Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi3
Bugün Toplam107
Toplam Ziyaret837279
Köşektaş Hikayeleri

Boynu Kravatlı

Celalettin Ölgün

Kimi öyküler sık okunduğunda ya da dinlendiğinde,
insanda bir bıkkınlık yaratır; kimi öyküler de
şiddetli etkiler, derin izler bırakır!
kosektas.net

Kimi yerde “aptal” deseler de, kendileri biz aptal değil, “abdalız!” derler. Aslında kendi tanımları doğrudur. Çalgıcılık yaparak geçimlerini sağlarlar, kalender insanlardır. Çalgıdan geldikleri günü dolu dolu yaşarlar, eğlenirler, diğer günler ise yarı aç yarı tokturlar. Kendi aralarında ara sıra kavga etseler de, başkalarına zararları olmaz. Her kentte, onların toplu yaşadıkları mahalleler, semtler vardır.

1950’li yıllara değin kayıtsız, yurtsuz yaşarlarken, devlet, Hacıbektaş abdallarını asimile yoluyla eritmeyi düşünmüş olmalı ki, her köye üç aile yerleştirilmesini zorunlu kılmış. Anlatılanlara göre: Son yıllara değin zurnacı Külebi usta, düğünlerde davul oynatan Ferzi usta, Hallik usta, Köşektaş nüfusuna kayıtlılarmış. Sonradan hepsi de Hacıbektaş’a ya da Kırşehir’e yerleşmişler.

Hangi köyün nüfusuna kayıtlı olduğu bilinmeyen zurnacı Kemal usta da Köşektaşlı sayılır. Köyde olsun, dışarıda yaşasın, tüm Köşektaşlıları bilir. Köyün tamamına yakınının düğünlerinde o ve ekibi çalgıcılık yapmış, çocukların tümünü o sünnet yapmıştır. Sağlamcıdır; yeni doğan erkek çocuklar, nüfus kayıtları yaptırıldıktan sonra, onun defterine de kaydedilir. Zaman, zaman oğlan babasına: “Ne oldu, güççük ağa büyüyor mu?” diye, sünneti anımsatır.

Kız bitirme, nişan gibi merasimlerden haberi olur, oğlan tarafını her görüşünde, düğün zamanını sorar. Kısaca işinin takipçisidir. Kemal usta, doğruluğunun, cana yakınlığının yanında, aydın bir insandır. Çocuklarına sadece kendi işini yaptırmamış, hepsini okutmuştur da. Oğullarından öğretmen, banka memuru olanlar vardır.

Kemal ustanın öğretmen oğlu lisede okurken, kendi gibi şakacı olan anası, oğluna her gün takılıyormuş; “Şuna bak, şuna, okula gidiyor! Yarın, Neşet gibi saz çalan adam olacak değil ya, boynu gravatlı eşşek olur!" “Şuna bak, şuna, boz davulu duvara asıp da, utanmadan okula gidiyor.” Kadın, öbür oğlanı da zaman zaman sıkıştırırmış: "Şu sazı iyi öğren, çal, Neşet gibi adam ol! Öğrenmezsen, seni okula gönderir, okutur, öğretmen yapar, köy, köy süründürürüm!"

Diğer kimi yargıları yanlış olsa da, doğruluk payı olan yargıları da var.

• İlk kez 21 Mart 2005 tarihinde yayınlanmış bir öyküdür.

Kemal Usta: Kemal Süle, 1934 yılı, Adana/Kozan, Hacımirza köyü doğumludur. 1936 yılında babasıyla birlikte Sivas'ın Şarkışla ilçesi, Alakilise köyüne, oradan da, 1953 yılında, Hacıbektaş'a göç etmiştir. (Bilgi: Suavi Cesur).

Kız Bitirme: Söz kesme.

Şiirlerle Şenlendik - 12. Bölüm

ŞİİRLERLE ŞENLENDİK - 12. BÖLÜM

 "Şiirlerle Şenlendik" adlı yazı dizimizin 12. bölümünü
siz ziyaretçilerimize sunmanın kıvancını yaşıyoruz!
kosektas.net

Şair Dr. Salim ÇELEBİ

23 Ocak 2015, Cuma

Şiirlerle Şenlendik, 12 - Ağıtlar ve Sarıkamış ve Haykırış

Soyadını çıkardığı dergiden alan ve 1960’lı yıllarda Adalet Partisi Antalya milletvekilliği de yapan Osman Yüksel Serdengeçti, 17 beşlikten oluşan “ıtlar” adlı şiiriyle, binli yılların özlemini yansıtıyordu. Turancı Nihal Atsız’ın mücadele arkadaşlarındandı ve ilginç bir kişiliği vardı: Hazır cevap olmasıyla tanınırdı.

Türkçülerin “Tanrı Türk’ü Korusun” söylemleri karşısında, “Tanrı Türkü, Allah da Müslümanları Korusun,” diyerek bir döneme damgasını vurmuştu.

   AĞITLAR

   Turan ellerinden haber gelmiyor
   Yarabbi derdimi kimse bilmiyor,
   Dört asırdır Türk'ün yüzü gülmüyor;
   Akşam olur sabah olur ağlarım
   Nerde benim Ural-Altay dağlarım?

   Kimlere söylesem bilmem derdimi
   Acep dünya böyle zulüm gördü mü?
   Bozkurt gitmiş ayı basmış yurdumu;
   Bozkurdum der, öz yurdum der ağlarım
   Nerde benim yaslı Tanrı dağlarım?

   Allah Allah diyen ezanlar nerde?
   Efeler, yiğitler, kızanlar nerde?
   Taşkentler, Kırımlar, Kazanlar nerde?
   Nerde benim Ural-Altay dağlarım
   Akşam olur sabah olur ağlarım...

Nedendir bilmem, Osman Yüksel Serdengeçti’nin bu şiirini ne zaman hatırlasam; Sarıkamış Faciası düşer aklıma: Çoğu soğuktan donarak, bir kısmı da tifüsten ölen 35.000 kişi. (bazı araştırmacılara göre 90.000 kişi.)

Sarıkamış Faciasında; 132 doktor, 25 eczacı, 1 diş hekimi, 7 tabip muavini (stajyer doktor-tıp öğrencisi) olmak üzere toplam 165 sağlık personeli de yaşamını kaybetmiştir. Bu grup içerisinde 21 Rum, 15 Ermeni, 1 Yahudi kökenli sağlık personelinin bulunması; Osmanlı'nın o günkü mozaiğini yansıtmaktadır.  

"Milli Şair" olarak da bilinen Mehmet Emin Yurdakul'un, 80 yıl kadar önce yazmış olduğu aşağıdaki şiir; gerek dili ve gerekse anlamı açısından güncel değil mi?

   BIRAK BENİ HAYKIRAYIM

   Ben en hakir bir insanı kardeş sayan bir ruhum;
   Bende esîr yaratmayan bir Tanrı’ya iman var:
   Paçavralar altındaki yoksul beni yaralar.

   Mazlumların intikamı olmak için doğmuşum,
   Volkan söner, lâkin benim alevlerim eksilmez;
   Bora geçer, lâkin benim köpüklerim kesilmez.

   Bırak beni haykırayım, susarsam sen matem et:
   Unutma ki şairleri haykırmayan bir millet,
   Sevenleri toprak olmuş öksüz çocuk gibidir.

   Zaman ona kan damlayan dişlerini gösterir,
   Bu zavallı sürü için ne merhamet, ne hukuk;
   Yalnız bir sert bakışlı göz, yalnız ağır bir yumruk!  

Köşektaş Hikayeleri


Ah Senin İçin Koygun Koygun Çaldığım Zurnalar
Celalettin Ölgün

Hikâyelerin kültürler açısından önemine ilişkin değerlendirmeler, genellikle kimlik ve hafıza aktarımı, toplumsal bağların kurulması, değerlerin iletilmesi ve deneyimlerin anlamlandırılması gibi işlevlere vurgu yapar.
kosektas.net

Eski yıllarda davullu, zurnalı, köçekli, ince sazlı düğün yapmak herkesin altından kalkacağı iş değildi. Böyle düğünleri ancak varlıklılar yaparlardı. Elinde avucunda olmayanlar ise kimisinin “cin düğünü”, kimisinin de “ennecin” dediği; yalnız “tef” çalınıp kadın ve kızların kendi aralarında oynadıkları, erkeklerin geriden seyrettikleri düğünler yapardı.

Almancıların mark göndermeye başladığı yıllara değin Köşektaşlı hep böylesi düğünler yaptı. Varlıklı kişinin oğlunun düğünü de cin düğünüyle olacak değil ya. Onların düğünü, o yılların en gösterişli düğünü oldu. Boyunlarına kora denilen ziller, koşumlarına göz değmesin diye iri iri mavi boncuklar dikili atlar koşulmuş arabalarla; Köşektaş kütüğüne kayıtlı olmasına karşın Hacıbektaş’ta ikamet eden Davulcu Ferzi, Zurnacı Kulebi ustalarla birlikte Engel köyünden seçkin çalgıcılar getirtildi. Nereden bulunmuşsa Acer Harman Yeri’ne, belki de yatak yükleri altında saklanan eski yörüklükten kalma çadırlar kuruldu. Davul, zurna, köçek eşliğinde Kelik Derviş’in peşinde kadınlar kartala gittiler; Turnam oyunu eşliğinde ev ev dolaşıp tüm köy halkını düğüne davet ettiler. Üç gün boyunca dışarıda davul zurna, odada saz, keman, Zeynelabidin cümbüşü ve dümbelek çaldı; çalgıların önünde köçek oğlan oynadı. Hatta Belbaraklı Lomen ile Yahya’nın Ali, kaşıktan yaptıkları kuklayı bile oynattılar. Anlatılanlara bakılırsa o güne dek yapılan düğünlerin en görkemlisi oldu; gelin çıktı, düğün bitti.

O yıllarda varsıl–yoksul yaşantısı arasında fazla bir fark yoktu. Varsıl da yamalı şalvar giyer; eti bayramdan bayrama ya da herkes gibi koyun, kuzu hışırlarsa ya da deneleme sonucunda ölürse yerlerdi. Kışın odasında ocak ya da sobada tezek, kerme yakardı; belki de ısısı ve kokusu fazla olan koyun kermesi yakardı, yoksullardan farklı olarak.

Düğünü izleyen günlerin birinde yeni gelin, dışarıya ahırdan çıkarılmış gübreyi yalınayak çiğneyip tezek harcı yapmaktadır. Her yanına hayvan gübresi yapışmış, eli ve ayakları pislik içinde kalmış durumdadır. Düğününde zurna çalmış Fevzi Usta, kim bilir ne amaçla oradan geçerken, özenle çaldığı zurnaya verdiği emeğe acımış olmalı ki geline bakıp dayanamamış:

“Ah! Senin için koygun koygun çaldığım zurnalar!”

• İlk kez 18 Şubat 2005 tarihinde yayınlanmış bir öyküdür.


Kerme:Tezek.
Zeynelabidin cümbüşü: Metal Tambur.
Koygun: Etkili, dokunaklı, içli.