Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam87
Toplam Ziyaret544535
Film Tanıtım Köşesi

Son Tren

Der Letzte Zug / The Last Train

Son Tren, 2006 Almanya Çek Cumhuriyeti ortak yapımı dramatik savaş filmidir. Joseph Vilsmaier ve Dana Vávrová'nın birlikte yönettikleri filmin başlıca rollerinde Gedeon Burkhard, Lena Beyerling ile Türk kökenli İsviçreli oyuncu Lale Yavaş ve Türk kökenli Alman oyuncu Sibel Kekilli oynamışlardır.

Yıl 1943. II. Dünya Savaşı'nın sonlarına doğru Berlin'den toplanan bir grup Yahudi, katır vagonlarında toplama kampı Auschwitz'e doğru yola çıkar. Su ve yemek verilmeyen insanların çoğu bu acı dolu yolculuk sırasında hayatını kaybeder. Ancak yaşam savaşı geride kalanlar için devam etmektedir. Eski yaşantılarına özlem duyan ve farklı sınıflardan gelen bir avuç insan artık aynı kaderi paylaşmaktadır. Bir türlü bitmek bilmeyen zorlu yolculuk sinirlerin harap olmasına ve dengesiz davranışlara sebep olur.

Vikipedi, özgür ansiklopedi

Hastamin Ögretmeni - Nahit hanım ve Diğer Ünlüler

 Hastamın Öğretmeni

9- NAHİT HANIM VE DİĞER ÜNLÜLER (1)

Nahit Hanım anlatıyor: “Haşim benim en sevdiğim şairlerden biri. Onu çok severdim. Üniversiteye kayıt olmaya giderken köprüde beni gördü. Hocamla birlikte yürüyoruz. Hocam da benim paketlerimi taşıyor. ‘Vay vay’ dedi bana Haşim. Ben o zamanlar ufak tefek bir kızım. ‘Nereye?’ ‘Okula kayıt olacağım,’ dedim. ‘Yaa demek o kadar büyüdün sen,’ dedi. Hakikaten Haşim'i çok severim, çok. Hüzün verir bana.”

“Biz sınıfta iki gruba ayrılmıştık arkadaşlarla. Bir kısmımız Haşim’ci, bir kısmımız Yahya Kemal'ci. Ben Haşim grubundanım. Ama Yahya Kemal'i de takdir ederim. Süleymaniye Camisi inkâr edilmez ki; Yahya Kemal'i inkâr edelim! Değil mi?”

“Yahya Kemal Park Otel'de içki içiyor. Ama kimin yanında içiyor? Atatürk’ün! Çok naziktir Yahya Kemal. Ama bana çok kızgındır; bir şiiri yüzünden: Onun bir şiirini almışım, ben okumuşum; herkes öğrenmiş daha neşredilmeden. ‘Halil Vedat’ın karısının yaptıklarına bak!’ demiş.”

“Sonra bizi bir gün Ankara Palas'a davet etti. Yan masada da birtakım adamlar oturuyor. Yahya Kemal konuşkan, yüksek sesle konuşur. Bana, ‘Şu arkadaki bey var ya’ dedi, ‘benim bütün sevdiğim kadınları elimden aldı. Hem de nasıl aldı biliyor musun; benim yazdığım şiirlerle aldı. Şiirleri ben yazdım, o faydalandı bu şiirlerden. Ben onlara bir şiirimi dahi okuyamadım. Ben yazıyorum, kadınları o elde ediyor!’

“Ben de arkadaki beye, ‘Dönün de bir yüzünüzü göreyim," dedim. Döndü. ‘Eee siz de fena değilmişsiniz,’ dedim!”

“Cuma günleri dostlarım yıllardır benim evime gelirler. Necmettin Hoca'ya inat yapıyorum! Cuma günü yapıyorum ki kızacaksa tam kızsın diye...”

“Yıllardır bu böyle... Hâlâ kendiliğinden devam ediyor. Üstelik benim kocam içki sevmezdi. Önüne küçücük bir kadeh alır. O kadar. Hâlâ pek yalnız kalmıyorum. Benim evim hep kalabalıktır. Öyle alışmışım.”

Arif Damar'la, Vedat'tan ayrıldıktan sonra evlendim. Ondan sonra da başka koca bulamadım! Hâlâ arkadaşımdır Arif. Görüşürüz. Hepsi benle ayrıldıktan sonra benden ayrılmazlar. Vedat'la ayrıldım sözde. Her zaman gelirdi. Ailesi de beni arardı. Biz Vedat'la ayrılınca kaynanam bana kızmadı ki! Vedat bir kadın bulmuştu, ona kızdı. Arif Damar da başka bir kadın buldu onun için ayrıldım. Erkekler beni bırakıyorlar. Ben çok başına buyruğum galiba.” “Aşk bence bir hastalıktır. Öyle aşklar var ki hırpalayıcı... Onları sevmiyorum. Dövüşmeler falan... Öyle aşkın canı cehenneme. Aşk dediğin güzel bir şey olacak; zarif bir şey olacak...”


          
 
 

Yorumlar - Yorum Yaz
Kitap Tanıtım Köşesi


Milliyetçilik:
Türkiye'nin Çıkmazı

“Erdoğan Aydın, bugün Türkiye’nin en çok ihtiyaç duyduğu bir etkinliğe çağırıyor okuru: Düşünmeye! Rehberlik ediyor üstelik.”

Milliyetçilikle dünyayı ve insanlığı sürekli savaş gerilimine sokmaktan başka bir şey yapılamayacağı bir yana; ülkenin sorunlarına da çözüm üretilemez. Modernçağ tarihinin de gösterdiği gibi milliyetçilik; insanlığa, ortaçağdaki dinsel ideolojilerle kıyaslanacak denli büyük felaketler getirmiştir. Bütün savaşlar, artan silahlanma, eğitim, sağlık ve kalkınma bütçelerinin kısılması, hep milliyetçilikle meşrulaştırılmıştır. Dahası; insanı ve haklarını, dinin yerini alan yeni bir kolektif kimlikle ezmenin ve burjuvazinin çıkarlarına feda etmenin aracı olmuştur.

Sorunlarımızı görüp aşmamızı sağlayacak demokratik sağduyumuzu elimizden alıp, bizi öteki inanç ve halklara düşman etmekte din nasıl olumsuz bir misyon görmüşse, milliyetçilik de modern koşullarda aynı misyonu görmektedir.

Bu bağlamda devlet kendi halkına, sürekli olarak "davulcuya kaçabilecek kız" muamelesini reva görmektedir.
Özetle bu kitapta, milliyetçiliğin -ve yanısıra dinin- halkın kontrolü, tektipleştirilmesi ve haklarının unutturulması için nasıl temel bir ideolojik araç olarak kullanıldığı gösterilmektedir.

Kitap, kâh tarihe gidip, kâh günümüzde tartışılan sorunlara gelerek, milliyetçilikle şekillendirilmiş Türkiye’nin öyküsünü anlatıyor.
“Egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait” olduğunu bağıran egemen söylemin ardında, gerçekte “milletin” nasıl güdülüp kontrol altında tutulduğunu gösteriyor. “Milletini ve ülkesini sevmek” sanısının aksine milliyetçiliğin, hak ve özgürlüklerimize yabancılaştırılmamızı sağlayan bir egemenlik ideolojisi olduğunu gösteriyor.

Füsun Akatlı

Milliyetçilik: Türkiye'nin Çıkmazı

Erdoğan Aydın.

ISBN: 9789750406355