Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam35
Toplam Ziyaret520670
Din ve İnanç

 Deli dervişlerin zikri gibi her Cuma tekrarlanan “Cumanız mübarek olsun” ritüeli, yobazların hayal dünyalarından damıtılmış bir slogandan başka bir şey değildir! Bu yüzden, bu ve benzeri çağrılara rağbet etmeyelim!

Din simsarları, son yıllarda, günleri, hatta ayları birbirinden ayırmaya başladılar. Olay ve gelişmeleri kendi akıllarıyla yorumlayabilme yeteneğinden yoksun yobazların bu oyununa gelmeyelim!

“Cumanız mübarek olsun” ve benzeri ritüellerin, dinle ve inançla bir bağlantısı yoktur! Tamamen uydurma olan ve dinin gereğiymiş gibi inananlara şırınga edilmeye çalışılan bu yeni hitap ve kutlama geleneği, aslında kutsal inanca yapılan bir yakıştırmadan başka bir şey değildir!

Din de, inanç da hayatımızda var ve onları söküp atamayız; ancak onların bu tür uydurma ve yakıştırmalarla yozlaştırılmalarına da göz yumamalıyız!

Sakın ola bu oyuna gelmeyin, körinanca asla fırsat vermeyin!

Görmek istiyorsanız önünüzü, değerlerle bulunuz yönünüzü!

kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası

Köşektaş Çobanlama

 Kuddusi Şen'in çekmiş olduğu 3 ayrı fotografın birleştirilmesiyle elde edilmiş bir Köşektaş fotografı

Kuddusi Şen'in, 2000'li yılların başında, çekmiş olduğu üç ayrı fotografın birleştirilmeleriyle elde edilmiş bir Köşektaş fotografıdır.
kosektas.net

KÖŞEKTAŞ PASTORALİ

Şair Dr. Salim ÇELEBİ

İnsanın bir zamanlar doğup büyüdüğü yere sevdalanmasının da bir bedeli olsa gerek. En azından o yer ve yöresine yaraşır bir şiir veya yazılar yazması, veya o yer ve yöresini görselleyen fotograflar çekmesi, veyahutta o yer ve yöresine ait bir efsaneyi, yazıya yansıttıktan sonra, kendine has bir hünerle de süsleyip püslemesi gibi...

Köşektaşlı Şair Dr. Salim Çelebi, çoğumuzun hayatının baharını yaşadığı Köşektaş ve Yöresi‘ni, kendine özgü biçem, berrak ve kıvrak dili ile, destansı bir şiirle anlatmış. Baştan sona Köşektaş kokan bu şiiri okudukça,  Köşektaş ve Yöresi'nin akla fikre sığmaz bir güzellikler dünyası olduğunu algılamanız, daha da keskinleşiyor...

Alın size; taşı tozu toprağı, çiğdemi çalığı çiçeği, yiyeceği içeceği yakacağı, balı şekeri kaymağı, buğdayı bulguru hediği, işi gücü ırgatlığı, baharı yazı sıcağı, kışı ayazı soğuğu, varlığı yokluğu kıtlığı; aydınlık yüzlü insanları, özlem ve aşk dolu türküleri ile çok etraflı bir Köşektaş pastorali...

Şu an bu satırların yazılmasına neden olan şiiri, Köşektaş`ı, bize kazandıran şair Dr. Salim Çelebi’ye, sitemize kattığı renklilikten dolayı çok teşekkür ediyor, şiir alanındaki başarılarının devamını diliyoruz! kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası
Bilgi: Bu şiirin 10 ayrı nüshası, yaşamlarını dünyamızın değişik bölgelerinde bilgisayar ve İnternet ortamından yoksun olarak sürdürmekte olan  köylülerimize posta kanalıyla ulaştırılmıştır. kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası 

Şair Dr. Salim ÇELEBİ

Çabalama, sen bilemezsin sevgili!

Suçun değil senin, yaşamadın ki oralarda bilebilesin;
iyisi mi okuma sen bu şiiri!
Tuhaf gelir sana ilk kez duyacağın sözcükler,
okuyacakların senin sözlüğünde yok ki!
Otobüste gördün seyahat ederken belki
belki de TV de seyrettin
ama varlığını hissetmedin, hissettirdin!
Sen bilemezsin sevgili,
içi kerpiç, dışı taş
ve kalınlığı yarım kulaçtır evlerin duvarlarının:
Yağız atların kişnediği “Han Duvarları” gibi!
Üstü çatısız
odalarının çoğu kapısız
ve tüm sokakları
doğadan alır sağlamlığını:Toz, toprak ve taş.
Bolluk ve bereketin adıdır
doğduğum köyüm, Köşektaş:
Anadolu’nun, ana dolu köylerinden biri...
Sen anlayamazsın sevgili,
hayran olduğun papatyaların en gözdesi
gülümseyerek göz kırpar,
menekşelerin en moru açar
ve kuzu güdülür kırlarında çiğdem ve çalık toplayarak
üstelik de çıkın belde ve yalınayak!
Her bahar akşamı
sevinçle karşılar köye yaklaşan sürüyü çocuklar
ve kucakta taşınır yeni doğmuş kuzular.
Müjdelenir,
fakat yoktur ki versin kuzu sahibi para:
Birkaç yumurta
veya buğday alınır bir urupla:
Toka, firkete veya sakız alır müjdeyi veren kız;
şeker, bisküvi veya balon alır oğlan...
“Garip” denir yabancıya,
korunur, gözetlenir;
garipleri vardır uzaklarda
hasret çekilir Almancıya!
Kış gelir, köşger gelir;
okuntu gelir, köçek gelir;
bahar gelir, nalbant gelir.
Kunnar atlar
karabaş kuzular otlar
yayılır davar
ballanır arılar
ve koşulur tay.
Yazın bir başkadır kışın bin başka!
Töngü yapılır kurumuş yoncadan,
ekinler gelmiştir artık aşka
özenle bilenir; bıçak, orak, tırpan.
Baharla şaha kalkar tabiat.
Firik ütülür, fiy toplanır;
kangal ve kenger toplanır
ve gelinciklerle süslenir keliler.
Yağmazsa yağmur ve başlarsa kıtlık
inan ki onlar da en az senin kadar öfkelenirler.
Önce açılır bağdaki her bir çubuğun gözü
sonra bellenir boydan boya;
sevgili,
yiyebilmek için üzümü doya doya
örnek almak zorundadır herkes birbirini.
Erotiktir
her akşam taşsız külle ve özenle yıkanır lamba şişesi
ve her zaman konuklara ayrılır
odaların en baş köşesi.
Adıyla çağrılır her bir koyun, tavuk, inek;
yedi renge boyanır koçlar
ve öküz koşulur kağnıya, arabaya at veya eşek.
Evrilir, çevrilir, yoğrulur emek:
Tarlada yığın
meydanda düğün
koyunda yün
ve sofrada öğün olur.
Yaba elde
tınaz savrulur hafif esen yelde,
bir yanda “ceç” bir yanda saman;
kaşınır ve “el aman” der samanı tırmıkla toplayan!
Şayet samanın çoksa ve koyacak yerin yoksa
tek çözümü vardır bunun, loda:
Konik konik
ve üstü toprakla örtük
saman dolu yan yana onlarca oda!
Kış bastırmadan
çorak getirilir at arabasıyla ta yirmi beş kilometre öteden,
serilir dama; lolanır
ve tek tek temizlenir damdaki her bir çörten.
Hayret etme sevgili,
malamat olmamak için konu komşuya
çok çalışmalıdır herkes “birbiri gibi!”
Otuz yıl kadar önce
iki ilkokulu ve bir de ortaokulu vardı
ve her sabah öğrenciler okula
koltuk altlarında kitap ve kerme taşırlardı.
Tezek değil, kerme götürülürdü okula:
Büyükbaş hayvanların doğal dışkısıdır tezek
ve yazıda
sürünün otladığı yerlerden toplanır tek tek.
Oysa büyük başların dışkısından yapılır kerme
ve taşınarak ahırdan geçgereyle; kurtulur, sobada yakılır.
Mıh derler koyun ve keçininkine;
samanla karıştırılır, saçma olur ve tandırı ısıtır:
Yufka, kömbe, bazlama yapılır...
İnan ki sevgili,
ölene dek damağında kalırdı
keşke sen de benim gibi yiyebilseydin giliği!
Şıralarla dolup taşar teştler,
bağ bozumudur mevsim
harlanır ocakta ateşler;
kavuştuğu toprakla
kaynar, pişer ve pekmezleşir şıra.
Sızgıt veya tike denir kavrulmuş ete
ve saklanır, kışın yenir
muhtaç olmamak için muhannete,
bildiğin gibi değil
çok lezizdir sızgıt, çabuk tükenir.
Dam başında
kaymak kurutulur sinilerde, tarhana sapta;
ne getireceği belli olmaz kışın
yokken hiç hesapta
aç ve açıkta kalabilir horanta!
Aylarca sürer kışa hazırlık,
hedik olur kazanda kaynatılan buğday
ve didik didik dövülür sokuda:
Dört delikanlı
karşılıklı ve hep aynı sırayla savururlar tokmağı:
Zedelenir buğday taneleri;
düğürcük olur, bulgur olur, aş olur.
Önce, taşından tek tek temizlenir dövülen hedik
ve sonra da kepeği savrulur.
Her gece
imece düzenler farklı bir evde
ve bulgur çeker genç kızlar:
Ezerler minik iki değirmen taşı arasında hediği,
imeceyle bulgur çekme; önemli günlerdendir
yeni yetmelerin dört gözle beklediği!
Türküler yakılır, mâniler söylenir
ve “kele kız...”la başlayan
deyişlerle
“siniye koyulur” birbirini seven kız ve oğlan:
İlan edilir aşkları
ve kem gözle bakamaz artık o kıza başkaları.
Bahar beklenir kışın
ve heyket anlatır yaşlılar tandır başında:
Isınmak için sımsıkı sarılır dinleyenler tatlığa
çünkü daha aylar vardır
“kör olasıca” dört gözle beklenen ırgatlığa!
Damla damla damıtılır torbada yoğurt
ve yayıkla ayranlaşır,
bağlanmıştır ağzı
zarar veremez yitik hayvanlara kurt.
Bizim orda da baş bağlanır:
Sıkma baş, sarkma baş, takma baş değildir yapılan:
Hani sever de birbirini
tutkudan
közlenir ya kız ve oğlan,
sözlenir ve imlenirler işte.
Ya yaşı küçüktür
ya askere gidecektir
ya da yoktur başlık parası.
Aynayla işaretleşir
ve şavkıyla dertleşir başı bağlılar.
Canın yongasıdır, yiterse mal
dedim ya kurt ağzı bağlanır!
Un öğütülür çuval çuval, ağzı bağlanır.
Mahsulle doldurulur haral, ağzı bağlanır.
Doğurur mal, ağız yenir ve ağızlar ballanır...
Saya donatılır kış ortasında:
Bolluk ve değişim simgelenir, kovulur kötü ruhlar!
Atalarımız söylüyorlar, kökeni sayanın
bin yıl önceki stepleriymiş Orta Asya’nın:
Göç, göçebe, atlar ve kımız.
İlerici, çağdaş ve demokrattır köy halkımız:
Emekle yoğrulur
emeği savunur
emek için savrulur!
Yıllardır süregelen bir töresidir her iki köyün
ve güç gösterisidir gençlerin:
Farklılaşılır bayramda
ve taşlaşılır Kızılağılla!
Komşudur her iki köy,
hem “herikli”’dir oymakları
hem de çarıklıdır ayakları.
Türküler yakılır; özlem dolu, aşk dolu:
“Bir başkadır çeşmesinin su sesi,
Sağ elinde cıngıl, solda helkesi.
Salınması sarhoş eder herkesi,
Ufkunda gül açar her dem KÖŞEKTAŞ.”


Yorumlar - Yorum Yaz


Şiir Tanıtım Köşesi



...Uzakçıl - Ruhi Su...

Hasan Hüseyin
Korkmazgil

Türk şiirinin devi Hasan Hüseyin Korkmazgil'in yazıp, Türk Halk Müziği'nin belleklerden silinmeyen sanatçısı Ruhi Su'nun seslendirmiş olduğu Uzakçıl adlı seçkin eseri siz ziyaretçilerimizle paylaşmaktan kıvanç duyarız!

kosektas.net

Neden böyle uzak uzak, neden böyle uzakçıl, işte hastan burada

acımaksa işte burda, sevmekse işte burda, neden uzak ey uzakçıl?

nedir sende bu tutkunluk, uzaklarda cançekişen bir sarıya akacak

ağlamaksa işte burda, sarıysa işte sarı, neden uzak ey uzakçıl?

mavi mi istiyorsun, yeşil mi kırmızı mı pembe mi mor mu, yak artık şu ışığı

tutunmaksa işte burda, kül olmaksa işte ateş, neden uzak ey uzakçıl?

bırakıp neden böyle, neden böyle bu yakını, elinin gölgesindeki

gitmek mi sanıyorsun sen yoksa güzelliği, neden böyle uzak ey uzakçıl?

ah n'olurdu bilebilsek, gitmek denen o yorulmaz kuş nedir

hüzünse büyük gitmek, sen bir hüzün ülkesisin neden uzak ey uzakçıl?

sevmekse uzak gitmek, attın bütün köprüleri, gemilerse yaktın çoktan

bak yiğitsen şu küllere, avcundaki şu küllere, neden uzak ey uzakçıl?

pencere bir gitmektir, öfke bir başka gitmek, silah sesi başka gitmek

batıp batıp çıktıkça dalgalarda, halka halka döner başında karanlıklar, neden uzak ey uzakçıl?

kim sevmiş ölümün sarı sırtlak yüzünü, sevilen yalnızca ölmeyi istemektir
uzaklarda aramaksa, bil ki nefret yanlızlığı, neden uzak ey uzakçıl?

içki hızlı bir gitmektir, delirmekse çok çok hızlı bir gitmek

herkes kendi yörüngesinde bir küçücük kırık çizgi, neden uzak ey uzakçıl?

özlemekse özlediğin, belki kanat sesidir o, düşsel bir albatrosun

gitmek bir çin şarkısıdır, ağaçsız bir ağaçta bir pembe çiçek, neden uzak ey uzakçıl?

küçük kuşlar işledim gel, gel işte bak mavilerden astım güllü perdeleri duvarlarıma

yeni döndüm yıldızlardan, birazdan balıktayım, neden uzak ey uzakçıl?

tüfeğim sıcak daha, kurdumsa can çekişiyor ürkek kuytuda, boğazım kuru

birazdan resim de yapacağım, ellerimi kurulayıp marşlara, neden uzak ey uzakçıl?

bu benim son turuncum, bu sonuncu turuncuyu kötü kullanacağım

ey postacı getir artık, getir yazılmamış mektuplarımı, ben artık onlardayım

ey gürültü kop artık, ey kampana çal artık, bitti uzaklık

hastası dizlerinde, özlemi gözlerinde, çoktan öldü uzakçıl

dolaşan belki bir güz yelidir
bırakılmış bu kentin sokaklarında...