Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam71
Toplam Ziyaret579297
Şiir Tanıtım Köşesi

Das Gespräch (Sohbet), 1982
Fotograf: Mehmet Ünal


Marta

Bak, Marta!
Bak, işte sevgili kadını bu toprakların
Bak işte yazıyor burada
Bir milyon insanımız yurtdışında şimdi şu anda
Bir milyon insanımız sıra bekliyor
Dilekçe yazdırıyor bir milyonumuz
Yazdırmayı düşünüyor bir milyonumuz da...

Bak, Marta
Bak, işte
Yazıyor burada
Sen savaşı bitirdin ama ‘45’te
Benim savaş bitmedi
Sen kaldın ölülerin ve yıkıntılarınla başbaşa
Şu başının içi ışık
Ben kaldım ölülerim ve yıkıntılarımla başbaşa
Korkunç bir ışıksızlık
Şu kafamın içi benim
Karmakarışık...

Sevmemek mümkün değil şu hızlı trenlerini Almanya’nın
Yıldız gibi akıp gidiyorlar bu karışıklıkta
Bu ne kadar çok fabrika
Bu ne kadar demiryolu
Bu ne kadar otoban
Bu ne kadar araba
Bu ne kadar direk köprü kemer orman su geçit
Bu ne kadar demir kömür beton petrol ve işçi
Bu ne kadar yabancı
Bu ne kadar hız
Bu ne kadar...

Ah bilsem de Almanca’yı
Çatır çatır sorsam şu Almanlardan
Nasıl çıktı bu Krup
Nasıl çıktı bu Engels
Marks’ı siz mi yetiştirdiniz?

Hasan Hüseyin Korkmazgil,
Koçero Vatan Şiiri 

 

Şiirlerle Şenlendik - 26. Bölüm

ŞİİRLERLE ŞENLENDİK - 26. BÖLÜM

"Şiirlerle Şenlendik" adlı yazı dizimizin 26. bölümünü
siz ziyaretçilerimize sunmanın kıvancını yaşıyoruz!
kosektas.net

Şair Dr. Salim ÇELEBİ

29 Mayıs 2015, Cuma

Şiirlerle Şenlendik, 26 - Çağlayan

1970’li yılların sonunda, bir arkadaşım sayesinde, İstanbul Harbiye Şehir Tiyatrosunda, 250 kişilik özel bir sunumda izleme şansım oldu Ruhi Su’yu.
 

Soyadı su, ama sesi bir çağlayanın suyu… Niagara Şelalesi sanki! Saz halinden memnun, söz keyifli; Ruhi Su’nun ellerinde ve sesinde…

Sazını ve sesini duymadan da sadece yüzüne bakarak, hangi parçayı sunduğunu anlayabilmek olanaklı. O kadar içselleştirmiş ki sunduklarını; yaşıyor, yaşatıyor o anda…

Hayatı boyunca savaşsız, sömürüsüz bir Dünya için mücadele etti Ruhi Su. Mazlumun ve yoksulların yanında oldu; türküleri ve şiirleriyle. Kansız kurulan bir sofra, hakça paylaşım ve varlık nedenimiz toprak; ne güzel dile getirilmiş aşağıdaki dizelerinde.

SERHAT TÜRKÜSÜ

Ne murdar öldüler 
Ne Müslüman oldular. 
Kılıçsız, kalkansız 
Bir sofra kurdular 

Zeytin zeytini getirdi 
İncir inciri getirdi, 
Şerbeti üzüm getirdi 
Her biri bir şey getirdi. 
Kimi meyvesini canım, 
Kimi gölgesini getirdi. 

Ne dört yüz arslana borçluyuz 
Ne Şehmuz Aslan’a. 
Ilgınlara, sazlara borçluyuz 
Biz bu toprakları. 
Bir de yavşana. 

Çocukluk yıllarını önce yoksul bir ailenin yanında, sonra da öksüzler yurdunda geçirerek yetişmiş bir sanatçı.

Mektepli aynı zamanda: Konservatuar mezunu.

Öğretmen, müzisyen, araştırmacı, arşivci, şair; dört dörtlük bir sanatçı yani.

Serdarı halimiz böyle n’olacak?/ Kısa çöp uzundan hakkın alacak.”  dizelerini içeren türküyü söylemesi nedeniyle, radyodaki işine son verilen bir sanatçı.

Büyük ozanın “Irmak” adlı aşağıdaki şiiri, derinden etkilendiğim şiirlerden biridir:

Doğa, ancak bu kadar güzel dillendirilebilir…

Köken, ancak bu kadar güzel anlatılabilir…

Sağduyuya davet, ancak bu kadar güzel yapılabilir…

Savaşa karşı bilinç; ancak böyle olumlu yollarla geliştirilebilir.

IRMAK

Ağaç demiş ki baltaya:
“Sen beni kesemezdin ama
Ne yapayım ki sapın benden.”
Bak su ağacın bilincine sen!
Ölen ben, öldüren benden.

Bunca analar ağlayıp durur da
Akıp gider gelinciklerden
Kör müdür, sağır mıdır bu ırmak?
Ölen ben, öldüren benden.

Her yerde böyle olmuş bu:
Önce dağa- taşa, ağaca söyletmiş halk.
Sonunda sabahın bir yerinden
Uyanıp kalkmış ayağa ırmak:
Ölen ben, öldüren benden. 
   
         


Nankörlük ve Zekâ
 Nankörlük ve Zekâ
 
Nankörün kelime anlamı, kendisine yapılan iyiliğin değerini bilemez veya yapılan iyiliği çabuk unutan, olarak açıklanır.

Değer; kıymete yaraşır, değerli, zahmete yarar, önemli, zahmetin emeğin karşılığı, taşıdığı yüksek niteliklerin topluca ifadesi, biçilen kıymet.

Nankörlük, yapılan iyiliği unutma hali, güçsüzlük, zavallılık, zayıflık, kısırlık.

Konuyla ilgili olarak, zekâ durumlarından dolayı hayvanlar gelir akla. Özellikle kedi, nedense nankör bir hayvan bilinir. Kucağınıza alırsınız, okşar seversiniz, karnını doyurursunuz, bir de bakarsınız ki, hafif kızınca, tüm iyilikler unutulmuş ve tırnaklarını elinize yüzünüze oturtmuş.

İyilik yaptığınız insanın tırnağı, kalbinize oturur. Kedi tırnağı, elinize, yüzünüze. Kedi tırnağı kalbinizi nasıl görsün. Kedi çiziği bir gün gelir, geçer gider. Ya, kalbe oturan tırnak? silinir mi?

Kedi ile haşır neşir olan insanların da , ‘Hayır, kedi asla nankör değildir, nankör olan insandır.’ dediklerine tanık oluruz.

Hayvanların zekâlarının olmadığından ve nankörlüğünden bahsederken, köpek ile at’a haksızlık etmemek gerekir. At konusu, hemen hemen herkesin birşeyler işittiği, birşeyler bildiği , tanık ve gözlemleri olduğu ayrı bir husustur Bunu bilenler atı kesinlikle ayrı tutarlar.

Galiba, Goethe, “Nankörlük güçsüz insanların işi”, demiş. Önce güçlü insan anlamı üzerinde duracak olursak, güçlü insan tanımı ile ne anlaşılır? Yoruma açık olmasına rağmen güçlü, etli butlu babayiğit olmasa gerek. Böyle bir insanın iyilik bilirllik veya nankörlükle ilgisi olamaz.

Peki, buradaki güçlü insan, paralı pullu insan olabilir mi? Sanmam. Nice paralı pullu insan var ki, el çizme şöyle dursun gözünü oyar iyilik bulduğu adamın.
Geriye ne kalıyor? Ne kalacak akıl fukaralığı, yani beyinsizlik, yani iyiliğin bağlantısını kuramama. Öyle olunca da iyilik yapana nankörlük. Fillerin, timsahların, ayıların, aslanların, kaplanların bakıcılarına yaptıklarını televizyon haberlerinde görüyor, işitiyoruz.

Oysa birikimli, donanımlı, zeki insan yapılan iyiliği unutur mu? İyilikle, yaşam arasında bağlantı kurar. Yaşamına ve iç dünyasına katkılarını sorgular, düşünür ve bağlantılarını bulur.

“İyiliğin değerini bilme.” mutluluk zamanı gibidir. Akıllı insan, mutlu olduğu zamanı veya zamanları unutur mu? İyilik yapana karşı, hiç değilse kötülük düşünmez. Diyet borcu olarak da kabul etmez onu. İyilik, aklının bir köşesinde kalır, zamanı gelince ortaya çıkar ve karşısındakini mutlu eder.

Hüseyin Seyfi