• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/Facebook
  • https://plus.google.com/Google/posts
  • https://www.twitter.com/Twitter
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam37
Toplam Ziyaret455314
Sosyal Medya


Facebook niçin kişiye kötü duygular veriyor?
Hüseyin Seyfi

Başlıktan dolayı, “Facebook’ta neden kendimi kötü hissedeyim?” diyenler olabilir.

Yazı başlığını okuyup, çeşitli tahminlerde bulunabiliriz. Tahminlerle gerçek ne derece örtüşecek? Kendini iyi hissetmemenin nedeni, bilgisayar karşısında çok zaman harcamanın sonradan duyulan pişmanlığı mı? Facebook’un havası mı, rengi mi, yoksa içerikleri mi?

Facebook, her yaş ve cinsiyetten insanların sosyal paylaşım sitesi. Site yerine zarf kullanılması daha anlamlı. Zarfı açıyorsunuz dostlarınız, arkadaşlarınız, akrabalarınız, kısaca tanıdıklarınız karşınızda. Resimleriyle, kalemleriyle, yorumlarıyla en çoğu da fotoğraflarıyla…

Facebook sayfasında doğum günlerini, nişanlarını ve düğünlerini paylaşanlar, gezip gördükleri yerleri resimleyenler ve bunları Facebook’ta tanıdıklarına sergileyenler, kendinizi kötü hissedecek ne var buralarda

“Sosyal yaşam içinde başarıları (neşeli doğum günü partileri, nişanlar, düğünler, geziler, yazılarla ilgili fotoğraflar) gördükçe ve bunların geri bildirimlerine- yorumlara vs. göz atıp kendi ile kıyasladıkça kişinin kıskançlık duyguları tetikleniyor, kendini mutsuz, stresli, kaygılı ve yalnız hissetmesine yol açıyor.”

Almanya’da iki üniversitede, facebook ile ilgilenen 600 kişi üzerinde yapılan araştırmaya göre, özellikle gezi fotoğraflarına bakanların üçte biri kendini kötü ve mutsuz hissediyor. Bunlardan çoğu kendi içeriklerini Facebook’ta paylaşmayanlar, sitede dolaşmaktan tatmin ya da hoşnut olamayanlar.

Araştırmacılardan Hanna Krasnova, (the Institute of Information Systems at Berlin’s Humboldt University) “Facebook’ta kıskançlık, stresli, kaygılı duygular içine girenlerin facebook zamanlarını azaltacaklarını veya tüm terk edeceklerini sanıyoruz” diyor.

Negatif duyguların nedeni olarak kişinin kendini akranları ile kıyaslaması olarak görülüyor; yorumlar, beğenilmeler gibi. Kıyaslama geri bildirimleri aleyhine ise, kişi negatif duygular içine giriyor ve kendini kötü hissediyor.

Hüseyin Seyfi

Kaynak:Time

 


Musa Kâzım Yalım (Kâzım Hoca) - Hasaoğlan Köy Enstitüsü Mezunu, Emekli Öğretmen. Halen Ankara’da yaşıyor. Güzel sanatların hemen hemen her dalıyla ilgileniyor; kitap yazıyor, resim çiziyor, ud çalıyor, Cumhuriyet ve Radikal Gazeteleri’ nde misafir yazarlık yapıyor.
               


    ♣ Resimleri

 

 Portre - Musa Kâzım Yalım, Musa Kâzım Yalım tarafından Çizilmiş Bir Atatürk Portresi

 

 Resim - Musa Kâzım Yalım, Örentarla'dan Köşektaş'ın Sol Köşesine Hayali Bakış, 1955

 

 Resim - Musa Kâzım Yalım, Büngülgöz'den Sivri'ye Hayali Bakış, 70'li Yıllar

 

 Resim - Musa Kâzım Yalım, Natürmort


 
 
 



0 Yorum - Yorum Yaz
Kitap Tanıtım Köşesi

Boğucu Hiçlik
Evcilleştirme, Patolojik Dikkat Dağınıklığı ve Sosyal Medya Üzerine Notlar
Kevin Tucker

Bugün, müthiş bir bilgi ve bilgi olmayan yağmuruna tutulmuş durumdayız. Sürekli güncellenen bu akışta ağların, profillerin ve bireysel tüketimin, kolektif bilinci sollayıp geçtiği bir gerçek. Hiçbir şeyden geri kalmamak uğruna “sosyal” ağlardan oluşan mega makineye tutsaklık için baştan gönüllüyüz. Kevin Tucker da “Evcilleştirme, Patolojik Dikkat Dağınıklığı ve Sosyal Medya Üzerine Notlar” alt başlığıyla yayımlanan Boğucu Hiçlik'te öncelikle buraya dikkat çekiyor.

Tucker, bir uyarıda bulunuyor; teknolojiyle ve ağlarla kurduğumuz ilişkinin, insanlarla kurduğumuzdan çok daha yoğun ve bir o kadar da tuhaf olduğunu söylüyor. Bu bir devrim midir, orası tartışılır ama gözümüzün önünde bir gerçek var: Her türlü ruh halimizi dolaşıma verdiğimiz ağlar, onları ne zaman kullandığımızın farkında bile olmadığımız istem dışı bir harekete dönüştü. Artık bu âlemin çok derinlerindeyiz; “tıklama”nın tik halini aldığı ve Tucker'ın “modernliğin talepkâr boşluğu” dediği kuyunun içindeyiz. Durağanlığın “ölümle”, bir anlık düşünmenin veya ağırdan almanın komayla özdeşleştirildiği böyle bir dünyaya ve yaşama eleştiriler getiriyor Tucker.

Hareketsiz hareketlilik gibi tanımlanabilecek günümüzdeki akışı, yazarın neredeyse hiçbir şeyin gerçek olmadığı bir yarışa benzettiğini de belirtmek lazım. Yazılımcıların yarattığı bu denizde, ağlardan ve makinelerden yoksunluk, içe kapanmayı, yabancılaşmayı ve deliliği simgeliyor. Aksi ise kendimizi ifade etmeye ve herkesle bir olmaya denk düşüyor. Tucker'a göre bunun yan etkisi de gerçekleşen değişimi ve dönüşümü görmeyi engelleyen dikkat dağınıklığı. Odaklanabildiğimiz yegâne şey, son teknolojiye erişmek için sıranın en önlerinde yer kapma uğruna giriştiğimiz kavgalar.

Birbirimizle ve kendimizle yarışır, tüketir ve ağlarda gezinirken oluşturduğumuz çöp yığınını ise pas geçiyoruz. Kodlamanın yarattığı “gerçek”, etrafımızdaki hakikatin üstünü örtüyor; Tucker, geldiğimiz bu noktayı şöyle özetliyor: “Dünya, tamı tamına eskimesi için üretilmiş kısa ömürlü cihazlar denizinin altına gömülmüş durumda.”

O cihazlarla daima erişilebilir olma aşamasını artık geçtik. Onları şimdilerde sürekli ağda kalmak ve ağdaki insanların farkında olmak için kullanıyoruz. Bunu, o makineleri üretenler de tüketenler de biliyor. Güncellemeleri takip eden, akışı izleyen ve kendisinin bir uzantısı (veya uzvu) olarak gördüğü telefonunun ekranına boş boş bakan büyük bir kitlenin varlığı, kablosuzlaştırılan ve makinelerin işlevini içselleştirdiğimiz bir yaşama işaret ediyor.

ISBN: 9786058359703