Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi3
Bugün Toplam71
Toplam Ziyaret579297
Şiir Tanıtım Köşesi

Das Gespräch (Sohbet), 1982
Fotograf: Mehmet Ünal


Marta

Bak, Marta!
Bak, işte sevgili kadını bu toprakların
Bak işte yazıyor burada
Bir milyon insanımız yurtdışında şimdi şu anda
Bir milyon insanımız sıra bekliyor
Dilekçe yazdırıyor bir milyonumuz
Yazdırmayı düşünüyor bir milyonumuz da...

Bak, Marta
Bak, işte
Yazıyor burada
Sen savaşı bitirdin ama ‘45’te
Benim savaş bitmedi
Sen kaldın ölülerin ve yıkıntılarınla başbaşa
Şu başının içi ışık
Ben kaldım ölülerim ve yıkıntılarımla başbaşa
Korkunç bir ışıksızlık
Şu kafamın içi benim
Karmakarışık...

Sevmemek mümkün değil şu hızlı trenlerini Almanya’nın
Yıldız gibi akıp gidiyorlar bu karışıklıkta
Bu ne kadar çok fabrika
Bu ne kadar demiryolu
Bu ne kadar otoban
Bu ne kadar araba
Bu ne kadar direk köprü kemer orman su geçit
Bu ne kadar demir kömür beton petrol ve işçi
Bu ne kadar yabancı
Bu ne kadar hız
Bu ne kadar...

Ah bilsem de Almanca’yı
Çatır çatır sorsam şu Almanlardan
Nasıl çıktı bu Krup
Nasıl çıktı bu Engels
Marks’ı siz mi yetiştirdiniz?

Hasan Hüseyin Korkmazgil,
Koçero Vatan Şiiri 

 

Şiirlerle Şenlendik - 39. Bölüm

ŞİİRLERLE ŞENLENDİK - 39. BÖLÜM

"Şiirlerle Şenlendik" adlı yazı dizisinin 39. bölümünü
siz ziyaretçilerimize sunmanın kıvancını yaşıyoruz!
kosektas.net

Şair Dr. Salim ÇELEBİ

11 Aralık 2015, Cuma

Şiirlerle Şenlendik, 39 - Sessizlik - II

Sessizlik huzur verir bazen, gerektiğinde.Kendisiyle veya doğayla başbaşa kalarak, farkına varır ayrıntıların insanoğlu. Görür, duyar, hisseder, düşünür...

Ses ve oluşturduğu dil on binlerce yıl süren bir süreçte oluşmuştur ve oluşum sonsuza dek devam edecektir. Her nesneyi göremediğimiz gibi, her sesi de duyamayız doğal olarak.

Hayat, canlıların birbirleriyle ve doğayla olan ilişkilerinin bütünüdür. Her canlı, yaşamını sürdürebilmek için diğer canlılara ve doğaya ihtiyaç duyar. Bu ihtiyaç nedeniyle oluşan ortak olgu; beraberinde aidiyeti ve kimlikleri oluşturur: Köşektaş'ta doğanlar, Beşiktaş taraftarları, öğretmenler, işçiler, Arnavutlar, demokratlar...

Birey ve oluşturduğu organizasyonlar, kendilerini ifade etmek isterler: Varoluşlarını, sorunlarını, başarılarını... İstedikleri yerlerde, istedikleri zamanlarda. Toplumların arzu ve istekleri, zaman zaman; korkuyla, şiddetle, susturularak baskılanır. Bizler,1970'li ve 80'li yıllar boyunca; sokağa çıkma yasaklarıyla, sıkıyönetimlerle, olağanüstü hallerle susturulduk. Karanlıklar yuttu ideallerimizi.

Nâzım'ın aşağıdaki şiiri, 18 Eylül 1929 tarihinde "Resimli Ay" dergisinde "İsimsiz Adam" imzasıyla yayınlanmış ve bu şiir nedeniyle derginin yazı işleri müdürü yargılanarak, 10 gün hapis, 10 Lira para cezası almış; ceza ertelenmiştir.

SESİNİ KAYBEDEN ŞEHİR

Adedi devir
sıfır.
Şehir
sustu.
Kenetlendi nokta nokta şehrinin
asfalt-beton çenesi:
bin dokuz yüz nokta nokta senesi
nokta nokta
ayında…
Cadde boş.
bir uçtan bir uca koş.
Cadde boş
bomboş
cebim gibi…
Kesildi akmıyor su…
Ne bir motor uğultusu
ne dönen bir tekerlek var.
Rüzgar:
sürüklüyor asfaltta Mister Ford’un adını:
duvardan kopan renkli bir ilan kaadını
kaldırımda savuruyor..

Üç adam.
Üç adam duruyor:
Birincinin kolunda kırık bir
keman var,
ikincinin başında silindir
sırtında frak,
üçüncü kıllı bir maymun gibi çıplak..
Sokak.
Sokakta ıslık çalarak
enseni kaşıya kaşıya
geç karşıdan karşıya.
Yok ezilmek korkusu..
Ne bir motor uğultusu
ne dönen bir tekerlek var..
Rüzgar:
çatıyor gitgide kara kaşlarını.
Kesmiş düdük sesleri köşe başlarını.
Üç adam…
Üç adam duruyor
ve bir sarhoş türküsünü söyliyerek
topuklarını yere vuruyor..
Caddenin ortasında bağırıp durmayın,
topuklarınızı yere vurmayın,
NAFİLE
asfaltı getiremezsiniz dile! !
NAFİLE
konuşmaz sesini kaybeden şehir
okşamazsa eğer
ONLARIN
ceplerinde kilitlenen elleri
bakır telleri..
Üç adam:
Üç adam duruyor:
Birincinin kolunda kırık bir
keman var,
ikincinin başında silindir
sırtında frak,
üçüncü kıllı bir maymun gibi çıplak..
Üç adam
kayboluyor karanlıkta sallanarak..


Nankörlük ve Zekâ
 Nankörlük ve Zekâ
 
Nankörün kelime anlamı, kendisine yapılan iyiliğin değerini bilemez veya yapılan iyiliği çabuk unutan, olarak açıklanır.

Değer; kıymete yaraşır, değerli, zahmete yarar, önemli, zahmetin emeğin karşılığı, taşıdığı yüksek niteliklerin topluca ifadesi, biçilen kıymet.

Nankörlük, yapılan iyiliği unutma hali, güçsüzlük, zavallılık, zayıflık, kısırlık.

Konuyla ilgili olarak, zekâ durumlarından dolayı hayvanlar gelir akla. Özellikle kedi, nedense nankör bir hayvan bilinir. Kucağınıza alırsınız, okşar seversiniz, karnını doyurursunuz, bir de bakarsınız ki, hafif kızınca, tüm iyilikler unutulmuş ve tırnaklarını elinize yüzünüze oturtmuş.

İyilik yaptığınız insanın tırnağı, kalbinize oturur. Kedi tırnağı, elinize, yüzünüze. Kedi tırnağı kalbinizi nasıl görsün. Kedi çiziği bir gün gelir, geçer gider. Ya, kalbe oturan tırnak? silinir mi?

Kedi ile haşır neşir olan insanların da , ‘Hayır, kedi asla nankör değildir, nankör olan insandır.’ dediklerine tanık oluruz.

Hayvanların zekâlarının olmadığından ve nankörlüğünden bahsederken, köpek ile at’a haksızlık etmemek gerekir. At konusu, hemen hemen herkesin birşeyler işittiği, birşeyler bildiği , tanık ve gözlemleri olduğu ayrı bir husustur Bunu bilenler atı kesinlikle ayrı tutarlar.

Galiba, Goethe, “Nankörlük güçsüz insanların işi”, demiş. Önce güçlü insan anlamı üzerinde duracak olursak, güçlü insan tanımı ile ne anlaşılır? Yoruma açık olmasına rağmen güçlü, etli butlu babayiğit olmasa gerek. Böyle bir insanın iyilik bilirllik veya nankörlükle ilgisi olamaz.

Peki, buradaki güçlü insan, paralı pullu insan olabilir mi? Sanmam. Nice paralı pullu insan var ki, el çizme şöyle dursun gözünü oyar iyilik bulduğu adamın.
Geriye ne kalıyor? Ne kalacak akıl fukaralığı, yani beyinsizlik, yani iyiliğin bağlantısını kuramama. Öyle olunca da iyilik yapana nankörlük. Fillerin, timsahların, ayıların, aslanların, kaplanların bakıcılarına yaptıklarını televizyon haberlerinde görüyor, işitiyoruz.

Oysa birikimli, donanımlı, zeki insan yapılan iyiliği unutur mu? İyilikle, yaşam arasında bağlantı kurar. Yaşamına ve iç dünyasına katkılarını sorgular, düşünür ve bağlantılarını bulur.

“İyiliğin değerini bilme.” mutluluk zamanı gibidir. Akıllı insan, mutlu olduğu zamanı veya zamanları unutur mu? İyilik yapana karşı, hiç değilse kötülük düşünmez. Diyet borcu olarak da kabul etmez onu. İyilik, aklının bir köşesinde kalır, zamanı gelince ortaya çıkar ve karşısındakini mutlu eder.

Hüseyin Seyfi