• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/Facebook
  • https://www.twitter.com/Twitter
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi4
Bugün Toplam4
Toplam Ziyaret876802
Resim Tanıtım Köşesi

Görseldeki figürlerin konumlanışı, dönemin ev içi rollerini ve teknolojik cihazlarla kurulan ilişkileri temsil eden bir mikro-toplumsal düzen sunuyor. Erkek figürün cihazın düğmelerini ayarlamakla meşgul oluşu, teknik müdahale rolünün aile içinde nasıl cinsiyetlendirilmiş bir pratik olarak konumlandığını ima ediyor. Çocuğun kolundaki saate işaret ederek sabırsızlık göstermesi, teknolojik beklentilerin kuşaklar arası farklılaşmasını yansıtıyor. Televizyonun üzerine eğilmiş genç kızın sıkılmış ifadesi, arızanın aile içi zaman akışını kesintiye uğratan bir “bekleme anı” yarattığını gösteriyor.

Arka planda çay servisi hazırlayan kadın figürü ise, ev içi bakım emeğinin sürekliliğini temsil ediyor; teknik aksaklık karşısında bile gündelik ritüellerin devam ettiğini vurguluyor. Televizyonun etrafında toplanmış bu küçük topluluk, erken medya teknolojilerinin yalnızca bir eğlence aracı değil, aynı zamanda aile içi etkileşimi biçimlendiren bir sosyalleşme odağı olduğunu ortaya koyar.

Bu bağlamda sahne, “televizyon tamiri”nin yalnızca teknik bir müdahale değil, aynı zamanda aile üyelerinin rollerini, beklentilerini ve ortak deneyimlerini yeniden üreten kültürel bir pratik olduğunu gösteren tipik bir Kurt Ard anlatısı niteliği taşıyor.

kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası

Şiirlerle Şenlendik - 25. Bölüm

ŞİİRLERLE ŞENLENDİK - 25. BÖLÜM

"Şiirlerle Şenlendik" adlı yazı dizimizin 25. bölümünü
siz ziyaretçilerimize sunmanın kıvancını yaşıyoruz!
kosektas.net

Şair Dr. Salim ÇELEBİ

22 Mayıs 2015, Cuma

Şiirlerle Şenlendik, 25 - İstek ve Gerçek

Ne çok insanlar öldürdük, ne çok beyinler yok ettik: Uğur Mumcu, Muammer Aksoy, Bahriye Üçok… Düşüncelerini yok edebildik mi? Yok edebilir miyiz?

Öldürtülen en değerli insanlardan biri de Sabahattin Alidir. Şiirleri, öyküleri, romanları, derlemeleri ve çevirileri bulunan; güzel insan Sabahattin Ali.

1928 yılında devlet bursuyla gittiği Almanya’dan, 1930 yılında yurda döndü. Kısa sürelerle çalıştı devlette. Yabancı dil bilenin mumla arandığı 1930’lu-1940’lı yıllarda; düşüncesinden dolayı, devlet, kurumlarında çalıştırmak istemedi O’nu. Sakıncalı gördü, açlığa mahkûm etti.

Bulgaristan’da çok tanınan ve eserleri okullarda okutulan bu büyük öykü ve roman yazarımızı, biz kendi okullarımızda okuyamadık, tanıyamadık… Vicdansızlık değil de nedir bu?

Sabahattin Ali; ordudan atılmış, yurt dışına adam kaçırmayı meslek edinmiş, istihbarat elemanı olduğu da söylenen Ali Ertekin tarafından katledildi. Cesedi 2 Nisan 1948 tarihinde, Bulgaristan sınırındaki ormanlık bir alanda, kafası sopayla ezilmiş halde bulundu. Bir ağaç altında…

Cumartesi Anneleri, 16 Mayıs 2015 Cumartesi günü, Galatasaray
Lisesi önünde yaptıkları oturma eylemini 67 yıl önce katledilen
aydın yazar Sabahattin Ali'ye atfetti.
Fotograf: kosektas.net
Çaresiz bir insanın çığlığıdır, Sabahattin Ali’nin “istek” adlı aşağıdaki şiiri: İsyan ve dilek ve son…

İSTEK

Yanıyor beynimin kanı
Bilmem nerelere gitsem?
İçime sığmayan canı
Hangi rüzgâra eş etsem?
 
Akşam sular karardı mı
Bir dağa versem ardımı,
İçimi yakan derdimi
Sağır göklere anlatsam...

İçiliversem dem gibi
Kırılıversem cam gibi,
Şamdanda yanan mum gibi
Sabahı görmeden bitsem...
 
Bir yüce ormana dalıp
Ya bir dağ başına gelip,
Beni yaradanı bulup
Malını başına atsam...
 
Görünmez kollar boynumda
Yârin hayali koynumda,
Sıcak bir kurşun beynimde
Bir ağaç dibinde yatsam...       
   


Kitap Tanıtım Köşesi


Milliyetçilik:
Türkiye'nin Çıkmazı

“Erdoğan Aydın, bugün Türkiye’nin en çok ihtiyaç duyduğu bir etkinliğe çağırıyor okuru: Düşünmeye! Rehberlik ediyor üstelik.”


Milliyetçilikle dünyayı ve insanlığı sürekli savaş gerilimine sokmaktan başka bir şey yapılamayacağı bir yana; ülkenin sorunlarına da çözüm üretilemez!

Modernçağ tarihinin de gösterdiği gibi milliyetçilik; insanlığa, ortaçağdaki dinsel ideolojilerle kıyaslanacak denli büyük felaketler getirmiştir. Bütün savaşlar, artan silahlanma, eğitim, sağlık ve kalkınma bütçelerinin kısılması, hep milliyetçilikle meşrulaştırılmıştır. Dahası; insanı ve haklarını, dinin yerini alan yeni bir kolektif kimlikle ezmenin ve burjuvazinin çıkarlarına feda etmenin aracı olmuştur.

Sorunlarımızı görüp aşmamızı sağlayacak demokratik sağduyumuzu elimizden alıp, bizi öteki inanç ve halklara düşman etmekte din nasıl olumsuz bir misyon görmüşse, milliyetçilik de modern koşullarda aynı misyonu görmektedir.

Bu bağlamda devlet kendi halkına, sürekli olarak "davulcuya kaçabilecek kız" muamelesini reva görmektedir.

Özetle bu kitapta, milliyetçiliğin -ve yanısıra dinin- halkın kontrolü, tektipleştirilmesi ve haklarının unutturulması için nasıl temel bir ideolojik araç olarak kullanıldığı gösterilmektedir.

Kitap, kâh tarihe gidip, kâh günümüzde tartışılan sorunlara gelerek, milliyetçilikle şekillendirilmiş Türkiye’nin öyküsünü anlatıyor.

“Egemenliğin “kayıtsız şartsız millete ait” olduğunu haykıran egemen söylemin ardında, gerçekte “milletin” nasıl güdülüp kontrol altında tutulduğu yatıyor. “Halkını ve ülkesini sevmek” sanısının aksine, milliyetçiliğin hak ve özgürlüklerimizden uzaklaştırılmamıza hizmet eden bir egemenlik ideolojisi olduğunu da açıkça ortaya koyuyor.

Füsun Akatlı

Milliyetçilik: Türkiye'nin Çıkmazı

Erdoğan Aydın.

ISBN: 9789750406355