Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam7
Toplam Ziyaret554419
Film Tanıtım Köşesi

Sophie Scholl
Son Günler/Die Letzten Tage


Yönetmenliğini Marc Rothemund’un yaptığı 2005 yapımı Sophie Scholl: Son Günler (Sophie Scholl: Die letzten Tage), İkinci Dünya Savaşı’nın sonları yaklaşırken, Nazi Almanyası’ndaki bir yargılamayı konu ediniyor. Nazi dönemine ait sinema filmleri, ağırlıklı olarak Yahudi soykırımını işler. Ayrımcılık, zulüm, işkence ve katliam... Bu filmde ayırımcılık veya soykırım ana temayı oluşturmuyor. Yargılananlar, idama mahkûm edilenler ve cezaları infaz edilenler ari Alman ırkının mensupları. Eğitimli, kentli, sağlıklı, yakışıklı,  gençler. Filmin ana kahramanı, Sophie Scholl, bir üniversite öğrencisidir.

Abisinin de dâhil olduğu birkaç kişiyle birlikte, küçük fakat gizli bir örgütün üyeleridirler. Beyaz Gül adlı örgüt Nazi yönetimine muhaliftir. İşin doğrusu, bugünün ölçütleriyle düşünüldüğünde örgütün eylemleri çok da büyütülecek cinsten değildir. Örgüt üyeleri bir şekilde edindikleri bir daktilo ve bir de teksir makinesi ile, yazdıkları bildirileri telefon rehberinden buldukları adreslere postalamaktadırlar. Bildiriler Nazi yönetimini eleştirir. Eleştirinin dozu, yine bugünün ölçütleriyle düşünüldüğünde, hiç de yüksek sayılmaz: Nazi yönetiminin girdiği savaş haklı bir savaş değildir, izlenen saldırgan politikalar yanlıştır, savaş politika ve kararı pek çok Alman’ın hayatını kaybetmesine neden olmuştur, kazanılamayacak bir savaşa girilmiştir, Almanlar savaşı kaybedecekler ve zor duruma düşeceklerdir. Örgütün bildiri basmaktan ve bunları postalamaktan başka bir eylemi yoktur.

Yazının tümünü okumak için tıklayın

Hastamın Öğretmeni - Dr. Salim Çelebi

Hastamın Öğretmeni

 

1 - İDEALLER YAŞLANMAZ

Ferihan Hanımla ilk karşılaştığımız günü hatırlayamıyorum. Hatırlayamam; çünkü o da her gün muayene ettiğim onlarca hastadan biriydi. Fakat Ferihan Hanım, ilk kez 1986 yılında, hastalanan annesini muayene etmem için evlerine davet edildiğimde tanıştığımızı söylüyor.

Öğretmen ve doktorum; edebiyat tarihçisi değilim. Edebiyat Tarihçisi olmak gibi bir niyetim de yok. Ama edebiyatçılarımızın o ilginç yaşantılarından seçilen hoş kesitler herkesçe okunmalı. Yazılanların bir kısmına zaten internetten erişebilmek mümkün, fakat bazıları ilk kez KÖŞEKTAŞ KÖYÜ BİLGİSUNUM SAYFASINDA yayınlanacak. Bu nedenle okuyacaklarınız ve köyümüz bilgi sunum sayfası, gelecekte, edebiyat tarihçileri için bir kaynak olarak gösterilebilir.

Birkaç ay süren birkaç sürgün dönemini saymazsak, tam 27 yıl hekimlik yaptım Dikilide. Dile kolay, bir insan ömrünün üçte biri! İlk geldiğim 1983 yılında nüfusu 8000 iken, bugünkü nüfusu 18000. (Yaz nüfusu ise 200.000 den fazla.) Biz yaşlandık, Dikili büyüdü. Biz yaşlanmaya Dikili de büyümeye devam edecek.

Emekli Öğretmen Ferihan Hanım ve eşi Emekli Albay Hamit Arcan, Dikilinin Cumhuriyet Mahallesinde mütevazı bir evde otururlardı. Dubleks binanın iki girişi olmasına rağmen, balkona bitişik olan kapı daha çok kullanılırdı. Nasıl kullanılmasın, diğer kapının önünde, bazen üstü naylonla örtülü bazen de görülebilen, sökülmüş motosiklet parçaları vardı ve geçişi engelliyordu.

Hamit Albay, ikinci dünya savaşında kullanılmış olan,1937 model Rus malı motosikleti, 1948 yılında satın almış, yıllarca kullanmış ve Dikiliye de 1976 yılında sepetli bu motosikletle gelmişti. Yıllar sonra, motosikletin tüm parçalarını sökmüş, çürüyen veya yeterince görev yapmayan parçalarını değiştirmek istiyordu. Tek bir ideali vardı: Motosikleti onarıp çalışır duruma getirdikten sonra, üzerine atlayarak İstanbul’a gitmek ve sergilemesi için Rahmi Koça teslim etmek. Edemedi, 2012 yılında 87 yaşında vefat etti Hamit Albay.

İlginç bir insandı: Otoriter, yufka yürekli, yardımsever…

22 Şubat 1962 ve 20 Mayıs 1963 Talat Aydemir ayaklanmalarının öncüleri arasında yer alan ve daha sonra idam edilecek olan Binbaşı Fethi Gürcan’ı, yargılanması için uçağıyla Ankara’ya götürdüğünü acı çekerek anlatırdı.

Her subay gibi doğuda da görev yapmıştı: Erzurum Kandillide. “Ben, bir ilkim,” derdi Hamit Albay. “ Kandilli ’de görev yaparken, genelkurmaydan misafirler geldiğinde, tayyaremle Şıh Gölüne balık tutmaya giderdim. Anason spor balıksız olmuyor doktor…”


            
 

 

Söyleşi


Colson Whitehead
“Başkalarının ne yaptığı hakkında atıp tutmak yerine, çenenizi kapatın ve yazın!”

Colson Whitehead’le ırkçılığa odaklanan romanlarını, dünyamızın hâllerini, yazarın sorumluluğunu, içimizdeki kötülüğü, değişen dil tercihlerini, sürü zihniyetinden korunmanın yollarını, zombileri, Toni Morrison’ı, Peter Handke’yi ve başka birkaç şeyi daha konuştuk.

YASEMİN ÇONGAR

1969 New York doğumlu, Harvard Üniversitesi mezunu Amerikalı romancı Colson Whitehead’in ilk romanı The Intutionist (Sezgici) yayımlanalı tam yirmi yıl oldu. Gerçi kitapları ABD’de hep ilgi çekiyor, eleştirmenlerden çoğunlukla iyi tepki alıyor, ödüllere aday oluyordu ve 2011’de çıkardığı Bölge Bir romanı da New York Times’ın “en çok satanlar” listesine girmişti ama Whitehead’in edebiyat dünyasında yıldızlaşmasının yolu 2016’da Yeraltı Demiryolu ile açıldı. Pulitzer’i, Ulusal Kitap Ödülü’nü, Arthur Clarke Ödülü’nü ve Andrew Carnegie Madalyası’nı kazanan, Man Booker’ın uzun listesine giren bu roman, kölelik düzenini fantastik bir kurgu yardımıyla anlatıyordu; kölelikle ilgili daha önce ne kadar çok belge, kitap okumuş ne kadar çok film izlemiş olursanız olun, bu romanı okurken bazı şeyleri ilk kez kavradığınız hissine kapılıyordunuz. (1)

Söyleşinin tümünü okumak için tıklayın