• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/Facebook
  • https://www.twitter.com/Twitter
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam150
Toplam Ziyaret876650
Resim Tanıtım Köşesi

Görseldeki figürlerin konumlanışı, dönemin ev içi rollerini ve teknolojik cihazlarla kurulan ilişkileri temsil eden bir mikro-toplumsal düzen sunuyor. Erkek figürün cihazın düğmelerini ayarlamakla meşgul oluşu, teknik müdahale rolünün aile içinde nasıl cinsiyetlendirilmiş bir pratik olarak konumlandığını ima ediyor. Çocuğun kolundaki saate işaret ederek sabırsızlık göstermesi, teknolojik beklentilerin kuşaklar arası farklılaşmasını yansıtıyor. Televizyonun üzerine eğilmiş genç kızın sıkılmış ifadesi, arızanın aile içi zaman akışını kesintiye uğratan bir “bekleme anı” yarattığını gösteriyor.

Arka planda çay servisi hazırlayan kadın figürü ise, ev içi bakım emeğinin sürekliliğini temsil ediyor; teknik aksaklık karşısında bile gündelik ritüellerin devam ettiğini vurguluyor. Televizyonun etrafında toplanmış bu küçük topluluk, erken medya teknolojilerinin yalnızca bir eğlence aracı değil, aynı zamanda aile içi etkileşimi biçimlendiren bir sosyalleşme odağı olduğunu ortaya koyar.

Bu bağlamda sahne, “televizyon tamiri”nin yalnızca teknik bir müdahale değil, aynı zamanda aile üyelerinin rollerini, beklentilerini ve ortak deneyimlerini yeniden üreten kültürel bir pratik olduğunu gösteren tipik bir Kurt Ard anlatısı niteliği taşıyor.

kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası

Şiirlerle Şenlendik - 12. Bölüm

ŞİİRLERLE ŞENLENDİK - 12. BÖLÜM

 "Şiirlerle Şenlendik" adlı yazı dizimizin 12. bölümünü
siz ziyaretçilerimize sunmanın kıvancını yaşıyoruz!
kosektas.net

Şair Dr. Salim ÇELEBİ

23 Ocak 2015, Cuma

Şiirlerle Şenlendik, 12 - Ağıtlar ve Sarıkamış ve Haykırış

Soyadını çıkardığı dergiden alan ve 1960’lı yıllarda Adalet Partisi Antalya milletvekilliği de yapan Osman Yüksel Serdengeçti, 17 beşlikten oluşan “ıtlar” adlı şiiriyle, binli yılların özlemini yansıtıyordu. Turancı Nihal Atsız’ın mücadele arkadaşlarındandı ve ilginç bir kişiliği vardı: Hazır cevap olmasıyla tanınırdı.

Türkçülerin “Tanrı Türk’ü Korusun” söylemleri karşısında, “Tanrı Türkü, Allah da Müslümanları Korusun,” diyerek bir döneme damgasını vurmuştu.

   AĞITLAR

   Turan ellerinden haber gelmiyor
   Yarabbi derdimi kimse bilmiyor,
   Dört asırdır Türk'ün yüzü gülmüyor;
   Akşam olur sabah olur ağlarım
   Nerde benim Ural-Altay dağlarım?

   Kimlere söylesem bilmem derdimi
   Acep dünya böyle zulüm gördü mü?
   Bozkurt gitmiş ayı basmış yurdumu;
   Bozkurdum der, öz yurdum der ağlarım
   Nerde benim yaslı Tanrı dağlarım?

   Allah Allah diyen ezanlar nerde?
   Efeler, yiğitler, kızanlar nerde?
   Taşkentler, Kırımlar, Kazanlar nerde?
   Nerde benim Ural-Altay dağlarım
   Akşam olur sabah olur ağlarım...

Nedendir bilmem, Osman Yüksel Serdengeçti’nin bu şiirini ne zaman hatırlasam; Sarıkamış Faciası düşer aklıma: Çoğu soğuktan donarak, bir kısmı da tifüsten ölen 35.000 kişi. (bazı araştırmacılara göre 90.000 kişi.)

Sarıkamış Faciasında; 132 doktor, 25 eczacı, 1 diş hekimi, 7 tabip muavini (stajyer doktor-tıp öğrencisi) olmak üzere toplam 165 sağlık personeli de yaşamını kaybetmiştir. Bu grup içerisinde 21 Rum, 15 Ermeni, 1 Yahudi kökenli sağlık personelinin bulunması; Osmanlı'nın o günkü mozaiğini yansıtmaktadır.  

"Milli Şair" olarak da bilinen Mehmet Emin Yurdakul'un, 80 yıl kadar önce yazmış olduğu aşağıdaki şiir; gerek dili ve gerekse anlamı açısından güncel değil mi?

   BIRAK BENİ HAYKIRAYIM

   Ben en hakir bir insanı kardeş sayan bir ruhum;
   Bende esîr yaratmayan bir Tanrı’ya iman var:
   Paçavralar altındaki yoksul beni yaralar.

   Mazlumların intikamı olmak için doğmuşum,
   Volkan söner, lâkin benim alevlerim eksilmez;
   Bora geçer, lâkin benim köpüklerim kesilmez.

   Bırak beni haykırayım, susarsam sen matem et:
   Unutma ki şairleri haykırmayan bir millet,
   Sevenleri toprak olmuş öksüz çocuk gibidir.

   Zaman ona kan damlayan dişlerini gösterir,
   Bu zavallı sürü için ne merhamet, ne hukuk;
   Yalnız bir sert bakışlı göz, yalnız ağır bir yumruk!  

19 Mayıs

Portre
MKY

19 Mayıs’ın Anlamı, Önemi ve Bugünün Toplumsal Duyarsızlığı


19 Mayıs, bir halkın kendi kaderine sahip çıkma iradesinin tarihsel simgesidir. Ancak bu günün taşıdığı anlam, yalnızca geçmişteki bir diriliş anısına değil, bugünün toplumsal ruh hâline de ayna tutar. Çünkü bir ulusun geleceğe bakışı, gençliğine verdiği değerle ölçülür; gençliğin geleceğe bakışı ise içinde yaşadığı toplumun duyarlılık kapasitesiyle.

Bugün Türkiye’de 19 Mayıs’ın ruhunu zayıflatan en önemli sorunlardan biri, giderek yaygınlaşan toplumsal duyarsızlıktır. Bu duyarsızlık, kendiliğinden ortaya çıkmış bir hâl değildir; uzun yıllar boyunca çeşitli kültürel, siyasal ve sosyal mekanizmalarla üretilmiş, beslenmiş ve normalleştirilmiştir.

🔘 Duyarsızlığın Kaynağı: Toplumsal Baskı ve “Ne Gerek Var” Kültürü

Günümüz gençliği, çoğu zaman “ne gerek var”, “boş ver”, “karışma”, “başını belaya sokma” gibi söylemlerle çevrelenmiş bir kültürel atmosferde büyüyor. Bu atmosfer, bireyin toplumsal meseleler karşısında sorumluluk hissetmesini değil, geri çekilmesini teşvik ediyor. Böylece gençler, potansiyellerini toplumsal dönüşüm için kullanmak yerine, kendilerini korumaya odaklanan bir sessizliğe itiliyor.

Bu sessizlik, yalnızca bireysel bir tercih değil; çevre baskısının ve toplumsal normların ürettiği bir davranış biçimi. Gençlerin sorgulama, eleştirme ve yenilik arama kapasitesi, çoğu zaman “uyumsuzluk” ya da “tehlike” olarak etiketleniyor. Oysa 19 Mayıs’ın ruhu tam da bu sorgulama cesaretinde saklıdır.

🔘 Kültürel İklim ve Değerler Üzerindeki Baskı

Toplumun bazı kesimlerinde uzun yıllardır güçlenen muhafazakâr ve din merkezli söylemler, kamusal alanın nasıl algılandığını da dönüştürdü. Bu dönüşüm, kimi zaman gençliğin dinamizmini, yaratıcılığını ve özgür düşünme kapasitesini gölgeleyen bir davranış kalıbı üretti:
Toplumsal meselelerden uzak durmak, eleştirel düşünceyi geri plana itmek ve bireysel sorumluluğu yalnızca kişisel ahlak çerçevesine indirgemek.

Bu durum, 19 Mayıs’ın temsil ettiği kamusal sorumluluk, toplumsal dayanışma ve özgür yurttaşlık bilincinin zayıflamasına yol açıyor. Gençlik, kendisine emanet edilen geleceği şekillendirmek yerine, çoğu zaman toplumun dayattığı dar bir çerçevede hareket etmeye zorlanıyor.

🔘 19 Mayıs’ın Bugüne Söylediği

Tüm bu süreçler, 19 Mayıs’ın anlamını daha da kritik hâle getiriyor. Çünkü 19 Mayıs yalnızca bir tarih değil; toplumsal duyarlılığın yeniden inşası için bir çağrıdır.
Bugünün gençliğinin ihtiyacı, geçmişi tekrarlamak değil; geçmişin ruhunu bugünün koşullarında yeniden üretmektir. Bu da ancak:

➡️ sorgulayan,
➡️ katılan,
➡️ sorumluluk alan,
➡️ korkmadan düşünen,
➡️ toplumsal baskıya rağmen ses çıkarabilen

bir gençlik kültürüyle mümkündür.

19 Mayıs’ın gerçek mirası, gençlere “itaat etmeyi” değil, kendi akıllarıyla düşünmeyi, kendi vicdanlarıyla karar vermeyi ve kendi geleceklerini kurmayı öğretmesidir.

kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası