Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam29
Toplam Ziyaret648855
Resim Tanıtım Köşesi

Norman Rockwell

11 Ocak 1966, Look Magazine, Picasso vs Sargent

Bir duvarda John Singer Sargent'in, diğerinde de Picasso'nun bir tablosunun sergilendiği bir galeri salonu. Sargent’ın “Bayan George Swinton” portresi 1897’de, Picasso’nun “Marie Theresa Walter” portresi 1930’larda çizilmiş. Kızıl saçlı, genç ve zarif bir kadın, Picasso’nun kübist tablosuna bakarken, bir başka kadın ile genç kızı, Sargent'ın, özenle hazırlanmış, yaldızlı çerçeveli, büyük portresine bakıyor.

Sargent'ın tablosunun önündeki kadın saçlarını kıvırıcılara sarmış, mantosunu ve topuklu ayakkabılarını giymiş, kızı da, annesi gibi, saçlarını kıvırıcılara sarmış, elinde oyuncak bebeğini tutuyor ve her ikisi de, uzun bir çağın, bu ideal, zarafet ve güzellik tasvirine bakıyor. 

Kızıl saçlı genç kadın ise, kot pantolon, düz çizme ve siyah bir kazak giymiş, deri ceketini elinde tutuyor; Picasso'nun portresindeki kübist görüntüye bakarken oldukça rahat görünüyor.

Norman Rockwell, 1963'te Saturday Evening Post'tan ayrıldı ve LOOK Magazine ve kimi diğer yayınlar için çalıştı. The Saturday Evening Post için yaptığı dergi kapakları, Amerikan kültürünün idealize edilmiş, nostaljik bir görünümünü gösteriyordu, ancak üslubu ve odağı, ‘The Saturday Evening Post’dan ayrıldılıktan sonra değişti. Çalışmaları, daha çok, etrafındaki insanların taşıdığı endişelere odaklandı. Sivil halk hareketinin sahnelerini, savaş ve yoksulluğun yarattığı sosyal kaygıları, sanat ve bilimdeki modern gelişmeleri tasvir etti.

Picasso, sanat dünyasına modernizmi getiren önemli bir etkendi ve kültürde değişime öncülük etti. 1960'lar aynı zamanda, sivil halk hareketleri, kadın hareketleri, sosyal normlara meydan okunan, kültürde büyük değişimlerin yaşandığı bir zamandı. Artık kadınlar, annelerinin izinden gitmiyorlardı! Kadınların odak noktaları, eş ve anne olmaktan ziyade, merak ederek ve sorgulayarak, toplumda kendi seslerini duyurmaya doğru kayıyordu.

Resim Betimleme, İngilizce aslından, Türkçe'ye çevrilmiştir.

kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası

Yazar Özer Akdemir

ANADOLUNUN ALTINDAKİ TEHLİKE

Yazar Özer AKDEMİR

1969 yılında Nevşehir'in Hacıbektaş ilçesinde doğdu. İlk ve orta öğrenimini Kayseri'de tamamladı. Hacettepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi'nden 1993 yılında mezun oldu. Gazeteciliğe 1998 yılında Evrensel Gazetesi Zonguldak muhabiri olarak başladı. Halen aynı gazetenin İzmir bürosunda çalışıyor. Ayrıca kurulduğu günden bu yana Hayat Televizyonu'nda Çepeçevre Yaşam adlı programın sunuculuğunu yapıyor. Evli ve iki kız çocuğu babası.

 


Erzincan’ın İliç ilçesi Çöpler köyünde yaklaşık 6 yıl önce hummalı bir çalışma başladı. ABD-Kanada ortaklığındaki Anatolia Minerals adlı şirket 6 yılda 600 sondaj kuyusu açtığı köyde oldukça zengin bir altın madeni bulduğunu belirterek, gerekli izinler için başvurdu. Çöpler köyündeki işletmesini Çukurdere Madencilik adlı kendisine bağlı taşeron bir firma eliyle yürüten Anatolia Minerals, altın madenini 2008 yılında işletmeye açmayı planlıyor. Ülkemizin birçok yerinde daha altın ve başka madenlerin arama ve işletme izinlerini elinde bulunduran Anatolia Minerals’i ayrıntılı bir şekilde mercek altına almadan önce, şirketin “halkla ilişkiler” biriminin basın tarafından öne çıkarılan uygulamasına değinmekte yarar var. Yani, köylülerin ve ilçenin önde gelen siyasi parti, dernek ve kamu kurum yöneticileri ABD’de “inceleme gezisi”ne götürüldü.

MADENCİYE BERGAMA DERSLERİ

Özellikle Bergama köylülerinin 16 yılı aşan, eskiye oranla yoğunluğunu yitirse de hâlâ devam eden altın madeni karşıtı mücadelesi diğer altıncı şirketlere birçok açıdan ders oldu. Bergama'daki altın madeni, 16 yılda dört kez el değiştirdi. Maden sırasıyla; ilk başta Eurogold (Almaya-Amerika-Avustralya ortaklığı), ardından, Newmont - Normandy; (Amerika) ve son olarak KOZA Altın A.Ş (Türk) tarafından işletiliyor. Bergama'daki madeni çalıştıranların bu 16 yıllık süre içerisinde başta yöre köylüleri olmak üzere halkla ilişkilerde yaptıkları "hata"lar, bugün diğer madenci şirketler tarafından mümkün olduğu kadar tekrarlanmamaya çalışılıyor.

"HALKLA ÇELİŞKİLER"İ GİDERME YÖNTEMLERİ

Ülkemizde her geçen gün sayıları çoğalan altın madencilerinin halkla ilişkileri geliştirme, madene karşı çıkışları önleme adına yaptıkları birçok şey Bergama'dakilerle aynı özellikleri taşıyor. Örneğin, tüm altın madeni girişimlerinde yoksul köylülere iş vaadi var. Tarlaların, arazilerin, maden sahası içinde kalan yapıların ederinin 10-20 katı fiyatlarla satın alınması söz konusu. Bazı yerlerde, (Uşak - Kışladağ ve İzmir - Efemçukuru gibi) köylülerin arazilerini satmamaktaki kararlılıkları hükümet destekli kamulaştırma sopası ile karşılanıyor. Madenci şirket "kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez" mantığı ile köylere, yol-su, sağlık ocağı, okul vs. altyapı ve sosyal yaşam tesisleri yaptırıyor. Hatta, Uşak'ta olduğu gibi damızlık boğa dağıtılıyor, iftar yemekleri veriliyor (Bergama), şenlikler düzenleniyor. Maden sahası içinde kalan köylerdeki taşınmazlar bedellerinin çok üzerinde fiyatlarla alınırken, Bergama Ovacık köyü ve şimdi Erzincan Çöpler köyünde olduğu gibi, köy madenin birkaç kilometre uzağında yapılan dubleks evlere taşınıyor.

Bunun yanında madene karşı olanlar, çok çeşitli yöntem ve araçlarla susturulmaya, baskı altında tutulmaya, yıpratılmaya çalışılıyor. Bergama köylülerinin önce gizli örgüt kurmakla suçlanmaları, ardından mücadelede öne çıkan unsurların "Alman ajanı" olma iddiası ile DGM'de yargılanmaları ve nihayetinde madenle ilgili gelişmeleri haberleştiren gazete ve gazetecilere açılan tazminat ve ceza davaları "maden karşıtı" unsurların etkisizleştirilmesine yönelik uygulamalardan birkaçı. Madenci şirketler tarafından yapılan bir diğer halkla ilişkileri geliştirme yöntemi de "bilgilendirme gezisi" adı altında yörenin önde gelen isimlerinin yurtiçi ve dışında çeşitli yerlere götürülmesi oluyor. Hatta, bu öyle bir hale geliyor ki, tıpkı Bergama'da olduğu gibi, madenin açılıp açılmaması sonucunu doğuracak bir rapor hazırlamakla görevli "bilim adamları"ndan oluşan heyetler bile, eşleri ile birlikte ABD'de "inceleme gezisi"ne götürülebiliyor. 1997 yılındaki Danıştay kararının ardından kapatılan Bergama altın madenini Başbakanlık'ın talimatı ile yeniden inceleyip "açılabilir" diye görüş bildiren TÜBİTAK raporu böyle hazırlandı.

BERGAMA KAPIYI AÇTI

Bergama Ovacık Altın Madeni'nin yargı kararlarına, yöre köylülerinin karşı çıkışına ve bilim insanlarının riskler konusundaki uyarılarına rağmen üretimine devam etmesi, yıllardır Bergama'daki sürecin sonucunu gözleyen diğer altın madencilerini harekete geçirdi. İlk başta Alman Preussag şirketinin Türkiye ayağı olarak kurulan Turkische Preussag (TÜPRAG), Preussag'ın çekilmesi sonrasında Kanadalıların eline geçti. Preussag dünya çapında bir turizm şirketi haline gelirken, Kanadalı olan TÜPRAG Uşak /Eşme - Kışladağ altın madeninde yöre köylülerinden gelen tepkilere rağmen, "dünyanın en ilkel yöntemi" denilen "yığın liçi" yöntemi ile üretime başladı. Madenin üretime başlamasından iki ay, resmi olarak açılışının yapılacağı törenden bir hafta önce meydana gelen siyanür kazasında Eşme ve köylerinde yaşayan 2000 vatandaş zehirlendi. Zehirlenmelerin siyanürden kaynaklandığı, resmi yetkililerin engelleme girişimlerine rağmen alınan kan örneklerinde çıkan yüksek siyanür oranları ile kanıtlandı.

Kışladağ Altın Madeni'nin sahibi TÜPRAG şirketi, İzmir'in 20 kilometre uzağında bulunan, Türkiye'nin üçüncü büyük kentinin içme suyunu sağlayan barajların havzasında kurulu olan Efemçukuru köyünde de altın madeni işletebilmek için her türlü yöntemi deniyor. TÜPRAG, Havran Küçükdere'deki altın madeni arama ve işletme ruhsatlarını KOZA Altın'a sattıktan sonra, KOZA burada da çok yakın zamanda altın madeni işletmesi kuracağını açıkladı. KOZA Altın, Bergama Kozak Yaylası'nda da altın rezervlerinin tespiti için sondaj çalışmaları yapıyor. Şirket ayrıca Eskişehir- Kaymaz, Gümüşhane-Mastra, Ağrı, Ankara, Balıkesir, Bayburt, Bilecik, Bursa, Erzincan, İzmir, Kastamonu, Konya, Sivas ve Tunceli illerinde altın arama-işletme ruhsatlarına sahip. Dünyanın en büyük madenci şirketi olan Rio Tinto ise Erzincan Çöpler ve Tunceli Ovacık'ta altın madenciliği yapmak üzere çalışmalarına devam ediyor. Çöpler projesi yaklaşık bir yıl sonra üretim yapacak aşamaya gelecek.

YENİ BİR MÜCADELE ALANI: ÇÖPLER

Erzincan'ın İliç ilçesine 11 kilometre uzaklıkta bulunan Çöpler köyünde altın madeni işletmesi kurmak gündeme gelince, madenin işletme ruhsatını satın alan Anatolia Minerals adlı şirket aralarında AKP milletvekilleri, yerel siyasetçiler, köy muhtarları ve bürokratların olduğu birçok kişiyi onar günlük ABD gezisine çıkardı. Basının da geniş ilgi gösterdiği bu ABD gezisine çıkanlar, gezinin yararlı olduğundan, beş yıldızlı otellerde ağırlandıklarından, siyanürle yapılan madenciliğin zararsız olduğunu gözleri ile gördüklerinden bahsediyorlar. Bu geziler için toplam 205 bin dolar harcandığını açıklayan madenci şirket ise gezilere katılanların "En azından teknolojinin çevreye zarar vermediğini" gözleriyle gördüklerini ileri sürüyor. Bu 205 bin dolarlık "inceleme gezisi giderleri" noktasında, EGEÇEP Dönem Sözcüsü Av. Arif Ali Cangı'nın kafasına takılan bir soru var. Cangı, "Bu harcamayı acaba nerede gösterecekler?" diye soruyor ve ekliyor; "Maden işletebilirse zaten beyan ettikleri ocak başı satış fiyatının yalnızca yüzde 2'sini devlet hakkı olarak ödeyecekler. Hiç KDV ödemeyecekler. Bırakacakları pisliği, kirlenmeyi kim temizleyecek? Bozulan yaşam alanlarını eski haline getirmeye kimin gücü yetecek?" Cangı bir soru da Erzincan halkına yöneltiyor ve kendi sorusuna iyimser bir yanıtı yine kendisi veriyor "Erzincan'da "yaşamın sürmesini en büyük değer olarak gören" kimse yok mu? Mutlaka vardır, çıkacaktır. "

FIRAT SUYU ZEHİR AKACAK, BAKSANA!..

Bergama köylülerinin avukatı Senih Özay'ın, 23-24 Eylül tarihlerinde Samsun'da temsilciler toplantısı yapan Türkiye Çevre ve Kültür Platformu (TÜRÇEP) Genel Koordinatör Tanay Sıtkı Uyar'dan aldığı bir bilgi Çöpler köyünde başlatılması planlanan mücadele hakkında ipuçları veriyor; TÜRÇEP toplantısında, "altın madencilerinin bahşettiği bu cazibelere kapılmayan yurttaşlarla buluşmak ve hukuk mücadelesi başlatmak" kararı alındı. Bu doğrultuda vekaletname çıkarılan hukukçular, tespit davası açacak, ÇED raporuna ulaşılıp yer seçimi yönünden yargı organına götürülecek. Yine madenle ilgili bilirkişi incelemeleri talep edilecek ve gerektiğinde "cazibeye kapılanlarla kapılmayanların ortaya çıkması için" referandum yapma noktasında çalışmalar yürütülecek.

Çöpler köyünde 1950'lerden 80'li yılların ortalarına kadar işletilen manganez madeni alanının yanı başında, geçmişi 100 yıldan da öteye giden, eski altın ve bakır ocakları bulunmakta. İrili ufaklı bu maden ocakları taş yollarla birbirine bağlantılı. Köylerinin Keban Baraj Gölü suları altında kalması nedeniyle Çöpler'e 1968 yılında yerleştirilen Elazığlı Şafak Aşireti'ne bağlı köylülere, burada işletilmek istenen altın madeni nedeniyle yeniden göç yolları görünüyor. Maden alanının iki büyük vadi ile uzandığı Fırat Nehri'nde yaratacağı kirlilik ise şimdiden, özellikle nehrin aşağılarında bulunan Kemaliye halkının uykularını kaçırmaya başlamış bile.

İNGİLİZ EMPERYALİZMİNİN ‘AMİRAL GEMİSİ'

Çöpler Altın Madeni'ni işletmek isteyen Anatolia Minerals şirketinin bağlı olduğu maden tekeli Rio Tinto, ünlü Yahudi dolar milyarderi Rothschild Ailesi'ne ait. Anatolia Minerals Rio Tinto'nun Türkiye'deki operasyonlarını yöneten şirketi durumunda. Bu şirketin Tunceli Ovacık, K. Maraş-Saimbeyli, Balıkesir-Balya başta olmak üzere çok geniş alanlarında maden arama ve işletme ruhsatları bulunmakta. Dünyanın en barbar şirketlerinden biri olarak bilinen Rio Tinto'nun tarihsel gelişimine ve yapısına kısa bir göz atarsak; Rio Tinto tek başına dünya maden üretiminin yüzde 12.5'ini sağlıyor. Dünyanın en büyük maden şirketi durumunda. Şirket, altın, bakır, demir, kömür, alüminyum, uranyum gibi alanlarda maden çıkarma ve işleme işini yapıyor. Dünyanın 40 değişik ülkesinde 60'ın üzerinde işletmesi bulunuyor ve borsada da en önde gelen maden şirketleri arasında. İngiltere'deki Rio Tinto plc ve Avustralya'daki Rio Tinto Ltd adlı iki şirketin birleşmesinden oluşan Rio Tinto'nun üst düzey yöneticileri İngiltere'deki şirketten atanıyor. Şirketin işletmelerinde sendikalaşma girişimleri en sert yöntemlerle engellenirken, toplusözleşme de yapılmıyor. Şirket, bu kötü ününün tepkisini dağıtmak üzere çoğu zaman taşeron şirketler eliyle işlerini yürütmeyi yeğliyor. Erzincan Çöpler Altın Madeni İşletmesi de Kanada ve ABD borsalarında Anatolian Minerals Development Ltd. (AMDL) adı ile işlem yapan şirket tarafından yönetiliyor.

ANADOLU'DAKİ RİO TİNTO

Rio Tinto Limited şirketinin sermaye yapısına baktığımızda şu anda Türkiye'de faaliyet gösteren yabancı bankaların neredeyse tamamının şirkette hissesinin bulunduğu görülür. Rio Tinto'nun Türkiye'deki mineral kaynaklarının araştırılması için temel incelemeler Anadolu Mineralleri Geliştirme Şirketi (AMDL) tarafından 1977-1980 yılları arasında gerçekleştirildi. Tunceli ve Kopdağı bölgesinde yapılan bu incelemelerde ilk hedefler Tunceli'de bakır, kurşun ve çinko iken, Kop Dağı'nda kromdu. Uydu fotoğrafları, haritalama ve jeokimyasal numuneler sonrasında, bölgede yapılan kazılarda elde edilen verilerle Anatolia Minerals Development Corp. (AMDC) tarafından bölgenin ayrıntılı bir jeokimyasal haritası çıkarıldı. Japon ortaklı YAMAS ile ortak iş yapan AMDC ve AMDL muhtemelen aynı şirkete ait ve bu şirket Rio Tinto'nun kendisi. Anatolia Minerals şirketinin internet sitesinde yer alan yönetim Kurulu üyeleri arasında üç Türkün de adı var. Anatolia Minerals ortak ve yöneticilerinden Erden Yüksel, 5 yıl Dardanel Madencilik, 10 yıl Cominco ile çalışmış, 40 yıllık deneyimi olan bir mühendis. Yine yönetim kurulu üyelerinden Firuz Alizade ise Cominco'nun milyar dolarlık Artvin Cerattepe bakır altın madeni projesinde görevli.

Alizade Türkiye jeolojisi ve maden potansiyeli uzmanı. Anatolia Minerals'in yönetim Kurulu listesinde adı olan İlhan Poyraz ise Anatolia şirketinin taşeron şirketi durumundaki Çukurdere Madencilik Sanayi Ltd. Şti.nin Başkan Yardımcısı konumunda. Rio Tinto'nun 2001 yılında Anatolia Minerals adlı şirketle yaptığı anlaşma gereği Erzincan Çöpler Altın Madeni projesi bu şirket tarafından yürütülüyor. Bu proje için Rio Tinto'nun 10 milyon dolar (son verilen bu rakamın 25 milyon doları bulduğunu gösteriyor) harcaması ve gelirin yüzde 66.7'sini alması planlanırken, Anatolia Minerals'e ise 1.500 milyon dolar kalması hesaplanmış. Anlaşmada Rio Tinto'nun proje için yıllık en az 500 bin dolar harcaması, Anatolia mineral ofisinde yılda 216 bin dolar vermesi taahhüt ediliyor. 2001 yılında yapılan bu anlaşmanın önümüzdeki yıl yenilenmesi söz konusu.


RİO TİNTO'NUN TARİHİ

Şirket adını 1873 yılında kurulduğu İberya'nın Rio Tinto (Renkli Nehir) bölgesinden aldı. En büyük hissenin Rothschild ailesine ait olduğu şirkette, İngiliz kraliyet ailesinin de hissesi bulunmakta. 1800'lü yıllardan itibaren yaptığı afyon ticareti ile büyüyen şirket, Hong Kong'un İngilizlere kalmasının ardından, Rothschildler'in kontrolündeki Hong Kong Shangai Bank Corporation ( HSBC) bankası ile afyon ticaretini finanse etti. Rio Tinto, Jardine Matheson şirketinin bu afyon ticaretinden kazanılan parası ile kuruldu. Bugün dünya maden üretiminde yüzde 12.5'luk bir paya sahip olan Rio Tinto'yu, ikinci sırada yüzde 11'lik pay ile yine İngiltere merkezli Anglo American Corp (AAC) izlemekte. Oppenheimer Ailesi'nin kontrolünde olan AAC de Rotshchild Ailesi'nin ve İngiltere kraliyet ailesinin de payları var. Dünya maden üretimindeki üçüncü isim de İngiltere'den Billiton/BHP firması. Shell'e ait olan firmanın kontrolü de Rothschill Ailesi'nde. Her üç firmada da İngiliz kraliyet ailesinin payları bulunmakta. Dünya madenlerinin yaklaşık yüzde 50'si bu üç firmanın kontrolünde iken, bu oran altın ve gümüş madenciliğinde neredeyse yüzde 100'e yaklaşmakta.

Rio Tinto'nun arkasındaki güçleri oluşturan, Rothschild, Oppenheimer ve Goldschmild ailelerinin üçü de Almaya Frankfurt kökenli. Sonradan İngiltere'ye göçen bu ailelerin soy ağaçları 1600'lerde Oppenheimer Ailesi'nde birleşirken, 1700'lü yılların sonunda Rothschild'ler en güçlü aile konumuna gelmişler. İngiliz kraliyet ailesi ile çok güçlü ekonomik bağları olan ailelerin şirketlerinden Rio Tinto "İngiliz egemenliğinin Amiral Gemisi" olarak tanımlanmaktadır. Rio Tinto'nun ilgilendiği ve büyük oranda kontrol ettiği bir diğer madencilik alanı ise bor madenleri. Dünya bor üretiminin yüzde 37'sini gerçekleştiren US Borax Inc. Rio Tinto'nun bir alt kolu olan Kennecott Holdinge ait. Türkiye, dünya bor rezervinin yarısından fazlasına sahip iken pazardan aldığı pay ise yüzde 20 dolayında. Bor madenlerinin özelleştirilmesi girişimlerinde US Borax ve Rio Tinto'nun adı sıkça geçmişti.

BOUGANVİLLE KATLİAMI

Rio Tinto'nun adı birçok insan hakkı ihlali, hukuksuz uygulamalara, işçi düşmanlığı vs. ile anılsa da tekelin Bouganville de yaptıkları onun "barbar" diye tanımlanmasını nedenlerini açıkça ortaya koyuyor. 1969 yılında Bouganville bölgesine giren Rio Tinto, köylülerin topraklarını gasp etmenin yanı sıra, 220 hektar yağmur ormanını da yok etti. Bu bölgenin temel geçim kaynağı olan balıkçılık ve bahçeciliğin yok edilmesi anlamına geliyordu. İşgalci Papua Yeni Gine yönetimi ile ilişkileri sonucu 5 yıl vergiden muaf olan şirketin nehirlere boşalttığı 1 milyar ton atık Bouganville nehirlerindeki canlı yaşamını yok etti. Şirket, halkın yıllarca süren protesto ve direnişini yok saydığı gibi direnişi bastırabilmek için Avustralya'dan özel bir tim getirdi. Bouganville yerli halkından bir grup 1988 yılında, madeni basarak şirketin patlayıcılarını kullanıp madenin binalarını, araç-gereçlerini havaya uçurdu. Taş ve sopalarında kullanıldığı bu saldırı sonrasında maden kapatılırken, işgalci Papua Yeni Gine, ihracat gelirlerinin yüzde 45'ini sağlayan madenin kapanması nedeniyle Bougainville'den çekilmek zorunda kaldı. Geride Bougainville'nin nüfusunun yüzde 7'sine denk gelen 10.000 ceset bırakarak!...

HAZIRLAYAN: Özer Akdemir


 


Yorumlar - Yorum Yaz
Sanatçı Tanıtım Köşesi

"Neden yürümek için ayaklarım olsun ki, uçmak
için kanatlarım var!"

Yaşadıklarıyla baş etme yolunu ararken bu dünyaya sıkışmış ruhunu sanatıyla yatıştırmaya çalışmış, sanat tarihinde ‘Frida Kahlo’ olmuş bir kadın. Belki de sadece biraz olsun nefes almak için resim yapmış bir sanatçı.

Yıllardır medikal makaleler yazan biri olarak ne ilginçtir ki sanatsal bir konuda araştırma yaparken de elim hep medikal literatür tarama sayfası olan ‘Pubmed’ e gidiyor. ‘Pubmed’e ‘Frida Kahlo’ yazdığımda beni hiç de şaşırtmadı. 1989-2014 yılları arasında yayınlanmış Frida Kahlo’yu anlatan 21 adet tıp makalesi tespit ettim. Bu makalelerin yayınlandığı dergilerin bir kısmı nöroloji dergileri iken, bir kısmı radyoloji ve romatoloji dergileri.

”Daha iyi olduğumu düşünmüyorum çünkü ağrılar her zaman aynı ve çok zayıfım. Daha önceki mektubumda söylediğim gibi bunun yerine inançlı olmak istiyorum. Bu ay para olursa bir röntgen filmi daha çekilecek ve daha emin olacağım. Olmazsa, her durumda, 9-10 Eylül gibi yataktan kalkacağım ve bu alet işime yarayacak mı ya da sonunda ameliyat gerekecek mi bileceğim. Korkuyorum … ”

Yukarıda günlüğünden bir alıntı yaptığım Meksikalı ressam olan Frida Kahlo (1907-1954) tüm dünyada self-portreleri ve yine ünlü bir ressam olan Diego Rivera ile olan çalkantılı evliliği ile tanınır. Hayatı ve eserleri, Frida Kahlo’nunki kadar yaşadığı hastalıklardan bu kadar derinden etkilenmiş bir sanatçı bulmak oldukça güç. Çıplak ve hasta vücudunu göstermede bu kadar cesur davranan nadir sanatçılardandır. Resimleri ve çizimleri medikal olgu sunumları gibidir. Self-portrelerinde Kahlo, güzel elbiseler ve Meksika’ya ait takılar içindedir ve saçını renkli kurdele ve çiçeklerle göstermektedir. Kahlo’nun birleşik kaşları, tüylü yüzü, gülümseme olmayan ciddi ifadesi birçok gözlemciyi şaşırtmıştır. Benzer ifade self-portreleri yanında fotograflarında da görülür. Birçok resim tarihçisinin de onayladığı gibi Kahlo’daki bu ifade yaşamında yüzleştiği birçok fiziksel ve duygusal sorunları yansıtmaktadır. Kahlo’nun fiziksel ve duygusal zorlukları, kronik ağrı, infertilite (kısırlık) ve depresyon ile mücadele etme çabaları resimlerinde kaçınılmaz olarak ana konu olmuştur. 143 resminden 55 tanesi fiziksel ve psikolojik yaralarını tasvir eden otoportresidir. Kazaya ek olarak birçok düşük yaşamış, hayatının büyük kısmını alçı, ortopedik teller içinde geçirmiş ve yatağa bağlı kalmıştır. Ağrı ve acı, çalışmalarında tabi bir konu olmuştur. Kahlo’nun kendi sözleri: ‘Resimlerimde acının mesajı var… Resim benim hayatımı tamamladı. Üç çocuk kaybettim… Resim bunların hepsinin yerini aldı. Çalışmanın en iyi şey olduğunu düşünüyorum’.

Bu cümleleri okuduğumda bu dergideki bir önceki yazı olan ‘Epileptik Resim Sanatı’nda bahsettiğim van Gogh’un sözleri aklıma geldi. Epileptik nöbetler yaşadığı kaydedilen van Gogh bir mektubunda kendisini tamamen çalışmalarına verdiğini belirtmiş, ‘yaşadığım bu krizler nedeni ile tıpkı bir kömür madencisi gibi, her zaman tehlikede olduğu için yaptığı işi acele yapan birisi gibi hissediyorum’ demiştir. Frida ve van Gogh benzeri örnekler artırılabilir. Hayattaki zorluklar, acılar, çalışma ve sanat, genetik yetenekle beraber birçok sanatçıda birbirini tamamlıyor gibi görünüyor.

Kahlo’nun resimlerinin başlık ve içeriği acısını tanımlamakta: Henry Ford Hastanesi (Henry Ford Hospital, 1932), Doğumum (My Birth, 1932), Kırık Omurga (The Broken Column, 1944), Umutsuz (Without Hope, 1945) bunlardan bazıları.

Frida Kahlo’nun deneyimlemek zorunda kaldığı hastalıklarının çoğu nörolojik…

Hayatında nörolojik problemler henüz doğmadan önce başlamış diyebiliriz. Doğumsal bir anormallik olan omuriliğin kapanmaması (spina bifida) ile doğmuş. Biyografik yazılarda bu durumdan ya hiç bahsedilmemiş ya da çok az değinilmiştir. Frida Kahlo, bacak problemleri için yaşamı sırasında gelişen çocuk felci (poliomiyelit) ve kazayı suçlamayı tercih etmiştir. Sağ ayak ve bacağına yapılan birçok ameliyat mevcut zaafı daha da kötüleştirmiştir. Bacağını gizlemek için uzun kolalı gömlekler giymeyi tercih edermiş.

‘Suda Ne Gördüm’ (What I Saw in the Water, 1938) isimli resminde yaşamındaki birçok olay betimlenmekte. Bu resimde fiziksel durumunu dikkatli bir şekilde belgelemiştir: Resimdeki ana unsur küvetteki sudan taşmış bir çift ayak. Sağ ayakta birinci ve ikinci parmak arasındaki kanayan yara anormal omuriliğe eşlik ediyor. Büyük parmaktaki yanıcı ağrı, yanan gökdelen olarak resmedilmiş. Anne ve babasının resimleri, kendisindeki genetik hastalığı vurguluyor.

Frida Kahlo, 6 yaşında iken çocuk felci (poliomiyelit) geçirdi ve aylarca yatakta kaldı. Sağ bacağı daha kısa idi ve şekil bozukluğu vardı, ekli ayakkabı giyiyordu, çocuklar ‘tahta bacak’ diye alay ediyorlardı. Çocukluk döneminde gelişen bu fiziksel kusur psikolojik olarak etkilenmesine neden olmuştur.

Bir süre sonra sağ ayağında ağrıya neden olan şekil bozuklukları ve ülserler olmaya başladı. Günlüğünde şöyle yazmış: ‘Ayağım hala hastatrofik ülser, nedir bu?’. Birçok başarısız ve gereksiz ameliyat sonunda ayağında gangren gelişmesi, ölümünden kısa bir süre önce 1953’de sağ bacağın diz altından kesilmesine neden oldu. Sağ ayağında dayanılmaz ağrılar yaşamasına rağmen ayağın kesilmesi tam bir yıkım olmuştur. Günlüğünde kendisini tek bacaklı olarak resmetmiş ve ‘PARÇALANDIM’ yazmıştır. Birçok kez intihar girişiminde bulunmuştur.

Diego Rivera’nın yaptığı ‘Ayçiçekleri’ (1943) resminde geleceği görür şekilde Diego’nun yüzü olan küçük erkek çocuk üzgün bir şekilde sağ ayağı kopmuş bebeği inceliyor.

1925’de 18 yaşında bir tramvay kazasında birçok yerden omuriliği ve leğen kemiği yaralandı. Üç ay yatağa bağımlı kaldı. Aylarca alçıdan korse nedeni ile hareketi kısıtlıydı.

Kaza, Frida Kahlo’nun hayatını çok etkiledi. Yatağa bağımlı olunca, ara sıra manzara resimleri yapan babasının boya ve fırçaları ile resim yapmaya başladı. O dönemde tıp eğitimine başlamış olan Kahlo, ‘Doktor olmak yerine başka bir şeyler yapmak için halen yeterli enerjim var diye hissettim ve hiç düşünmeden resim yapmaya başladım’ diye yazmıştır. Resim’de özel ressam sehpası ve elinde boya fırçası ile yatakta başlayıp biten sanat hayatının fotografı görülüyor.

‘Kırık omurga’ isimli self-portresi, omurilik hasarının etkisini gösteren en vurucu sanatsal göstergedir. Omurgası birçok yerden kırılmış eski bir sütun gibi resmedilmiş. Çıplak vücuduna batan birçok çivi ağrısının keskinliğini ve yaygınlığını göstermekte. Kuru, çorak ve çıplak manzara ressamın acısını ve yalnızlığının sembolü. Bir radyolog tarafından yazılmış bir makalede bahsedilen bu resim ve Kahlo yorumlandığında, acının ve hastalığın gösterildiği basit bir resim olmaktan çıkıyor. Kahlo’nun kendi omurilik, kalça ve bacak röntgenlerini görmesinin sanatsal görüşüne güçlü bir etkide bulunduğu düşünülüyor. Radyolog, Kahlo’nun gözlerinden bakmaya başladıktan sonra bir radyografiye artık eskisi gibi bakamayacağını belirtiyor. ‘Yaralı geyik’ resminde geyiğin yüzü ressamın yüzü olarak gösterilirken omurgaya batmış oklar ve yerdeki kırık ağaç dalı travmaya uğramış ağrılı omurgayı yansıtmakta. Yeniden ameliyatlar olduğu dönemde arkadaşına şöyle ifade etmiş: ‘Büyük ameliyat geride kaldı, sırtımda 2 büyük yara izi var’. Kahlo’nun omuriliğine Meksika ve Amerika’da 30’dan fazla cerrahi girişim yapılmıştır. Sinirlerin etkilenmesi ile ortaya çıkan ağrılar (nöropatik ağrı ve refleks sempatik distrofi) ve  bacağın kesilmesi sonrası ortaya çıkan ağrılar (fantom-ekstremite ağrısı) farklı farklı nörolojik klinik tanımlamalardır. Frida, çocuk sahibi olmak için çok uğraşmış, birçok düşük yaşamış, ayrıca kişisel ya da medikal nedenlerden birkaç kez de çocuk aldırmıştır. ‘Henry Ford Hastanesi’ resminde, hastane yatağında kanlı çıplak vücudunu göstermekte.Yanağındaki gözyaşı ve yataktaki kan,yaşadığı duygusal acısını belirtmekte. Elinde tuttuğu kırmızı kurdeleye bağlı 6 objenin hepsinin ayrı anlamı var. Çorak manzara ile yalnızlığınıvurgulamış. Uzaktaki binalar Rivera’nın kendisindenuzaklığını gösteriyor (bu sırada Rivera Detroit’de duvar resmi üzerinde çalışıyormuş). ‘Doğumum’ (My Birth) resminde kendi doğumunu trajik bir olay olarak anlatıyor. Kendini ölü doğmuş olarak resmederek sağlık problemlerinin doğumu ile birlikte başladığına işaret ediyor. Sağlığı ve evliliğindeki hayal kırıklığı ve acı dolu bir hayatı nedeni ile geriye dönük tüm hayatını değersiz olarak kabul etmiş görünüyor. ‘Diego ve ben’ resminde obsesif aşkını, örümcek ağı gibi avını tuzağa düşürmüş ve tüm hayatını etkilemiş olarak resmetmiş. Günlüğünde Diego’yu şöyle tanımlamış: ‘Diego,  aşlangıç, geliştiren, çocuğum, erkek arkadaşım, ressam, sevgilim, kocam, arkadaşım, annem, ben, hepsi’. Kahlo, kısırlığını kadın ve eş rolündeki başarısızlığı olarak görüyordu. Eşi Rivera, Kahlo’yu defalarca aldatmıştı. Ancak kız kardeşi ile olan ilişkisini öğrendiğinde yıkılmış, aylarca resim yapmamıştı. Tekrar resim yapmaya başladığında ızdırabı resimlerinde görünüyordu. ‘Anı’ (Memory 1937) resminde acısını, kalbi yerde kanıyor olarak betimlemiştir. Kahlo’nun biyografi yazarı Hayden Herrera, Frida’nın daha yoğun acı göstermek istediğinde portrelerini daha kanlı resimlediğini not etmiştir. ‘Kırpılmış Saç’ (Cropped Hair, 1940) resminde Kahlo, evliliği ve Rivera ile boşanmasını, mağlübiyetini, yıkımını ve yalnızlığını yansıtmaktadır. Önceki çalışmalarında kendisini renkli giysiler ve güzel takılarla süslerken, burada siyah bir bol takım elbise içinde kadınlıktan vazgeçtiğini ifade ediyor. Sağ elindeki makas ile siyah, uzun, güzel saçlarını keserek bu değişimi tamamlıyor. Vücudunu gösteren birçok resmine rağmen, Kahlo, genç vücudunu yaralayan tramvay kazasını resmetmekten kaçınmıştır. Herrrera’ya göre kaza basit bir anlaşılabilir görüntüye indirgenemeyecek kadar çok ağır ve önemliydi. Kazayı anımsamak çok yıpratıcı iken, ilginç olarak Kahlo, diğer acı dolu anlarını resmetmekte daha güçlü hissetmiş, kendisinde rahatlama hissine neden olmuştur. Onun fiziksel ve duygusal acılarını resimlerle ifadesi sağlık topluluklarında dikkati çekmiştir. New York’lu bir psikolog terapi seanslarında, kadınların ihanet, tecavüz ve kısırlık gibi fiziksel ve duygusal travmaları hakkında konuşabilmelerine yardımcı olabilmek için Kahlo’nun eserlerini kullanmaktadır. Tıpta daha çok tanı ve tedaviden bahsedilir, ancak hekimin rolü bunlarla sınırlı olmamalıdır. Ağrı ile yaşamak bir insanın evlilik, aile ve kariyerini etkilemek yanında kişinin hedef ve hayallerine yıkıcı etkide bulunabilir. Sağlıklı insanların farkedemeyeceği şekilde vücutlarını hissetmeye başlarlar. Kronik ağrı, kişide fiziksel ve ruhsal birçok değişime neden olur.

Kahlo’nun eserlerinde, acı ve hasarın yaşattığı duygusal yıkıma dokunabilir hale gelinmektedir. Kahlo’nun sanatı, hekimleri bilimsel ve klinik rutinlerin dışına çıkarak hastanın bakış açısından görebilmeye yönlendirmektedir. Da Vinci ve Mikelanj gibi birçok sanatçı tıp alanında anatomik bilgilere büyük katkıda bulunmuşlardır. Frida Kahlo ise kendi vücudu üzerinde hastalık ve acılarının anatomi ve radyolojisini betimlemiştir. Tıp eğitimi için hazırlanırken acılarını, hastalıklarını tasvir ettiği bir ressam haline dönmüştür. Frida Kahlo, tüm hayatı ve yaratıcılığı kronik ve ağır hastalıktan etkilenmiş etkileyici bir sanatçı örneğidir, sanatsal yeteneği muhtemelen genetik (babası), ancak çalışmaları fiziksel ve psikolojik acılardan kaynak alıyor. Biz ne kadar yorumda bulunmaya çalışsak da ne yaşadığını ve ne hissettiğini sadece o biliyor. Bizler eserlerine bakıp sadece anlamlandırmaya çalışabiliriz. Frida Kahlo ile ilgili makaleleri okuyup kendimceçarpıcı bulduğum bazı noktalara kısa kısa değinmeye çalıştığım, eserlerinin yorumlamalarına ayrıntılı giremediğim, bu birkaç sözden sonra noktayı koyarken şu mısralar çıkageldi…

Ruhum dalga dalga
Bedenim cayır cayır
Kalbim atarsa atsın
Aklım istediği gibi çalışsın
Yolun başındayken sonlardayım
Sonlar sonsuzluk bana
Gelmeden gidiyorum
Sevdim mi
Ölüyorum …

Kaynaklar:

• Budrys V. Frida Kahlo’s neurological deficits and her art. Prog Brain Res. 2013;203:241-54.

• Gunderman RB, Hawkins CM. The self-portraits of Frida Kahlo. Radiology. 2008 May;247(2):303-6.

• Antelo F. Pain and the paintbrush: the life and art of Frida Kahlo. Virtual Mentor. 2013;15(5):460-5.

• Hinojosa-Azaola A1, Alcocer-Varela J. Art and rheumatology: The artist and the rheumatologist’s perspective.

• Rheumatology (Oxford). 2014 Jan 30. [Epubahead of print]