatlarını kendi dilinde, daha doğrusu kendi düşüncesinde yinelemesi; zekâ ve anlama gücünü o yapıtlar oranında artırması, canlandırması ve yeniden yaratması demektir. İşte çeviri etkinliğini, biz, bu bakımdan önemli ve uygarlık davamız için etkili saymaktayız.
 
Zekâsının her yüzünü bu türlü yapıtların her türlüsüne döndürebilmiş uluslarda düşüncenin en silinmez aracı olan yazı ve onun mimarisi demek olan edebiyatın, bütün kitlenin ruhuna kadar işleyen ve sinen bir etkisi vardır. Bu etkinin birey ve toplum üzerinde aynı olması, zamanda ve mekânda bütün sınırları delip aşacak bir sağlamlık ve yaygınlığı gösterir. Hangi ulusun kitaplığı bu yönde zenginse o ulus, uygarlık dünyasında daha yüksek bir düşünce düzeyinde demektir. Bu bakımdan çeviri etkinliğini sistemli ve dikkatli bir biçimde yönetmek, onun genişlemesine, ilerlemesine hizmet etmektir. Bu yolda bilgi ve emeklerini esirgemeyen Türk aydınlarına şükran duyuyorum. Onların çabalarıyla beş yıl içinde, hiç değilse, devlet eliyle yüz ciltlik, özel girişimlerin çabası ve yine devletin yardımıyla, onun dört beş katı büyük olmak üzere zengin bir çeviri kitaplığımız olacaktır. Özellikle Türk dilinin bu emeklerden elde edeceği büyük yararı düşünüp de şimdiden çeviri etkinliğine yakın ilgi ve sevgi duymamak, hiçbir Türk okurunun elinde değildir.

Hasan Âli Yücel
Milli Eğitim Bakanı
23 Haziran 1941.

Şiirlerle Şenlendik - 37. Bölüm

ŞİİRLERLE ŞENLENDİK - 37. BÖLÜM

"Şiirlerle Şenlendik" adlı yazı dizimizin 37. bölümünü
siz ziyaretçilerimize sunmanın kıvancını yaşıyoruz!
kosektas.net

Şair Dr. Salim ÇELEBİ

27 Kasım 2015, Cuma

Şiirlerle Şenlendik, 37 - Anadolu -II

1960'lı yıllara değin, genellikle; az, çorak ve yetersiz toprakta, sadece aileye yetecek kadar tarım yapıldığı için, kapalı bir toplum yapısı vardı Anadolu halkının. Günümüzde bile hâlâ dağ köylerinde aynı yapı devam etmektedir.

İhtiyaçlar, mübadele ile (değiş-tokuş) gideriliyordu: Üretilenle, üretilemeyenin değiştirilmesi. ( Çocukluğumda, 3 yumurta ile 250 gram helva; bir urup buğdayla, 1 kilo bisküvi; 250 gram yünle, 1 kilo zeytin alıyorduk...)

Nüfusun ezici çoğunluğu köylerde yaşıyordu, jandarma ve mültezim, korkulu rüyasıydı halkın. Ekonominin motor gücü zorunlu olarak devletti; sermaye belirli ellerde birikmemişti henüz; burjuva sınıfı gelişememişti. Temel üretim aracı "toprak" olduğu için; üretim ilişkisi de feodal düzeyde idi: Ağa-maraba ilişkisi.

Günümüzde, 12 Milyon işçi var ülkemizde. Bunların, sadece 1 Milyonu sendikalı. Niye? Niye sendikalı işçi sayısı bu kadar düşük? Burjuvazinin oluşamadığı bir ülkede, işçilerin yeterince örgütlenmesi beklenebilir mi? Sadece, sermayesi nedeniyle üretim araçlarına sahip bireyler burjuva sayılabilir mi?

Aradan 50 yıl geçmiş de olsa, köylerden büyük kentlere göçmüş de olsak, üretim biçimimiz değişmiş de olsa; sosyal ilişkilerimiz yeterince değişmedi henüz. İşte bu yüzden, evleneceğimiz kişiyi büyüklerimiz belirliyor; işte bu yüzden, apartmandaki dairemizde tavuk beslemeye çalışıyoruz...

Yazdıkları şiirlerde, Âşık Veysel'in sadık yâri ile Nâzımın anası aynı noktada; temel üretim aracında buluşur: Toprak. Her birimizin son adresi.

YALNAYAK

Kafamızda güneş

                     ateş

                         bir sarık.

Arık toprak

        çıplak ayaklarımıza çarık.

İhtiyar katırından

        daha ölü bir köylü

                            yanımızda,

yanımızda değil

                    yanan

                       kanımızda.

Omuz yamçısız

bilek kamçısız

atsız, arabasız

                jandarmasız,

ayı ini köyler

          balçık kasabalar

                          kel dağlar aştık,

İşte biz o diyarı böyle dolaştık!

Hasta öküzlerin

             yaşlı gözlerinde

dinledik taşlı tarlaların sesini.

Gördük ki vermiyor

             toprak altın başaklı nefesini

                     kara

                        sapanlara!

Rüyada gezer gibi gezmedik

                             Hayır,

bir çöplükten bir çöplüğe ulaştık.

İşte biz bu diyarı böyle dolaştık.

Biz

biliriz

     o memleket

                neye hasret çeker.

Bu hasret

       bir materyalist kafası kadar

                                              çizgileşmiştir,

bu hasrette

     madde var

                   madde!

 

Basık

     suratı asık

                evler

köstebek yolu sokakların üstünde

                        vermiş kafa kafaya.

Cin gözlü

     güvercin sözlü

               abani sarıklılar

dükkânlara bağdaşmış

Yarık

     tabanı çarıklılar

                  önlerinde.

Yarma

     bir jandarma

tarlada zina eden

                    bir çifti sürür.

Kahvede

     piri mugan dede

                sulanırken çırağa

"Lâhavle ve lâ" çekip derin derin

                               bu geçenlerin

                                   suratına tükürür.

İşte şu

ekşimiş uyku kokan çömlek gibi şehrin

kara sevdası değil öyle romantik,

                onun

                  ruhunun

                            iki kıvrak kelimelik

                                         hasreti var:

                                                 BUHAR

                                               ELEKTRİK!

 

Kör değilseniz eğer

                     görürsünüz ki

şu toprak yüzlü rençper

Kafkastan arta kalan

                   kalbur göğüslü oğlu

kel başlarında mültezimin

                               tırnakları oyulu,

                     kızıyla

                        karısıyla

                                  kağnısıyla

son karış toprağına sarılmak,

ölse de burda onlarla ölmek

                        burda

                             onlarla

                                  gömülmek

                                         istiyor.

 

Dağların tarlaların özlediği,

arzulu bir kadın gibi şehvetle gözlediği,

her tırnağında 1000 manda kuvveti

                                       demirleşen

         ve su çalkalar gibi toprağı eşen

                           ruhu buhar

                                makinalar!

 

Ey cam karınları

              sarı

                nargileler gibi horuldayan,

ey üç atlı yaylısının içinden

                               sağır

                                  burunsuz

                                          kör

                                            köylülere

Pierre Loti ahı çekip geçen

ağzı gemli

              eli

              kalemli

                   efendiler!

Tatlı maval dinlemekten gayrı usandık.

Artık

hepinizin kafasına

               şu

               daaaaaank

                               desin:

Köylünün toprağa hasreti var,

                         toprağın hasreti

                                       makinalar!

Şiir Tanıtım Köşesi


Geçmişteki Günleri Tazelermişçesine

Seçkin şairimiz Dr. Salim Çelebi'nin yazmış olduğu "Vardı İçinde" adlı bu özgün şiiri siz ziyaretçilerimize sunmaktan kıvanç duyarız!

kosektas.net


Salkım söğütler
altında koyulaşırdı sohbetler.
Politika, gaile, din; vergi, savaş, kıtlık;
gurbet, sıla, yoksulluk
bir de askerlik anıları
süslerdi anlatılanları...
Gocunulmazdı,
açıktı eleştiri,
kahpe feleğe intizar vardı içinde.

Suspus olunur 
çıt çıkmazdı ajans vakti,
tefe koyulur
safça ve insafsızca
suçlanırdı halktan olmayan parti;
oy vermiş,
alay edilen
birkaç tövbekâr vardı içinde,

Cepte taşınırdı kanıtlar:
Hayat Mecmuası, Akbaba;
Ferhat’tan Şirin'e
Kerem'den Aslı'ya
yakılan ağıtlar
okunurdu defalarca;
sevdiğine kavuşamayan yâr vardı içinde.

İşin en kötüsü,
pelesenk olmuştu dillerde
kalkınmasın köylü diye
kapatılan Hasanoğlan Köy Enstitüsü;
seferberlik, jandarma,
halkın belini büken
bir de tahsildar vardı içinde.
 
Bazen berrak bazen çamurlu
çağıldardı dereden akan sular;
ağzından bal damlayan
Ali Emmiler, Hasan Ağalar;
Çanakkale Gazisi,
birisi topal,
nur yüzlü dört ihtiyar vardı içinde.

Şair Dr. Salim Çelebi