Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam58
Toplam Ziyaret574205
Film Tanıtım Köşesi

Son Tren

Der Letzte Zug / The Last Train

Son Tren, 2006 Almanya Çek Cumhuriyeti ortak yapımı dramatik savaş filmidir. Joseph Vilsmaier ve Dana Vávrová'nın birlikte yönettikleri filmin başlıca rollerinde Gedeon Burkhard, Lena Beyerling ile Türk kökenli İsviçreli oyuncu Lale Yavaş ve Türk kökenli Alman oyuncu Sibel Kekilli oynamışlardır.

Yıl 1943. II. Dünya Savaşı'nın sonlarına doğru Berlin'den toplanan bir grup Yahudi, katır vagonlarında toplama kampı Auschwitz'e doğru yola çıkar. Su ve yemek verilmeyen insanların çoğu bu acı dolu yolculuk sırasında hayatını kaybeder. Ancak yaşam savaşı geride kalanlar için devam etmektedir. Eski yaşantılarına özlem duyan ve farklı sınıflardan gelen bir avuç insan artık aynı kaderi paylaşmaktadır. Bir türlü bitmek bilmeyen zorlu yolculuk sinirlerin harap olmasına ve dengesiz davranışlara sebep olur.

Vikipedi, özgür ansiklopedi

Hastamın Öğretmeni - 16 - Venüs

 Hastamın Öğretmeni

 

16 -VENÜS

Ferihan Hanımı ziyarete gitmeden önce, öğretmeni Nahit Hanım hakkında neleri, sohbetin hangi aşamasında sorabileceğimi, tasarlayarak gidiyordum. Çok hassas davranmak zorundaydım. Sohbetimiz süresince Nahit Hanım konusu, genellikle, sorulan ve yanıt alınamayan birkaç cümleden ibaret kalıyordu. Samanlıkta iğne aramak gibi bir şey..

“Akşamları neler yapardınız okulda?”

“Yatılı okuduğunuz için siz de bilirsiniz: Yemek, etüt, yatakhane. Okulumuz yatılı olduğu için her gece bir hoca nöbetçi kalırdı. Benim yazım çok düzgündü. Nahit Hanım nöbetçi kaldığında, beni odasına çağırırdı; yazı yazardım: Anılar, makaleler, not defterleri…”

“Savaş yıllarıydı o yıllar. Kıtlık yılları… Araç ve gereçleriniz yeterli miydi?”

“Bu günkü kalitede olmasa da her şeyimiz vardı. Saman kağıtlı veya sarı yapraklı defterlerimiz, çabuk biten kurşun kalemlerimiz, yazısı çıkmayan sabit kalemlerimiz. İki öğrencinin oturduğu sıralarımız vardı. Sıraların gözleri kapaklı idi ve kapak öne doğru kaldırarak açılırdı. Derslerle ilgili araç gereçlerimiz hep sıranın gözünde bulunurdu. Başka yere götürmezdik. Sıra kapağımın iç kısmına, cebir öğretmenimiz Macide Hanımın resmini yapıştırmıştım. Ben, sınıfta arka taraftaki sıralarda otururdum. İletişim kurmak istediği zaman, Nahit Hanım öndeki öğretmen masasından bana bir pusula gönderirdi. Pusula elden ele dolaştığı için, bana gelene kadar ne yazdığını herkes okurdu. Bana karşı duyduğu ilgiyi, sınıftaki herkes biliyordu. Arkadaşlar, ‘Seninki geliyor, seninki gitmiş,’ derlerdi.”

“Yatakhanedeki arkadaşlardan biri hafta sonları evci çıkardı ve yatağı boş kalırdı. Eğer Hafta sonu nöbeti varsa, o yatakta Nahit Hanım yatardı.”

“Nahit Hanım benim şiir yazdığımı biliyordu. Şiir yazdığım defteri hep merak ettiğini hissediyordum.”

“İri yarı, dişlek, çirkin bir kız arkadaşımız vardı. Kendisini de ikna ederek adını ‘Venüs’ koymuştuk. Son ders bittikten sonra benim şiir defterini, arkadaşlarla birlikte Venüs’ün sıra gözüne saklardık. Sabah geldiğimizde Nahit Hanımın şiir defterini bulup bulamadığını kontrol ederdik. Bulamadıysa, ‘Seninki yine bulamamış’ derlerdi. Yine, defteri sakladığım bir günün sabahı sınıfa gelip sıra kapağımı açtığımda, sıra gözümün arandığını gördüm. Hatta kapakta yapıştırılmış olarak bulunan Macide Hanımın resmi kapaktan çıkarılmış ve en üstteki kitabın üzerine koyulmuştu. Nahit Hanım beni Macide Hanımdan sanırım kıskanmıştı. Defter saklama işi öğrenci şımarıklığından başka bir şey değildi. Oysaki Nahit Hanım defteri istese, götürüp kendisine verirdim.”

“Yaz tatilinde Çapada mı kalıyordunuz?”

“Hayır. Ailem Zonguldak’ta olduğu için, Yazın tatilde Zonguldak’a giderdim. 10. Sınıftan 11. Sınıfa (son sınıf) geçtiğim yıl yazın, Zonguldak’ta evdeyim, dış kapının zili çaldı birden. Açmak için gittiğimde şoke oldum: Öğretmenim Nahit Hanım karşımda duruyordu. Yemek yedik evde ailemle birlikte. Zonguldak’ı gezdirdim. Akşam da vapurla İstanbul’a geri döndü.”

“Bir öğretmeninizin, hem de savaş yıllarında, ta İstanbul’dan kalkıp Zonguldak’a gelmesini ve sizi gördükten sonra aynı gün İstanbul’a dönmesini nasıl değerlendirdiniz?”

“…”

Aralarında geçen konuşmalar hakkında ketum davransa da “Ben o günlerde iki kadın veya iki erkek arasında, aşk ve cinsellik yaşanabileceği bilgisine bile sahip değildim,” demeden edemiyor.

 

 

 


Yorumlar - Yorum Yaz
Şiir Tanıtım Köşesi
 
Türk şiirinin devi Hasan Hüseyin Korkmazgil'in "Evler ve Dünyalar" adlı bu şiirini siz ziyaretçilerimizle paylaşmaktan kıvanç duyarız!

kosektas.net


dün gece yine muhammed vardı evlerinde

- evleri gece kondu -

oturup başbaşa allah'ı konuştular
lütfunun ihsanının sonsuzluğunu
nimetinin rızkının sonsuzluğunu
"n'eylerse güzel eyler'liğini
"kime niyet kısmet'liğini
"beş parmağın beşi bir mi'liğini
"ona devlet buna evlat'lığını
"bu dünya bir penceredir'liğini
tesbih çekip çay içip konuştular
iki kantar daha odun attılar cehenneme
okumuşu uyanmışı attılar cehenneme
inanmazı güvenmezi attılar cehenneme
beş yavru doğurmuştu evin kedisi
ikisini fare yapıp yemişti
borçlarını dertlerini günahlarını
-allah günah yazmasın-
fiyatların durmadan yükseldiğini
ahlakın durmadan alçaldığını
dünyanın sonunun yaklaştığını
tesbih çekip çay içip konuştular
dün gece yine muhammed vardı evlerinde

- evleri gece kondu -

dün gece yine beyfendiydi evlerindeki

-evleri köşk-

oturup başbaşa devleti konuştular
eshamları tahvilleri istikrazları
emisyonu enflasyonu yatırım yüzdesini
çimentoyu demiri petrolü konuştular
beş fabrika kurdular on sendika yıktılar
sıfırları doğurttular payları pompaladılar
gözde adamlarını meclise getirdiler
işsizleri yurt dışına sepetlediler
partilere çeki düzen verdiler
okulları gözaltına aldılar
arsaları kapatıp kurtardılar vatanı
solculara sövdüler vahdettini övdüler
kitapları yaktılar kalemleri kırdılar
şiddet tedbirlerini yeniden görüştüler
örgütlenme konusunda yeniden anlaştılar
son bir provasını yapıp faşizmin
kısa günün kazancını haklıca bölüştüler
gece hayli ilerlemişti ve son bulmuştu gündem
viski içip başbaşa, yorgunluk çıkarttılar
kaçak seks filmlerini kasadan çıkarttılar
öyle çok güldüler ki dehşetli terlediler
köşkün köpekleriyse çok kötü uluyordu
zatürre korkusuyla perdeleri çektiler
durup durup dinlediler dışarısını
dışarda düdük seslerinden başka şey yoktu
dün gece yine beyfendiydi evlerindeki

- evleri köşk -
 
Koçero Vatan Şiiri, Sayfa 85.