Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam33
Toplam Ziyaret531017
Resim Tanıtım Köşesi
Ten - Metal
Tuval Üzerine Yağlıboya


Adnan Bey'in Tabloları, Resim Sanatının Biçimsel Özellikleri

Pop biçimsellik, evrensel bağlamda, dünyada, 1960’lı yıllardan beri sorgulanmaktadır. Türk resminde ise sanatçıların, tümden olmasa da, ara devrelerinde zaman zaman uğradıkları pop yaklaşım konusu, Yalım’ın elinde, sanatının yaşamsal amacı haline gelmiştir. Sanatçı, pop biçimselliğin kendine özgü ironik, figüratif yaklaşımlarını benimserken, diğer taraftan kendine ait fantastikleşen renk vurgularını  da gözler önüne sermekten kaçınmamaktadır. İşte bu noktada sanatçının değişik ve kendine ait olan yanı da, öncelikle biçim dili bağlamında ortaya çıkmaktadır. Çünkü renk tercihleri, tamamen resimlerinin kosmozunu da belirleyen bir özellik olmaktadır. Ayrıca resim yüzeylerini gerek boyayı kullanarak iki boyutlu, gerekse -ptik espriyi değerlendirerek üç boyutlaşan tuval gövdelerine ayırmaktadır. Bu ayırmalar mekânla ilgili boyutlaştırma çabaları olarak ayrıca dikkat çekmektedir.

Özkan Eroğlu

Hastamin Ögretmeni - Nahit hanım ve Diğer Ünlüler

 Hastamın Öğretmeni

9- NAHİT HANIM VE DİĞER ÜNLÜLER (1)

Nahit Hanım anlatıyor: “Haşim benim en sevdiğim şairlerden biri. Onu çok severdim. Üniversiteye kayıt olmaya giderken köprüde beni gördü. Hocamla birlikte yürüyoruz. Hocam da benim paketlerimi taşıyor. ‘Vay vay’ dedi bana Haşim. Ben o zamanlar ufak tefek bir kızım. ‘Nereye?’ ‘Okula kayıt olacağım,’ dedim. ‘Yaa demek o kadar büyüdün sen,’ dedi. Hakikaten Haşim'i çok severim, çok. Hüzün verir bana.”

“Biz sınıfta iki gruba ayrılmıştık arkadaşlarla. Bir kısmımız Haşim’ci, bir kısmımız Yahya Kemal'ci. Ben Haşim grubundanım. Ama Yahya Kemal'i de takdir ederim. Süleymaniye Camisi inkâr edilmez ki; Yahya Kemal'i inkâr edelim! Değil mi?”

“Yahya Kemal Park Otel'de içki içiyor. Ama kimin yanında içiyor? Atatürk’ün! Çok naziktir Yahya Kemal. Ama bana çok kızgındır; bir şiiri yüzünden: Onun bir şiirini almışım, ben okumuşum; herkes öğrenmiş daha neşredilmeden. ‘Halil Vedat’ın karısının yaptıklarına bak!’ demiş.”

“Sonra bizi bir gün Ankara Palas'a davet etti. Yan masada da birtakım adamlar oturuyor. Yahya Kemal konuşkan, yüksek sesle konuşur. Bana, ‘Şu arkadaki bey var ya’ dedi, ‘benim bütün sevdiğim kadınları elimden aldı. Hem de nasıl aldı biliyor musun; benim yazdığım şiirlerle aldı. Şiirleri ben yazdım, o faydalandı bu şiirlerden. Ben onlara bir şiirimi dahi okuyamadım. Ben yazıyorum, kadınları o elde ediyor!’

“Ben de arkadaki beye, ‘Dönün de bir yüzünüzü göreyim," dedim. Döndü. ‘Eee siz de fena değilmişsiniz,’ dedim!”

“Cuma günleri dostlarım yıllardır benim evime gelirler. Necmettin Hoca'ya inat yapıyorum! Cuma günü yapıyorum ki kızacaksa tam kızsın diye...”

“Yıllardır bu böyle... Hâlâ kendiliğinden devam ediyor. Üstelik benim kocam içki sevmezdi. Önüne küçücük bir kadeh alır. O kadar. Hâlâ pek yalnız kalmıyorum. Benim evim hep kalabalıktır. Öyle alışmışım.”

Arif Damar'la, Vedat'tan ayrıldıktan sonra evlendim. Ondan sonra da başka koca bulamadım! Hâlâ arkadaşımdır Arif. Görüşürüz. Hepsi benle ayrıldıktan sonra benden ayrılmazlar. Vedat'la ayrıldım sözde. Her zaman gelirdi. Ailesi de beni arardı. Biz Vedat'la ayrılınca kaynanam bana kızmadı ki! Vedat bir kadın bulmuştu, ona kızdı. Arif Damar da başka bir kadın buldu onun için ayrıldım. Erkekler beni bırakıyorlar. Ben çok başına buyruğum galiba.” “Aşk bence bir hastalıktır. Öyle aşklar var ki hırpalayıcı... Onları sevmiyorum. Dövüşmeler falan... Öyle aşkın canı cehenneme. Aşk dediğin güzel bir şey olacak; zarif bir şey olacak...”


          
 
 

Yorumlar - Yorum Yaz


Sanatın Toplumsal İşlevi


Ahşap Yakma Resim
Gürsel Şeref

“Sanat, şiddeti ortadan kaldırmalıdır, yalnız o yapabilir bunu!”

Stefano d’Anna’nın, “Size öğretilen ve anlatılan dünyanın, anlatıldığı gibi olduğunu söyleyenler sadece anlatanlardır. Korkmanız, çekinmeniz, endişe etmeniz gerektiği söylenen her şey, bu betimlemenin pençesindeki insanların fikirleridir. Oysa bunlar olumsuz duygulardır ve hiçbiri dünyaya geldiği hâliyle insanın mayasında olan hisler değillerdir. İnsan korkusuz doğar. Korku, zorla öğretilir,” diye betimlediği korku imparatorluğunun kollarında yabancılaşan insan(lık) tablosu Munc’un resmettiği ‘Çığlık’tan başka bir şey değildir…

Savaşla, yıkımla, yoksullukla, kan ve gözyaşıyla beslenen karanlık ‘Çığlık’ tablosunda insan(lık)ın umudu yine insan(lık)a ait devrimci sanatta ve isyandadır.

Çünkü yaratıcı sanat, savaş yıkıcılığına karşı duran; durmakla kalmayıp iyi, güzel ve doğrunun önünü açan bir dinamiktir. Tıpkı Ingeborg Bachmann’ın ifadesindeki üzere: “Bir gün gelecek, insanların siyah ama altın gibi parlayan gözleri olacak; onlar, güzelliği görecekler, pisliklerden arınmış ve tüm yüklerden kurtulmuş olacaklar, havalara yükselecekler, suların dibine inecekler, sıkıntılarını ve ellerinin nasır bağlamış olduğunu unutacaklar. Bir gün gelecek, insanlar özgür olacaklar, bütün insanlar özgür kalacaklar, kendi özgürlük kavramları karşısında da özgür olacaklar. Bu, daha büyük bir özgürlük olacak, ölçüsüz olacak, bütün bir yaşam boyunca sürecektir…”

Sözü edilen özgürlüğün yaratılmasında barış için savaşan devrimci sanatın rolü büyük olacaktır…

“Nasıl” mı? Gayet basit: Sanat, insan(lık)ı hakikâte ulaştırır. Onunla gerçekleri tanır, tanımlar ve tahayyül ederek, harekete geçeriz.

Onun görevi, kopya etmek değil, ifade ederek, yol açmaktır.

Michel Foucault kaygılarını, “Beni şaşırtan, toplumumuzda sanatın bireylere ya da hayata değil de yalnızca nesnelere ilişkin bir şey durumuna gelmesi,” diye dillendirirken; Louis Aragon da ekler: “Yeni sanat, aynı zamanda hem ağacı hem ormanı gösteren, onları neden gösterdiğini bilen, ‘sanat sanat içindir’den mümkün olduğunca uzak, insana yardımcı olmak, yaşam yolunu aydınlatmak tutkusu içinde olan, yaşam yolunun anlamını da hesaba katan ve bu yolculuğun öncülüğünü yapan kaçınılmaz, zorunlu bir yeni gerçekçiliktir”!

Evet devrimci sanat yalnızca kendisine verilenle değil, verilmiş olanın imgelemiyle de yaratır dünyasını. İmgelem yetisi, dolayısıyla soyutlama edimi olmadan, nitelikli bir geçmiş, bugün ve kendine özgü bir kültür yaratamaz devrimci sanat…

Ancak şu da unutulmamalı: Sanatçı, diğer insanların ne istediğini fark edip, bu talebi karşılamaya çalıştığı anda, sanatçı olmaktan çıkar. Sıkıcı veya eğlenceli bir esnaf, dürüst veya sahtekâr bir ticaret insanı olur…

Temel DEMİRER