• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/Facebook
  • https://plus.google.com/Google/posts
  • https://www.twitter.com/Twitter
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam77
Toplam Ziyaret487279
Bir Köşektaşlı Anekdotu


Bir Köşektaşlı Anekdotu
Hüseyin Seyfi

Şimdi siz gelin de
göğsünüzü kabarta
kabarta böbürlenmeyin!

kosektas.net

"Avanos’a Dair Yazılar" adlı kitabın yazarlarından Mehmet Kılıç, kitaba konu olmak üzere bir araştırma yapmak için Göynük Köyü’ne gideceğini ve benim de kendisine eşlik edersem memnun kalacağını söyleyince, yanımıza o köylü emekli öğretmen Ahmet Özbek’i de alarak köye vardık.

Kış mevsiminde her köyde olduğu gibi orada kalanların çoğu yaşlıydı. Araştırma konusu da yaşlılardan alınacak bilgiye dayalıydı zaten.

Kahveye vardık. Emekli öğretmen, telefonla ve sözle yaşlılara haber saldı. Sağ olsunlar, tek tek kahveye toplandılar. Masamız kalabalıklaşınca ben hafifçe kenara çekildim. Çünkü benlik bir durum yoktu ortada.

Seksen altı yaşında olduğunu öğrendiğim Yusuf Sancaktar adlı amca beni kenara çekerek benimle konuşmak istedi. İlk sorduğu soru,

“Sen ortamdan farklı duruyorsun, necisin, ne iş yaparsın?” oldu.

Ben de, “emekli öğretmenim ,” cevabını verince, bu, tatmin etmedi amcayı.

“Peki nerelisin?” diye ikinci soruyu yöneltti.

“Köşektaşlı’yım” dedim.

Ne dese iyi Yusuf amca.

“Senin duruşundan belliydi zaten. Milletvekili de, kaymakam da, savcı da, hakim de, vali de, emniyet müdürü de, öğretmen de, mühendis de o köyden çıkar” dedi.

Geriye ne kaldı, diye geçirdim içimden,

başbakanla cumhurbaşkanı.

(Ha göreyim Köşektaşlılar… H.S)

Amcaya göre, Köşektaşlı olmak önemli biri olmak için yetiyordu.

Yusuf Amca şöyle devam etti,

“Zamanın birinde at arabası ile sizin köye elma satmaya gittim. Çeşmenin başına çektim arabayı. Derken canım su çekti. Ama çeşmede bir kadın su doluyo. Ve de durmadan bana bakıyo. Çekine çekine yenge su içeceğim müsaade edersen” deyince,

“Tanımadın mı beni” demesin mi?

“Meğer bizim köyde, Göynük’te öğretmenlik yapmış. İşte Köşektaş bu,” dedi.

Şimdiden sonra, “Övünmek gibi olmasın, Köşektaşlı’yım” denecekmiş! H.S

Sizi bilmem, ama bana biraz abartılı geldi.

Hüseyin SEYFİ

 

Musa Kâzım Yalım (Kâzım Hoca) - Hasaoğlan Köy Enstitüsü Mezunu, Emekli Öğretmen. Halen Ankara’da yaşıyor. Güzel sanatların hemen hemen her dalıyla ilgileniyor; kitap yazıyor, resim çiziyor, ud çalıyor, Cumhuriyet ve Radikal Gazeteleri’ nde misafir yazarlık yapıyor.
               


    ♣ Resimleri

 

 Portre - Musa Kâzım Yalım, Musa Kâzım Yalım tarafından Çizilmiş Bir Atatürk Portresi

 

 Resim - Musa Kâzım Yalım, Örentarla'dan Köşektaş'ın Sol Köşesine Hayali Bakış, 1955

 

 Resim - Musa Kâzım Yalım, Büngülgöz'den Sivri'ye Hayali Bakış, 70'li Yıllar

 

 Resim - Musa Kâzım Yalım, Natürmort


 
 
 



0 Yorum - Yorum Yaz
Zahit ile Rint

Dinler, modern öncesi çağların eğitim-öğretim çevresi ve okullarıdır. İnsanların gönül dünyasına düzen vererek topluma da düzen vermiş olurlar.

Zahit; “hayatı” değil de öncelikle ve özellikle “öbür dünyayı” anlamaya çalışan, hep “oraya” doğru yol hazırlıklarıyla meşgul bir “kul”dur. Her şeye, her olaya din açısından bakar ve “dine uygun” veya “dine uygun değil” diye sınıflandırmalarla “fetvalar” vermek zorunda hisseder kendini. Şekilci ve kitabidir.

Zahit, bu dünyaya değer vermez, ahreti düşünerek, cenneti hak etmek için yaşar. Aklında hep sorularla gezer, hayatın her alanını kurallara bağlardı. Bu kurallara sadece kendisi uysa neyse… Herkesi de bu kurallara uymaya zorlar veya uymayanı kınardı; kendi aklına ya da tercihine göre yaşayanı “günahkâr” ilan ederdi.

Rint ise dini inanç taşımakla birlikte hayatındaki “bütün saatleri” şekilci dini kurallara göre ayarlamaktan kaçınan, hayatı sevinçleri ve hüzünleriyle bir bütün olarak gören kişidir. Gönül zenginliğine, hoşgörüye ve aşka değer verir. Asla dayatmacı değildir.

Din insanları, genellikle herkesin kendileri kadar dini bilgiyle donanmış olmasını, öğrenmeye heves etmesini, yüklenmesini bekler. Oysa demircinin, askerin, marangozun, nalbantın, balıkçının, çobanın, çiftçinin bir işi vardır; “zahit” gibi olamazlar. Hem “dünyaya gelmişken dünya nimetlerinden yararlanmak”, yaşamak, insanın hakkı olmalıdır. Diğer yandan düşünür ki israf haramdır. Allah, bunca nimeti ve güzelliği neden yaratmış ola ki?

Şair, hayatın gelip geçici olduğunu belirterek, zahidin şaraba saygı göstermesini bekliyor. İnsan olmanın farklı bir şey olduğunu hatırlatıyor.

Bir görüşe göre Hz. Hamza çok şarap içermiş. İçince de dağıtır ve sevimsiz olurmuş. Hz. Muhammet onu bu halde görünce, şarabın ona haram olduğunu söylemiş. Bu yaklaşım kalıcılaşmış ve giderek tüm Müslümanlara yasak olduğu ileri sürülür olmuş;

Ehline helaldir, na ehle haram, 
Biz içeriz bize yoktur vebali...


Bu dizelerde geçmişteki bu olaya bir gönderme, bir “telmih” var görünüyor. Biz dağıtmadan içeriz, bu yüzden bize bir ağırlığı, bir günahı yoktur… Şarap, içmesini bilmeyene haramdır. Ehil olmayan ondan uzak dursun.

Şarap, tasavvuf ehlinin dilinde “Tanrı aşkı” demektir. Tekke ise, aşk şarabıyla kendinden geçilen yer anlamında “meyhane”dir. Sevap almak için içeriz ve senin buna aklın ermez, bu başka bir hesaptır.. Biz meyhanede bu anlayışa ve bir ruh yüceliğine eriştik.

Tasavvufi düşünce ve inanç sisteminde “Tanrıda yok olmak” ve “Tanrıda yeniden var olmak” (Fenafillah-Bekabillah) amaçlanır. Bunun için bolca “şarap” (Tanrı aşkı) içilmelidir. Biz bu aşkla kandil geceleri kandile, kandilin içindeki fitile dönüşürüz. Tanrı aşkıyla öylesine kendimizden geçeriz ki bu ruh yüceliğiyle Tanrının varlığına ve birliğine delil oluruz; ama sen göremezsin, anlayamazsın bu hali… Şekle takılıp kalacağını ve bu sırlara eremeyeceğini düşünüyor.

Şeriat erbabı için bu kabul edilmez, anlaşılmaz bir haldir. Böyle bir şeye inanmaz. Tanrıya ancak öbür dünyada ve cennette ereceğini düşünür. Oysa rindane anlayışa göre cennet de cehennem de burada ve insanın gönlündedir. Ey Harabi, sen boşuna söylersin; ama daha fazla söze de gerek yoktur. Bilmeyen nasıl anlasın “gerçek” haramı, “gerçek” helali? Ve bir aşk içinde erimeyi?

Hüseyin Geyikçi