• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/Facebook
  • https://www.twitter.com/Twitter
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam148
Toplam Ziyaret880322
Resim Tanıtım Köşesi

Görseldeki figürlerin konumlanışı, dönemin ev içi rollerini ve teknolojik cihazlarla kurulan ilişkileri temsil eden bir mikro-toplumsal düzen sunuyor. Erkek figürün cihazın düğmelerini ayarlamakla meşgul oluşu, teknik müdahale rolünün aile içinde nasıl cinsiyetlendirilmiş bir pratik olarak konumlandığını ima ediyor. Çocuğun kolundaki saate işaret ederek sabırsızlık göstermesi, teknolojik beklentilerin kuşaklar arası farklılaşmasını yansıtıyor. Televizyonun üzerine eğilmiş genç kızın sıkılmış ifadesi, arızanın aile içi zaman akışını kesintiye uğratan bir “bekleme anı” yarattığını gösteriyor.

Arka planda çay servisi hazırlayan kadın figürü ise, ev içi bakım emeğinin sürekliliğini temsil ediyor; teknik aksaklık karşısında bile gündelik ritüellerin devam ettiğini vurguluyor. Televizyonun etrafında toplanmış bu küçük topluluk, erken medya teknolojilerinin yalnızca bir eğlence aracı değil, aynı zamanda aile içi etkileşimi biçimlendiren bir sosyalleşme odağı olduğunu ortaya koyar.

Bu bağlamda sahne, “televizyon tamiri”nin yalnızca teknik bir müdahale değil, aynı zamanda aile üyelerinin rollerini, beklentilerini ve ortak deneyimlerini yeniden üreten kültürel bir pratik olduğunu gösteren tipik bir Kurt Ard anlatısı niteliği taşıyor.

kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası

Şiirlerle Şenlendik - 38. Bölüm

ŞİİRLERLE ŞENLENDİK - 38. BÖLÜM

"Şiirlerle Şenlendik" adlı yazı dizimizin 38. bölümünü
siz ziyaretçilerimize sunmanın kıvancını yaşıyoruz!
kosektas.net

Şair Dr. Salim ÇELEBİ

4 Aralık 2015, Cuma

Şiirlerle Şenlendik, 38 - Sessizlik - I

Sessiz olduğumuz, olmamız gereken anlar vardır: Film seyrederken sinemalarda, tiyatroda oyun izlerken, okullarımızdaki 40 dakikalık derslerimizde, konferanslarda...

Bedenimiz de sessizliğe gereksinim duyar periyodik olarak ve uyuruz; bir sonraki güne zinde girebilmek için. Bu nedenle "gece" sözcüğü, uyku ve sessizlikle ilgili olarak algılanır.

Hekimlikte sessizlik olgusu, çökkünlük veya depresyon kelimeleriyle ifade edilir: Kişinin, diğer kişilerden ve olaylardan kaçarak; içine, kendine dönmesi hali.

Yasaların suç saydığını yapan insanlar, cezalandırılıp hapse atılarak zorunlu sessizliğe itilirler: Hırsızlar, katiller, soyguncular... Nâzım ne hırsızdı, ne katil, ne de soyguncu; fakat buna rağmen uzun yıllar hapis yattı. Bir tek nedeni vardı bunun: Aklının ürünü olan, yazdığı şiirler...

Zaman ve mekan ne olursa olsun, mutlak sessizlik yoktur doğada: Kuşların cıvıltısı, çiseleyen yağmurdaki zerafet, rüzgarın ıslığı... Doğada var olan çok sesliliği nasıl yok etme şansımız yoksa; insanların çok sesliliğini de yok edemeyiz. Boşunadır bu uğurda kurulmak istenen baskı, boşunadır bu uğurda gösterilen otoriter yaklaşımlar.

Herşey ve herkes aynı olsaydı; aynalara gerek kalmazdı.

SÜKU

 
Dışarda,
kara zıpkasında kızıl sırmalar yanan                        
bir eşkıya hali var basabas çıkmak çalan havalarda...  
Dışarda,
kara kulak bıçaklarla horon oynuyor
askeroz deresinden yirmi hovarda.
Dışarda.. 
 
Biz içerde susuyoruz.
Sükutumuzun boynuna saplı değil
kara bir kartalın kanadından kopan bir ok..
Dışarda..
Biz içerde susuyoruz
sükutumuzun sırtında düğmeleri ilikli eski bir redingot yok..
 
 
Dışarda,
yürüyor ateş gemileri gibi rüzgarda  
sarı safranların  kokuları.
Dışarda..
Biz içerde susuyoruz
bir fişek yatağında kurşun nasıl susarsa.
Haykırsın sıkıysa sükûtumuzdan hızlı
gökkubbenin altında öyle bir sada varsa !!
 
Dışarda karanlıklarda çatırtıyor deniz
böğründen vurulmuş bir roman gibi.
Biz içerde susuyoruz,
susuyor zindan,    
kanı içine akan                                               
yaralı bir hayvan gibi....  

Bilgi: Şiirde geçen "Askeroz Deresi" ibaresinin, "Askoroz Deresi" şeklinde olması gerektiğini düşünüyorum. Askoroz Deresi Rize ilimizde bulunmaktadır ve Cem Karaca'nın da söylediği "Uy Trabzon, Trabzon..." adlı Karadeniz ezgisi içinde de geçmektedir. S.Ç.)

 

 


Kitap Tanıtım Köşesi


Milliyetçilik:
Türkiye'nin Çıkmazı

“Erdoğan Aydın, bugün Türkiye’nin en çok ihtiyaç duyduğu bir etkinliğe çağırıyor okuru: Düşünmeye! Rehberlik ediyor üstelik.”


Milliyetçilikle dünyayı ve insanlığı sürekli savaş gerilimine sokmaktan başka bir şey yapılamayacağı bir yana; ülkenin sorunlarına da çözüm üretilemez!

Modernçağ tarihinin de gösterdiği gibi milliyetçilik; insanlığa, ortaçağdaki dinsel ideolojilerle kıyaslanacak denli büyük felaketler getirmiştir. Bütün savaşlar, artan silahlanma, eğitim, sağlık ve kalkınma bütçelerinin kısılması, hep milliyetçilikle meşrulaştırılmıştır. Dahası; insanı ve haklarını, dinin yerini alan yeni bir kolektif kimlikle ezmenin ve burjuvazinin çıkarlarına feda etmenin aracı olmuştur.

Sorunlarımızı görüp aşmamızı sağlayacak demokratik sağduyumuzu elimizden alıp, bizi öteki inanç ve halklara düşman etmekte din nasıl olumsuz bir misyon görmüşse, milliyetçilik de modern koşullarda aynı misyonu görmektedir.

Bu bağlamda devlet kendi halkına, sürekli olarak "davulcuya kaçabilecek kız" muamelesini reva görmektedir.

Özetle bu kitapta, milliyetçiliğin -ve yanısıra dinin- halkın kontrolü, tektipleştirilmesi ve haklarının unutturulması için nasıl temel bir ideolojik araç olarak kullanıldığı gösterilmektedir.

Kitap, kâh tarihe gidip, kâh günümüzde tartışılan sorunlara gelerek, milliyetçilikle şekillendirilmiş Türkiye’nin öyküsünü anlatıyor.

“Egemenliğin “kayıtsız şartsız millete ait” olduğunu haykıran egemen söylemin ardında, gerçekte “milletin” nasıl güdülüp kontrol altında tutulduğu yatıyor. “Halkını ve ülkesini sevmek” sanısının aksine, milliyetçiliğin hak ve özgürlüklerimizden uzaklaştırılmamıza hizmet eden bir egemenlik ideolojisi olduğunu da açıkça ortaya koyuyor.

Füsun Akatlı

Milliyetçilik: Türkiye'nin Çıkmazı

Erdoğan Aydın.

ISBN: 9789750406355