Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam37
Toplam Ziyaret561264
Şiir Tanıtım Köşesi

Das Gespräch (Sohbet), 1982
Fotograf: Mehmet Ünal


Marta

Bak, Marta!
Bak, işte sevgili kadını bu toprakların
Bak işte yazıyor burada
Bir milyon insanımız yurtdışında şimdi şu anda
Bir milyon insanımız sıra bekliyor
Dilekçe yazdırıyor bir milyonumuz
Yazdırmayı düşünüyor bir milyonumuz da...

Bak, Marta
Bak, işte
Yazıyor burada
Sen savaşı bitirdin ama ‘45’te
Benim savaş bitmedi
Sen kaldın ölülerin ve yıkıntılarınla başbaşa
Şu başının içi ışık
Ben kaldım ölülerim ve yıkıntılarımla başbaşa
Korkunç bir ışıksızlık
Şu kafamın içi benim
Karmakarışık...

Sevmemek mümkün değil şu hızlı trenlerini Almanya’nın
Yıldız gibi akıp gidiyorlar bu karışıklıkta
Bu ne kadar çok fabrika
Bu ne kadar demiryolu
Bu ne kadar otoban
Bu ne kadar araba
Bu ne kadar direk köprü kemer orman su geçit
Bu ne kadar demir kömür beton petrol ve işçi
Bu ne kadar yabancı
Bu ne kadar hız
Bu ne kadar...

Ah bilsem de Almanca’yı
Çatır çatır sorsam şu Almanlardan
Nasıl çıktı bu Krup
Nasıl çıktı bu Engels
Marks’ı siz mi yetiştirdiniz?

Hasan Hüseyin Korkmazgil,
Koçero Vatan Şiiri 

 

Atam - Süleyman Çelebi

Portre
Musa Kâzım Yalım

   Yazan: Süleyman Çelebi. 1940’lı yıllar.
Deleyen ve ileten: Musa Kâzım Yalım.

Sana ve ruhuna selâm ey Atam!

Ölü diriltmeye sebep sen oldun.

Matem perdesini eliyle yırtan,

Cumhuriyeti kuran Atam sen oldun. 

 

Harbi umumide Türkler ölmüştü,

İtilaf devletler bizi bölmüştü,

Avrupa devletleri bize gülmüştü,

İlk önce haykıran Atam sen oldun. 

 

Adana gitmişti İzmir’le Konya,

Türkler mahvolmuştu okunmaz künye,

Türkler’e zindandı şu koca dünya,

Zindan aydınlatan Atam sen oldun. 

 

Baykuşlara yuva olmuştu vatan,

İdareden acizdi o, hain sultan,

Kirli tırnakları vatandan atan,

Türk’ün feryadını duyan Atam sen oldun. 

 

Vatan köşesinden haykırdın hemen,

Dünyayı kapladı müthiş bir duman,

Başına toplandı Türkler o zaman,

Hasta canlandıran Atam sen oldun.  

 

Sultanlığı yıktın, Türklüğü kurtardın,

Kahraman şanınla dünyayı sardın,

Türk’e olan zulmü gözünle gördün,

Türk’e ilk nur saçan Atam sen oldun. 

 

Türkler ölmüştü çıkmıyor nefes,

Haykıran dünyaya kuvvetle bir ses,

Avrupa milletleri eyledi pes,

İlk sözü dinleten Atam sen oldun. 

 

Meydana çıkardın gizli sırları,

Başımızdan attın bakan körleri,

Türk’ün başına koydun cesur erleri,

Türk’ü canlandıran Atam sen oldun. 

 

Türkler bütün asır şerefli, şanlı,

Vicdanı temizdir, gözleri kanlı,

Türkler hasta değil, kuvvetli canlı,

Hastaya can veren Atam sen oldun. 

 

İsmet İnönü’nün yüksek kalemi,

Lozan’da silindi Türk’ün elemi,

Türkler esir değil, size köle mi?

Bu sözleri diyen Atam sen oldun. 

 

Tarihte yükseldi yiğitlik şanın,

Albayrak şahittir, şereftir kanın,

Sen varsın daima, ölmedi canım,

Türk’ün ilk gözyaşı Atam sen oldun. 

 

Yirmi sene bize kanatlar açtın,

Her türlü neşeli nurları saçtın,

Daha biz çocuktuk yuvadan uçtuk,

Türk’ü öksüz koyan Atam sen oldun. 

 

Fakat, Türk çocuğu şahin yavrusu,

Senden ilham aldı, Türk karısı,

Tarihe sığmıyor, Türk’ün Ulusu,

Tarihi dolduran Atam sen oldun. 

 

Naaş’ın yok olduysa, adın vardır,

İsmet İnönü de Türklere yardır,

Ruhun üstümüzde daima vardır,

Türk’ün ilk göyzaşı Atam sen oldun. 

 

Rahat uyu ey Türk genci,

Planınla yürür İsmet İnönü,

Dünyaya şan saldı Türklüğün sana,

Türk’e şan saçan Atam sen oldun. 

 

Gerçekti nizamın, doğruydu yolun,

Şu fani dünyanın ahiri ölüm,

Hüdanın yanında, hikmetin salim,

Ulu Atam’ı Allah rahmet eylesin. 

 

Gözlerimiz ağlar, kalbimiz ağlar,

Tarihimiz ağlar, ülkemiz ağlar,

Gelecek asırda doğanlar ağlar,

Türk’e matem saçan Atam sen oldun. 


Yazan: Süleyman Çelebi. 1940’lı yıllar.

Deleyen ve ileten: Musa Kâzım Yalım.


 

 
Yorumlar - Yorum Yaz
Bir Bahar Önü

Elli, altmış yıl öncesinden
bir bahar önü.

Hüseyin Seyfi

Uzun geçen kış mevsiminin sonunda, hasretle beklenen bahar, köyde yüzünü gösterdi. Güneş çıktı. Üşüyen toprak biraz ısındı. Toprağın üstünde üç aydan beri bekleyen kar erimeye başladı. Kar eridikçe toprağın üstü açıldı, toprağın ıslaklığı geçti ve eriyen karın altından önce kardelenler, sonra sarı çiğdemler toprak üstüne çıktı.

Kış boyu ahırlarda hapis olmuş tavuklar, inekler, atlar, öküzler, danalar, koyunlar, kuzular dışarı çıkarak açık havanın tadını aldılar. Çocuklar çiğdem toplamak üzere donu çözülmüş kırlara koştular. Güneşin ısıttığı ve ıslaklığını aldığı yol üstündeki küçük toprak yığınlarının içinden çıkan ve arka arkaya dizilen karıncalar baharın yaklaştığının habercisi oldu.

Kuzey yamaçlarda henüz erimeyen kar, gümüş rengini alırken, güneş, arkasına koyu bir kızıllık bıraktıktan sonra kayboldu. Geride kalan, ayaza dönen esinti ile ocaklardan, tandırlardan çıkan koyu dumandı.

Akşam karanlığı ile herkes evine çekildi. Sokaklar ıssızlaştı. Dışarıda, çöplük başlarında siftinen birkaç uyuz zağar ve duvar başlarında oynaşan kedilerin yanında, ahıra girmeyen çelimsiz, yaşlı bir at kaldı.

Gün batımından bir süre geçtikten sonra, gökyüzünün kızıllıkları da kayboldu. Ay, tüm güzelliğini gururla sergiledi. Gecenin bulutlarını sürükleyen serin bir esinti devam etti. Kümeleşen bulut, Ay’ı gölgeledi. Ay’ın parlaklığı silindi. Yeryüzü karardı.

Akşam eve dönmeyen ineği kurt yemesin diye Akif Hoca’ya, kurt duası okutuldu, dua esnasında kemik saplı bıçağın ağzı üç defa açılıp kapatıldı ve kurt ağzı bağlandı.

Kış süresince, kuru tahıl ve una dayalı yiyeceklerle beslenen insanlar, kırlarda, tarlalarda yeşilliğin görünmesi ile birlikte, bildikleri madımak, cırtlık, yemlik, tülü, hardal, kızılcık ve ebegümeci gibi doğada kendiliğinden yetişen, çiğ veya pişirilerek yenebilecek bitkileri toplamak için kadınlar bozkıra dağıldılar. Köyün delikanlıları at arabalarını koşarak, bir kış boyu ahırda kapalı kalan atların hamlarını aldılar.

Uzun süre evlerde kapalı kalan genç erkekler, çamuru yeni kurumuş arazinin üstünde çelik oynamaya, çocuklar bezden yaptıkları toplarla sokak aralarında top oynamaya başladılar…

Yeni çalışmamdan çıkarttığım bir sayfa, Hüseyin Seyfi.