• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/Facebook
  • https://www.twitter.com/Twitter
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi3
Bugün Toplam241
Toplam Ziyaret854296
Nofretete


Berlin’in Mona Lisa’sı…
Sanki daha da güzel, sanki daha mükemmel.

Kireç ve alçı karışımı bir harçla M.Ö. 14. yüzyılda (yaklaşık 3350 yıl önce) yapılmış bu büstü ölümsüz kılan, Nil’in kraliçesi, heybetli firavun Akhenaton’un eşi Nefertiti’nin güzelliğinden çok, onu yaratan heykeltıraş Thutmosis’in maharetidir kuşkusuz.

Büstle ilgili aşağıda aktardığımız bilgi, 2012 yılında büstün bulunuşunun 100. yılı dolayısıyla “Im Licht von Amarna” adı altında Berlin’de gerçekleştirilen bir serginin kitapçığından alınmış olup Almanca aslından Türkçeye çevrilmiştir.

Alman arkeolog Ludwig Borchardt, büstü çöl kumları arasından bulup çıkardığında anı defterine kısaca şunları yazmış:
“Renkler – henüz yeni sürülmüş gibi – taptaze. Olağanüstü bir çalışma. Kelimeler yetmez, görmek gerekir!”

Büstün Mısır’a iadesi için bugüne dek yapılan girişimler sonuç vermemiş ve eser Berlin’de kalmış. Ancak bu, büst için verilen mücadelenin sona erdiği anlamına gelmiyor. Berlin Müzeler Müdürlüğü ve Alman Dışişleri Bakanlığı, 1912 yılında yapılan kazıların ruhsatlı olduğunu ve büstün Almanya’ya tamamen yasal yollarla getirildiğini savunurken; Mısırlı arkeologlar ise büstün gerçek yerinin Tell el-Amarna Bölgesi olduğunu ve bu nedenle iade edilmesi gerektiğini belirterek mücadelelerini sürdürüyorlar.

kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası

Şiirlerle Şenlendik - 7. Bölüm

ŞİİRLERLE ŞENLENDİK - 7. BÖLÜM

"Şiirlerle Şenlendik" adlı yazı dizimizin 7. bölümünü
siz ziyaretçilerimize sunmanın kıvancını yaşıyoruz!
kosektas.net!

Şair Dr. Salim ÇELEBİ

28 Kasım 2014, Cuma

Şiirlerle Şenlendik, 7 - Şiirlerde Atatürk

Sınıflarımızda Atatürk’ümüzün resmi, ders kitaplarımızda da Atatürk’le ilgili şiirler vardı. Bizler, bambaşka bir Atatürk sevdalısı olarak yetiştirildik. Köy Enstitüsü mezunu öğretmenlerimiz vardı çünkü. Varlık nedenimizi ve Laik Cumhuriyeti, Atatürk’e borçluyduk. Hâlâ da borçluyuz. Bizim nesil Atatürk’ü ve Atatürk sevgisini öylesine içselleştirdi ki, hiçbir güç onu söküp atamaz, değiştiremez.

Mustafa Kemal ATATÜRK

Çizen: Musa Kâzım YALIM

İsmet İNÖNÜ

Çizen: İbrahim ÇALLI

 

İstanbul Eğitim Enstitüsünden hocam Behçet Necatigil’in (derslerime girmedi) “Resim” adlı şiiri sınıfımızın duvarını süsler, her gün okurduk.

RESİM

Her gün, 
Enginlerden engin 
Yücelerden yüce 
Bir duygu sarar bizi 
Bu sınıfa girince. 


Kürsünün üstünde bir resim: 
Gözleri denizlerden mavi, 
Bakışları güneşlerden sıcak 
Dört mevsim. 

Öğretmenimizin kürsüde 
Verdiği dersi, 
Dinler bizimle birlikte 
Atatürk'ün resmi. 

Hatice Altın isimli 14-15 yaşlarında bir öğrencinin, Atatürk’ün vefatından sonra yazmış olduğu "olmasaydı" adlı şiir, içimizden geçenleri dillendiriyordu. Gür sesimizle, içtenliğimizle ve gözyaşlarımızla okuyorduk her 10 Kasım anma etkinliklerinde. Yazan bir çocuktu ve en iyi çocuklar bilirdi; birbirlerinin duygu ve düşüncelerini. Bir çocuğun duygu ve düşüncesiyle, şayet Atatürk olmasaydı; beraberinde nelerin de olamayacağı haykırılıyordu pırıl pırıl duygularla.

OLMASAYDI

Güneşimiz doğmazdı
Atatürk olmasaydı;
Yurtta bahar olmazdı
Atatürk olmasaydı.

Çiçekler deremezdik
Sevince eremezdik;
Bugünü göremezdik
Atatürk olmasaydı.

Coşamaz taşamazdık
Dik yarlar aşamazdık;
Bugünü yaşamazdık
Atatürk olmasaydı.

Düşmana salamazdık
İntikam alamazdık;
Egemen kalamazdık
Atatürk olmasaydı.

Fabrika açamazdık
Geceden kaçamazdık;
Işıklar saçamazdık
Atatürk olmasaydı.

Kaybettik yazık, yazık,
Biz onu kalbe kazdık;
Teselli bulamazdık
İnönü olmasaydı.

Ulu Önderimiz vefat etmişti, acımız çok büyüktü. Tesellimiz, silah arkadaşı İnönü'nün, eşsiz kahramanımızın yerini almasıydı.

Akıl ve mantıktan yoksun bazı insanlar(!) Atatürk’ün “Diktatör” olduğunu bile söyleyebilme cesaretini gösteriyorlar! Dönemleri, kendi koşulları içerisinde değerlendirmek gerekir. 1920’li, 1930’lu, 1940’lı yıllar; Hitler, Mussoloni, Franco, Stalin… gibi diktatörlerin yaşadığı yıllar. Sormak gerekir: Halife olmayı reddeden, Cumhuriyeti kuran ve çok partili sisteme geçebilmek için fırsat kollayan bir lider; diktatör olabilir mi?

Ümmetten Millet, kuldan yurttaş yaratan dev bir projedir Cumhuriyet. Yönü batıdır, batı uygarlığı: Üreten, özgürce düşünen, örgütlenen, eşit bireylerin oluşturduğu bir toplum. Günümüzde Cumhuriyetin “Demokrasi” ayağının, yeterince geliştiğini söyleyebilmek mümkün değil. Fakat biliyor ve inanıyoruz ki, yurttaşlık bilinci arttıkça, taşlar yerine oturacaktır.



Yorumlar - Yorum Yaz
Yorumlar - Yorum Yaz
Resim Tanıtım Köşesi

Norman Rockwell
Before the Date l 1949

Norman Rockwell’in bir buluşma öncesi ritüelini tasvir etmesi, II. Dünya Savaşı’nın yıkıcı ağırlığından sonra insanların yeniden gündelik hayata tutunma çabasını gösteriyor. Savaşın sona ermesinden sonra, genç bir kadınla genç bir erkeğin ayna karşısında hazırlanmaları, sıradanlığın geri dönüşünü, normal hayatın yeniden kurulabilirliğini simgeliyor.
The Saturday Evening Post


Bu sahne, Norman Rockwell’in gündelik hayatın içindeki insanları büyük bir incelikle gözlemleyen yaklaşımını hatırlatıyor. Görsel iki ayrı mekânı yan yana getirerek, birbirinden uzak ama aynı anda birbirine bağlı iki karakterin hazırlık ritüellerini gösteriyor.

Sol tarafta, genç bir kadın aynanın karşısında saçlarını düzeltirken görülüyor. Odanın dekoru, duvardaki desenli kâğıt, çerçeveli portre ve şifonyerin üzerindeki eşyalarla birlikte, Rockwell’in modellerini özenle seçme alışkanlığını çağrıştırıyor. Kadının arkasında asılı duran elbiseler ve odanın düzeni, onun özenli bir yaşam sürdüğünü hissettiriyor. Yüzü tam görünmese de, Rockwell’in Beverly Walters için söylediği “O gerçekten çok tatlı” cümlesi burada da geçerli olabilecek bir duygu yaratıyor: genç kadın, aynaya dönük haliyle zarif, sade ve içten bir güzellik taşıyor.

Sağ tarafta ise bir genç adam, tıpkı Rockwell’in Fred Beilfus’tan ilham aldığı kovboy figürü gibi, aynanın karşısında saçını tararken görülüyor. Odanın atmosferi daha sade, daha kırsal: şifonyerin üzerindeki dağınık eşyalar, duvara asılı şapka, köşedeki saat ve küçük objeler, Rockwell’in Snedden Çiftliği’ndeki yatakhane köşesini resmetme biçimini anımsatıyor. Genç adamın duruşunda, hem günlük hayatın sıradanlığı hem de yaklaşan bir buluşmanın heyecanı seziliyor.

İki sahnenin ortak dili

Her iki figür de birbirlerinden habersiz, kendi aynalarının karşısında hazırlanıyor. Bu paralellik, iki ayrı dünyanın aynı duygu etrafında birleştiğini gösteriyor:

Bir buluşmanın öncesindeki tatlı telaş, özen ve umut.

Kadının odasındaki yumuşak ışık ile erkeğin odasındaki daha sert, kırsal atmosfer arasındaki karşıtlık, Rockwell’in iki karakteri farklı çevrelerde konumlandırarak aralarındaki bağı daha da görünür kılma yöntemini çağrıştırıyor. Her iki sahne de, izleyiciyi bu iki kişinin birazdan kesişecek hayatlarına tanıklık etmeye davet ediyor.

Bilgi: The Saturday Evening Post arşivlerindeki bilgilerden hareketle, Norman Rockwell’in Before the Date (1949) adlı eserine ilişkin kurgusal bir betimlemedir. kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası