• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/Facebook
  • https://www.twitter.com/Twitter
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam139
Toplam Ziyaret876639
Resim Tanıtım Köşesi

Görseldeki figürlerin konumlanışı, dönemin ev içi rollerini ve teknolojik cihazlarla kurulan ilişkileri temsil eden bir mikro-toplumsal düzen sunuyor. Erkek figürün cihazın düğmelerini ayarlamakla meşgul oluşu, teknik müdahale rolünün aile içinde nasıl cinsiyetlendirilmiş bir pratik olarak konumlandığını ima ediyor. Çocuğun kolundaki saate işaret ederek sabırsızlık göstermesi, teknolojik beklentilerin kuşaklar arası farklılaşmasını yansıtıyor. Televizyonun üzerine eğilmiş genç kızın sıkılmış ifadesi, arızanın aile içi zaman akışını kesintiye uğratan bir “bekleme anı” yarattığını gösteriyor.

Arka planda çay servisi hazırlayan kadın figürü ise, ev içi bakım emeğinin sürekliliğini temsil ediyor; teknik aksaklık karşısında bile gündelik ritüellerin devam ettiğini vurguluyor. Televizyonun etrafında toplanmış bu küçük topluluk, erken medya teknolojilerinin yalnızca bir eğlence aracı değil, aynı zamanda aile içi etkileşimi biçimlendiren bir sosyalleşme odağı olduğunu ortaya koyar.

Bu bağlamda sahne, “televizyon tamiri”nin yalnızca teknik bir müdahale değil, aynı zamanda aile üyelerinin rollerini, beklentilerini ve ortak deneyimlerini yeniden üreten kültürel bir pratik olduğunu gösteren tipik bir Kurt Ard anlatısı niteliği taşıyor.

kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası

Şiirlerle Şenlendik - 19. Bölüm

ŞİİRLERLE ŞENLENDİK - 19. BÖLÜM

"Şiirlerle Şenlendik" adlı yazı dizimizin 19. bölümünü
siz ziyaretçilerimize sunmanın kıvancını yaşıyoruz!
kosektas.net

Şair Dr. Salim ÇELEBİ

20 Mart 2015, Cuma

Şiirlerle Şenlendik, 19 - Makber

Şair-i AzamAbdülhak Hamid Tarhan’ın “Makber” isimli şiiri bestelenecek ve hemen hemen tüm ses sanatçıları tarafından söylenerek sel oluşturacaktı gözlerde.

Tanzimat döneminin en önemli şairlerindendir biridir Hamit. Makber de ölen eşi için yazdığı bir ağıttır.

Abdülhak Hâmid,  yazdığı şiiri Makber için şunları söylüyor: "Makber ’den evvel yazdığım şeylerin pek çoğunu beğenmem, bazılarını pek az beğenirim. Makberi ise hiç beğenmiyorum, çok seviyorum. Beğenmediğim şu sebepledir ki, bu kitabın edebiyat ile pek az münasebeti var. Sevdiğim şunun içindir ki, bu kitap O'dur.”

“Makber O'nun hali, O'nun resmi, O'nun hayali, O'nun heykeli, O'nun mezarıdır; O'nun hiçbir beğenilecek yeri kalmayan hayatıdır. Yine tekrar edeyim: Makber O'dur. Bunun için severim.”

MAKBER

Eyvah ne yer ne yar kaldı
Gönlüm dolu ah u zar kaldı.
Şimdi buradaydı gitti elden
Gitti ebede gelip ezelden.
Ben gittim o haksar kaldı
Bir köşede tarumar kaldı.
Baki o enisi dilden eyvah
Beyrut’ta bir mezar kaldı.
 

Edebiyat öğretmenimiz, Yahya Kemal’in “Rindlerin Ölümü” adlı şiirinin 7. satırındaki “serin” kelimesinin yanına, “servi” kelimesini, 8 yıllık bir uğraştan sonra yazabildiğini belirtmişti. İlginç bir şairdi Yahya Kemal. Tam bir İstanbul aşığıydı. Bir dönem milletvekilliği de yapmış ve bu nedenle de Ankara’ya sık sık gelip gider olmuştu. Bir gün sorarlar Yahya Kemal’e. “Ankara’nın neyini seviyorsun?” diye. Cevabı hemen yapıştırır: “İstanbul’a dönüşünü,” diye.

RİNDLERİN ÖLÜMÜ

Hafız´ın kabri olan bahçede bir gül varmış;
Yeniden her gün açarmış kanayan rengiyle.
Gece; bülbül ağaran vakte kadar ağlarmış
Eski Şiraz´ı hayal ettiren ahengiyle.
Ölüm asude bahar ülkesidir bir rinde;
Gönlü her yerde buhurdan gibi yıllarca tüter.
Ve serin serviler altında kalan kabrinde
Her seher bir gül açar; her gece bir bülbül öter. 


19 Mayıs

Portre
MKY

19 Mayıs’ın Anlamı, Önemi ve Bugünün Toplumsal Duyarsızlığı


19 Mayıs, bir halkın kendi kaderine sahip çıkma iradesinin tarihsel simgesidir. Ancak bu günün taşıdığı anlam, yalnızca geçmişteki bir diriliş anısına değil, bugünün toplumsal ruh hâline de ayna tutar. Çünkü bir ulusun geleceğe bakışı, gençliğine verdiği değerle ölçülür; gençliğin geleceğe bakışı ise içinde yaşadığı toplumun duyarlılık kapasitesiyle.

Bugün Türkiye’de 19 Mayıs’ın ruhunu zayıflatan en önemli sorunlardan biri, giderek yaygınlaşan toplumsal duyarsızlıktır. Bu duyarsızlık, kendiliğinden ortaya çıkmış bir hâl değildir; uzun yıllar boyunca çeşitli kültürel, siyasal ve sosyal mekanizmalarla üretilmiş, beslenmiş ve normalleştirilmiştir.

🔘 Duyarsızlığın Kaynağı: Toplumsal Baskı ve “Ne Gerek Var” Kültürü

Günümüz gençliği, çoğu zaman “ne gerek var”, “boş ver”, “karışma”, “başını belaya sokma” gibi söylemlerle çevrelenmiş bir kültürel atmosferde büyüyor. Bu atmosfer, bireyin toplumsal meseleler karşısında sorumluluk hissetmesini değil, geri çekilmesini teşvik ediyor. Böylece gençler, potansiyellerini toplumsal dönüşüm için kullanmak yerine, kendilerini korumaya odaklanan bir sessizliğe itiliyor.

Bu sessizlik, yalnızca bireysel bir tercih değil; çevre baskısının ve toplumsal normların ürettiği bir davranış biçimi. Gençlerin sorgulama, eleştirme ve yenilik arama kapasitesi, çoğu zaman “uyumsuzluk” ya da “tehlike” olarak etiketleniyor. Oysa 19 Mayıs’ın ruhu tam da bu sorgulama cesaretinde saklıdır.

🔘 Kültürel İklim ve Değerler Üzerindeki Baskı

Toplumun bazı kesimlerinde uzun yıllardır güçlenen muhafazakâr ve din merkezli söylemler, kamusal alanın nasıl algılandığını da dönüştürdü. Bu dönüşüm, kimi zaman gençliğin dinamizmini, yaratıcılığını ve özgür düşünme kapasitesini gölgeleyen bir davranış kalıbı üretti:
Toplumsal meselelerden uzak durmak, eleştirel düşünceyi geri plana itmek ve bireysel sorumluluğu yalnızca kişisel ahlak çerçevesine indirgemek.

Bu durum, 19 Mayıs’ın temsil ettiği kamusal sorumluluk, toplumsal dayanışma ve özgür yurttaşlık bilincinin zayıflamasına yol açıyor. Gençlik, kendisine emanet edilen geleceği şekillendirmek yerine, çoğu zaman toplumun dayattığı dar bir çerçevede hareket etmeye zorlanıyor.

🔘 19 Mayıs’ın Bugüne Söylediği

Tüm bu süreçler, 19 Mayıs’ın anlamını daha da kritik hâle getiriyor. Çünkü 19 Mayıs yalnızca bir tarih değil; toplumsal duyarlılığın yeniden inşası için bir çağrıdır.
Bugünün gençliğinin ihtiyacı, geçmişi tekrarlamak değil; geçmişin ruhunu bugünün koşullarında yeniden üretmektir. Bu da ancak:

➡️ sorgulayan,
➡️ katılan,
➡️ sorumluluk alan,
➡️ korkmadan düşünen,
➡️ toplumsal baskıya rağmen ses çıkarabilen

bir gençlik kültürüyle mümkündür.

19 Mayıs’ın gerçek mirası, gençlere “itaat etmeyi” değil, kendi akıllarıyla düşünmeyi, kendi vicdanlarıyla karar vermeyi ve kendi geleceklerini kurmayı öğretmesidir.

kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası