• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/Facebook
  • https://www.twitter.com/Twitter
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi10
Bugün Toplam427
Toplam Ziyaret877225
Resim Tanıtım Köşesi

Görseldeki figürlerin konumlanışı, dönemin ev içi rollerini ve teknolojik cihazlarla kurulan ilişkileri temsil eden bir mikro-toplumsal düzen sunuyor. Erkek figürün cihazın düğmelerini ayarlamakla meşgul oluşu, teknik müdahale rolünün aile içinde nasıl cinsiyetlendirilmiş bir pratik olarak konumlandığını ima ediyor. Çocuğun kolundaki saate işaret ederek sabırsızlık göstermesi, teknolojik beklentilerin kuşaklar arası farklılaşmasını yansıtıyor. Televizyonun üzerine eğilmiş genç kızın sıkılmış ifadesi, arızanın aile içi zaman akışını kesintiye uğratan bir “bekleme anı” yarattığını gösteriyor.

Arka planda çay servisi hazırlayan kadın figürü ise, ev içi bakım emeğinin sürekliliğini temsil ediyor; teknik aksaklık karşısında bile gündelik ritüellerin devam ettiğini vurguluyor. Televizyonun etrafında toplanmış bu küçük topluluk, erken medya teknolojilerinin yalnızca bir eğlence aracı değil, aynı zamanda aile içi etkileşimi biçimlendiren bir sosyalleşme odağı olduğunu ortaya koyar.

Bu bağlamda sahne, “televizyon tamiri”nin yalnızca teknik bir müdahale değil, aynı zamanda aile üyelerinin rollerini, beklentilerini ve ortak deneyimlerini yeniden üreten kültürel bir pratik olduğunu gösteren tipik bir Kurt Ard anlatısı niteliği taşıyor.

kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası

Şiirlerle Şenlendik - 41. Bölüm

ŞİİRLERLE ŞENLENDİK - 41. BÖLÜM

"Şiirlerle Şenlendik" adlı yazı dizimizin 41. bölümünü
siz ziyaretçilerimize sunmanın kıvancını yaşıyoruz!
kosektas.net

Şair Dr. Salim ÇELEBİ

22 Ocak 2016, Cuma

Şiirlerle Şenlendik, 41 - Ceviz Ağacı

Evimiz, aşağı yukarı Köşektaş’ımızın ortasındaydı. Köyümüzün tam karşısında, 1 - 1,5 km. uzaklıkta bağlarımız vardı. Yazın gelmesiyle birlikte canlanan kayısı ağaçları, köyümüzle Aşağı Barak köyü arasında, yemyeşil bir ormanlık alan oluştururdu adeta.

Baharla birlikte ağaçlar ve kütükler budanır, kütüklerin gözleri açılır, bağ bellenir, kütüklerin gözleri doldurulur… Yaz geldiğinde, yerden üzüm, ağaçlardan kayısı fışkırırdı…

Köyümüzden (1 - 1,5 km. uzaktan) bağlar seyredildiğinde, bağların tam ortasında, (Önlerde ve Sivri'ye giden yolun sol tarafında) daha irice ve daha koyu yapraklarıyla diğerlerinden ayrılabilen bir ağaç göze çarpardı. Onun ceviz ağacı olduğunu söylerdi arkadaşlarımız. Kimin olduğunu bilmiyorum, yakından da görmüşlüğüm yok.

1000 yıl yaşayan ceviz ağaçları varmış! Yanlış okumadınız. Tam 10 asır!

Ceviz ağacının altında uyunmazmış! (Ceviz ağaçları hidrojen sülfürH2S’ gazı salgılamakta. Bu gaz havadan daha ağır olduğu için, toprağa yakın olan yerlere inmekte ve solunduğunda hafif sersemlik olgusu yaratmakta.)

Ceviz ağacı, yapraklarıyla; delmeye devam ettiğimiz ozon tabakasını onarmakta. (Ozon tabakası dünyamızı, Güneşin zararlı ultraviyole ışınlarından koruyarak, hayatın varlığını ve devamını sağlamakta.)

İlginç desenleri vardır ceviz ağacı kerestesinin. Bu nedenle de ceviz ağacının; çevresindeki canlıların ve önemli olayların fotografını çektiği söylenir.

Sanayi ağacıdır ceviz: Kesilmesi yasaktır, izine tabidir. (Zeytin ağacı da sanayi ağacıdır; fakat Ege Sahillerinde kesip kesip yazlık villalar yapmaktayız: Haberiniz ola.)

Nâzım hapiste olmadığı zamanlarda, yani dışardayken, polislerce hep izlenmiş, izlettirilmiştir. Bir keresinde, arkadaşlarıyla sürekli buluştuğu kahveye gider; selam verir, bir sandalye çekerek oturur ve otururken de biricik fötr şapkasını başından çıkarıp masaya atar. Aynı anda, kahvenin uzak bir köşesinde oturan tanımadığı bir kişi de başından çıkardığı fötr şapkasını kendi oturduğu masaya atmıştır. Bu durumu fark eden polis, “Bunlar, fötr şapkalarını başlarından çıkarıp masaya atarak iletişim kuruyorlar!” düşüncesiyle, durumu üstlerine bildirir ve bu durum mahkemede, Nazım’ın aleyhine kanıt olarak kullanılır.

Nâzım aşağıdaki şiirinde hem bize, hem de kendisini gölgesi gibi takip eden polise sitem etmektedir. Çevremizdeki güzellikleri fark edemeyen bizlere! Doğadaki güzellikleri fark edemeyen bizler; önce kendimizin, sonra da diğer bireylerin ve yapılanların farkında olamıyoruz. Bu farkına varamama olgusu; iyi, kötü, güzel, doğru, yalancı… gibi sıfatlarda ortak payda oluşturmamızı engelliyor: Aynı doğrularda buluşamıyoruz. Israr ve inatla, doğru olmayanı savunmak zorunda kalıyoruz. Oysaki ne yaparsak yapalım; “kare” nin 4 kenarı ve 4 köşesi vardır ve tüm açıları 90 derecedir.

CEVİZ AĞACI

Başım köpük köpük bulut, içim dışım deniz,
ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda,
budak budak, şerham şerham ihtiyar bir ceviz.
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.

Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda.
Yapraklarım suda balık gibi kıvıl kıvıl.

Yapraklarım ipek mendil gibi tiril tiril,
koparıver, gözlerinin, gülüm, yaşını sil.
Yapraklarım ellerimdir, tam yüz bin elim var.
Yüz bin elle dokunurum sana, İstanbul'a.
Yapraklarım gözlerimdir, şaşarak bakarım.
Yüz bin gözle seyrederim seni, İstanbul'u,
yüz bin yürek gibi çarpar, çarpar yapraklarım.

Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda.
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında. 


19 Mayıs

Portre
MKY

19 Mayıs’ın Anlamı, Önemi ve Bugünün Toplumsal Duyarsızlığı


19 Mayıs, bir halkın kendi kaderine sahip çıkma iradesinin tarihsel simgesidir. Ancak bu günün taşıdığı anlam, yalnızca geçmişteki bir diriliş anısına değil, bugünün toplumsal ruh hâline de ayna tutar. Çünkü bir ulusun geleceğe bakışı, gençliğine verdiği değerle ölçülür; gençliğin geleceğe bakışı ise içinde yaşadığı toplumun duyarlılık kapasitesiyle.

Bugün Türkiye’de 19 Mayıs’ın ruhunu zayıflatan en önemli sorunlardan biri, giderek yaygınlaşan toplumsal duyarsızlıktır. Bu duyarsızlık, kendiliğinden ortaya çıkmış bir hâl değildir; uzun yıllar boyunca çeşitli kültürel, siyasal ve sosyal mekanizmalarla üretilmiş, beslenmiş ve normalleştirilmiştir.

🔘 Duyarsızlığın Kaynağı: Toplumsal Baskı ve “Ne Gerek Var” Kültürü

Günümüz gençliği, çoğu zaman “ne gerek var”, “boş ver”, “karışma”, “başını belaya sokma” gibi söylemlerle çevrelenmiş bir kültürel atmosferde büyüyor. Bu atmosfer, bireyin toplumsal meseleler karşısında sorumluluk hissetmesini değil, geri çekilmesini teşvik ediyor. Böylece gençler, potansiyellerini toplumsal dönüşüm için kullanmak yerine, kendilerini korumaya odaklanan bir sessizliğe itiliyor.

Bu sessizlik, yalnızca bireysel bir tercih değil; çevre baskısının ve toplumsal normların ürettiği bir davranış biçimi. Gençlerin sorgulama, eleştirme ve yenilik arama kapasitesi, çoğu zaman “uyumsuzluk” ya da “tehlike” olarak etiketleniyor. Oysa 19 Mayıs’ın ruhu tam da bu sorgulama cesaretinde saklıdır.

🔘 Kültürel İklim ve Değerler Üzerindeki Baskı

Toplumun bazı kesimlerinde uzun yıllardır güçlenen muhafazakâr ve din merkezli söylemler, kamusal alanın nasıl algılandığını da dönüştürdü. Bu dönüşüm, kimi zaman gençliğin dinamizmini, yaratıcılığını ve özgür düşünme kapasitesini gölgeleyen bir davranış kalıbı üretti:
Toplumsal meselelerden uzak durmak, eleştirel düşünceyi geri plana itmek ve bireysel sorumluluğu yalnızca kişisel ahlak çerçevesine indirgemek.

Bu durum, 19 Mayıs’ın temsil ettiği kamusal sorumluluk, toplumsal dayanışma ve özgür yurttaşlık bilincinin zayıflamasına yol açıyor. Gençlik, kendisine emanet edilen geleceği şekillendirmek yerine, çoğu zaman toplumun dayattığı dar bir çerçevede hareket etmeye zorlanıyor.

🔘 19 Mayıs’ın Bugüne Söylediği

Tüm bu süreçler, 19 Mayıs’ın anlamını daha da kritik hâle getiriyor. Çünkü 19 Mayıs yalnızca bir tarih değil; toplumsal duyarlılığın yeniden inşası için bir çağrıdır.
Bugünün gençliğinin ihtiyacı, geçmişi tekrarlamak değil; geçmişin ruhunu bugünün koşullarında yeniden üretmektir. Bu da ancak:

➡️ sorgulayan,
➡️ katılan,
➡️ sorumluluk alan,
➡️ korkmadan düşünen,
➡️ toplumsal baskıya rağmen ses çıkarabilen

bir gençlik kültürüyle mümkündür.

19 Mayıs’ın gerçek mirası, gençlere “itaat etmeyi” değil, kendi akıllarıyla düşünmeyi, kendi vicdanlarıyla karar vermeyi ve kendi geleceklerini kurmayı öğretmesidir.

kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası