Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi4
Bugün Toplam69
Toplam Ziyaret579366
Şiir Tanıtım Köşesi

Das Gespräch (Sohbet), 1982
Fotograf: Mehmet Ünal


Marta

Bak, Marta!
Bak, işte sevgili kadını bu toprakların
Bak işte yazıyor burada
Bir milyon insanımız yurtdışında şimdi şu anda
Bir milyon insanımız sıra bekliyor
Dilekçe yazdırıyor bir milyonumuz
Yazdırmayı düşünüyor bir milyonumuz da...

Bak, Marta
Bak, işte
Yazıyor burada
Sen savaşı bitirdin ama ‘45’te
Benim savaş bitmedi
Sen kaldın ölülerin ve yıkıntılarınla başbaşa
Şu başının içi ışık
Ben kaldım ölülerim ve yıkıntılarımla başbaşa
Korkunç bir ışıksızlık
Şu kafamın içi benim
Karmakarışık...

Sevmemek mümkün değil şu hızlı trenlerini Almanya’nın
Yıldız gibi akıp gidiyorlar bu karışıklıkta
Bu ne kadar çok fabrika
Bu ne kadar demiryolu
Bu ne kadar otoban
Bu ne kadar araba
Bu ne kadar direk köprü kemer orman su geçit
Bu ne kadar demir kömür beton petrol ve işçi
Bu ne kadar yabancı
Bu ne kadar hız
Bu ne kadar...

Ah bilsem de Almanca’yı
Çatır çatır sorsam şu Almanlardan
Nasıl çıktı bu Krup
Nasıl çıktı bu Engels
Marks’ı siz mi yetiştirdiniz?

Hasan Hüseyin Korkmazgil,
Koçero Vatan Şiiri 

 

Şiirlerle Şenlendik - 29. Bölüm

ŞİİRLERLE ŞENLENDİK - 29. BÖLÜM

"Şiirlerle Şenlendik" adlı yazı dizimizin 29. bölümünü
siz ziyaretçilerimize sunmanın kıvancını yaşıyoruz!
kosektas.net

Şair Dr. Salim ÇELEBİ

18 Eylül 2015, Cuma

Şiirlerle Şenlendik, 29 - Niye Nâzım - 2

Asım Bezirci. Sivas’ta yakılan canlarımızdan biri. Yazar, incelemeci, çevirmen, muhasebeci. Çevresine ışık saçan bir Güneş…



Türkiye Akademikerler ve Sanatçılar Derneği, 1977 yılında, Batı Berlin’de bir “Nâzım Hikmet Şöleni” düzenler. On iki gün süren şölen, Frankfurt ve Essen’ de de tekrarlanır ve Alman basını ve yayın organlarında olumlu yankılar yaratır.


Sol -1977 yılında, Batı Berlin'de düzenlenen Nâzım
Hikmet Haftası dolayısıyla hazırlanmış Almanca ve Türkçe afiş:
Sağ - Neruda  ve Nâzım, 1952.
Ruhi SU, 1977 yılında, Batı Berlin'de düzenlenen Nâzım
Hikmet Haftası'nda koro eşliğinde türkü söylerken.

Aşağıdaki yazı, Asım Bezirci’nin bu şölende yaptığı konuşmanın son kısmıdır. 

“Geçen yıl, Nâzım Hikmet’in 75. doğum yıldönümü dolayısıyla İstanbul’da, Spor-Sergi Sarayında bir anma töreni yapıldı. Nâzım Hikmet’ten şiirler de okundu. Şiirleri dinlerken onların 30 yıl, 40 yıl, hatta 50 yıl önce yazıldıklarını unuttum. Sanki o gün yazılmışlardı, öylesine yaşıyorlardı. Zaman eskitememiş, öldürememişti onları.”

“Demek ki Nâzım Hikmet olaylara, insanlara, sorunlara dünün değil, bugünün (yani geleceğin) gözüyle bakmıştı. Günceldeki yarını, geçicideki sürekliyi yakalamayı becermişti. Ayrıca, bu gün de bizi ilgilendiren konuların çoğunu, güzel bir biçim, devrimci bir görüş ve gerçekçi bir tutumla dile getirmişti:” 

“Örneğin özgürlük mü diyoruz; Nâzım Hikmet’in şiirlerinde var.”

“Eşitlik, kardeşlik, bağımsızlık, adalet barış mı diyoruz; O’nun şiirlerinde var.” 

“Aşk var.”

“Özlem, umut, ölüm, ayrılık, iş var.” 

“Ana sevgisi, yurt sevgisi, yaşama sevgisi var.”

“Faşizme ve emperyalizme karşı kavga var.” 

“Sözün kısası, bir insan olarak, Türk toplumunun bir bireyi olarak, hatta bir dünya yurttaşı olarak, ne arıyorsak, O’nun şiirinde en yetkin biçimiyle bulabiliyoruz. Bundan ötürü, Nâzım Hikmet’in şiiri bireysel sınırları aşarak ulusal düzeye ulaşıyor, giderek, evrensel boyutlar kazanıyor.”

“Kuşkusuz, bu durum yalnızca iyi bir şair olmanın değil, iyi bir şiir devrimcisi olmanın da sonucudur. Şiir devrimciliğini, devrimci dünya görüşüyle birleştiren Nâzım Hikmet, hayatıyla sanatını ve ülküsünü de tutarlı bir bütün halinde birleştirmesini bilmiştir.” 

“Yaşasın, Nâzım Hikmet gibi bir şair yetiştiren Türkiye işçi sınıfı!”

“Yaşasın, Almanya’daki Türkiyeli işçiler!”

Not: Yukarıdaki yazı, Haziran 1978 sayılı, “Sanat Emeği” adlı aylık sanat-kültür dergisinden alınmıştır. 




Yorumlar - Yorum Yaz
Nankörlük ve Zekâ
 Nankörlük ve Zekâ
 
Nankörün kelime anlamı, kendisine yapılan iyiliğin değerini bilemez veya yapılan iyiliği çabuk unutan, olarak açıklanır.

Değer; kıymete yaraşır, değerli, zahmete yarar, önemli, zahmetin emeğin karşılığı, taşıdığı yüksek niteliklerin topluca ifadesi, biçilen kıymet.

Nankörlük, yapılan iyiliği unutma hali, güçsüzlük, zavallılık, zayıflık, kısırlık.

Konuyla ilgili olarak, zekâ durumlarından dolayı hayvanlar gelir akla. Özellikle kedi, nedense nankör bir hayvan bilinir. Kucağınıza alırsınız, okşar seversiniz, karnını doyurursunuz, bir de bakarsınız ki, hafif kızınca, tüm iyilikler unutulmuş ve tırnaklarını elinize yüzünüze oturtmuş.

İyilik yaptığınız insanın tırnağı, kalbinize oturur. Kedi tırnağı, elinize, yüzünüze. Kedi tırnağı kalbinizi nasıl görsün. Kedi çiziği bir gün gelir, geçer gider. Ya, kalbe oturan tırnak? silinir mi?

Kedi ile haşır neşir olan insanların da , ‘Hayır, kedi asla nankör değildir, nankör olan insandır.’ dediklerine tanık oluruz.

Hayvanların zekâlarının olmadığından ve nankörlüğünden bahsederken, köpek ile at’a haksızlık etmemek gerekir. At konusu, hemen hemen herkesin birşeyler işittiği, birşeyler bildiği , tanık ve gözlemleri olduğu ayrı bir husustur Bunu bilenler atı kesinlikle ayrı tutarlar.

Galiba, Goethe, “Nankörlük güçsüz insanların işi”, demiş. Önce güçlü insan anlamı üzerinde duracak olursak, güçlü insan tanımı ile ne anlaşılır? Yoruma açık olmasına rağmen güçlü, etli butlu babayiğit olmasa gerek. Böyle bir insanın iyilik bilirllik veya nankörlükle ilgisi olamaz.

Peki, buradaki güçlü insan, paralı pullu insan olabilir mi? Sanmam. Nice paralı pullu insan var ki, el çizme şöyle dursun gözünü oyar iyilik bulduğu adamın.
Geriye ne kalıyor? Ne kalacak akıl fukaralığı, yani beyinsizlik, yani iyiliğin bağlantısını kuramama. Öyle olunca da iyilik yapana nankörlük. Fillerin, timsahların, ayıların, aslanların, kaplanların bakıcılarına yaptıklarını televizyon haberlerinde görüyor, işitiyoruz.

Oysa birikimli, donanımlı, zeki insan yapılan iyiliği unutur mu? İyilikle, yaşam arasında bağlantı kurar. Yaşamına ve iç dünyasına katkılarını sorgular, düşünür ve bağlantılarını bulur.

“İyiliğin değerini bilme.” mutluluk zamanı gibidir. Akıllı insan, mutlu olduğu zamanı veya zamanları unutur mu? İyilik yapana karşı, hiç değilse kötülük düşünmez. Diyet borcu olarak da kabul etmez onu. İyilik, aklının bir köşesinde kalır, zamanı gelince ortaya çıkar ve karşısındakini mutlu eder.

Hüseyin Seyfi