• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/Facebook
  • https://plus.google.com/Google/posts
  • https://www.twitter.com/Twitter
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam108
Toplam Ziyaret441584
Köşektaş Hikayeleri

Köşektaş’ı, insanını ve geçmişini, tümdengelimle değil, aldığı duyumlar ve yaptığı gözlemlerle anlatarak, gösterilmek isteneni değil, varolanı(!) göstermiş olan seçkin öğretmenimiz Celalettin ÖLGÜN'e çok teşekkür ediyoruz!

kosektas.net


Kalvimiz Böyle miydi?

Aliağa, üçüncü eşi Saniye’yi, ilerlemiş yaşına bakmaksızın, kaçırır. Anlaşmalı bir kaçırmadır bu. Fakat ele güne, obaya karşı ayıp olmasın diye kaçma, kaçırılma şekline dönüştürülür.

Saniye’nin kardeşi
Rıza, Aliağa’yı resmi nikaha zorlamak  amacıyla olsa gerek, “Ablam kaçırıldı, ya ölüsü, ya dirisi” diyerek Hacıbektaş savcılığına başvurur. Bu olayı duyan köylü, Aliağa’yı biraz söyletip kızdırmak ve ardından gülmek için, bir senaryo hazırlar.

O yıllarda köyün öğretmenlerinden  Burhan Bey, ilçe savcısıyla ve Aliağa ile araları iyi olan yargıç İsmail Hakkı Köylüoğlu’yla görüşüp işi bağlar. Aliağa’nın  gönlü yapılır ve gidip teslim olması halinde hemen salıverileceği, hakimin bu konuda bilgisinin olduğu ifade edilir. Sözde, usulen yargılanıp salıverilecektir. Aliağa mahkemeye çıkarılır. Fakat ne savcıda ne de yargıçta Burhan Bey’in dediği tavır yoktur. Aliağa için, evlenme vaadiyle kız kaçırıp iğfal etmekten ceza istenmektedir. Hem de  on yıl bilmem kaç ay.

Bunları duyar duymaz Aliağa’nın rengi atar, sesi gider, ağlamaklı olur. Yarı duyulur, yarı duyulmaz bir sesle yargıca:
“Kavlimiz böyle miydi, Hakim Bey!” der. Aliağa ancak, savcının, yargıcın, Burhan Bey’in ve tanık olarak orada bulunan komşusu Sülü’nün kahkahayı basmaları üzerine anlar kendisine bir oyun oynandığını. Komşusu Sülü’yle Burhan Bey’in işittikleri sözleri varın siz düşünün.

İsmail Hakkı Köylüoğlu: Hacıbektaş’ın ilk yargıçlarındandır. Sonradan milletvekili olmuştur.
Burhan Bey: Burhan Baytek. Uzun yıllar Köşektaş’ta  öğretmenlik yapmıştı. Yozgat'ın Bahadın kasabasındandır.

 


Musa Kâzım Yalım (Kâzım Hoca) - Hasaoğlan Köy Enstitüsü Mezunu, Emekli Öğretmen. Halen Ankara’da yaşıyor. Güzel sanatların hemen hemen her dalıyla ilgileniyor; kitap yazıyor, resim çiziyor, ud çalıyor, Cumhuriyet ve Radikal Gazeteleri’ nde misafir yazarlık yapıyor.
               


    ♣ Resimleri

 

 Portre - Musa Kâzım Yalım, Musa Kâzım Yalım tarafından Çizilmiş Bir Atatürk Portresi

 

 Resim - Musa Kâzım Yalım, Örentarla'dan Köşektaş'ın Sol Köşesine Hayali Bakış, 1955

 

 Resim - Musa Kâzım Yalım, Büngülgöz'den Sivri'ye Hayali Bakış, 70'li Yıllar

 

 Resim - Musa Kâzım Yalım, Natürmort


 
 
 



0 Yorum - Yorum Yaz
Bir Bahar Önü

Köyümüzün seçkin öğretmeni Hüseyin SEYFİ'ye, yeni bir çalışmasından çıkarıp gönderdiği bir sayfalık bu tadımlık için, çok teşekkür ederiz!

kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası

Elli altmış yıl öncesinden bir bahar önü

Uzun geçen kış mevsiminin sonunda, hasretle beklenen bahar, köyde yüzünü gösterdi. Güneş çıktı. Üşüyen toprak biraz ısındı. Toprağın üstünde üç aydan beri bekleyen kar erimeye başladı. Kar eridikçe toprağın üstü açıldı, toprağın ıslaklığı geçti ve eriyen karın altından önce kardelenler, sonra sarı çiğdemler toprak üstüne çıktı.

Kış boyu ahırlarda hapis olmuş tavuklar, inekler, atlar, öküzler, danalar, koyunlar, kuzular dışarı çıkarak açık havanın tadını aldılar. Çocuklar çiğdem toplamak üzere donu çözülmüş kırlara koştular. Güneşin ısıttığı ve ıslaklığını aldığı yol üstündeki küçük toprak yığınlarının içinden çıkan ve arka arkaya dizilen karıncalar baharın yaklaştığının habercisi oldu.

Kuzey yamaçlarda henüz erimeyen kar, gümüş rengini alırken, güneş, arkasına koyu bir kızıllık bıraktıktan sonra kayboldu. Geride kalan, ayaza dönen esinti ile ocaklardan, tandırlardan çıkan koyu dumandı.

Akşam karanlığı ile herkes evine çekildi. Sokaklar ıssızlaştı. Dışarıda, çöplük başlarında siftinen birkaç uyuz zağar ve duvar başlarında oynaşan kedilerin yanında, ahıra girmeyen çelimsiz, yaşlı bir at kaldı.

Gün batımından bir süre geçtikten sonra, gökyüzünün kızıllıkları da kayboldu. Ay, tüm güzelliğini gururla sergiledi. Gecenin bulutlarını sürükleyen serin bir esinti devam etti. Kümeleşen bulut, Ay’ı gölgeledi. Ay’ın parlaklığı silindi. Yeryüzü karardı.

Akşam eve dönmeyen ineği kurt yemesin diye Akif Hoca’ya, kurt duası okutuldu, dua esnasında kemik saplı bıçağın ağzı üç defa açılıp kapatıldı ve kurt ağzı bağlandı.

Kış süresince, kuru tahıl ve una dayalı yiyeceklerle beslenen insanlar, kırlarda, tarlalarda yeşilliğin görünmesi ile birlikte, bildikleri madımak, cırtlık, yemlik, tülü, hardal, kızılcık ve ebegümeci gibi doğada kendiliğinden yetişen, çiğ veya pişirilerek yenebilecek bitkileri toplamak için kadınlar bozkıra dağıldılar. Köyün delikanlıları at arabalarını koşarak, bir kış boyu ahırda kapalı kalan atların hamlarını aldılar.

Uzun süre evlerde kapalı kalan genç erkekler, çamuru yeni kurumuş arazinin üstünde çelik oynamaya, çocuklar bezden yaptıkları toplarla sokak aralarında top oynamaya başladılar…

(Çalışmamdan çıkarttığım bir sayfa, Hüseyin Seyfi)