• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/Facebook
  • https://www.twitter.com/Twitter
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi5
Bugün Toplam122
Toplam Ziyaret877438
Resim Tanıtım Köşesi

Görseldeki figürlerin konumlanışı, dönemin ev içi rollerini ve teknolojik cihazlarla kurulan ilişkileri temsil eden bir mikro-toplumsal düzen sunuyor. Erkek figürün cihazın düğmelerini ayarlamakla meşgul oluşu, teknik müdahale rolünün aile içinde nasıl cinsiyetlendirilmiş bir pratik olarak konumlandığını ima ediyor. Çocuğun kolundaki saate işaret ederek sabırsızlık göstermesi, teknolojik beklentilerin kuşaklar arası farklılaşmasını yansıtıyor. Televizyonun üzerine eğilmiş genç kızın sıkılmış ifadesi, arızanın aile içi zaman akışını kesintiye uğratan bir “bekleme anı” yarattığını gösteriyor.

Arka planda çay servisi hazırlayan kadın figürü ise, ev içi bakım emeğinin sürekliliğini temsil ediyor; teknik aksaklık karşısında bile gündelik ritüellerin devam ettiğini vurguluyor. Televizyonun etrafında toplanmış bu küçük topluluk, erken medya teknolojilerinin yalnızca bir eğlence aracı değil, aynı zamanda aile içi etkileşimi biçimlendiren bir sosyalleşme odağı olduğunu ortaya koyar.

Bu bağlamda sahne, “televizyon tamiri”nin yalnızca teknik bir müdahale değil, aynı zamanda aile üyelerinin rollerini, beklentilerini ve ortak deneyimlerini yeniden üreten kültürel bir pratik olduğunu gösteren tipik bir Kurt Ard anlatısı niteliği taşıyor.

kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası

Şiirlerle şenlendik - 9. Bölüm


ŞİİRLERLE ŞENLENDİK - 9. BÖLÜM

"Şiirlerle Şenlendik" adlı yazı dizimizin 9. bölümünü
siz ziyaretçilerimize sunmanın kıvancını yaşıyoruz!
kosektas.net

Şair Dr. Salim ÇELEBİ

12 Aralık 2014, Cuma

Şiirlerle Şenlendik, 9 - Rüzgar Esmez, Konuşur

Doğurgandı toprak ana. Ekinler boy vermeye başladığında, harman yerleri papatyalarla; çoğunlukla keliler (Tarlaların sınırları) ve ekinlerin içleri de gelinciklerle dolardı. Türkçe kitabımızdaki, Tevfik Fikret’in, “Gelincik” ve “Papatyalar” adlı şiirleriyle, doğayı sınıflarımıza davet ederdik. (bazı şiirlerin tamamı alınmamıştır.) 

GELİNCİK

Rengi bayrağıma eş
Tarlalarda bir ateş
Ekinlerle hep kardeş,
Çayırlarda biricik
Al ipekten gelincik.

Rüzgârlara gelemez
Yaprağına değilmez
Gelinciği kim sevmez?
Sapları da incecik
Karagözlü gelincik.

 PAPATYALAR

Bahar olsun da seyredin
Nasıl süsler bayırları
Zümrüt gibi çayırları:
Gelin yüzlü papatyalar
Altın gözlü papatyalar.

Tarlalarda hoşa giden
Sarı, turuncu, pembe, mor
Birçok güzel çiçek olur,
Bence güzeldir hepsinden:
Gelin yüzlü papatyalar
Altın gözlü papatyalar.

Ziya Osman Saba, “Bir Yer Düşünüyorum”  şiiri ile doğanın çocuksu yüzünü yansıtır, ailemize mutluluk dilerdi, okuma kitabımızın sayfalarından. Belki de iklime bağlı olarak ıhlamur olmasa da köyümüzde; söğüt, kavak ve envayi çeşit meyve ağaçlarıyla, Anadolu’nun ortasında bir tabloydu köyümüz. Mis gibi kokusu, çok uzaklardan algılanırdı topladığımız buhurun. Çiğdem, bükük boynuyla gülücükler gönderirdi her birimize. Evlerimizin pencereleri; cam güzeli, yaprağı güzel ve sarmaşıklarla kaplıydı.

BİR YER DÜŞÜNÜYORUM

Bir yer düşünüyorum, yemyeşil,
Bilmem, neresinde yurdun?
Bir ev, günlük güneşlik,
Çiçekler içinde memnun

Bahçe kapısına varmadan daha,
Baygın kokusu ıhlamurun,
Gölgesinde bir sıra, der gibi;
- Oturun!
 
Haydi, çocuklar haydi,
Salıncakları kurun!
Başka dallarsa, eğilmiş;
- Yemişlerimizden buyurun!
 
Rüzgâr esmez, konuşur;
- Uçurtmalar uçun, çamaşırlar kuruyun.
Mutlu olun, yaşayın
Ana, baba, evlat, torun.       

Şiirin birinci mısraında betimlenen ve ikinci mısraında sorusu sorulan "yer" için, 50-55 yıl sonra, Yakup Kadrinin "Yaban" romanından esinlenerek yanıt vermek istiyorum.

Pak yürekli, konuksever, candan duygulu insanlar vardı çocukluğumun geçtiği yerde. Zenginin kapısı fakire açıktı ve gurbet yolları sonunda mutlaka sıcak bir yurda ulaşırdı. Tüm canlıları ve doğayı, hilesiz severdi orada yaşayanlar. Oranın taşı a
rkadaş, toprağı dosttu. Çekilen sefaletin, yoksulluğun derecesi hepimizce malumdu; fakat o maddi yoksulluğun içerisinde, her birimiz birer manevi varlıktık. Orası Anadolu’ydu, orası benim köyümdü, orası KÖŞEKTAŞ’TI. 



Yorumlar - Yorum Yaz
Kitap Tanıtım Köşesi


Milliyetçilik:
Türkiye'nin Çıkmazı

“Erdoğan Aydın, bugün Türkiye’nin en çok ihtiyaç duyduğu bir etkinliğe çağırıyor okuru: Düşünmeye! Rehberlik ediyor üstelik.”


Milliyetçilikle dünyayı ve insanlığı sürekli savaş gerilimine sokmaktan başka bir şey yapılamayacağı bir yana; ülkenin sorunlarına da çözüm üretilemez!

Modernçağ tarihinin de gösterdiği gibi milliyetçilik; insanlığa, ortaçağdaki dinsel ideolojilerle kıyaslanacak denli büyük felaketler getirmiştir. Bütün savaşlar, artan silahlanma, eğitim, sağlık ve kalkınma bütçelerinin kısılması, hep milliyetçilikle meşrulaştırılmıştır. Dahası; insanı ve haklarını, dinin yerini alan yeni bir kolektif kimlikle ezmenin ve burjuvazinin çıkarlarına feda etmenin aracı olmuştur.

Sorunlarımızı görüp aşmamızı sağlayacak demokratik sağduyumuzu elimizden alıp, bizi öteki inanç ve halklara düşman etmekte din nasıl olumsuz bir misyon görmüşse, milliyetçilik de modern koşullarda aynı misyonu görmektedir.

Bu bağlamda devlet kendi halkına, sürekli olarak "davulcuya kaçabilecek kız" muamelesini reva görmektedir.

Özetle bu kitapta, milliyetçiliğin -ve yanısıra dinin- halkın kontrolü, tektipleştirilmesi ve haklarının unutturulması için nasıl temel bir ideolojik araç olarak kullanıldığı gösterilmektedir.

Kitap, kâh tarihe gidip, kâh günümüzde tartışılan sorunlara gelerek, milliyetçilikle şekillendirilmiş Türkiye’nin öyküsünü anlatıyor.

“Egemenliğin “kayıtsız şartsız millete ait” olduğunu haykıran egemen söylemin ardında, gerçekte “milletin” nasıl güdülüp kontrol altında tutulduğu yatıyor. “Halkını ve ülkesini sevmek” sanısının aksine, milliyetçiliğin hak ve özgürlüklerimizden uzaklaştırılmamıza hizmet eden bir egemenlik ideolojisi olduğunu da açıkça ortaya koyuyor.

Füsun Akatlı

Milliyetçilik: Türkiye'nin Çıkmazı

Erdoğan Aydın.

ISBN: 9789750406355