Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi3
Bugün Toplam86
Toplam Ziyaret840502
Kurtuluş Savaşı Gazileri

Halepçi Mustafa
Celalettin Ölgün

Bu metin, Kurtuluş Savaşı gazisi Mustafa Bozkurt’un—nam-ı diğer Halepçi Mustafa’nın—köy belleğinde bıraktığı derin izleri kayıt altına alan kısa ama yoğun bir tanıklıktır. Anlatı, yalnızca bir gazinin yaşam öyküsünü aktarmakla kalmaz; savaşın yoksulluğunu ve insan ruhunda açtığı yaraları sözlü kültürün taşıyıcı ritmiyle günümüze ulaştırır. Metin aynı zamanda, geçmişin emeğini ve fedakârlığını unutan bugünün duyarsızlığına karşı sessiz bir uyarı niteliği taşır.

kosektas.net

Neden ya da neye göre verdilerse, “Halepçi” takma adıyla anılırdı. Kurtuluş Savaşı gazisiydi. Bulunduğu ortamda harp, savaş konusu açılmaya görsün; askere alındığı günden başlayarak, topçu neferi olarak katıldığı Sakarya Meydan Muharebesi’nde Çaldağı’nı, Mangaltepe’yi; Dumlupınar Meydan Muharebesi’nde Tınaztepe’yi, Kalecik Sivrisi’ni, Çiğiltepe’yi; toplarla dövdükleri diğer tepeleri, geçtikleri köyleri, o köylerde aç, sefil, perişan ve korkmuş insanların elinden içtikleri suyu; onbaşıdan paşaya kadar tüm komutanlarını; falan yerli, falan tevellütlü, falan oğlu diye tüm silah arkadaşlarını en ince ayrıntılarına kadar anlatırdı.

İstiklal Madalyası vardı. Savaş sırasında açlıktan at pisliğinin içinden arpa tanesi seçip yıkayıp yiyenleri; bulduğu atılmış çarık parçasını ateşte közleyip yemeye çalışan askerin elinden bir başkasının çarpıp kaçışını, gözleri dola dola, sıkıntıları yeniden yaşıyormuş, düşmanı yeniden karşısında görüyormuş gibi coşkuyla anlatırdı. Dinleyenleri de duygulandırırdı.

Sağ olsa da, bu yurdu hazır bulduklarını sananlara bir daha anlatsaydı.

Halepçi: Mustafa Bozkurt. Doğumu: 1899 - Ölümü: 1986.

Celalettin Ölgün

Şiirlerle Şenlendik - 5. Bölüm

ŞİİRLERLE ŞENLENDİK - 5. BÖLÜM

"Şiirlerle Şenlendik" adlı yazı dizimizin 5. bölümünü
siz ziyaretçilerimize sunmanın kıvancını yaşıyoruz!
kosektas.net!

Şair Dr. Salim ÇELEBİ

14 Kasım 2014, Cuma

Şiirlerle Şenlendik, 5 - Örümcek ve İpek Böceği

Her 18 Martta:

   Filo filoya dayansa
   Yerler bombayla yansa,
   Siperler kana boyansa
   Çanakkale geçilmez.     

diyerek, Ali Osman Atak’ın ünlü şiirini coşkuyla okur; Cumhuriyetimizin kuruluş yıldönümlerinde, Uluğ Turanlıoğlu’nun “Bu gün” şiiri ile doğayı sevinç ve coşkumuza ortak ederdik.

   BUGÜN

   Durmadan dalgaları şanlı bayrağım,
   Yurdumun en büyük bayramı bugün.
   Ufuklar gül açsın, gülsün toprağım,
   Yurdumun en büyük bayramı bugün.

   Ağaçlar bezensin, dallar süslensin
   Bahçeler donansın, güller süslensin,
   Atanın açtığı yollar süslensin
   Yurdumun en büyük bayramı bugün. 

Tüm köylülerimiz davet edilir, Ulusal Bayramlardaki sevinçlerimizi, ilkokulumuzdaki törenlerle pekiştirirdik. Atatürk, Ulus, Bayrak, hürriyet, bağımsızlık, sevgi, saygı… gibi kavramlar nakış gibi işlenirdi beynimize. Her 10 Kasımda üzüntümüz doruğa çıkar;

   Doktor, doktor kalksana
   Lambaları yaksana,
   Atam ölmüş gidiyor
   Çaresine baksana!  
 

nidalarıyla çaresizliğimizi dile getirirdik. Her çocuk gibi, benim de fantezilerim vardı çocukken. Her akşam, fantezilerimle baş başa kalarak dalardım uykuya: Bana, bir ilkokul öğrencisine, Tanrı tarafından bir isteğimin olup olmadığı sorulur; ben de ömrümü vererek, ATATÜRK'ümüzün yeniden dirilmesini sağlardım... Fantezi işte. Çocukça bir fantezi... Bu güne değin fantezim gerçekleşmemiş olsa da içselleştirdiğim en büyük ve en yüce değer; ATATÜRK'tür ve ölünceye dek bu böyle kalacaktır.

Doğayla içiçeydik; bu bağlamda, şehirde doğan arkadaşlarımıza kıyasla daha şanslıydık: Bağ, bahçe, tarla uğraş alanlarımız; at, eşek, koyun; arkadaş ve dostlarımızdı. Fakat yöremizde bulunmayan bazı hayvanlar vardı ve onları da şiirlerle tanırdık. (Bu şiir ve yazan şair hiçbir yerde bulunamamıştır.)

   ÖRÜMCEK VE İPEK BÖCEĞİ

   Pek kibirli bir örümcek
   Sordu ipek böceğine:
   Bir tek koza yapmak için
   Uğraşıyorsun bir sene.
   Gel de lütfen bak bir bana
   Nasıl ördüm bir gecede
   Bir duvarı baştan sona.
   Buna karşı ipek kurdu
   Örümceğe şunu sordu:
   Evet, doğru söylüyorsun
   Ben koşamam senin kadar,
   Ama söyler misin bana
   Yaptığın iş neye yarar

Günümüzde, örümcek ve ipek böceğinin, maliyeti çok düşük elektronik protezlerin geliştirilmesine yardımcı olabileceği yönünde bilimsel çalışmalar yapılmaktadır. Kopmasından önce, uzunluğunun %30-40’ı kadar gerilebilme özelliği nedeniyle çeliğe benzetilen ve fiber optik kabloların ve biyomedikal cihazların üretiminde rol oynayabileceği düşünülmektedir. Nerden, nereye…



Yorumlar - Yorum Yaz
Köşektaşlı Öğretmenler


Köşektaş’ın Öğretmenleri
Bir Hafızanın İzleri

Bu fotograf, Köşektaş Köyü’nün eğitim tarihine tanıklık eden bir yüzeydir.

Siyah beyaz tonların içinde, bir köyün kaderini değiştiren onlarca yılın emeği, sabrı ve inancı görünür. Bu kare, öğretmenliğin bir meslekten çok daha fazlası olduğunun bir hatırlatmasıdır.

Fotografın merkezinde oturan Yahya Doğan, 1941’den 1977’ye kadar tam 36 yıl boyunca aynı okulda, aynı sınıfta, aynı köyün çocuklarına okuma yazmayı öğretmiştir. Onun ellerinden geçen her çocuk, köyün geleceğine yazılmış bir harf, bir cümle, bir umut olmuştur. Birinci sınıfa başlayan herkesin ilk öğretmeni olmak, bir ömürlük bir bağlılık, bir topluluğa adanmış bir hayat demektir.

Yahya Doğan’ın yüzündeki dinginlik, bu uzun yolculuğun hem yorgunluğunu hem de gururunu taşır. 65 yaşında emekli olduğunda ardında bıraktığı şey yalnızca mezun ettiği öğrenciler değil; Köşektaş’ın hafızasına kazınmış bir eğitim kültürüdür. 1996’da 84 yaşında vefat ettiğinde, köyün belleğinde bir boşluk değil, bir miras bırakmıştır.

Fotografta onun yanında duran Elmas Yavuz ve İbrahim Özdoğan ise bu mirasın sürdürücüleridir. On yılı aşan emekleri, Köşektaş’ın eğitim damarının kesintiye uğramadan akmasını sağlamıştır. Kırsal koşulların zorluğuna rağmen her sabah sınıfa giren, her çocuğun gözünde bir ışık arayan bu iki öğretmen, fotografta sessiz ama güçlü bir duruşla yer alır.

Ve İbrahim Özdoğan...
Bu karede genç, umutlu ve üretken bir öğretmen olarak duran İbrahim Özdoğan’ın hikâyesi ne yazık ki kısa sürmüştür. Amansız bir hastalığa karşı verdiği mücadeleyi kaybederek henüz 34 yaşında hayattan ayrılmıştır. Onun erken gidişi yalnızca bir öğretmenin kaybı değil; Köşektaş’ın eğitim yolculuğunda açılan derin bir yaradır. Öğrencilerinin hafızasında sıcaklığıyla, meslektaşlarının belleğinde çalışkanlığıyla, köyün tarihinde ise yarım kalmış bir umut olarak yaşamaya devam eder.

Ve çocuklar...
Öğretmenlerin kucağında, ellerinde, yanlarında duran bu küçük bedenler, Köşektaş’ın geleceğidir. Onların varlığı, öğretmenliğin yalnızca bilgi aktarmak değil, bir topluluğu büyütmek, bir köyü ayakta tutmak olduğunu hatırlatır.

Arka plandaki ağaçlar, açık alan, kırsal peyzaj — tümü, bu öğretmenlerin çalıştığı koşulları görünür kılar. Büyük kentlerin kalabalığından uzak, imkânların sınırlı olduğu bir yerde eğitim zorlu bir mücadeledir. Bu fotograf, o mücadelenin kanıtıdır.

Bugün bu kareye baktığımızda yalnızca geçmişi hatırlamıyoruz. Aynı zamanda bir borcu da hatırlıyoruz:
Köşektaş’ın öğretmenlerine duyduğumuz vefa borcunu.

Yahya Doğan’ın ömrünü adadığı sınıflar, Elmas Yavuz ve İbrahim Özdoğan’ın sabırla sürdürdüğü emek, köyün her hanesine dokunan bir ışık olmuştur. Bu fotograf, o ışığın hiç sönmediğini, hâlâ köyün belleğinde parladığını gösterir.
Bu yazı, onların hatırasına bir saygı duruşudur.

kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası

Atanma ve Nakil Bilgileri:

🔘 Yahya Doğan
Köşektaşlı olan Yahya Doğan, 1941 yılında Köşektaş Köyü İlkokulu’na eğitmen olarak atanmıştır. Aynı okulda 36 yıl boyunca aralıksız görev yapmış, 1977 yılında 65 yaşında yaş haddinden emekli olmuştur. 1941’den 1977’ye kadar birinci sınıfa başlayan her öğrenci onun eğitiminden geçmiştir. 1996 yılında, 84 yaşında vefat etmiştir.

🔘 Elmas Yavuz
Hacıbektaşlıdır. 1968 yılında Köşektaş Köyü İlkokulu’nda göreve başlamış, 1981 yılında görevinden ayrılmıştır.

🔘 İbrahim Özdoğan
Köşektaşlıdır. 1971 yılında göreve başlamış, on yıl kesintisiz çalıştıktan sonra hastalığı nedeniyle 1981 yılında görevinden ayrılmak zorunda kalmıştır.

Atanma ve nakil bilgileri: Sinan Uçar