Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam159
Toplam Ziyaret829477
Zeynep Uçar

Resim (*)

Zeynep Uçar’ın Muhtar Vekilliği
Seferberlik Yıllarında Kadın Emeği

Emperyalist işgale karşı ülkenin tüm güç ve kaynaklarının seferber edildiği yıllarda, Köşektaş Köyü’nde Zeynep Uçar bir süre muhtar vekilliği görevini üstlenmiştir¹. Bu görevlendirmenin hemen ardından ilan edilen genel seferberlik kapsamında, muhtar vekili olarak Zeynep Uçar, cepheye çağrılan yükümlülere Ulukışla’ya kadar eşlik etmiş; onların birliklerine güvenli biçimde ulaşmalarını sağlamıştır. Köşektaş’a Sarılar’dan gelen Zeynep Uçar, Hasan Hüseyin Uçar’ın babaannesidir².

Küçük yaşta yetim kalan Ahmet Çavuş (Uçar), Zeynep Uçar tarafından büyütülmüş; böylece aile içi dayanışmanın ve kadın emeğinin kuşaklar arası aktarımında önemli bir rol üstlenmiştir³.

Savaş, Yokluk ve Milli Mücadele Yılları; Kadınların Kamusal Alana Çıkışı

Ülkenin varoluş mücadelesi verdiği bu dönemde, erkek nüfusun büyük bölümü cepheye gitmiş; bu durum yerleşim birimlerinde idari boşlukların oluşmasına yol açmıştır. Bu boşluk çoğu zaman kadınlar tarafından doldurulmuş, ancak kadınların bu süreçteki katkıları ne resmi kayıtlara ne de toplumsal hafızaya yeterince yansımıştır.

Ayrıca, Milli Mücadele yıllarında kırsal bölgelerde kadınların kamusal görevler üstlenmesi son derece nadirdir. Kadınlar çoğunlukla ev içi sorumluluklar, yaşlı ve çocuk bakımı, tarımsal üretimin devamı ve geride kalanların ihtiyaçlarının karşılanmasıyla meşgul olurken; idari bir görevi üstlenmek ise istisnai bir durumdur.

Savaşın kırsal bölgelerdeki kadınları, cepheye yiyecek-mühimmat taşıyan, cephe gerisini ayakta tutan, erkeklerin yokluğunda tarlaları işleyip evlerini savunan kahramanlar olarak tasvir edilir⁴.

Zeynep Uçar’ın muhtar vekilliği, bu açıdan bakıldığında, savaş yıllarında kadınların üstlendiği sorumluluğun somut ve değerli bir örneğidir.

Cepheye Giden Yükümlülere Eşlik Etmesi: Sıradan Bir Görev Değil

Zeynep Uçar’ın yükümlülere Ulukışla’ya kadar eşlik etmesi, dönemin koşulları göz önüne alındığında olağanüstü bir cesaret örneğidir. Yolculuklar güvenli değildir; ulaşım imkânları sınırlıdır; kadınların tek başına uzun mesafe yolculuk yapması alışılmış bir durum değildir. Ortam gergin, belirsiz ve tehlikelidir⁵.

Bu nedenle Zeynep Uçar’ın böylesi riskli ve özveri gerektiren bir görevi üstlenmiş olması, yalnızca bireysel cesaretin değil, aynı zamanda güçlü bir toplumsal sorumluluk bilincinin de göstergesidir.

Toplumsal Hafızada Kadınların Yeri

Zeynep Uçar’ın hikâyesi, köy tarihinin çoğu zaman gölgede kalan kadın unsurunu görünür kılar. Bu tür anlatılar, yalnızca bireysel bir hatırayı değil; kadınların savaş yıllarında taşıdığı yükü, toplumsal dayanışmayı ve kadın emeğinin tarihsel sürekliliğini de ortaya koyar. Bugünden bakıldığında, onun üstlendiği sorumluluk, kadınların tarih boyunca çoğu zaman görünmez kılınan kahramanlıklarının bir yansımasıdır. Yaptıkları resmi belgelere geçmemiş olsa da köyün hafızasında ve aile anlatılarında yaşamaya devam etmektedir. Bu nedenle Zeynep Uçar’ın hikâyesi, yalnızca bir aile anlatısı değil; Köşektaş’ın toplumsal belleğinde yer alması gereken tarihsel bir tanıklıktır.

Resim (*): Zeynep Uçar’ın fotoğrafına ulaşamadığımız için metni telif hakkı bulunmayan yukarıdaki resimle yayımlamayı uygun gördük.

kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası

Dipnotlar

1. Celalettin Ölgün, sözlü aktarım, 2024.
2. Bülent Uçar, aile anlatısı, 2025.
3. Leyla Uçar Bayazıt, aile bilgisi, 2025.
4. Turgut Özakman, Şu Çılgın Türkler, (Bilgi Yayınevi). Turgut Özakman, Milli Mücadele dönemindeki kırsal kesim kadınlarının cephe gerisindeki fedakârlıklarını “Şu Çılgın Türkler” adlı kitabının büyük bölümünde anlatır.

İsteyen kitabın PDF sürümüne buradan ulaşabilir.

5. Erik Jan Zürcher, Modernleşen Türkiye’nin Tarihi, Savaş ve Seferberlik Bölümleri.

Şiirlerle Şenlendik - 35. Bölüm

ŞİİRLERLE ŞENLENDİK - 35. BÖLÜM

"Şiirlerle Şenlendik" adlı yazı dizimizin 35. bölümünü
siz ziyaretçilerimize sunmanın kıvancını yaşıyoruz!
kosektas.net

Şair Dr. Salim ÇELEBİ

13 Kasım 2015, Cuma

Şiirlerle Şenlendik, 35 - Köklerimiz

İnsanlık tarihi iniş ve çıkışlarla doludur. İnsanın, önce kendi bedeninde fizyolojik ve anatomik değişimler oluşmuş; daha sonra da doğayla olan ilişkilerinde. Bu değişimlerin motor gücü ve belirleyicisi hep üretim araçları olmuştur. Tarih, üretenlerin omuzlarında gelmiştir bugünlere.

Tarih boyunca, toplumların yenilikleri benimseyip kabullenmeleri, düşünüldüğü kadar kolay olmamıştır. Bir şeyleri yitirme, var olanı kaybetme korkuları nedeniyle; var olan sistemin sür git devam etmesi sağlanmaya çalışılmıştır. Günümüzde olduğu gibi, her dönemde öncüleri olmuştur yeniliklerin: Hallacı Mansurlar, Pir Sultanlar, Şeyh Bedrettinler... Öncü olmalarının bedelini bazıları ağır cezalarla, bazıları da canlarıyla ödemişlerdir.

Eski ve yeni, çağdaş ve çağdışı karşıtlıkları arasındaki mücadele; insan var olduğu sürece devam edecektir. Ta ki, akılcı düşünce her bireye egemen olana dek.

KABLET TARİH (TARİH ÖNCESİ, MİLATTAN ÖNCE)

Çok uzaklardan geliyoruz
çok uzaklardan...
Kulaklarımızda hâlâ
şimşekli sesi var sapan taşlarının.
Ormanlarında yabani aygırlar kişniyen
dağ başlarının
kanlı hayvan kemikleriyle çevrilen sınırları
geldiğimiz yolun ucudur.
Yine fakat
geniş kalçalı genç bir ananın
gergin gebe karnı gibi doğurucudur
mataralarımızda çalkalanan su.

Çok uzaklardan geliyoruz..
Tütüyor yanık bir et kokusu
çizmelerimizin köselesinden...
Ürkerek
adımlarımızın sesinden
kanlı karanlık yıllar
kanatlı bir hayvan gibi havalanıyor...
Ve karanlıklarda yanıyor
en önde gidenin
ateş bir ok gibi gerilen kolu..

Çok uzaklardan geliyoruz
çok uzaklardan..
Kaybetmedik bağımızı çok uzaklarla..
Bize hâlâ
konduğumuz mirası hatırlatır
Bedreddini Simavînin boynuna inen satır.
Engürülü esnaf ahilerle beraberdik.
Biliriz
hangi pir aşkına biz
Sultan ordularına kıllı göğüslerimizi gerdik...

Çok uzaklardan geliyoruz.
Alevli bir fanus gibi taşıyoruz ellerimizde
ihrak binnar edilen Galile'nin
dönen küre gibi yuvarlak kafasını.
Ve ancak
bizim kartal burunlarımızda buluyor
lâyık olduğu yeri
materyalist camcı İspinozanın
gözlükleri..

Çok uzaklardan geliyoruz
çok uzaklardan..
Ve artık
saçlarımızı tutuşturarak
gecenin evinde yangın çıkaracağız;
çocuklarımızın başlarıyla kıracağız
karanlık camlarını!..
Ve bizden sonra gelenler
demir parmaklıklardan değil,
asma bahçelerden seyredecek
bahar sabahlarını, yaz akşamlarını... 


İbramlar Güzergâhı

Köşektaş’ta İbramlar Güzergâhı
Bir ismin, bir hattın hikâyesi

Köşektaş’ın taşlı yollarından biri, bir topluluğun sessiz tanığıdır: Aynı adı taşıyan bir dizi insanın aynı güzergâhta yaşamış olması, belki çevrede bir ilk, belki bir rastlantı, belki de rastlantının ötesine geçen, köy kültürünün kendiliğinden oluşmuş bir mirasıdır.

Bu güzergâh, yıllar boyunca yalnızca ayak izlerini değil; sohbetleri, dayanışmaları, kederleri ve sevinçleri de taşımıştır. Bu güzergâh, yalnızca bir yol değil; bir soyun, bir geleneğin, bir köy hafızasının katman katman birikmiş izlerini barındırır. “İbram” adı, bu hatta yankılanan seslerin, kapı önlerinde edilen sohbetlerin, harman yerinde paylaşılan ekmeğin ve komşuluk hukukunun ortak paydasıdır. Aynı adı taşıyan bu insanlar, birbirlerinden bağımsız hayatlar sürseler de, isimleriyle bu hattın dokusuna işlenmişlerdir.

İbramlar Güzergâhı Üzerindeki İsimler

Her biri kendi hikâyesiyle, lakabıyla, ailesiyle ve yaşanmışlıklarıyla bu hattın bir parçası olmuş; kimi bir anısıyla, kimi bir sözüyle, kimi de sessizliğiyle hafızalarda yer etmiştir:

• Kör İbram (Sol Koca) – hattın en yaşlısı; yılların bilgeliğini taşıyan.
• Sohununoğlu İbram – bir soyun devamı; babasının adıyla anılan.
• Tahavit İbram – uzak diyarlardan gelip bu hatta yerleşen; adıyla farklılık taşıyan.
• Aşçı İbram – aşçılığıyla hatırlanan, yemeklerin lezzet ustası.
• Hacıhasanınoğlu İbram – bir soyun devamı; babasının adıyla yaşayan.
• İlle İbram – kararlılığıyla bilinen; sözünden dönmeyen.
• Topal İbram (Hacı Ethem) – bedeniyle değil, yüreğiyle yürüyen; direnciyle anılan.
• Süleyman’ın İbram – babasının gölgesinde büyüyen; aile bağlarıyla tanınan.
• Hacı Hakkı’nın İbram – bir soyun devamı; babasının adıyla anılan bir başka halka.
• Gülü’nün Halibram – annesinin adıyla anılan.
• Omarça’nın Zekiye’nin İbram – iki kuşağın izini taşıyan; aile hafızasının yürüyen parçası.
• Yaab’ın İbram – sessizliğiyle, derinliğiyle hatırlanan; az konuşup çok dinleyen.
• Çakmak’ın İbram – hattın en genç karakteri; geleceğe dair umudu temsil eden.
• Hacıbekir’in Yusuf’un İbram – üç kuşağın birleştiği bir isim; soy zincirinin güçlü halkası.
• Şakir’in İbram – hattaki son şahsiyet; iyilikseverliğiyle, yardımseverliğiyle bilinen.

Bu isimler, bir araya geldiklerinde yalnızca bir liste oluşturmaz; bir köyün sosyal dokusunu, komşuluk ilişkilerini, lakap kültürünü ve hafızasını görünür kılar.

Tesbit ve Nakil

Bu isimler, yalnızca bir kayıt değil; bir hattın belleği, bir köyün kendi kendini anlatma biçimidir.

Tesbit eden: Kazım Çavuş
Genişleten ve nakleden: Necaşi Güneş

Onların dikkatli gözlemi ve titiz aktarımı sayesinde, bu güzergâh artık yalnızca bir yol değil; geçmişi bugüne taşıyan bir anlatı, bir topluluk hafızası, bir kültürel izlek hâline gelmiştir.

kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası