Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam69
Toplam Ziyaret579295
Şiir Tanıtım Köşesi

Das Gespräch (Sohbet), 1982
Fotograf: Mehmet Ünal


Marta

Bak, Marta!
Bak, işte sevgili kadını bu toprakların
Bak işte yazıyor burada
Bir milyon insanımız yurtdışında şimdi şu anda
Bir milyon insanımız sıra bekliyor
Dilekçe yazdırıyor bir milyonumuz
Yazdırmayı düşünüyor bir milyonumuz da...

Bak, Marta
Bak, işte
Yazıyor burada
Sen savaşı bitirdin ama ‘45’te
Benim savaş bitmedi
Sen kaldın ölülerin ve yıkıntılarınla başbaşa
Şu başının içi ışık
Ben kaldım ölülerim ve yıkıntılarımla başbaşa
Korkunç bir ışıksızlık
Şu kafamın içi benim
Karmakarışık...

Sevmemek mümkün değil şu hızlı trenlerini Almanya’nın
Yıldız gibi akıp gidiyorlar bu karışıklıkta
Bu ne kadar çok fabrika
Bu ne kadar demiryolu
Bu ne kadar otoban
Bu ne kadar araba
Bu ne kadar direk köprü kemer orman su geçit
Bu ne kadar demir kömür beton petrol ve işçi
Bu ne kadar yabancı
Bu ne kadar hız
Bu ne kadar...

Ah bilsem de Almanca’yı
Çatır çatır sorsam şu Almanlardan
Nasıl çıktı bu Krup
Nasıl çıktı bu Engels
Marks’ı siz mi yetiştirdiniz?

Hasan Hüseyin Korkmazgil,
Koçero Vatan Şiiri 

 

Hastamın Öğretmeni -5- Yaşasın Google

Hastamın Öğretmeni
 
 
 
5 - YAŞASIN GOOGLE

Ferihan Hanım gülümsüyor, “Nahit Bey değil, Nahit Hanım,” diyor gözlerimin içine bakarak. “Edebiyat dersimize girerdi Nahitçiğim.”

“Soyadını anımsıyor musunuz?”

“Aa! Söylemedim mi? Tendar. Nahit Tendar.”

“Nahit” isminin, bir hanım ismi olarak karşıma çıkması biraz tuhafıma gitse de ilgimi çekiyor ve tanımak istiyorum Nahit Hanımı.

Alelacele koşuyorum eve. İnternet zaten açık. “ Yaşasın Google!”  diyerek aramaya başlıyorum Nahit Tendar’ı.

İlk aramamda, “Osmanlıca Okuma anahtarı” ve “Çocuklara Psikolojik Yardım” adlı iki kitabın yazarı olduğunu öğreniyorum. Moralim biraz bozulmuşken, “Nahit Tendar” ve “Nahit Hanım” isimlerinin aynı anlama geldiğini öğreniyor ve yeniden arıyorum.

Başta Zeynep Oralın yaptığı röportaj olmak üzere, “Nahit Hanım” hakkında birçok farklı kaynaktan bilgiler ediniyorum ve bunların çıktılarını alarak koşuyorum öğrencisi Ferihan Hanıma.

“Size Nahit Hanım hakkında epeyce bilgi getirdim,” diyorum masaya otururken.

“Yaşıyor mu?” sözcüğü zar zor çıkıyor ağzından.

“Maalesef! 2002 yılında vefat etmiş Nahit Hanım.”

Masanın üzerinden aldığı kâğıt mendille gözlerini silerken, “Ah Nahitçiğim,” diyebiliyor sadece.

“Çok değil, 10 yıl olmuş vefat edeli. İstanbul’da yaşıyormuş.”

“Keşke o defteri daha önce bulmuş olsaydım!”

“Nahit Hanım yaşıyor olsaydı İstanbul’a gider miydiniz?”

“Koşa koşa. Siz, beni götürürdünüz.”

“Memnuniyetle götürürdüm. 1940’lı yıllarda size öğretmenlik yapmış, günümüz Türk Edebiyatçılarıyla bu kadar iç içe yaşamış saygın bir insanı kim tanımak istemez ki? Tanıyamamak büyük bir şanssızlık.”

 


          
 

 


Yorumlar - Yorum Yaz
Nankörlük ve Zekâ
 Nankörlük ve Zekâ
 
Nankörün kelime anlamı, kendisine yapılan iyiliğin değerini bilemez veya yapılan iyiliği çabuk unutan, olarak açıklanır.

Değer; kıymete yaraşır, değerli, zahmete yarar, önemli, zahmetin emeğin karşılığı, taşıdığı yüksek niteliklerin topluca ifadesi, biçilen kıymet.

Nankörlük, yapılan iyiliği unutma hali, güçsüzlük, zavallılık, zayıflık, kısırlık.

Konuyla ilgili olarak, zekâ durumlarından dolayı hayvanlar gelir akla. Özellikle kedi, nedense nankör bir hayvan bilinir. Kucağınıza alırsınız, okşar seversiniz, karnını doyurursunuz, bir de bakarsınız ki, hafif kızınca, tüm iyilikler unutulmuş ve tırnaklarını elinize yüzünüze oturtmuş.

İyilik yaptığınız insanın tırnağı, kalbinize oturur. Kedi tırnağı, elinize, yüzünüze. Kedi tırnağı kalbinizi nasıl görsün. Kedi çiziği bir gün gelir, geçer gider. Ya, kalbe oturan tırnak? silinir mi?

Kedi ile haşır neşir olan insanların da , ‘Hayır, kedi asla nankör değildir, nankör olan insandır.’ dediklerine tanık oluruz.

Hayvanların zekâlarının olmadığından ve nankörlüğünden bahsederken, köpek ile at’a haksızlık etmemek gerekir. At konusu, hemen hemen herkesin birşeyler işittiği, birşeyler bildiği , tanık ve gözlemleri olduğu ayrı bir husustur Bunu bilenler atı kesinlikle ayrı tutarlar.

Galiba, Goethe, “Nankörlük güçsüz insanların işi”, demiş. Önce güçlü insan anlamı üzerinde duracak olursak, güçlü insan tanımı ile ne anlaşılır? Yoruma açık olmasına rağmen güçlü, etli butlu babayiğit olmasa gerek. Böyle bir insanın iyilik bilirllik veya nankörlükle ilgisi olamaz.

Peki, buradaki güçlü insan, paralı pullu insan olabilir mi? Sanmam. Nice paralı pullu insan var ki, el çizme şöyle dursun gözünü oyar iyilik bulduğu adamın.
Geriye ne kalıyor? Ne kalacak akıl fukaralığı, yani beyinsizlik, yani iyiliğin bağlantısını kuramama. Öyle olunca da iyilik yapana nankörlük. Fillerin, timsahların, ayıların, aslanların, kaplanların bakıcılarına yaptıklarını televizyon haberlerinde görüyor, işitiyoruz.

Oysa birikimli, donanımlı, zeki insan yapılan iyiliği unutur mu? İyilikle, yaşam arasında bağlantı kurar. Yaşamına ve iç dünyasına katkılarını sorgular, düşünür ve bağlantılarını bulur.

“İyiliğin değerini bilme.” mutluluk zamanı gibidir. Akıllı insan, mutlu olduğu zamanı veya zamanları unutur mu? İyilik yapana karşı, hiç değilse kötülük düşünmez. Diyet borcu olarak da kabul etmez onu. İyilik, aklının bir köşesinde kalır, zamanı gelince ortaya çıkar ve karşısındakini mutlu eder.

Hüseyin Seyfi