• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/Facebook
  • https://www.twitter.com/Twitter
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam162
Toplam Ziyaret881745
Resim Tanıtım Köşesi

Görseldeki figürlerin konumlanışı, dönemin ev içi rollerini ve teknolojik cihazlarla kurulan ilişkileri temsil eden bir mikro-toplumsal düzen sunuyor. Erkek figürün cihazın düğmelerini ayarlamakla meşgul oluşu, teknik müdahale rolünün aile içinde nasıl cinsiyetlendirilmiş bir pratik olarak konumlandığını ima ediyor. Çocuğun kolundaki saate işaret ederek sabırsızlık göstermesi, teknolojik beklentilerin kuşaklar arası farklılaşmasını yansıtıyor. Televizyonun üzerine eğilmiş genç kızın sıkılmış ifadesi, arızanın aile içi zaman akışını kesintiye uğratan bir “bekleme anı” yarattığını gösteriyor.

Arka planda çay servisi hazırlayan kadın figürü ise, ev içi bakım emeğinin sürekliliğini temsil ediyor; teknik aksaklık karşısında bile gündelik ritüellerin devam ettiğini vurguluyor. Televizyonun etrafında toplanmış bu küçük topluluk, erken medya teknolojilerinin yalnızca bir eğlence aracı değil, aynı zamanda aile içi etkileşimi biçimlendiren bir sosyalleşme odağı olduğunu ortaya koyar.

Bu bağlamda sahne, “televizyon tamiri”nin yalnızca teknik bir müdahale değil, aynı zamanda aile üyelerinin rollerini, beklentilerini ve ortak deneyimlerini yeniden üreten kültürel bir pratik olduğunu gösteren tipik bir Kurt Ard anlatısı niteliği taşıyor.

kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası

Şiirlerle Şenlendik - 4. Bölüm

ŞİİRLERLE ŞENLENDİK - 4. BÖLÜM

"Şiirlerle Şenlendik" adlı yazı dizimizin 4. bölümünü
siz ziyaretçilerimize sunmanın kıvancını yaşıyoruz!
kosektas.net!

Şair Dr. Salim ÇELEBİ

7 Kasım 2014, Cuma

Şiirlerle Şenlendik, 4 - Çocuktum, Ufacıktım

 ALAGEYİK

Çocuktum ufacıktım
Top oynadım acıktım.
Buldum yerde bir erik
Kaptı bir alageyik.

Geyik kaçtı ormana
Bindim bir akdoğana.
Doğan yolu şaşırdı
Kaf dağından aşırdı.

Dedim Turan Meleği
Türkün yüce dileği.
Yüz milyon Türk bu anda
Seni bekler Turanda.

Çok uzun olduğu için, başından ve ortasından bir kısmını yazabildiğim Ziya Gökalp’ın “Ala Geyik” adlı bu şiiri, ilk ezberlediğimiz şiirlerdendi. Şiirde, Türklerin Orta Asya’dan Anadolu’ya gelişleri, hayali bir şekilde ve masalımsı olarak anlatılmaktaydı.

Şiirde, hayatta hiçbir zaman rastlamayacağımız semboller mevcuttu: Devler, Cinler, Periler, yürüyen kesik başlar… Şiir, “Büyük Turan Ülküsü” mesajı vermekteydi.

Şiirde geçen Dev, Cin, Peri gibi soyut kavramlar; korkutup, ürkütürdü bizleri. Oysaki bizler, Anadolu’nun göbeğinde, iki sınıfı bir derslikte okuyan, her sabah nöbetleşe olarak sınıfların ısınabilmesi amacıyla, okula tezek ve kerme taşıyan yoksul ailelerin mini minnacık çocuklarıydık.

Anne ve babalarımız; bizi büyütmek ve can derdindeydi, can derdinde. Minnettardık onlara. Sevgimizi ne kadar da güzel ifade ediyordu aşağıdaki şiir: Bizim çocukça sözlerimizle, yalın, içtenlikli...

Çocukça yani. Çocukları büyükler anlar, ama çocukları en iyi, arkadaşı olan diğer çocuklar anlar: Özel koşulları farklı olsa da temel amaçları öğrenerek büyümek olan diğer çocuklar.

Büyümekte olduğu süreçte, yarınları için kaygılıdır her çocuk. Kendisini güvenerek teslim edeceği iki birey vardır: Annesi ve babası. Bu nedenle, bazen duygularımızı ifade etmekte zorluk çeksek de içimizden geçenleri yansıtıyordu aşağıdaki dörtlükler.

Not: Bu şiiri yazan şairi, yoğun ve ısrarlı aramalarıma rağmen bulamadım. Bilen var ve bildirirse, sevinirim.

ANNEM VE BABAM

Yüreğimin en derin
Köşesinde adınız,
En güzel şekerlerin
Şekeridir tadınız.

Her sabah erken erken
Sizler beni öperken,
Neler düşünürüm ben
İçimi anlasanız.

Bilirim için için
Yorulduğunuz için,
Beni büyütmek için
Uykulardan kaldınız.

Annem babam yanımda
Sevgileri kanımda,
Bana her zamanımda
Hayat verir adınız. 




Kitap Tanıtım Köşesi


Milliyetçilik:
Türkiye'nin Çıkmazı

“Erdoğan Aydın, bugün Türkiye’nin en çok ihtiyaç duyduğu bir etkinliğe çağırıyor okuru: Düşünmeye! Rehberlik ediyor üstelik.”


Milliyetçilikle dünyayı ve insanlığı sürekli savaş gerilimine sokmaktan başka bir şey yapılamayacağı bir yana; ülkenin sorunlarına da çözüm üretilemez!

Modernçağ tarihinin de gösterdiği gibi milliyetçilik; insanlığa, ortaçağdaki dinsel ideolojilerle kıyaslanacak denli büyük felaketler getirmiştir. Bütün savaşlar, artan silahlanma, eğitim, sağlık ve kalkınma bütçelerinin kısılması, hep milliyetçilikle meşrulaştırılmıştır. Dahası; insanı ve haklarını, dinin yerini alan yeni bir kolektif kimlikle ezmenin ve burjuvazinin çıkarlarına feda etmenin aracı olmuştur.

Sorunlarımızı görüp aşmamızı sağlayacak demokratik sağduyumuzu elimizden alıp, bizi öteki inanç ve halklara düşman etmekte din nasıl olumsuz bir misyon görmüşse, milliyetçilik de modern koşullarda aynı misyonu görmektedir.

Bu bağlamda devlet kendi halkına, sürekli olarak "davulcuya kaçabilecek kız" muamelesini reva görmektedir.

Özetle bu kitapta, milliyetçiliğin -ve yanısıra dinin- halkın kontrolü, tektipleştirilmesi ve haklarının unutturulması için nasıl temel bir ideolojik araç olarak kullanıldığı gösterilmektedir.

Kitap, kâh tarihe gidip, kâh günümüzde tartışılan sorunlara gelerek, milliyetçilikle şekillendirilmiş Türkiye’nin öyküsünü anlatıyor.

“Egemenliğin “kayıtsız şartsız millete ait” olduğunu haykıran egemen söylemin ardında, gerçekte “milletin” nasıl güdülüp kontrol altında tutulduğu yatıyor. “Halkını ve ülkesini sevmek” sanısının aksine, milliyetçiliğin hak ve özgürlüklerimizden uzaklaştırılmamıza hizmet eden bir egemenlik ideolojisi olduğunu da açıkça ortaya koyuyor.

Füsun Akatlı

Milliyetçilik: Türkiye'nin Çıkmazı

Erdoğan Aydın.

ISBN: 9789750406355