Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam59
Toplam Ziyaret720411
Resim Tanıtım Köşesi

Japon resim sanatçısı “Ikushima Hiroshi” tarafından çizilmiş “5:55” adlı bu tablonun zarif doğasının keyfini çıkarın.

Osakalı resim sanatçısı “Ikushima Hiroshi”, zarif bulduğu çoğu bayanları, resimlerini çizmek için, atölyesine davet eder, ancak hep olumsuz yanıt alır, bu da onu karamsarlığa iter.

Aldığı olumsuz yanıtlar sonrası cesareti kırılan sanatçı, resim atölyesine yakın bir kamu dairesinde çalışan, atölyesinin önünden her gün gelip geçen tablodaki bu zarif bayanı, modelliğe ikna için, üç bayan arkadaşını seferber eder.

Bayan, mesai sonrası, her gün saat 5:55 ila 6:00 arasında, azami beş dakika atölyede bulunma kaydıyla, resim için model olmayı kabul eder. Duvardaki saatin “5:55”i göstermesi bu yüzdendir. Aslında vakit öğle sonudur, ancak sanatçı vakti resime “5:55” şeklinde yansıtmıştır.

Sanatçıya göre resim, abartılı şekilde fazla saf ton, çok sayıda da çizim hatası içermektedir. Çizim hataları kısıtlı zaman nedeniyle kaçınılmaz oluşmuştur. Bu yüzden sanatçı, tabloya uzaktan bakmayı tavsiye eder.

Tablo bugün, Tokyo'dan pek de uzak olmayan, elliden fazla resim sanatçısının dört yüz elliden fazla gerçekçilik tarzı tablolarının sergilendiği, Chiba Eyaleti'nde bulunan Hoki Müzesi'nde sergileniyor.

Müzede sergilenen tablolar arasında en çok rağbet gören bu tabloyu izleyen ziyaretçilerin en sık sordukları soru: Tablodaki modelin nerede olduğu.

Bilgi: Tabloya ve sanatçıya yönelik kimi bilgiler “iMedia” adlı sayfadan tedarik edilmiştir!

kosektas.net

Fotograf destekçimiz Özcan Antike tarafından Nisan 2009'da çekilmiş bir Göllüpınar fotografı.
GÖLLÜPINAR
 Lütfullah Çetin

      Göllüpınarın taşına
             Bulgur serilir başına
                    Kimseler unutturamaz
                          Uğraşmasın boşuna...

                                           Soğuk suyun akışı
                                                   Serçelerin ötüşü
                                                         Gökyüzünde şenlikti
                                                              Leyleklerin uçuşu...

Hemen hemen yarım asıra yakın bir dönem ayrı kalmış olmasına rağmen, Göllüpınar ve etrafına olan sevgi bağını koparmamış olan Hayati Akdemir’e, çocukluk yıllarına ait anı ve hatıralarını, belirgin bir ruh yapısıyla yazıya yansıtıp, kendi çektiği iki fotograf ve kendi yazdığı ölçülü biçili bir şiirle de süslediği için çok teşekkür ederiz! kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası


ÇOCUKLUĞUMUN GÖLLÜPINARI

 
Hayati Akdemir

Söylemek bile gereksiz. Yaşam için su, oksijenden sonra gelen, vazgeçilmesi imkansız bir maddedir. Temizlik ve arınmak için ise suyun önem ve vazgeçilmezliği anlatmakla bitmez.

Çocukluğumu yaşadığım yıllarda Köşektaş’ta su ihtiyacı, günümüzdeki gibi evlerdeki musluklardan akan suyla değil, çeşmelerden akan ve tüm köy halkının ortaklaşa kullandığı suyla giderilirdi. O yıllarda köy yerinde çeşme demek; hayat demek, şenlik demek, kalabalık demekti. İnsanlar, çeşmelerden akan suyla tüm ihtiyaçlarını giderdikleri gibi, zamanlarının büyük bir bölümünü de çeşme başında ve çevresinde geçirirlerdi...

Köyümüzün sol alt başında yeralan Göllüpınar, vaktiyle çok sayıda kavak, söğüt ve iğde ağaçları, envayi çeşit hayvan türü, temiz ve buz gibi soğuk suyu bulunan bir bölgededir. Esasında Göllüpınar bir çeşmedir. Yıllardır, “Evvelce yeraltından sızan suyun o bölgeye yakın bir yerde birikimiyle bir göl oluşmuş, adını bu gölden almış, birkaç defa yer değiştirdikten sonra şimdiki halini almış, senelerdir gece gündüz demeden, hiç azalmadan, aynı tempoyla akar.” diye anlatılagelir.

Mutluluk anlarımda, çocukluğumu geçirdiğim Göllüpınar ve çevresinde yaşadığım anı ve hatıralar önemli bir yer tutar. Çünkü hemen hemen tüm çocukluğum bu anı ve hatıralarla doludur. Bir başkaydı o zamanlar, çocukluğumun Göllüpınarı. Etrafı çöldeki vaha gibi yemyeşildi. Yücelerden esen rüzgarın vuruşuyla yaprakları âdeta danseden ince uzun kavaklar, serçe sürülerinin durmaksızın öterek şenlendirdiği söğüt ağaçları, dere boyu uzanan mis kokulu iğde ağaçları, leyleklerin kanatlarını açıp, gagalarını öne, bacaklarını da arkaya doğru uzatarak yaptıkları estetik uçuşlar, çığırtkan leylek yavrularının alt ve üst gagalarını birbirine vurarak çıkardıkları tempolu ve ahenkli sesler, kurbağaların gu vak vak sesleriyle şenlendirdikleri dereden duyulan su şırıltısı, harmana gidip gelen at arabalarının tekerleklerinin çıkardığı ağdalı ve ahenkli ses, Göllüpınar ve çevresine apayrı bir renk, apayrı bir neşe, apayrı bir gizem katardı...

   
 Fotograf: Hayati Akdemir  Fotograf: Hayati Akdemir

Irgatlık zamanı harmandan, tarladan, bağdan, bahçeden, yorgun argın, yayan yapıldak gelen köyümün çalışkan insanları, kendilerini Göllüpınar’a  zor atar, ellerini, yüzlerini yıkayıp serinledikten sonra evlerine giderlerdi. Yük hayvanları, koyun sürüleri, tavuklar, cücükler, bahçeler, Göllüpınar’ın suyuyla sulanırdı. Köyler arası yapılan futbol müsakabaları sonrası, kızgın yaz sıcağında top ve rakip kovalamaktan yorulmuş ve susamış köy gençleri, kana kana suyunu içerlerdi. Suyunu bir türlü paylaşamazlar, kıyasıya kavga ederlerdi, bahçe sulamak, halı, kilim, yün, çamaşır, unluk veya bulgurluk yıkamak için sırada bekleyenler. Çoluk çocuk ve hayvanlarıyla cinganlar gelir konar, çadır kurar, günler, hatta haftalarca kalırlardı başında. Cingan Cemal, Haydar usta ve iki eşi, sarı karıyla kara karı, vazgeçilmez misafirleriydi Göllüpınar’ın.


 
 Fotograf Özcan Antike Fotograf Özcan Antike

Biz çocuklar için en iyi günler, sıcak yaz günleriydi. Fırsat bulduğumuzda gündüzleri ince uzun havuzunda yıkanır, serinlerdik. Bizim için vazgeçilmez olan bir başka eğlence de, gölün kenarında oluşan çamurla çeşitli hayvan ve taşıt figürleri yapar, güneşte kuruturduk. Daha sonra ise, kuruduktan sonra sertleşen ve taşa dönen figürleri birbirleriyle vuruşturarak, türlü türlü oyunlar çıkartırdık...

Yaz akşamları aşağı mahallenin tüm kadınları çeşmenin başına iner; kimi buğday yıkar, kimi ocak çatar, kimi ateş yakar, kimi bulgur kaynatır, kimi bulgur taşlar, kimi bulgur kurutur, kimi bulgur çektirir, kimi bulgur setenletir ve böylece çeşmenin başı 24 saat boş kalmazdı. Bulgur işleri en az üç - dört hafta sürerdi. Analarımız sürekli orada bulgur işleriyle uğraştıklarından, biz çocuklar da orada yer, orada  içer, orada yatardık.

Akşamları çeşmenin başında oturur, Topal Süllü’nün eşi Ayşe’nin anlattığı Cin Masalları’nı, Fati Karı’nın anlattığı Tek Göz Hikayeleri’ni dinlerdik. Hepimizin bir rüyası, bir hayali ve bir yıldızı vardı. Sanki bir cam fanusun içinde yaşardık. Ufkumuz o kadar dardı ki, gökyüzünü sadece Köşektaş’ın üstü ile sınırlı sanırdık. Bazen bir yıldız kayar ona dalar kalırdık, bazen dereden duyulan su şırıltısı, kurbağa sesleri, yılan ıslıkları, bir köpeğin ürüşü, içimizi ürpertir, usulca kalkar, serginin hemen yanıbaşına yapılmış yatağa girer, kapkaranlık gecede yaldızlı ve yıldızlı gökyüzünü seyreder ve sonra da uyurduk...

Sabahın erken saatlerinde ise, ya çeşmeden akan suyun şırıltısı,  ya yeni doğan güneşin saçtığı ışık ve sıcaklık, ya Topal Süllü’nün tuvaletinin üzerinde konaklayan çığırtkan leylek yavrularının çıkardığı tıkırtılar, ya harmana gidip gelen at arabalarının tekerleklerinin çıkardığı şıngırtı, ya kavak ve söğüt ağaçlarına konmuş kuşların koro şeklinde çıkardığı cıvıltılar ya da dere boyu uzanan iğde ağaçlarının etrafa saldığı o mis ve başdöndürücü kokuyla uyanırdık...

Göllüpınar etrafında serince,
Suyu akar, gölü vardır derince,
Açar çiçekleri bahar gelince,
Göllüpınar, rüyalarımın bahçesi... 
 
Bir yanı dere, bir yanı yoldur,
Her yanı yeşil, ağacı boldur,
Akarken suyu, testini doldur,
Göllüpınar, çocukluğumun çeşmesi...
 
Hayati Akdemir

Evvelce: Önceden, eskiden.

Vaha: Çöllerde çoğu kez yüze çıkan yer altı sularının yarattığı ve önemi suyun niceliğine bağlı olarak değişen tarım veya yerleşim bölgesi.

Irgatlık: Rençberlik, çalışma zamanı.

Harman: Tahıl demetlerinin üzerinden düven geçirilerek taneleri başaklarından ayırma işnin yapıldığı yer, mekan, mevkii.

Ağdalı: Kolay bilinmeyen, anlaşılması güç.

Ahenkli: Uyumlu, düzenli, eğlenceli.

Yayan Yapıldak: Herhangi bir yere yaya olarak, yalın (çıplak) ayakla yürüyerek gitme.

Cücük: Civciv.

Cingan ( Halk Dili): Çingene.

Cingan Cemal: Hacıbektaşlı gezgin demir ustası.

Haydar Usta: Hacıbektaşlı gezgin demir ustası.

Sarı Karı: Haydar Usta’nın ilk eşi.

Kara Karı: Haydar Usta’nın ikinci eşi.

Ocak Çatmak: Ateş yakmaya yarayan, pişirme, ısıtma, ısınma gibi amaçlarla kullanılan yeri ateş yakmaya hazır duruma getirme eylemi.

Bulgur Setenletmek:

Fati Karı: Fati Çöl.

Topal Süllü: Süleyman Ceyhan.

Ayşe: Ayşe Ceyhan.

Cam Fanus: Çeşitli süs eşyalarını korumak için kullanılan yarım küre biçiminde cam kap.

Ürmek: Havlamak.





1 Yorum - Yorum Yaz
Narcissus ve Goldmund


Mariabronn Manastırı

Narcissus ve Goldmund
Hermann Hesse

Alman yazar Hermann Hesse tarafından yazılmış olan "Narcissus ve Goldmund", iki zıt karakter aracılığıyla, insan doğasının ikiliğini araştıran felsefi bir roman.

Hikaye Orta Çağ Almanya'sında geçiyor ve zıt kişiliklere sahip iki arkadaşın etrafında dönüyor. Narkissos, manastırda kapalı, disiplin ve düzen dolu bir yaşamı seçen bir entelektüel, Goldmund ise dünyayı keşfetmek için manastırdan ayrılan, tutkulu ve meraklı, özgürlüğü seven bir birey.

Roman, ikisinin Mariabronn Manastırı'ndaki buluşmasıyla başlıyor, acemi bir keşiş olan Narcissus, Goldmund'u kanatları altına alıyor. Narcissus münzevi hayatından memnunken, Goldmund çok geçmeden manastırdan ayrılıyor, macera dolu bir yolculuğa çıkıyor.

Goldmund'un yolculuğu romantik, şehvetli ve zahmetli geçmesiyle dikkat çekiyor, sevinçleri, zorlukları, sevgiyi ve kaybı yaşıyor, sonunda hayatın kasvetli ve şehvetli yönlerini kucaklayabilen bir gezgin kimliğine kavuşuyor. Goldmund'un yolculuğu boyunca sürdüğü hayat, insan doğasının ikiliğini yansıtan keskin zıtlıkları içeriyor.

"Narcissus ve Goldmund" sadece iki arkadaşın hikayesini değil; derin felsefi ve psikolojik temaları da derinlemesine inceliyor. Roman, hayatın ikilemini araştırıyor: Apolloncu anlayış (düzen, disiplin ve zeka) Narkissos tarafından temsil ediliyor, Dionysosçu anlayış (aşk, merak ve tutku) Goldmund tarafından. Roman aynı zamanda, ruhsal ile fiziksel, bilinçli ile bilinçsiz, zihin ile beden, sonlu ile sonsuz arasındaki gerilimi de inceliyor.

Sonunda Goldmund, yıllarca dolaştıktan sonra, manastıra geri dönüyor ve orada ölüyor. Narcissus, zıt yaşam anlayışına sahip olmuş olmalarına rağmen, paylaştıkları derin bağın farkına varıyor ve Goldmund’u vakitsiz kaybetmiş olmanın üzüntüsünü yaşıyor.

 
Hermann Hesse'nin "Narcissus ve Goldmund" adlı kitabının Türkçe, Almanca ve İngilizce PDF sürümleri burada:

Türkçe  DeutschEnglish
TıklaKlickeClick




Bilgi: Bu sütuna aktarılmış bilgiler, Britannica sayfası aracılığıyla edinilmiş bilgilerdir.

kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası