Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi5
Bugün Toplam695
Toplam Ziyaret837867
Köşektaş Hikayeleri


Boynu Kravatlı

Celalettin Ölgün

Kimi öyküler sık okunduğunda ya da dinlendiğinde,
insanda bir bıkkınlık yaratır; kimi öyküler de
şiddetli etkiler, derin izler bırakır!
kosektas.net

Kimi yerde “aptal” deseler de, kendileri biz aptal değil, “abdalız!” derler. Aslında kendi tanımları doğrudur. Çalgıcılık yaparak geçimlerini sağlarlar, kalender insanlardır. Çalgıdan geldikleri günü dolu dolu yaşarlar, eğlenirler, diğer günler ise yarı aç yarı tokturlar. Kendi aralarında ara sıra kavga etseler de, başkalarına zararları olmaz. Her kentte, onların toplu yaşadıkları mahalleler, semtler vardır.

1950’li yıllara değin kayıtsız, yurtsuz yaşarlarken, devlet, Hacıbektaş abdallarını asimile yoluyla eritmeyi düşünmüş olmalı ki, her köye üç aile yerleştirilmesini zorunlu kılmış. Anlatılanlara göre: Son yıllara değin zurnacı Külebi usta, düğünlerde davul oynatan Ferzi usta, Hallik usta, Köşektaş nüfusuna kayıtlılarmış. Sonradan hepsi de Hacıbektaş’a ya da Kırşehir’e yerleşmişler.

Hangi köyün nüfusuna kayıtlı olduğu bilinmeyen zurnacı Kemal usta da Köşektaşlı sayılır. Köyde olsun, dışarıda yaşasın, tüm Köşektaşlıları bilir. Köyün tamamına yakınının düğünlerinde o ve ekibi çalgıcılık yapmış, çocukların tümünü o sünnet yapmıştır. Sağlamcıdır; yeni doğan erkek çocuklar, nüfus kayıtları yaptırıldıktan sonra, onun defterine de kaydedilir. Zaman, zaman oğlan babasına: “Ne oldu, güççük ağa büyüyor mu?” diye, sünneti anımsatır.

Kız bitirme, nişan gibi merasimlerden haberi olur, oğlan tarafını her görüşünde, düğün zamanını sorar. Kısaca işinin takipçisidir. Kemal usta, doğruluğunun, cana yakınlığının yanında, aydın bir insandır. Çocuklarına sadece kendi işini yaptırmamış, hepsini okutmuştur da. Oğullarından öğretmen, banka memuru olanlar vardır.

Kemal ustanın öğretmen oğlu lisede okurken, kendi gibi şakacı olan anası, oğluna her gün takılıyormuş; “Şuna bak, şuna, okula gidiyor! Yarın, Neşet gibi saz çalan adam olacak değil ya, boynu gravatlı eşşek olur!" “Şuna bak, şuna, boz davulu duvara asıp da, utanmadan okula gidiyor.” Kadın, öbür oğlanı da zaman zaman sıkıştırırmış: "Şu sazı iyi öğren, çal, Neşet gibi adam ol! Öğrenmezsen, seni okula gönderir, okutur, öğretmen yapar, köy, köy süründürürüm!"

Diğer kimi yargıları yanlış olsa da, doğruluk payı olan yargıları da var.

• İlk kez 21 Mart 2005 tarihinde yayınlanmış bir öyküdür.

Kemal Usta: Kemal Süle, 1934 yılı, Adana/Kozan, Hacımirza köyü doğumludur. 1936 yılında babasıyla birlikte Sivas'ın Şarkışla ilçesi, Alakilise köyüne, oradan da, 1953 yılında, Hacıbektaş'a göç etmiştir. (Bilgi: Suavi Cesur).

Kız Bitirme: Söz kesme.

Köşektaş Söylencesi l Lütfullah Çetin


 

 


KÖŞEKTAŞ SÖYLENCESİ

Lütfullah Çetin

Köşektaş Köyü, bulunduğu coğrafi konum itibarıyla; vaktiyle ortasından şırıl şırıl pınarların aktığı söylenen bir bölgenin hemen tepebaşındadır. Ancak bölgenin günümüzdeki doğal bitki örtüsü tamamen bozkır görünümündedir. Bu bozkır görünümünün, vaktiyle bölgede geniş yer kaplayan ormanların yok olmasıyla oluştuğu anlatılır. Günümüzde bölge, Türkiye’nin orman açısından en yoksul bölgelerindendir. Ağaçlıklara ancak bölgeyi kuşatan alçak tepelerin alt kesimlerinde ve su boylarında rastlanır.

Eskiçağlarda taşımacılık, yük hayvanlarıyla yapıldığından, hem çok yavaş, hem çok pahalı, hem çok güç hem de çok tehlikeli bir işmiş. Her babayiğidin yapabileceği bir iş olmayan taşımacılık, bölge koşullarına en iyi şekilde uyum sağlamış hayvanlarla, korkusuz ve cesaretli insanlar tarafından yapılırmış.

Köşektaş’ta yıllardır anlatılagelen bir söylenceye göre, su ve yeşil zengini  Köşektaş’a yakın bu bölge, develeriyle taşımacılık yapan kimselere, tüccarlara, konaklama ve dinlenme bakımından, çok cazip gelirmiş.

Bir gün, bir tüccar yüklü deve kervanıyla uzun bir yolculuğa çıkmış. Saatlerce yol aldıktan sonra Köşektaş’ın altbaşındaki pınarlı, suyu bol alana varmış. Hem kendisi hem de develeri aç, susuz, yorgun ve uykusuzmuş. Develeri yemleyip suladıktan sonra kendi karnını doyurmuş, su içmiş, namazını kılmış ve kısa bir uykuya dalmış. Uyandığında, yolculuğun uzunluğunu düşünerek develerin yem ve su tedarikini yeniden yapmış. Tam yola koyulacakken, bir deve ile yavrusunun kervanda olmadığını fark etmiş.

Zaman kaybetmeden aramaya başlamış. Dağ dememiş, taş dememiş, dere tepe dolaşmış ama izlerine rastlayamamış. Sanki yer yarılmış da deve ile yavrusu içine karışmış. Umudunu yitiren tüccar, sonunda olduğu yere çökmüş, ellerini göğe açmış ve kervanı terk eden deve ile yavrusunun bulundukları yerde taşa dönüşmesini dilemiş. Tüccarın bu dileği Tanrı katında kabul görmüş olmalı ki; deve ile yavrusu o anda oldukları yerde taş kesilivermişler.

Bilgi: Yıllardır anlatılagelen ve herkes tarafından bilinen bu söylence Lütfullah Çetin tarafından yazıya yansıtılmıştır.


Kervan: Bir yerden bir yere yolcu ve ticaret eşyası taşıyan yük hayvanı katarı.
Tüccar: Ticaret yapan, ticaretle uğraşan kimse; tacir.
Söylence: Hayali hikaye.
Köşek: Deve yavrusu.


 

 

 

Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası'nda yer alan metin, resim, fotograf gibi tüm içeriklerin hakları asıl sahiplerine aittir! Söz konusu bu içerikler, sahiplerinin rızası olmadan, matbu ya da dijital, başka ortamlarda kullanılamaz!


Yorumlar - Yorum Yaz
Köşektaş Hikayeleri


Ah Senin İçin Koygun Koygun Çaldığım Zurnalar
Celalettin Ölgün

Eski yıllarda davullu, zurnalı, köçekli, ince sazlı düğün yapmak herkesin altından kalkacağı iş değildi. Böyle düğünleri ancak varlıklılar yaparlardı. Elinde avucunda olmayanlar ise kimisinin “cin düğünü”, kimisinin de “ennecin” dediği; yalnız “tef” çalınıp kadın ve kızların kendi aralarında oynadıkları, erkeklerin geriden seyrettikleri düğünler yapardı.

Almancıların mark göndermeye başladığı yıllara değin Köşektaşlı hep böylesi düğünler yaptı. Varlıklı kişinin oğlunun düğünü de cin düğünüyle olacak değil ya. Onların düğünü, o yılların en gösterişli düğünü oldu. Boyunlarına kora denilen ziller, koşumlarına göz değmesin diye iri iri mavi boncuklar dikili atlar koşulmuş arabalarla; Köşektaş kütüğüne kayıtlı olmasına karşın Hacıbektaş’ta ikamet eden Davulcu Ferzi, Zurnacı Kulebi ustalarla birlikte Engel köyünden seçkin çalgıcılar getirtildi. Nereden bulunmuşsa Acer Harman Yeri’ne, belki de yatak yükleri altında saklanan eski yörüklükten kalma çadırlar kuruldu. Davul, zurna, köçek eşliğinde Kelik Derviş’in peşinde kadınlar kartala gittiler; Turnam oyunu eşliğinde ev ev dolaşıp tüm köy halkını düğüne davet ettiler. Üç gün boyunca dışarıda davul zurna, odada saz, keman, Zeynelabidin cümbüşü ve dümbelek çaldı; çalgıların önünde köçek oğlan oynadı. Hatta Belbaraklı Lomen ile Yahya’nın Ali, kaşıktan yaptıkları kuklayı bile oynattılar. Anlatılanlara bakılırsa o güne dek yapılan düğünlerin en görkemlisi oldu; gelin çıktı, düğün bitti.

O yıllarda varsıl–yoksul yaşantısı arasında fazla bir fark yoktu. Varsıl da yamalı şalvar giyer; eti bayramdan bayrama ya da herkes gibi koyun, kuzu hışırlarsa ya da deneleme sonucunda ölürse yerlerdi. Kışın odasında ocak ya da sobada tezek, kerme yakardı; belki de ısısı ve kokusu fazla olan koyun kermesi yakardı, yoksullardan farklı olarak.

Düğünü izleyen günlerin birinde yeni gelin, dışarıya ahırdan çıkarılmış gübreyi yalınayak çiğneyip tezek harcı yapmaktadır. Her yanına ahır boku yapışmış, eli ve ayakları pislik içinde kalmış durumdadır. Düğününde zurna çalmış Fevzi Usta, kim bilir ne amaçla oradan geçerken, özenle çaldığı zurnaya verdiği emeğe acımış olmalı ki geline bakıp dayanamamış:

“Ah! Senin için koygun koygun çaldığım zurnalar!”


Kerme:Tezek.
Zeynelabidin cümbüşü: Metal Tambur.
Koygun: Etkili, dokunaklı, içli.