Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam7
Toplam Ziyaret579233
Şiir Tanıtım Köşesi

Das Gespräch (Sohbet), 1982
Fotograf: Mehmet Ünal


Marta

Bak, Marta!
Bak, işte sevgili kadını bu toprakların
Bak işte yazıyor burada
Bir milyon insanımız yurtdışında şimdi şu anda
Bir milyon insanımız sıra bekliyor
Dilekçe yazdırıyor bir milyonumuz
Yazdırmayı düşünüyor bir milyonumuz da...

Bak, Marta
Bak, işte
Yazıyor burada
Sen savaşı bitirdin ama ‘45’te
Benim savaş bitmedi
Sen kaldın ölülerin ve yıkıntılarınla başbaşa
Şu başının içi ışık
Ben kaldım ölülerim ve yıkıntılarımla başbaşa
Korkunç bir ışıksızlık
Şu kafamın içi benim
Karmakarışık...

Sevmemek mümkün değil şu hızlı trenlerini Almanya’nın
Yıldız gibi akıp gidiyorlar bu karışıklıkta
Bu ne kadar çok fabrika
Bu ne kadar demiryolu
Bu ne kadar otoban
Bu ne kadar araba
Bu ne kadar direk köprü kemer orman su geçit
Bu ne kadar demir kömür beton petrol ve işçi
Bu ne kadar yabancı
Bu ne kadar hız
Bu ne kadar...

Ah bilsem de Almanca’yı
Çatır çatır sorsam şu Almanlardan
Nasıl çıktı bu Krup
Nasıl çıktı bu Engels
Marks’ı siz mi yetiştirdiniz?

Hasan Hüseyin Korkmazgil,
Koçero Vatan Şiiri 

 

Hastamın Öğretmeni - 14 - Öğretmen Nahit Hanım ve Öğrenci Ferihan

 Hastamın Öğretmeni

 
14 - ÖĞRETMEN NAHİT HANIM VE ÖĞRENCİ FERİHAN

İnternetteki kaynaklarda Nahit Hanımın İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü mezunu olduğu, fakat ülkemizde edebiyat öğretmenlerine ihtiyaç duyulması nedeniyle edebiyat öğretmenliği yaptığı ileri sürülmektedir. Ve yine, Nahit Hanımın sadece üç okulda (Ankara Kız Lisesi, Edirne Kız Lisesi ve Haydarpaşa Erkek Lisesi) çalıştığı ileri sürülmektedir.

Kronolojik olarak Nahit Hanımın hangi tarihte nerde çalıştığını bilmesek de bazı tahminlerde bulunabiliriz. Milli Eğitim Bakanı Tevfik İlerinin dans etme teklifini reddettiği için Edirne’ye sürülmesi, 1950 yılında olsa gerek; çünkü Demokrat Partili Tevfik İleri, en erken 1950 yılında Milli Eğitim Bakanı olmuştur.

Mart-Nisan 2008 tarihli Kabataş Bülteninde, “Kabataş’ın ilk kadın öğretmeni Refia Çakay değildir, 1946-1947 yılları arasında göreve başlayan biyoloji öğretmeni Saime Çırpan ile felsefe öğretmeni Nahit Tendar hanımlardır,” denilmektedir. Ve yine Hakkı Devrim, aynı yıllarda Kabataş lisesinde felsefe derslerine Nahit Hanımın girdiğini söylemektedir.

1909 doğumludur Nahit Hanım. 18 yaşında liseyi, 22-23 yaşlarında üniversiteyi bitirdiğini var sayarsak; 1931-1932 yıllarında üniversiteden mezun olarak öğretmenliğe başlamış olması gerekir.

Mevcut tüm kaynaklarda, Nahit Hanımın üniversiteyi bitirdikten sonra ilk on beş yıl nerelerde öğretmenlik yaptığı veya çalıştığı hakkında herhangi bir bilgiye rastlayamıyoruz. Mesleğinin ilk on beş yılını, hangi okullarda ve nasıl sürdürmüş olabilir Nahit Hanım?

 

 


Yorumlar - Yorum Yaz
Nankörlük ve Zekâ
 Nankörlük ve Zekâ
 
Nankörün kelime anlamı, kendisine yapılan iyiliğin değerini bilemez veya yapılan iyiliği çabuk unutan, olarak açıklanır.

Değer; kıymete yaraşır, değerli, zahmete yarar, önemli, zahmetin emeğin karşılığı, taşıdığı yüksek niteliklerin topluca ifadesi, biçilen kıymet.

Nankörlük, yapılan iyiliği unutma hali, güçsüzlük, zavallılık, zayıflık, kısırlık.

Konuyla ilgili olarak, zekâ durumlarından dolayı hayvanlar gelir akla. Özellikle kedi, nedense nankör bir hayvan bilinir. Kucağınıza alırsınız, okşar seversiniz, karnını doyurursunuz, bir de bakarsınız ki, hafif kızınca, tüm iyilikler unutulmuş ve tırnaklarını elinize yüzünüze oturtmuş.

İyilik yaptığınız insanın tırnağı, kalbinize oturur. Kedi tırnağı, elinize, yüzünüze. Kedi tırnağı kalbinizi nasıl görsün. Kedi çiziği bir gün gelir, geçer gider. Ya, kalbe oturan tırnak? silinir mi?

Kedi ile haşır neşir olan insanların da , ‘Hayır, kedi asla nankör değildir, nankör olan insandır.’ dediklerine tanık oluruz.

Hayvanların zekâlarının olmadığından ve nankörlüğünden bahsederken, köpek ile at’a haksızlık etmemek gerekir. At konusu, hemen hemen herkesin birşeyler işittiği, birşeyler bildiği , tanık ve gözlemleri olduğu ayrı bir husustur Bunu bilenler atı kesinlikle ayrı tutarlar.

Galiba, Goethe, “Nankörlük güçsüz insanların işi”, demiş. Önce güçlü insan anlamı üzerinde duracak olursak, güçlü insan tanımı ile ne anlaşılır? Yoruma açık olmasına rağmen güçlü, etli butlu babayiğit olmasa gerek. Böyle bir insanın iyilik bilirllik veya nankörlükle ilgisi olamaz.

Peki, buradaki güçlü insan, paralı pullu insan olabilir mi? Sanmam. Nice paralı pullu insan var ki, el çizme şöyle dursun gözünü oyar iyilik bulduğu adamın.
Geriye ne kalıyor? Ne kalacak akıl fukaralığı, yani beyinsizlik, yani iyiliğin bağlantısını kuramama. Öyle olunca da iyilik yapana nankörlük. Fillerin, timsahların, ayıların, aslanların, kaplanların bakıcılarına yaptıklarını televizyon haberlerinde görüyor, işitiyoruz.

Oysa birikimli, donanımlı, zeki insan yapılan iyiliği unutur mu? İyilikle, yaşam arasında bağlantı kurar. Yaşamına ve iç dünyasına katkılarını sorgular, düşünür ve bağlantılarını bulur.

“İyiliğin değerini bilme.” mutluluk zamanı gibidir. Akıllı insan, mutlu olduğu zamanı veya zamanları unutur mu? İyilik yapana karşı, hiç değilse kötülük düşünmez. Diyet borcu olarak da kabul etmez onu. İyilik, aklının bir köşesinde kalır, zamanı gelince ortaya çıkar ve karşısındakini mutlu eder.

Hüseyin Seyfi