Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam51
Toplam Ziyaret564329
Şiir Tanıtım Köşesi


Kara Çizgiler
"Doğada ilk kirlenmedir
ülkelere bölünmesi yeryüzünün"

Türk Şiiri'nin Devi Fazıl Hüsnü Dağlarca'nın, az sözle çok şey anlatan, hiçbir şey söylemiyormuş gibi görünüp gerçekleri göze sokan bu şiirini siz ziyaretçilerimize sunmaktan kıvanç duyarız!

kosektas.net

Burda, Hindistan'da, Afrika'da,
Her şey birbirine benzemektedir.
Burda, Hindistan'da, Afrika'da,
Buğdaya karşı sevgi aynı,
Ölüm önünde düşünce bir.

Nece konuşursa konuşsun,
Anlaşılır gözlerinden dediği.
Nece konuşursa konuşsun,
Benim duyduğum rüzgarlardır,
Dinlediği.

Biz insanlar ayrı ayrı kalmışız,
Bölmüş saadetimizi çizgisi yurtların;
Biz insanlar ayrı ayrı kalmışız,
Gökte kuşların kardeşliği,
Yerde kurtların.

Fazıl Hüsnü Dağlarca

Şiirlerle Şenlendik - 26. Bölüm

ŞİİRLERLE ŞENLENDİK - 26. BÖLÜM

"Şiirlerle Şenlendik" adlı yazı dizimizin 26. bölümünü
siz ziyaretçilerimize sunmanın kıvancını yaşıyoruz!
kosektas.net

Şair Dr. Salim ÇELEBİ

29 Mayıs 2015, Cuma

Şiirlerle Şenlendik, 26 - Çağlayan

1970’li yılların sonunda, bir arkadaşım sayesinde, İstanbul Harbiye Şehir Tiyatrosunda, 250 kişilik özel bir sunumda izleme şansım oldu Ruhi Su’yu.
 

Soyadı su, ama sesi bir çağlayanın suyu… Niagara Şelalesi sanki! Saz halinden memnun, söz keyifli; Ruhi Su’nun ellerinde ve sesinde…

Sazını ve sesini duymadan da sadece yüzüne bakarak, hangi parçayı sunduğunu anlayabilmek olanaklı. O kadar içselleştirmiş ki sunduklarını; yaşıyor, yaşatıyor o anda…

Hayatı boyunca savaşsız, sömürüsüz bir Dünya için mücadele etti Ruhi Su. Mazlumun ve yoksulların yanında oldu; türküleri ve şiirleriyle. Kansız kurulan bir sofra, hakça paylaşım ve varlık nedenimiz toprak; ne güzel dile getirilmiş aşağıdaki dizelerinde.

SERHAT TÜRKÜSÜ

Ne murdar öldüler 
Ne Müslüman oldular. 
Kılıçsız, kalkansız 
Bir sofra kurdular 

Zeytin zeytini getirdi 
İncir inciri getirdi, 
Şerbeti üzüm getirdi 
Her biri bir şey getirdi. 
Kimi meyvesini canım, 
Kimi gölgesini getirdi. 

Ne dört yüz arslana borçluyuz 
Ne Şehmuz Aslan’a. 
Ilgınlara, sazlara borçluyuz 
Biz bu toprakları. 
Bir de yavşana. 

Çocukluk yıllarını önce yoksul bir ailenin yanında, sonra da öksüzler yurdunda geçirerek yetişmiş bir sanatçı.

Mektepli aynı zamanda: Konservatuar mezunu.

Öğretmen, müzisyen, araştırmacı, arşivci, şair; dört dörtlük bir sanatçı yani.

Serdarı halimiz böyle n’olacak?/ Kısa çöp uzundan hakkın alacak.”  dizelerini içeren türküyü söylemesi nedeniyle, radyodaki işine son verilen bir sanatçı.

Büyük ozanın “Irmak” adlı aşağıdaki şiiri, derinden etkilendiğim şiirlerden biridir:

Doğa, ancak bu kadar güzel dillendirilebilir…

Köken, ancak bu kadar güzel anlatılabilir…

Sağduyuya davet, ancak bu kadar güzel yapılabilir…

Savaşa karşı bilinç; ancak böyle olumlu yollarla geliştirilebilir.

IRMAK

Ağaç demiş ki baltaya:
“Sen beni kesemezdin ama
Ne yapayım ki sapın benden.”
Bak su ağacın bilincine sen!
Ölen ben, öldüren benden.

Bunca analar ağlayıp durur da
Akıp gider gelinciklerden
Kör müdür, sağır mıdır bu ırmak?
Ölen ben, öldüren benden.

Her yerde böyle olmuş bu:
Önce dağa- taşa, ağaca söyletmiş halk.
Sonunda sabahın bir yerinden
Uyanıp kalkmış ayağa ırmak:
Ölen ben, öldüren benden. 
   
         


Bakmak ve Görmek


Sanatçıları ötekileştirilen, dışlanan toplum; yoksullaşır, yurttaşlık duyarlığını yitirir. Bir kısmımız teknoloji bağımlısı olarak gerçek yaşamdan koparılıp sanal yaşamla yaralarımızı sararken, büyük çoğunluğumuz da önce yoksullaştırılıp sonra kullaştırılıyoruz.

Şair Dr. Salim ÇELEBİ

Soluk soluğa girdi muayenehaneye ve “Kocam ölüyor, yetişin doktor bey,” dedi; felfecir okuyan gözleriyle.

Kısa bir soruşturmadan sonra, kocasını arı soktuğunu, arı zehrine karşı alerjisi olduğunu öğrendim; acil çantamı alarak ve Park Taksi durağından bir taksiye binerek, Dikili’nin İsmet Paşa Mahallesinin yukarı kısımlarına doğru çıkmaya başladık. Hem hastaya nasıl bir tedavi uygulamam gerektiğini düşünüyor, hem de arabanın geçtiği sokağa bakıyordum. Çıkmakta olduğumuz mahallenin yukarı kısımlarında, önünden geçmekte olduğumuz yan yana duran iki evin önü kalabalıktı, insanlar koşuşturuyorlar ve çığlıklar duyuluyordu. Sorup, öğrenemedik ne olduğunu; bizi bekleyen acil bir hastamız vardı.

Baygın, yüzü boynuna, bacakları dizkapağına ve kolları da dirseklerine kadar morarmış; 55-60 yaşlarında bir erkek yerde yatıyordu. Gerekli tedaviyi yaptım ve hasta dramatik bir şekilde iyileşerek birkaç dakika içinde kendine geldi, doğruldu ve eşinin elini tutarak, “Doktorum, bu kadın beni öldürecek,” dedi. “ O kadar tembih etmeme rağmen, beni hep arı kovanı bulunan yerlerden geçiriyor…” Hayata dönmenin şakasıydı bu.

Dönüşte, benim bir doktor olarak yukarı doğru çıktığımı görmüş olacaklar ki taksinin önüne geçerek durdurdular ve her iki evdeki bayılanlar için yardım istediler. Olanaklarım ölçüsünde gerekli tedavileri yaptım.

Yan yana duran evlerden birindeki kalabalık, evin ölen annesi için ağlıyordu, diğer evdeki gözyaşlarının nedeni ise askerden gelen çocuklarına kavuşmanın verdiği sevinçti. Kaybın verdiği hüzün de gözyaşlarına neden oluyordu; kavuşmanın verdiği mutluluk da. Nedenleri farklı olsa da yoğun duyguların ürünüydü gözyaşları.

Mahalleye çıkışta sokağa “bakarken,” koşuşturarak, çığlık atan kadınlar vardı; dönüşte yanlarına vardığımızda, çığlıkların nedenlerini öğrendik, gerçeği “gördük.”

Bakmak ve görmek… Bakma olayında daha etkin olan organ gözdür. Görme olayında ise; detay, derinlik, algılama ve anlamlandırma olgularından dolayı;  gözle birlikte etkin olan organ beyindir. Bakma olayı bir fotoğrafın negatifi, görme ise fotoğrafın kendisidir. Görme olayı emek ister, emek ürünüdür. Sanatçılar çok iyi görebilen insanlardır, sanat evrenselliğini ve ortak dilini bu olgudan alır.

Sanatçıları ötekileştirilen, dışlanan toplum; yoksullaşır, yurttaşlık duyarlığını yitirir. Bir kısmımız teknoloji bağımlısı olarak gerçek yaşamdan koparılıp sanal yaşamla yaralarımızı sararken, büyük çoğunluğumuz da önce yoksullaştırılıp sonra kullaştırılıyoruz.

Kul bakar, yurttaş görür.
Kul her emre uyar, yurttaş sorgular.
Kul korkar, yurttaş örgütlenir.
Kul için görev vardır; yurttaş için hak.
Kul bireycidir, yurttaş toplumcu...

Ben yeniden keşfetmedim; ünlü düşünür Ziya Gökal, 'kul'un tarifini ünlü dörtlüğüyle yıllar önce yapmış zaten;

“Ahlak yolu pek dardır
Tetik bas önün yardır,
Sakın hakkım var deme
Hak yok, vazife vardır.”

Şair Dr. Salim ÇELEBİ