Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi3
Bugün Toplam24
Toplam Ziyaret635372
Refah ve Özgürlük

Yeterli beslenmeyi, barınmayı, nitelikli eğitimi imkânsız kılan, borç ve faturaları ödeyememe korkusuyla insanın aklını başından alan gelir adaletsizliği ve yoksulluğun, sağlığı, mutluluğu mahvettiğine dair araştırmaların sayısı giderek artıyor.

Yoksulluk beraberinde, artan hastalanma, sakat kalma ve erken ölüm riskini getirirken, kaliteli tedavilerden yararlanma şansını azaltıyor.

Yoksullukla birlikte eğitim düzeyi düşüyor, şiddet düzeyi yükseliyor.

Çocuklar için yoksulluğun uzun vadeli zihinsel sağlık etkileri daha da endişe verici.
Ailelerinin yoksulluk nedeniyle yaşadığı yoğun stres ve travmaya maruz kalmaları, çocukların beyin gelişimini, hatta genlerini kalıcı olarak etkileyen zararlı stres hormonlarını tetikliyor.
Yalnızca fiziksel gelişimlerini değil, zekâ ve öğrenme kapasitelerini de sınırlandırıyor.
Çocuk gelişimine verdiği zarar o denli büyük ki, artık yoksulluğun erken dönem etkileri bir çocukluk hastalığı olarak tanımlanıyor.

Applied Research in Quality of Life’ dergisinde yayınlanan bir araştırmaya göre, ekonomik ve siyasi özgürlükle mutluluk arasında güçlü bağlar var.

Araştırıcılar özgürlüğü, ‘seçme imkânı’, mutluluğu ise ‘yaşamın öznel keyfi’ olarak tanımlıyor ve şöyle diyorlar:
“Siyasi özgürlük arayışının nedenlerinden biri, özgürleşmenin daha fazla sayıda insanın mutluluğuna katkıda bulunacağı inancıdır. Bu inancın arkasındaki teori ise yaşamımızı istediğimiz biçimde yönlendirdiğimizde, daha doyurucu yaşamanın mümkün olmasıdır.”

Bu saptamalara katılmamak mümkün mü!

Mutluluk, ekonomik ve siyasi özgürlükten beslenir; sağlığımızın düzeyini belirler...

Yoksulluk yalnızca parasızlık değil, kişinin insan olarak kendi potansiyelini gerçekleştirme imkânına da sahip olmaması demektir.

Ve insanların büyük çoğunluğu, yeterli kaynaklara sahip olup özgür seçimler yapabildikleri sürece, kendi mutluluklarını tasarlama yeteneğine sahiptirler.

Dr. Şafak Nakajima

Şiirlerle Şenlendik - 1. Bölüm


ŞİİRLERLE ŞENLENDİK - 1 - ÖNCELİKLE

 
Dalga dalga coşkular geliyor yüreğimizin diliyle dilimizin yüreğinden! 
Köşektaşlı şair Dr. Salim Çelebi'nin yazmakta olduğu, 46 bölümden
oluşan, "Şiirlerle Şenlendik" adlı yazı dizimizi önümüzdeki Cuma
gününden itibaren siz ziyaretçilerimize sunacak
olmanın sevincini yaşıyoruz!
kosektas.net!

ŞAİR DR. SALİM ÇELEBİ

3 Ekim 2014, Cuma

Şiirlerle Şenlendik, 1 - Öncelikle

Bu siteyi, Köşektaş’ımızın bu güzel bilgi sunum sayfasını, büyük bir özen ve özveriyle hazırlayarak, başta köylülerimiz olmak üzere, tüm insanların hizmetine sunan sevgili Lütfullah Çetin’e, ne kadar teşekkür etsek azdır…

Sitemizin yaratıcısıdır sevgili Lütfullah.

Araştırır, beğenir; sunar.

Yaşar, somutlaştırır; sunar.

İletişim kurar tatlı diliyle; teşvik eder, sunar.

Engellenmek istenir bazen; yılmaz, mücadele eder, sunar.

Allah aşkına! Nedir Lütfullah Çetin’in amacı?

Benim de zaman zaman yazılarım çıkıyor sitemizde. Bu nedenle de birçok mesajlar alıyorum; sitemize bakıp da yazdığımı okuyanlardan. Mesajlar, sitemizi hazırlayıp sunana minnettarlıkla dolup taşıyor. Soru: Sitemizi ziyaret eden insanlar, niye, sitemizi hazırlayıp sunan Lütfullah Çetin’e minnettarlıklarını sunuyorlar? Bu sorunun yanıtı, Lütfullah’ın amacında saklı.

İnanıyor ve biliyorum ki tek bir amacı var Lütfullah’ın: Yaşanmış, yaşanmakta olan ve olası yaşanacak tüm güzelliklerin ve olayların; başta köylülerimiz ve yöremiz insanı olmak üzere, tüm diğer insanlarca paylaşılması: Gerçekçi, akla uygun ve insanca.

1960 yılı nüfus sayımına göre, 1063 kişi yaşıyordu köyümüzde. 54 yıl sonra bugün, yaklaşık olarak 10.000 nüfuslu bir köy olmalıydı. Oysa şu anda birkaç yüz kişi yaşıyor! Nerede Köşektaşlılarımız? Aş ve iş derdiyle, köyümüzden uzaktalar tabi. Hem de bazıları çok uzaklarda...

Ayrılık olgusu, ister istemez gurbet ve sıla sözcüklerini çağrıştırıyor. Doğal olarak, insanca bir duygu olan “hasret” geliyor akla. Sılaya özlem. Keyifler, keşkeler… Köyde yaşamış olanların çektiği hasret ve anlattıkları; köyde yaşamamış olan çocuklarında merak ve görme arzusu uyandırıyor. Dört gözle bekleniyor tatil... Dönüşte, yine hasret, yeni bir hasret…

Filmlere, romanlara, öykülere konudur hasret. Temel tema.

Yaz tatilinden dönen sevgili okuyucularımıza, 1978 yılında yayınlanmış olan Sanat Emeği Dergisinden aldığım, Muzaffer Özdemir’in kısacık şiirini armağan ediyorum.

  KOKLADIĞIM

  Tanımadığım topraklarda yetişmiş

        bir gül verdiler.

  Çapaladığım topraklarda pekişmiş

        bir taş verdiler.

  Gülü yere bırakıp,

  Taşı alıp

         kokladım.   



   
Şiir Tanıtım Köşesi

İyi Bir Yurttaş Aranıyor
Ataol Behramoğlu

Şiir çalışmalarım arasında “İyi Bir Yurttaş Aranıyor”un özel bir yeri vardır. Ismarlamayla yazılmış bir şiirler toplamıdır… 1980 darbesinin sonrasındaki ilk aylardan birinde bir gün bir karşılaşmamızda Deniz Türkali, “Benim için bir siyasi kabare metni yazsana..” dedi. İstediğinin  ne olduğunu tam olarak anlamamış da olsam bir esinle oturup “İyi Bir Yurttaş Aranıyor” adı alında topladığım şiirleri yazdım… Şiirler ortak arkadaşımız Maksut Göksu tarafından bestelendi. Sahneye koyucumuz Rutkay Aziz usta bir iskambil oyuncusunun kartları karıştırması gibi benim sıralamamı el çabukluğuyla değiştirdi. Sahne düzenlemesini Vecdi Sayar gerçekleştirdi. Cem İdiz ve dört kişilik orkestrası eşliğinde Deniz Türkali 23 Mart 1981’de Ankara Sanat Tiyatrosu sahnesinde unutulmaz bir tek kişilik performans sergiledi… Örneğin, hepsi şarkı olmuş şiirlerden “Avrupa’ya Aşk Türküsü”nün  “Avrupa anla bizi, sev bizi Avrupa” dizelerini, ironik yakarışlarla, yerlerde sürünürek yorumlaması, şu andaymışçasına göz ve kulak belleğimdedir… Oyun defalarca sahnelendi. Sonra İstanbul’a turneye de geldi. Sonraki zamanlarda genellikle amatör topluluklarca da yorumlandı. Metni oluşturan 18 şiir ise, önce oyun öncesinde minik bir kitapçık olarak yayımlandı. Sonra yeni basımlar yaptı. En sonunda da Toplu Şiirler’imin üçüncü kitabı olan “Kızıma Mektuplar”da yerini buldu… Dinletilerimde bu şiirler toplamından bazılarını arada bir, kimilerini sıklıkla okurum... “İyi Bir Yurttaş Aranıyor” bir baskı döneminin ürünüdür… Eh, pek de farklı bir dönemde olmadığımız için, şiirlerden bazılarını, yerim ancak yeteceği için şimdilik birkaç tanesini bu yazıda sizlerle paylaşmak istedim… Ben yaştakilerin biraz o günleri anımsayarak “nostalji” yapması, daha gençlerin belki bir karşılaştırma yapabilmesi için…

***

BİR ÜLKE NEDİR?

Bir ülke nedir diye sordum
Düş kuranın birine
Ülke düşlerdir dedi
Gerisinden bana ne!(…)

Bir ülke nedir diye sordum
Kırda açan çiçeğe
Ülke kokumdur dedi
Gerisinden bana ne!(…)

Bir ülke nedir diye sordum
Gökte uçan şahine
Ülke avımdır dedi
Gerisinden bana ne!(…) 

Bir ülke nedir diye sordum

Cebi dolu birine
Ülke paramdır dedi
Gerisinden bana ne!(…)

Bir ülke nedir diye sordum
Cebi delik birine
Şöyle bir süzdü beni
Dedi ki git işine!(…) 

Ataol BEHRAMOĞLU