Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam34
Toplam Ziyaret531018
Resim Tanıtım Köşesi
Ten - Metal
Tuval Üzerine Yağlıboya


Adnan Bey'in Tabloları, Resim Sanatının Biçimsel Özellikleri

Pop biçimsellik, evrensel bağlamda, dünyada, 1960’lı yıllardan beri sorgulanmaktadır. Türk resminde ise sanatçıların, tümden olmasa da, ara devrelerinde zaman zaman uğradıkları pop yaklaşım konusu, Yalım’ın elinde, sanatının yaşamsal amacı haline gelmiştir. Sanatçı, pop biçimselliğin kendine özgü ironik, figüratif yaklaşımlarını benimserken, diğer taraftan kendine ait fantastikleşen renk vurgularını  da gözler önüne sermekten kaçınmamaktadır. İşte bu noktada sanatçının değişik ve kendine ait olan yanı da, öncelikle biçim dili bağlamında ortaya çıkmaktadır. Çünkü renk tercihleri, tamamen resimlerinin kosmozunu da belirleyen bir özellik olmaktadır. Ayrıca resim yüzeylerini gerek boyayı kullanarak iki boyutlu, gerekse -ptik espriyi değerlendirerek üç boyutlaşan tuval gövdelerine ayırmaktadır. Bu ayırmalar mekânla ilgili boyutlaştırma çabaları olarak ayrıca dikkat çekmektedir.

Özkan Eroğlu

Hastamın Öğretmeni - 14 - Öğretmen Nahit Hanım ve Öğrenci Ferihan

 Hastamın Öğretmeni

 
14 - ÖĞRETMEN NAHİT HANIM VE ÖĞRENCİ FERİHAN

İnternetteki kaynaklarda Nahit Hanımın İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü mezunu olduğu, fakat ülkemizde edebiyat öğretmenlerine ihtiyaç duyulması nedeniyle edebiyat öğretmenliği yaptığı ileri sürülmektedir. Ve yine, Nahit Hanımın sadece üç okulda (Ankara Kız Lisesi, Edirne Kız Lisesi ve Haydarpaşa Erkek Lisesi) çalıştığı ileri sürülmektedir.

Kronolojik olarak Nahit Hanımın hangi tarihte nerde çalıştığını bilmesek de bazı tahminlerde bulunabiliriz. Milli Eğitim Bakanı Tevfik İlerinin dans etme teklifini reddettiği için Edirne’ye sürülmesi, 1950 yılında olsa gerek; çünkü Demokrat Partili Tevfik İleri, en erken 1950 yılında Milli Eğitim Bakanı olmuştur.

Mart-Nisan 2008 tarihli Kabataş Bülteninde, “Kabataş’ın ilk kadın öğretmeni Refia Çakay değildir, 1946-1947 yılları arasında göreve başlayan biyoloji öğretmeni Saime Çırpan ile felsefe öğretmeni Nahit Tendar hanımlardır,” denilmektedir. Ve yine Hakkı Devrim, aynı yıllarda Kabataş lisesinde felsefe derslerine Nahit Hanımın girdiğini söylemektedir.

1909 doğumludur Nahit Hanım. 18 yaşında liseyi, 22-23 yaşlarında üniversiteyi bitirdiğini var sayarsak; 1931-1932 yıllarında üniversiteden mezun olarak öğretmenliğe başlamış olması gerekir.

Mevcut tüm kaynaklarda, Nahit Hanımın üniversiteyi bitirdikten sonra ilk on beş yıl nerelerde öğretmenlik yaptığı veya çalıştığı hakkında herhangi bir bilgiye rastlayamıyoruz. Mesleğinin ilk on beş yılını, hangi okullarda ve nasıl sürdürmüş olabilir Nahit Hanım?

 

 


Yorumlar - Yorum Yaz


Sanatın Toplumsal İşlevi


Ahşap Yakma Resim
Gürsel Şeref

“Sanat, şiddeti ortadan kaldırmalıdır, yalnız o yapabilir bunu!”

Stefano d’Anna’nın, “Size öğretilen ve anlatılan dünyanın, anlatıldığı gibi olduğunu söyleyenler sadece anlatanlardır. Korkmanız, çekinmeniz, endişe etmeniz gerektiği söylenen her şey, bu betimlemenin pençesindeki insanların fikirleridir. Oysa bunlar olumsuz duygulardır ve hiçbiri dünyaya geldiği hâliyle insanın mayasında olan hisler değillerdir. İnsan korkusuz doğar. Korku, zorla öğretilir,” diye betimlediği korku imparatorluğunun kollarında yabancılaşan insan(lık) tablosu Munc’un resmettiği ‘Çığlık’tan başka bir şey değildir…

Savaşla, yıkımla, yoksullukla, kan ve gözyaşıyla beslenen karanlık ‘Çığlık’ tablosunda insan(lık)ın umudu yine insan(lık)a ait devrimci sanatta ve isyandadır.

Çünkü yaratıcı sanat, savaş yıkıcılığına karşı duran; durmakla kalmayıp iyi, güzel ve doğrunun önünü açan bir dinamiktir. Tıpkı Ingeborg Bachmann’ın ifadesindeki üzere: “Bir gün gelecek, insanların siyah ama altın gibi parlayan gözleri olacak; onlar, güzelliği görecekler, pisliklerden arınmış ve tüm yüklerden kurtulmuş olacaklar, havalara yükselecekler, suların dibine inecekler, sıkıntılarını ve ellerinin nasır bağlamış olduğunu unutacaklar. Bir gün gelecek, insanlar özgür olacaklar, bütün insanlar özgür kalacaklar, kendi özgürlük kavramları karşısında da özgür olacaklar. Bu, daha büyük bir özgürlük olacak, ölçüsüz olacak, bütün bir yaşam boyunca sürecektir…”

Sözü edilen özgürlüğün yaratılmasında barış için savaşan devrimci sanatın rolü büyük olacaktır…

“Nasıl” mı? Gayet basit: Sanat, insan(lık)ı hakikâte ulaştırır. Onunla gerçekleri tanır, tanımlar ve tahayyül ederek, harekete geçeriz.

Onun görevi, kopya etmek değil, ifade ederek, yol açmaktır.

Michel Foucault kaygılarını, “Beni şaşırtan, toplumumuzda sanatın bireylere ya da hayata değil de yalnızca nesnelere ilişkin bir şey durumuna gelmesi,” diye dillendirirken; Louis Aragon da ekler: “Yeni sanat, aynı zamanda hem ağacı hem ormanı gösteren, onları neden gösterdiğini bilen, ‘sanat sanat içindir’den mümkün olduğunca uzak, insana yardımcı olmak, yaşam yolunu aydınlatmak tutkusu içinde olan, yaşam yolunun anlamını da hesaba katan ve bu yolculuğun öncülüğünü yapan kaçınılmaz, zorunlu bir yeni gerçekçiliktir”!

Evet devrimci sanat yalnızca kendisine verilenle değil, verilmiş olanın imgelemiyle de yaratır dünyasını. İmgelem yetisi, dolayısıyla soyutlama edimi olmadan, nitelikli bir geçmiş, bugün ve kendine özgü bir kültür yaratamaz devrimci sanat…

Ancak şu da unutulmamalı: Sanatçı, diğer insanların ne istediğini fark edip, bu talebi karşılamaya çalıştığı anda, sanatçı olmaktan çıkar. Sıkıcı veya eğlenceli bir esnaf, dürüst veya sahtekâr bir ticaret insanı olur…

Temel DEMİRER