Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam42
Toplam Ziyaret525603
Şiir Tanıtım Köşesi


Kara Çizgiler
"Doğada ilk kirlenmedir
ülkelere bölünmesi yeryüzünün"

Türk Şiiri'nin Devi Fazıl Hüsnü Dağlarca'nın, az sözle çok şey anlatan, hiçbir söylemiyormuş gibi görünüp gerçekleri göze sokan bu şiirini siz ziyaretçilerimize sunmaktan kıvanç duyarız!

kosektas.net

Burda, Hindistan'da, Afrika'da,
Her şey birbirine benzemektedir.
Burda, Hindistan'da, Afrika'da,
Buğdaya karşı sevgi aynı,
Ölüm önünde düşünce bir.

Nece konuşursa konuşsun,
Anlaşılır gözlerinden dediği.
Nece konuşursa konuşsun,
Benim duyduğum rüzgarlardır,
Dinlediği.

Biz insanlar ayrı ayrı kalmışız,
Bölmüş saadetimizi çizgisi yurtların;
Biz insanlar ayrı ayrı kalmışız,
Gökte kuşların kardeşliği,
Yerde kurtların.

Fazıl Hüsnü Dağlarca

Hastamın Öğretmeni - 18 - Medyada İlk Kez ve Yorumsuz

Hastamın Öğretmeni

Köyümüz sayfasının böylesi bir yazı dizisine ev sahipliği yapıyor olması bizi haddinden fazla sevindiriyor!

Bilgisunum sayfamızın her yeni güncellemede bir öncekinden daha zengin bir içerik kazanmasında büyük pay sahibi olan seçkin şairimize yüreğimizin derinliklerinden teşekkürler sunuyoruz! kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası

18 -MEDYADA İLK KEZ VE YORUMSUZ


Bu diziyi hazırlarken; Ece Ayhan, M. Şeref Özsoy, Ayten Aygen, Miyase İlknur, Münevver Oğan ve Nuray Altıntaş, Hakkı Devrim, Pınar Çelik, Mehmet Barlas ve Semra Çelebinin; röportaj, yazı ve notlarından ve Öküz Dergisinden yararlandım; teşekkür ediyorum.Çapa Öğretmen Okuluyla ilgili olarak yazdığı tüm anılarını ve biriktirdiği notları evlenir evlenmez yakmak isteyen ve çoğunu yakan Ferihan Hanımdan geriye; anlattıkları, bir şiir defteri ve iki adet de not kalıyor. Bunları da yangından eşi Hamit Arcan kurtarmış. Öğretmeni Nahit Hanımdan, öğrencisi Ferihan Hanıma yazılmış olan bu notları, yorumsuz olarak, yazıldığı gibi aktarıyorum. (Notların aslı bendedir. S.Ç.) 


NOT-1

İnanç ve duyguların yeri yürektir. Bunlar bazen “kelime” kılığına bürünerek ortaya çıkarlar. Fakat o zaman olduklarından başka türlüdürler. Yani duygular sözle ifade edildikçe azıcık bozulur, değişir, duygu halinde kaldıkça da güzelleşir!.. Fakat sorarım sana, duyguların ifadesi yalnız kelime ile mi olur? Onları belli eden başka çareler yok mudur? Elverir ki insanı anlamasını bilesin.Ben bugüne kadar elimden geldiği kadar “belli etmemeğe” gayret ettim ama… artık yoruldum… Şunun şurasında 2 ay kaldı… Onlar da imtihan patırtısıyla bir hamlede geçer gider!...İşte Ferihan kızım. Çocuklarım (3B) imtihan olurken ben de aklımdan geçenleri yazdım.  

Biraz daha, şu “Fütürist” şairler, Orhan Veliler gibi yazacağım. Daha doğrusu yazdıklarım o şiirlere dönecek.

21.3.1945


 

NOT-2

27.V.1945

Pazar nöbeti

Süslü kızım,

Arkadaşınla gönderdiğin şu rengarenk defterine ben de mi hatıra yazayım Ferihan? Sanki yazmasam ne olacak? Hiç mi hatırlamayacaksın? Belki bazı hocaların kadar derin bir tesirim olmadı üzerinde. Fakat Çapa günlerine karıştığıma, hatıraları beraber yaşadığımıza inanıyorum. Hiç olmazsa bu günler hayatında iyi tesir bırakmıştır. Her zaman mesut ve başarılı yaşamanı candan dilerim. NOT: Yazının altında bir imza, üst sol tarafında ise Nahit Hanımın gençlik yıllarına ait bir fotoğraf bulunmaktadır. (SON. YENİ YILINIZ KUTLU OLSUN.)  



 

 


Yorumlar - Yorum Yaz


Sanat ve Zevk

Çetin ALTAN

Şayet Yakındoğu toplumlarında, sanat dalları kısıtlı olmasaydı, bugün okullardan resmi dairelere kadar her yerde, toplumun yetiştirmiş olduğu ressamların yapıtları, genç kuşaklara sanatın büyüsünü anlatacaktı.

Yakındoğu toplumlarının geçmişlerinde resim, yontu, tekke dışı müzik ve kadınların ortak yaşama karışmaları yasaklı olmasaydı, acaba bu toplumların bugünkü düzeyleri ne olurdu?

Sayısız müze, görkemli tiyatro yapıları, mermer anıtlar, müzikli lokaller, geniş bahçeler, düzenli konutlarla yüzyıllar içinde katmerlenmiş zengin bir sanat kültürünün toplumsal zevke yansıyan birikimi, şimdikinden çok değişik bir görüntü yaratırdı.

Bu toplumlar için sanatın en önemli sorun olduğuna hâlâ daha inanmak istemeyenler, sanatta yeterince gelişememişliğin şimdiye dek nelere mal olduğunu sezememiş olanlardır.

Doğru dürüst bir zevk birikiminden yoksunluk, toplumsal yaşamı hoyrat bir düzensizlik içinde yaşayan çapaçulluğun kasırgasıyla yamru yumru etmiştir.
Bu çirkinliğin nedenini sadece fakirliğe bağlamak doğru değildir.
Şayet toplumun özü, yüzlerce yılın resmi, yontusu, müziği, tiyatrosu ve romanıyla yoğrulmuş olsaydı, tek odalı konutların bile içinde bir su bardağına konmuş üç beş kır çiçeği bulunurdu.

Toplumsal zevk birikimi, bir anlamda, “boşluğu” yaşama en uygun biçimde kullanabilmek demektir.
Çanta, dolap, ev yerleştirmekten başlar, kent yerleşimine kadar uzanıp gider bu birikim.
Boşluğu böylesine kullanma, yüzyıllar içinde yüz binlerce ressam, yontucu, müzisyen, yazar, düşünür, bilimci, mimar yetiştirmiş olabilmekle olur ancak…

“Bir toplum için en önemli sorun sanattır” lafına dudak bükenler, yüzyıllar boyu sanatla yeterince yoğrulmamış bir insan malzemesinin, neyi ne kadar yapıp, neyi ne kadar yapamayacağını hiç düşünmemiş olanlardır.
Şayet Yakındoğu toplumlarında, sanat dalları kısıtlı olmasaydı, bugün okullardan resmi dairelere kadar her yerde, toplumun yetiştirmiş olduğu ressamların yapıtları, genç kuşaklara sanatın büyüsünü anlatacaktı.

İki yüzyıllık tiyatrolarda dört yüzyıllık klasikler oynanacaktı.
Herkes ana dilini çok daha zengin ve kıvrak kullanacaktı.

Sanatta toplumca kösteklenmiş olmak, toplumsal övüncü getirip sadece cengâverliğe düğümlenmiştir.
Fatih’le övünmek elbette güzeldir. Ama gönül isterdi ki Bellini ile de övünebilelim. Bizim de bir Leonardo’muz, bizim de bir Michelangelo’muz olsun…
Olabilirdi de…

Bunu vaktiyle ne engellemişse, hâlâ daha o koşullanmaları tam aşabilmiş değiliz… Sanatın ve sanatçıların toplumun can suyunu oluşturduğuna da bundan ötürü bir türlü tam inanamıyoruz…
Sofrada, su bardağı içinde bile olsa, bir demet kır çiçeğiyle duvarda iki iç açıcı peyzaja gerek duymadan yaşamaya alışmışlığın sonuçlarıdır bunlar…

Para fakirliği hepimizin yanıp yakıldığı konudur.
Zevk fakirliğinden yakınmak ise, kimsenin aklının ucuna bile gelmiyor.