Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam32
Toplam Ziyaret704815
Yaren Leylek Geldi


Yaren Leylek'in geçen yıllara nazaran bu yıl erken gelmesi dikkat çekti.

Bursa'nın Karacabey ilçesinde, Uluabat Gölü'nün kıyısındaki kırsal Eskikaraağaç Mahallesi'nin simgesi "Yaren Leylek", on üçüncü kez gelerek, balıkçı Adem Yılmaz'ın teknesindeki yerini aldı.

Masalsı Hikâyenin Baş Aktörü Yaren Leylek, Artık Bir Tık Uzağınızda:

Avrupa leylek köyleri ağının Türkiye’deki tek temsilcisi olan köyümüz Eskikaraağaç'ın adını dünyaya duyuran bir dostluk hikayesine birlikte tanıklık ediyoruz.

Samimi halleriyle gönüllerde taht kuran ve dostluğun tür tanımadığını insanlığa yeniden gösteren Adem Amca ile Yaren Leylek’in masalsı hikayesi, tüm güzelliğiyle yaşanmaya devam ediyor.

Belediyemizin de katkıları ile köyümüz Eskikarağaç, özellikle son yıllarda sosyal ve kültürel faaliyetler açısından turizmden hak ettiği payı almaya başlarken, biz hem doğadaki zorlukları göstermek hem de insanlara evlerinde bir nebze de olsa farklı aktivite sunmak adına Yaren Leylek’in yuvasına yakın bir konuma kamera koyduk.

Sizden gelen yoğun talep doğrultusunda Yaren Leylek ve ailesine hiçbir şekilde müdahale etmeden gerçekleştirdiğimiz bu çalışma ile adeta "La Fontaine Masalı"nı andıran hikayemizin baş aktörünü, özel hazırladığımız www.yarenleylek.com sitesi üzerinden, 7/24 canlı olarak takip edebileceksiniz. 

Ali ÖZKAN, 

Karacabey Belediye Başkanı

Fotograf destekçimiz Özcan Antike tarafından Nisan 2009'da çekilmiş bir Göllüpınar fotografı.
GÖLLÜPINAR
 Lütfullah Çetin

      Göllüpınarın taşına
             Bulgur serilir başına
                    Kimseler unutturamaz
                          Uğraşmasın boşuna...

                                           Soğuk suyun akışı
                                                   Serçelerin ötüşü
                                                         Gökyüzünde şenlikti
                                                              Leyleklerin uçuşu...

Hemen hemen yarım asıra yakın bir dönem ayrı kalmış olmasına rağmen, Göllüpınar ve etrafına olan sevgi bağını koparmamış olan Hayati Akdemir’e, çocukluk yıllarına ait anı ve hatıralarını, belirgin bir ruh yapısıyla yazıya yansıtıp, kendi çektiği iki fotograf ve kendi yazdığı ölçülü biçili bir şiirle de süslediği için çok teşekkür ederiz! kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası


ÇOCUKLUĞUMUN GÖLLÜPINARI

 
Hayati Akdemir

Söylemek bile gereksiz. Yaşam için su, oksijenden sonra gelen, vazgeçilmesi imkansız bir maddedir. Temizlik ve arınmak için ise suyun önem ve vazgeçilmezliği anlatmakla bitmez.

Çocukluğumu yaşadığım yıllarda Köşektaş’ta su ihtiyacı, günümüzdeki gibi evlerdeki musluklardan akan suyla değil, çeşmelerden akan ve tüm köy halkının ortaklaşa kullandığı suyla giderilirdi. O yıllarda köy yerinde çeşme demek; hayat demek, şenlik demek, kalabalık demekti. İnsanlar, çeşmelerden akan suyla tüm ihtiyaçlarını giderdikleri gibi, zamanlarının büyük bir bölümünü de çeşme başında ve çevresinde geçirirlerdi...

Köyümüzün sol alt başında yeralan Göllüpınar, vaktiyle çok sayıda kavak, söğüt ve iğde ağaçları, envayi çeşit hayvan türü, temiz ve buz gibi soğuk suyu bulunan bir bölgededir. Esasında Göllüpınar bir çeşmedir. Yıllardır, “Evvelce yeraltından sızan suyun o bölgeye yakın bir yerde birikimiyle bir göl oluşmuş, adını bu gölden almış, birkaç defa yer değiştirdikten sonra şimdiki halini almış, senelerdir gece gündüz demeden, hiç azalmadan, aynı tempoyla akar.” diye anlatılagelir.

Mutluluk anlarımda, çocukluğumu geçirdiğim Göllüpınar ve çevresinde yaşadığım anı ve hatıralar önemli bir yer tutar. Çünkü hemen hemen tüm çocukluğum bu anı ve hatıralarla doludur. Bir başkaydı o zamanlar, çocukluğumun Göllüpınarı. Etrafı çöldeki vaha gibi yemyeşildi. Yücelerden esen rüzgarın vuruşuyla yaprakları âdeta danseden ince uzun kavaklar, serçe sürülerinin durmaksızın öterek şenlendirdiği söğüt ağaçları, dere boyu uzanan mis kokulu iğde ağaçları, leyleklerin kanatlarını açıp, gagalarını öne, bacaklarını da arkaya doğru uzatarak yaptıkları estetik uçuşlar, çığırtkan leylek yavrularının alt ve üst gagalarını birbirine vurarak çıkardıkları tempolu ve ahenkli sesler, kurbağaların gu vak vak sesleriyle şenlendirdikleri dereden duyulan su şırıltısı, harmana gidip gelen at arabalarının tekerleklerinin çıkardığı ağdalı ve ahenkli ses, Göllüpınar ve çevresine apayrı bir renk, apayrı bir neşe, apayrı bir gizem katardı...

   
 Fotograf: Hayati Akdemir  Fotograf: Hayati Akdemir

Irgatlık zamanı harmandan, tarladan, bağdan, bahçeden, yorgun argın, yayan yapıldak gelen köyümün çalışkan insanları, kendilerini Göllüpınar’a  zor atar, ellerini, yüzlerini yıkayıp serinledikten sonra evlerine giderlerdi. Yük hayvanları, koyun sürüleri, tavuklar, cücükler, bahçeler, Göllüpınar’ın suyuyla sulanırdı. Köyler arası yapılan futbol müsakabaları sonrası, kızgın yaz sıcağında top ve rakip kovalamaktan yorulmuş ve susamış köy gençleri, kana kana suyunu içerlerdi. Suyunu bir türlü paylaşamazlar, kıyasıya kavga ederlerdi, bahçe sulamak, halı, kilim, yün, çamaşır, unluk veya bulgurluk yıkamak için sırada bekleyenler. Çoluk çocuk ve hayvanlarıyla cinganlar gelir konar, çadır kurar, günler, hatta haftalarca kalırlardı başında. Cingan Cemal, Haydar usta ve iki eşi, sarı karıyla kara karı, vazgeçilmez misafirleriydi Göllüpınar’ın.


 
 Fotograf Özcan Antike Fotograf Özcan Antike

Biz çocuklar için en iyi günler, sıcak yaz günleriydi. Fırsat bulduğumuzda gündüzleri ince uzun havuzunda yıkanır, serinlerdik. Bizim için vazgeçilmez olan bir başka eğlence de, gölün kenarında oluşan çamurla çeşitli hayvan ve taşıt figürleri yapar, güneşte kuruturduk. Daha sonra ise, kuruduktan sonra sertleşen ve taşa dönen figürleri birbirleriyle vuruşturarak, türlü türlü oyunlar çıkartırdık...

Yaz akşamları aşağı mahallenin tüm kadınları çeşmenin başına iner; kimi buğday yıkar, kimi ocak çatar, kimi ateş yakar, kimi bulgur kaynatır, kimi bulgur taşlar, kimi bulgur kurutur, kimi bulgur çektirir, kimi bulgur setenletir ve böylece çeşmenin başı 24 saat boş kalmazdı. Bulgur işleri en az üç - dört hafta sürerdi. Analarımız sürekli orada bulgur işleriyle uğraştıklarından, biz çocuklar da orada yer, orada  içer, orada yatardık.

Akşamları çeşmenin başında oturur, Topal Süllü’nün eşi Ayşe’nin anlattığı Cin Masalları’nı, Fati Karı’nın anlattığı Tek Göz Hikayeleri’ni dinlerdik. Hepimizin bir rüyası, bir hayali ve bir yıldızı vardı. Sanki bir cam fanusun içinde yaşardık. Ufkumuz o kadar dardı ki, gökyüzünü sadece Köşektaş’ın üstü ile sınırlı sanırdık. Bazen bir yıldız kayar ona dalar kalırdık, bazen dereden duyulan su şırıltısı, kurbağa sesleri, yılan ıslıkları, bir köpeğin ürüşü, içimizi ürpertir, usulca kalkar, serginin hemen yanıbaşına yapılmış yatağa girer, kapkaranlık gecede yaldızlı ve yıldızlı gökyüzünü seyreder ve sonra da uyurduk...

Sabahın erken saatlerinde ise, ya çeşmeden akan suyun şırıltısı,  ya yeni doğan güneşin saçtığı ışık ve sıcaklık, ya Topal Süllü’nün tuvaletinin üzerinde konaklayan çığırtkan leylek yavrularının çıkardığı tıkırtılar, ya harmana gidip gelen at arabalarının tekerleklerinin çıkardığı şıngırtı, ya kavak ve söğüt ağaçlarına konmuş kuşların koro şeklinde çıkardığı cıvıltılar ya da dere boyu uzanan iğde ağaçlarının etrafa saldığı o mis ve başdöndürücü kokuyla uyanırdık...

Göllüpınar etrafında serince,
Suyu akar, gölü vardır derince,
Açar çiçekleri bahar gelince,
Göllüpınar, rüyalarımın bahçesi... 
 
Bir yanı dere, bir yanı yoldur,
Her yanı yeşil, ağacı boldur,
Akarken suyu, testini doldur,
Göllüpınar, çocukluğumun çeşmesi...
 
Hayati Akdemir

Evvelce: Önceden, eskiden.

Vaha: Çöllerde çoğu kez yüze çıkan yer altı sularının yarattığı ve önemi suyun niceliğine bağlı olarak değişen tarım veya yerleşim bölgesi.

Irgatlık: Rençberlik, çalışma zamanı.

Harman: Tahıl demetlerinin üzerinden düven geçirilerek taneleri başaklarından ayırma işnin yapıldığı yer, mekan, mevkii.

Ağdalı: Kolay bilinmeyen, anlaşılması güç.

Ahenkli: Uyumlu, düzenli, eğlenceli.

Yayan Yapıldak: Herhangi bir yere yaya olarak, yalın (çıplak) ayakla yürüyerek gitme.

Cücük: Civciv.

Cingan ( Halk Dili): Çingene.

Cingan Cemal: Hacıbektaşlı gezgin demir ustası.

Haydar Usta: Hacıbektaşlı gezgin demir ustası.

Sarı Karı: Haydar Usta’nın ilk eşi.

Kara Karı: Haydar Usta’nın ikinci eşi.

Ocak Çatmak: Ateş yakmaya yarayan, pişirme, ısıtma, ısınma gibi amaçlarla kullanılan yeri ateş yakmaya hazır duruma getirme eylemi.

Bulgur Setenletmek:

Fati Karı: Fati Çöl.

Topal Süllü: Süleyman Ceyhan.

Ayşe: Ayşe Ceyhan.

Cam Fanus: Çeşitli süs eşyalarını korumak için kullanılan yarım küre biçiminde cam kap.

Ürmek: Havlamak.





1 Yorum - Yorum Yaz
Bir Bahar Önü

Elli altmış yıl öncesinden bir bahar önü.

Hüseyin Seyfi

Uzun geçen kış mevsiminin sonunda, hasretle beklenen bahar, köyde yüzünü gösterdi. Güneş çıktı. Üşüyen toprak biraz ısındı. Toprağın üstünde üç aydan beri bekleyen kar erimeye başladı. Kar eridikçe toprağın üstü açıldı, toprağın ıslaklığı geçti ve eriyen karın altından önce kardelenler, sonra sarı çiğdemler toprak üstüne çıktı.

Kış boyu ahırlarda hapis olmuş tavuklar, inekler, atlar, öküzler, danalar, koyunlar, kuzular dışarı çıkarak açık havanın tadını aldılar. Çocuklar çiğdem toplamak üzere donu çözülmüş kırlara koştular. Güneşin ısıttığı ve ıslaklığını aldığı yol üstündeki küçük toprak yığınlarının içinden çıkan ve arka arkaya dizilen karıncalar baharın yaklaştığının habercisi oldu.

Kuzey yamaçlarda henüz erimeyen kar, gümüş rengini alırken, güneş, arkasına koyu bir kızıllık bıraktıktan sonra kayboldu. Geride kalan, ayaza dönen esinti ile ocaklardan, tandırlardan çıkan koyu dumandı.

Akşam karanlığı ile herkes evine çekildi. Sokaklar ıssızlaştı. Dışarıda, çöplük başlarında siftinen birkaç uyuz zağar ve duvar başlarında oynaşan kedilerin yanında, ahıra girmeyen çelimsiz, yaşlı bir at kaldı.

Gün batımından bir süre geçtikten sonra, gökyüzünün kızıllıkları da kayboldu. Ay, tüm güzelliğini gururla sergiledi. Gecenin bulutlarını sürükleyen serin bir esinti devam etti. Kümeleşen bulut, Ay’ı gölgeledi. Ay’ın parlaklığı silindi. Yeryüzü karardı.

Akşam eve dönmeyen ineği kurt yemesin diye Akif Hoca’ya, kurt duası okutuldu, dua esnasında kemik saplı bıçağın ağzı üç defa açılıp kapatıldı ve kurt ağzı bağlandı.

Kış süresince, kuru tahıl ve una dayalı yiyeceklerle beslenen insanlar, kırlarda, tarlalarda yeşilliğin görünmesi ile birlikte, bildikleri madımak, cırtlık, yemlik, tülü, hardal, kızılcık ve ebegümeci gibi doğada kendiliğinden yetişen, çiğ veya pişirilerek yenebilecek bitkileri toplamak için kadınlar bozkıra dağıldılar. Köyün delikanlıları at arabalarını koşarak, bir kış boyu ahırda kapalı kalan atların hamlarını aldılar.

Uzun süre evlerde kapalı kalan genç erkekler, çamuru yeni kurumuş arazinin üstünde çelik oynamaya, çocuklar bezden yaptıkları toplarla sokak aralarında top oynamaya başladılar…

Yeni çalışmamdan çıkarttığım bir sayfa,

Hüseyin Seyfi,

16.05.2016