Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam67
Toplam Ziyaret579293
Şiir Tanıtım Köşesi

Das Gespräch (Sohbet), 1982
Fotograf: Mehmet Ünal


Marta

Bak, Marta!
Bak, işte sevgili kadını bu toprakların
Bak işte yazıyor burada
Bir milyon insanımız yurtdışında şimdi şu anda
Bir milyon insanımız sıra bekliyor
Dilekçe yazdırıyor bir milyonumuz
Yazdırmayı düşünüyor bir milyonumuz da...

Bak, Marta
Bak, işte
Yazıyor burada
Sen savaşı bitirdin ama ‘45’te
Benim savaş bitmedi
Sen kaldın ölülerin ve yıkıntılarınla başbaşa
Şu başının içi ışık
Ben kaldım ölülerim ve yıkıntılarımla başbaşa
Korkunç bir ışıksızlık
Şu kafamın içi benim
Karmakarışık...

Sevmemek mümkün değil şu hızlı trenlerini Almanya’nın
Yıldız gibi akıp gidiyorlar bu karışıklıkta
Bu ne kadar çok fabrika
Bu ne kadar demiryolu
Bu ne kadar otoban
Bu ne kadar araba
Bu ne kadar direk köprü kemer orman su geçit
Bu ne kadar demir kömür beton petrol ve işçi
Bu ne kadar yabancı
Bu ne kadar hız
Bu ne kadar...

Ah bilsem de Almanca’yı
Çatır çatır sorsam şu Almanlardan
Nasıl çıktı bu Krup
Nasıl çıktı bu Engels
Marks’ı siz mi yetiştirdiniz?

Hasan Hüseyin Korkmazgil,
Koçero Vatan Şiiri 

 

Hastamın Ögretmeni - 10 - Nahit hanım ve Diğer Ünlüler (2)

Hastamın Öğretmeni

10- NAHİT HANIM VE DİĞER ÜNLÜLER (2)

Nahit Hanımın anlattıklarıyla devam edelim yazımıza: “Can Yücel'in babası lisede benim felsefe hocamdı. Can Yücel, bana göre orta halli bir şair. Bir Yahya Kemal değildir. Ama kendisi dünyanın en tatlı adamıdır.”

“Küçüktü, masada yanımda oturuyordu. Acık kalplidir Can. ‘Babamın mantinatosu var,’ dedi birden. Mantinato sevgili demek Rumca. Hasan Ali de orada oturuyor. ‘Sus,’ dedim, ‘Ayıp.’ ‘A yalan mı söylüyorum ben,’ dedi bana.”

“Bacağımda bir ben var. Bacağımdaki bene şiir yazmış Can. Kocam Vedat şakayla karışık, ‘Sen utanmıyor musun? Nahit Hanım’ın bacağımdaki bene şiir yazılır mı hiç,’ dedi ona.”

“Şairlerden Hamit yakışıklıydı. Nazım Hikmet biraz hantaldır. Hamit prens gibidir; çok yakışıklıdır. Yahya Kemal güzel değil.”

“Gençler arasında Muhip güzeldir, Oktay güzeldir. Melih Cevdet orta halli. Orhan Veli çirkindi, en nazikleriydi ama.

“Kıskanç bir adam değildi Vedat. Makul bir insandı. Dedikodu olsun istemezdi. Hatta, Vedat’ın arkadaşlarından biri eve gelip, onun evde olmadığını görünce kapıdan dönüp gidiyorsa, o adamı terbiyesiz bulurdu. ‘Sen evde hizmetçi değilsin Nahit,’ diyordu. ‘Hadlerini bildir. Ben olmasam da sen bir hanımefendisin. Nezaketen beş dakika oturup sonra gitmeleri lazım.’"  

“Vedat hakikaten medeni bir adamdı.”

Ataç huysuzdu ama ben yine de onu çok severdim. Sabahattin Ali tanıştırdı Ataç’ı bana. Ataç çok korkak adamdı.”

“Diğer kadınlar beni kıskanırdı: Edebiyat alemiyle ilgili bir şey olunca; hep beni arıyorlar, bana kitap yolluyorlar diye. Bundan dolayı diğer kadınlar bana garez oluyorlar. Ama ben evimi açmışım onlara, siz kapınızı açmıyorsunuz. Evime geliyorlar, birlikte yemek yiyoruz. Bir sürü adam tanıyorum. Siz de kapınızı açın buyur edin...”

“Güzel nerede, ben nerede! Güzel olduğum için değil, ben rahat halliyimdir. Nazlı değilim. Bir yere gidilecekse, ‘gidelim’ derim. Gidelim mi, gitmeyelim mi... Öyle naz yapmam hiç. Ben açık bir insanım. Gizli kapaklı değilim. En kalabalık meyhaneye gidip oturuyorum. Biraz meydan okuyorum her halde. Bu yüzden bana hayran oldukları söyleniyor. Sen duy da inanma!“

 


Yorumlar - Yorum Yaz
Nankörlük ve Zekâ
 Nankörlük ve Zekâ
 
Nankörün kelime anlamı, kendisine yapılan iyiliğin değerini bilemez veya yapılan iyiliği çabuk unutan, olarak açıklanır.

Değer; kıymete yaraşır, değerli, zahmete yarar, önemli, zahmetin emeğin karşılığı, taşıdığı yüksek niteliklerin topluca ifadesi, biçilen kıymet.

Nankörlük, yapılan iyiliği unutma hali, güçsüzlük, zavallılık, zayıflık, kısırlık.

Konuyla ilgili olarak, zekâ durumlarından dolayı hayvanlar gelir akla. Özellikle kedi, nedense nankör bir hayvan bilinir. Kucağınıza alırsınız, okşar seversiniz, karnını doyurursunuz, bir de bakarsınız ki, hafif kızınca, tüm iyilikler unutulmuş ve tırnaklarını elinize yüzünüze oturtmuş.

İyilik yaptığınız insanın tırnağı, kalbinize oturur. Kedi tırnağı, elinize, yüzünüze. Kedi tırnağı kalbinizi nasıl görsün. Kedi çiziği bir gün gelir, geçer gider. Ya, kalbe oturan tırnak? silinir mi?

Kedi ile haşır neşir olan insanların da , ‘Hayır, kedi asla nankör değildir, nankör olan insandır.’ dediklerine tanık oluruz.

Hayvanların zekâlarının olmadığından ve nankörlüğünden bahsederken, köpek ile at’a haksızlık etmemek gerekir. At konusu, hemen hemen herkesin birşeyler işittiği, birşeyler bildiği , tanık ve gözlemleri olduğu ayrı bir husustur Bunu bilenler atı kesinlikle ayrı tutarlar.

Galiba, Goethe, “Nankörlük güçsüz insanların işi”, demiş. Önce güçlü insan anlamı üzerinde duracak olursak, güçlü insan tanımı ile ne anlaşılır? Yoruma açık olmasına rağmen güçlü, etli butlu babayiğit olmasa gerek. Böyle bir insanın iyilik bilirllik veya nankörlükle ilgisi olamaz.

Peki, buradaki güçlü insan, paralı pullu insan olabilir mi? Sanmam. Nice paralı pullu insan var ki, el çizme şöyle dursun gözünü oyar iyilik bulduğu adamın.
Geriye ne kalıyor? Ne kalacak akıl fukaralığı, yani beyinsizlik, yani iyiliğin bağlantısını kuramama. Öyle olunca da iyilik yapana nankörlük. Fillerin, timsahların, ayıların, aslanların, kaplanların bakıcılarına yaptıklarını televizyon haberlerinde görüyor, işitiyoruz.

Oysa birikimli, donanımlı, zeki insan yapılan iyiliği unutur mu? İyilikle, yaşam arasında bağlantı kurar. Yaşamına ve iç dünyasına katkılarını sorgular, düşünür ve bağlantılarını bulur.

“İyiliğin değerini bilme.” mutluluk zamanı gibidir. Akıllı insan, mutlu olduğu zamanı veya zamanları unutur mu? İyilik yapana karşı, hiç değilse kötülük düşünmez. Diyet borcu olarak da kabul etmez onu. İyilik, aklının bir köşesinde kalır, zamanı gelince ortaya çıkar ve karşısındakini mutlu eder.

Hüseyin Seyfi