Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam68
Toplam Ziyaret564031
Şiir Tanıtım Köşesi


Kara Çizgiler
"Doğada ilk kirlenmedir
ülkelere bölünmesi yeryüzünün"

Türk Şiiri'nin Devi Fazıl Hüsnü Dağlarca'nın, az sözle çok şey anlatan, hiçbir şey söylemiyormuş gibi görünüp gerçekleri göze sokan bu şiirini siz ziyaretçilerimize sunmaktan kıvanç duyarız!

kosektas.net

Burda, Hindistan'da, Afrika'da,
Her şey birbirine benzemektedir.
Burda, Hindistan'da, Afrika'da,
Buğdaya karşı sevgi aynı,
Ölüm önünde düşünce bir.

Nece konuşursa konuşsun,
Anlaşılır gözlerinden dediği.
Nece konuşursa konuşsun,
Benim duyduğum rüzgarlardır,
Dinlediği.

Biz insanlar ayrı ayrı kalmışız,
Bölmüş saadetimizi çizgisi yurtların;
Biz insanlar ayrı ayrı kalmışız,
Gökte kuşların kardeşliği,
Yerde kurtların.

Fazıl Hüsnü Dağlarca

Hastamın Öğretmeni - 13 - Nahit Hanımın Ölümü

 Hastamın Öğretmeni

13- NAHİT HANIMIN ÖLÜMÜ

Ünlü şair Cahit Külebi’nin, “O, benim velinimetimdir,” dediği Nahit Hanım, 2002 yılında vefat etti. Birçok başlıklar atıldı; onunla ilgili olarak yazılanlara. Bunlardan en çarpıcı olanı, beklide en gerçekçi olanıydı: “93 yaşında bir aşk uçurtması…”

İki evlilik yaptı Nahit Hanım: Önce, Hasan Ali Yücel’in (Ünlü şair Can Yücel’in babası ve 1940’lı yılların Milli Eğitim Bakanı) sağ kolu olan büyük eğitimci Halil Vedat Fıratlı ile ve sonra da ünlü şair Arif Damar ile.

Ölünceye dek, her iki eşinden aldığı soyadını da kullandı Nahit Hanım: Nahit Gelenbevi Fıratlı Damar.

Aşklarının yanı sıra, en büyük tutkularından biri de Cumhuriyet Gazetesi okumaktı Nahit Hanımın. Apartman çalışanı ekmek almayı unuttuğu zaman kızmaz, fakat Cumhuriyet Gazetesi almayı unuttuğu zaman kıyameti koparırdı.

Vefat ettiğinde hastane masrafları, evinin eşyaları satılarak ödendi ve kalanıyla da mezar yaptırıldı.

Hep kirada oturdu Nahit Hanım. Bankada biriktirdiği 2 milyar Lira parası vardı; fakat kıyamazdı o parayı harcamaya. "Bir gün lazım olur," diye sakladığı, hatta zaman zaman nasıl harcayacağı konusunda yakın dostu Nurten Karaçin'le hayaller kurduğu o parayı, dostları onun çok sevdiği bir kuruma bağışlamayı uygun gördüler. Evet, Nahit Hanım'ın dar günler için sakladığı 2 milyar lirası, Nurten Karaçin tarafından Nahit Fıratlı adına Cumhuriyet Vakfı’na bağışlandı.

Atatürk döneminin aydınlanmacı öğretmen kuşağının son temsilcilerinden biriydi Nahit Hanım. Cumhuriyet ilkelerine olan bağlılığı artık anılarda yaşıyor. Bir de esin kaynağı olduğu şairlerin dizelerinde.

 


Yorumlar - Yorum Yaz
Bakmak ve Görmek


Sanatçıları ötekileştirilen, dışlanan toplum; yoksullaşır, yurttaşlık duyarlığını yitirir. Bir kısmımız teknoloji bağımlısı olarak gerçek yaşamdan koparılıp sanal yaşamla yaralarımızı sararken, büyük çoğunluğumuz da önce yoksullaştırılıp sonra kullaştırılıyoruz.

Şair Dr. Salim ÇELEBİ

Soluk soluğa girdi muayenehaneye ve “Kocam ölüyor, yetişin doktor bey,” dedi; felfecir okuyan gözleriyle.

Kısa bir soruşturmadan sonra, kocasını arı soktuğunu, arı zehrine karşı alerjisi olduğunu öğrendim; acil çantamı alarak ve Park Taksi durağından bir taksiye binerek, Dikili’nin İsmet Paşa Mahallesinin yukarı kısımlarına doğru çıkmaya başladık. Hem hastaya nasıl bir tedavi uygulamam gerektiğini düşünüyor, hem de arabanın geçtiği sokağa bakıyordum. Çıkmakta olduğumuz mahallenin yukarı kısımlarında, önünden geçmekte olduğumuz yan yana duran iki evin önü kalabalıktı, insanlar koşuşturuyorlar ve çığlıklar duyuluyordu. Sorup, öğrenemedik ne olduğunu; bizi bekleyen acil bir hastamız vardı.

Baygın, yüzü boynuna, bacakları dizkapağına ve kolları da dirseklerine kadar morarmış; 55-60 yaşlarında bir erkek yerde yatıyordu. Gerekli tedaviyi yaptım ve hasta dramatik bir şekilde iyileşerek birkaç dakika içinde kendine geldi, doğruldu ve eşinin elini tutarak, “Doktorum, bu kadın beni öldürecek,” dedi. “ O kadar tembih etmeme rağmen, beni hep arı kovanı bulunan yerlerden geçiriyor…” Hayata dönmenin şakasıydı bu.

Dönüşte, benim bir doktor olarak yukarı doğru çıktığımı görmüş olacaklar ki taksinin önüne geçerek durdurdular ve her iki evdeki bayılanlar için yardım istediler. Olanaklarım ölçüsünde gerekli tedavileri yaptım.

Yan yana duran evlerden birindeki kalabalık, evin ölen annesi için ağlıyordu, diğer evdeki gözyaşlarının nedeni ise askerden gelen çocuklarına kavuşmanın verdiği sevinçti. Kaybın verdiği hüzün de gözyaşlarına neden oluyordu; kavuşmanın verdiği mutluluk da. Nedenleri farklı olsa da yoğun duyguların ürünüydü gözyaşları.

Mahalleye çıkışta sokağa “bakarken,” koşuşturarak, çığlık atan kadınlar vardı; dönüşte yanlarına vardığımızda, çığlıkların nedenlerini öğrendik, gerçeği “gördük.”

Bakmak ve görmek… Bakma olayında daha etkin olan organ gözdür. Görme olayında ise; detay, derinlik, algılama ve anlamlandırma olgularından dolayı;  gözle birlikte etkin olan organ beyindir. Bakma olayı bir fotoğrafın negatifi, görme ise fotoğrafın kendisidir. Görme olayı emek ister, emek ürünüdür. Sanatçılar çok iyi görebilen insanlardır, sanat evrenselliğini ve ortak dilini bu olgudan alır.

Sanatçıları ötekileştirilen, dışlanan toplum; yoksullaşır, yurttaşlık duyarlığını yitirir. Bir kısmımız teknoloji bağımlısı olarak gerçek yaşamdan koparılıp sanal yaşamla yaralarımızı sararken, büyük çoğunluğumuz da önce yoksullaştırılıp sonra kullaştırılıyoruz.

Kul bakar, yurttaş görür.
Kul her emre uyar, yurttaş sorgular.
Kul korkar, yurttaş örgütlenir.
Kul için görev vardır; yurttaş için hak.
Kul bireycidir, yurttaş toplumcu...

Ben yeniden keşfetmedim; ünlü düşünür Ziya Gökal, 'kul'un tarifini ünlü dörtlüğüyle yıllar önce yapmış zaten;

“Ahlak yolu pek dardır
Tetik bas önün yardır,
Sakın hakkım var deme
Hak yok, vazife vardır.”

Şair Dr. Salim ÇELEBİ