Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam11
Toplam Ziyaret399262
Körinanç Nedir?

Körinanç, en basit anlamıyla, “akıl ve bilim düşmanlığıdır!” Özellikle dinsel anlamda aşırı (tutkusal) bağlılıktır. Başka görüş ve düşünceye, özellikle de deneysel bilime gelişip, serpilme ve güçlenme hakkı tanımaz! Kendi inancı dışındaki hemen her şeyi yok etmeye çalışır! Engizisyon Mahkemeleri, Sivas, Çorum, Kahramanmaraş ve Malatya katliamları, onlarca seçkin bilim adamımızın, araştırmacı - gazeteci ve yazarımızın katledilişi başlı başına birer körinanç olayıdır!

Musa Kâzım YALIM

 


Musa Kâzım Yalım (Kâzım Hoca) - Hasaoğlan Köy Enstitüsü Mezunu, Emekli Öğretmen. Halen Ankara’da yaşıyor. Güzel sanatların hemen hemen her dalıyla ilgileniyor; kitap yazıyor, resim çiziyor, ud çalıyor, Cumhuriyet ve Radikal Gazeteleri’ nde misafir yazarlık yapıyor.
               


    ♣ Resimleri

 

 Portre - Musa Kâzım Yalım, Musa Kâzım Yalım tarafından Çizilmiş Bir Atatürk Portresi

 

 Resim - Musa Kâzım Yalım, Örentarla'dan Köşektaş'ın Sol Köşesine Hayali Bakış, 1955

 

 Resim - Musa Kâzım Yalım, Büngülgöz'den Sivri'ye Hayali Bakış, 70'li Yıllar

 

 Resim - Musa Kâzım Yalım, Natürmort


 
 
 



0 Yorum - Yorum Yaz
Araştırma

 Bir Araştırma ve Sonuçları

Ülkemizde, özellikle son yıllarda, din eğitimi insanlara sadece, „ahret için yaşama“ inanç ve düşüncesi şeklinde verilerek toplum derin ve sürekli bir mistiklik ve uyuşukluk içine itilmekte ve bununla birlikte hurafelerde artışlar gözlenmektedir.

İNANÇLAR

İnsanoğlunun varoluşundan bu yana, üstün ve güçlü saydığı bir şeylere inandığı sanılmaktadır.

İlk insanlarla ilgili elde yazılı kayıtlı belge olmadığından çizilen mağara resimlerinden inançları ve inandıkları güçler tahmin edilmektedir.

Daha sonraları, günümüzden yaklaşık 5000- 7000 yıl öncesine ait belge ve buluntular netleşip yazıların dilleri çözüldükçe inançları daha net bir şekilde ortaya çıkmıştır.

İnsan gelişimi içinde, doğa üstü güçlerin varlığını kabul etmiş, felaket ve iyiliklerin bu güçler tarafından meydana getirildiğine inanmıştır. Yağışları, fırtınaları, depremleri, savaşları, kuraklıkları Tanrılara havale etmiş onlardan medet ummuştur. Gök tanrısı, yer tanrısı, güneş tanrısı insanın kafasında ayrı ayrı betimlenerek yer almıştır.

İnsan, doğal felaketin zararlarından korunmak için kendine göre kurbanlar vermiş, dualar etmiş, bazen de doğa üstü güçler için savaşmıştır. Babil, Hitit, Mısır gibi uygarlıklardan elde edilen bulgular böyle kaynaklarla doludur.

İnanç türünün çokluğundan olacak Anadolu’ya, “Bin Tanrılı Anadolu” adı boş yere verilmemiştir.

Kitaplı dinler ortaya çıkınca; inançlar, belli bir disiplin altına girmiş fakat daha sonra dinler arası rekabet yüzünden iş, taraftar kazanmaya dönüşmüş, bu durum günümüze kadar süregelmiştir.

İnanışların temel felsefesinde insan yaşamının düzene sokulması vardır. İnsan yaşamındaki bu düzen, çoğu zaman ahlak olarak adlandırılır.

Ahlak ve ibadet dinin iki temel direği olarak görülür.

Sosyal ve kültürel değişim içine giren toplumlarda ahlak anlayışı ve tanımı değişirken bir yandan da bu değişikliğin getirdiği davranışlardan şikayet edildiği de bir gerçek olarak karşımıza çıkar.

“Ahlak” her ne kadar toplumdan topluma değişiyor olarak bilinse de, dürüstlük, iyilik, doğruluk gibi kavramlar ve bu kavramların gerektirdiği davranışlar her toplumda “ahlak” tanımı içindedir.

Hırsızlık, yalan, rüşvet, iltimas gibi davranışlar “ahlaksızlık” olarak nitelenir

Din açısından ahlak, belki de yanlış anlama sonucunda hep ikinci plandadır. Birinci planda ise ibadet vardır.

Ülkemizde, özellikle son yıllarda, din eğitimi insanlara sadece, „ahret için yaşama“ inanç ve düşüncesi şeklinde verilerek toplum derin ve sürekli bir mistiklik ve uyuşukluk içine itilmekte ve bununla birlikte hurafelerde artışlar gözlenmektedir.

Kitle iletişim araçlarının bu kadar geliştiği ve eğitimin yaygınlaştığı günümüzde şu araştırma düşündürücüdür;

“Din ve Ahlak İlişkisine Sosyolojik Bir Yaklaşım” konulu, ve “Felsefe, Din Bilimleri Anabilim Dalı, Din Sosyolojisi Bilim Dalı Yüksek Lisans Tezi” ile kapsamlı bir alan araştırması yapan, Din Kültürü ve Ahlak Dersleri öğretmeni Harun Süslü araştırmasında katılımcılara, “Bu dünyada rahat olmanın hiçbir değeri yoktur. Asıl öbür dünyada rahat olmaya bakımalıdır, yargısına katılıyor musunuz?” sorusunu yöneltince, katılımcıların büyük bir çoğunluğu; bu dünya hayatının değersiz, geçici ve yalan olacağı şeklinde görüşlerini açıklamışlar ve böyle düşünenlerin oranı ise, % 77, 1 olmuştur. (Tablo, 27)

Ankete katılanların tahsil durumları: %7’si okur yazar değil, %27’si İlkokul, %17’si Orta okul, %35’i lise ve %19’u Üniversitedir.

Yüksek lisans tezi için hazırlanan ve kabul edilen araştırmanın bu bölümü oldukça dikkat çekici.

Hüseyin SEYFİ