Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam20
Toplam Ziyaret635368
Refah ve Özgürlük

Yeterli beslenmeyi, barınmayı, nitelikli eğitimi imkânsız kılan, borç ve faturaları ödeyememe korkusuyla insanın aklını başından alan gelir adaletsizliği ve yoksulluğun, sağlığı, mutluluğu mahvettiğine dair araştırmaların sayısı giderek artıyor.

Yoksulluk beraberinde, artan hastalanma, sakat kalma ve erken ölüm riskini getirirken, kaliteli tedavilerden yararlanma şansını azaltıyor.

Yoksullukla birlikte eğitim düzeyi düşüyor, şiddet düzeyi yükseliyor.

Çocuklar için yoksulluğun uzun vadeli zihinsel sağlık etkileri daha da endişe verici.
Ailelerinin yoksulluk nedeniyle yaşadığı yoğun stres ve travmaya maruz kalmaları, çocukların beyin gelişimini, hatta genlerini kalıcı olarak etkileyen zararlı stres hormonlarını tetikliyor.
Yalnızca fiziksel gelişimlerini değil, zekâ ve öğrenme kapasitelerini de sınırlandırıyor.
Çocuk gelişimine verdiği zarar o denli büyük ki, artık yoksulluğun erken dönem etkileri bir çocukluk hastalığı olarak tanımlanıyor.

Applied Research in Quality of Life’ dergisinde yayınlanan bir araştırmaya göre, ekonomik ve siyasi özgürlükle mutluluk arasında güçlü bağlar var.

Araştırıcılar özgürlüğü, ‘seçme imkânı’, mutluluğu ise ‘yaşamın öznel keyfi’ olarak tanımlıyor ve şöyle diyorlar:
“Siyasi özgürlük arayışının nedenlerinden biri, özgürleşmenin daha fazla sayıda insanın mutluluğuna katkıda bulunacağı inancıdır. Bu inancın arkasındaki teori ise yaşamımızı istediğimiz biçimde yönlendirdiğimizde, daha doyurucu yaşamanın mümkün olmasıdır.”

Bu saptamalara katılmamak mümkün mü!

Mutluluk, ekonomik ve siyasi özgürlükten beslenir; sağlığımızın düzeyini belirler...

Yoksulluk yalnızca parasızlık değil, kişinin insan olarak kendi potansiyelini gerçekleştirme imkânına da sahip olmaması demektir.

Ve insanların büyük çoğunluğu, yeterli kaynaklara sahip olup özgür seçimler yapabildikleri sürece, kendi mutluluklarını tasarlama yeteneğine sahiptirler.

Dr. Şafak Nakajima

Anasayfa

kosektas.net 




Miraz l Koma Ma l Leyla Leyla
Kaynak: Burcu Yankın l Derleyen: Aram Dikran

"MİLLETİN SESİ" MİTİNGİ

 
CHP’nin İstanbul Maltepe’de düzenlediği “Milletin Sesi” Mitingi; CHP yönetimi, Büyükşehir Belediye başkanları, İstanbul’daki ilçe belediye başkanları ve CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun yurttaşları selamlaması ile başladı.

ŞAİR DR. SALİM ÇELEBİ

Bugün 21 Mayıs. Miting var İstanbul’da: “Milletin Sesi” mitingi. Arkadaşlarla buluşup mitinge gideceğiz; önceden programımızı yaptık.

Saat 10 da “Görkemli Hatıralar” başladı Halk TV de. Üstelik de Hacıbektaş’da ve Mahzuni Şerif anılıyor. Yapmış olduğumuz program gereği, ancak yarım saat kadar seyrediyorum ve ünlü ozanın , “Dumanlı dumanlı oy bizim eller,”  dizesini mırıldanarak, düşüyorum yola.

Sultanbeyli’de, az da olsa mitingle ilgili afiş ve pankart var.

Sancaktepe’de ise, mitingle ilgili hiçbir tanıtım materyali göremedim. Oysa, sancaktepe’de yerel yönetim seçimlerini, çok az bir oy farkıyla kaybetmişti CHP. Üzülüyorum.

Kartal’da miting  daha yoğun tanıtılmış.

Maltepe’de ise her yer; CHP’nin, Kılıçdaroğlu’nun ve Canan Kaftancıoğlu’nun resimlerinin de bulunduğu afiş ve pankartlarla süslenmiş.

Ben, genellikle şanslı olduğumu düşünürüm: Hem 60lı hem de 70li yıllarda öğrenciydim İstanbul’da: Atatürk Eğitim Enstitüsünde ve İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesinde.

Arkadaşlarla Maltepe’de buluştuk. Sohbet gırıla. Konusu mu? Eskiyen, ama bizi eskitemeyen yıllar. Yaptıklarımız, yapamadıklarımız; doğrularımız, yanlışlarımız; umutlarımız, hayallerimiz…

1967 de tüm öğrenci derneklerinin katılımıyla gerçekleşen ilk miting: TMTF önderliğindeki Kıbrıs mitingi. Beyazıt’tan Taksim’e kadar yürüyüş, Deniz Gezmiş’in konuşması, Aşık İhsani’nin  sazı…

1969 da 6. Filonun tekrar İstanbul’a gelmesiyle yaşanan kanlı Pazar. Daha Taksime bile çıkamadan, Gümüşsuyu Caddesinde polisler tarafında coplanışımız…

1977 yılı 1 Mayısında, hep birlikte katıldığımız ve Taksim’de katledilen 37 can…

Ve yine 1977 yılında, suikast yapılacağı duyumu ve endişesiyle; CHP nin Taksim mitingini yapmaması için Bülent Ecevit’e mektup yazan, zamanın başbakanı Süleyman Demirel’in uyarısından sonra, “Ben yarın Taksim’de olacağım,” diyen Ecevit’in sözlerinden sonra, Taksim meydanını hıncahınç dolduruşumuz…

Ne uğursuz yılmış! Yine 1977 de, Yıldız Mühendislik ve Mimarlık Akademisinde, faşistlerce kalbinden bıçaklanarak katledilen bir arkadaşımız için; Beşiktaş’dan Beyazıt’a kadar yürüyüşümüz ve sonrasında yaptığımız miting…

Az kalsın unutuyordum: 1968 de İstanbul Üniversitesini işgal edişimiz… Deniz Gezmiş’in FKB amfisinde yaptığı konuşma…  Aklımda sadece “Milli demokratik devrim…” tümcesi kalmış. Sanıyorum bu eylemden sonra Deniz Gezmiş, hukuk fakültesinden atılmıştı.

Arkadaşlarımızdan birinin, “yarım saat kaldı,” uyarısı üzerine, fırlıyoruz sandalyelerimizden.

Sokaklar insan seli. Genci de var, yaşlısı da. Başı açık olan da var, türbanlı da. Engelliler bile engel dinlemiyor; mitinge katılmak için.

Sokaklarda sloganlar atılıyor: “Faşizme ölüm, halka hürriyet.” “Susma! Sustukça, sıra sana gelecek.” “Hak, hukuk, adalet.” İnim inim inliyor her yer.

Marşlar da söyleniyor zaman zaman:  “Sanma, sürmez böyle devran/ yola devam eder kervan…” “Sorarlar bir gün sorarlar/ biter bu dertler acılar/ sararlar bir gün sararlar…” “Bu meydanda cengimiz var/ er olan meydana gelsin…

Büfelerde, yarım litrelik pet şişelerdeki su,  tam 5 Lira! Akıl alır gibi değil! Fırsatı, ganimete çevirmiş satıcılar. Utanıyorum!

25 dakikalık yürüyüşten sonra ve 3 ayrı yerde polis denetiminden geçerek ulaşabiliyoruz miting alanına.

Maltepe’deki sahil bandını ben ilk kez görüyorum. O kadar geniş ve o kadar uzun ki! Şaşırdım kaldım! Bu bandı, tüm İstanbul’da yaşayanlar, evet, yanlış duymadınız, 16 milyon kişi zor doldurur! Bu bandın çok küçük bir kısmı miting alanı olarak belirlenmiş. Çeşitli yerlere, sahnede olup biteni yansıtan büyük ekranlar konulmuş. Bu nedenle miting alanı dışında, daha rahat ve de oturarak, sahnedekileri izleyebilmek olanaklı.

Çeşitli yerlere on binlerce pet şişede su, onlarca seyyar tuvalet koyulmuş.

Halk heyecanlı, toplananların çoğu kadın. Zaten ülkemizde de en çok kadınlar ezilip, sömürülmüyor mu?

Miting alanı Atatürk’ün,  CHP’nin,  Kılıçdaroğlu’nun ve Canan Kaftancıoğlu’nun büyük boy resimleri, bayrakları ve afişleriyle donatılmış.

Nazım Şeyh Bedrettin Destanında: “Ne böyle bir alem görmüşlüğü vardır, ne böyle bir uğultu duymuşluğu var; Deliorman, deli olalı beri,” der. Maltepe de aynen öyle.

Önce, gezi olayları sürecinde yitirdiğimiz canların yakınları tanıtılıyor ve onlar adına bir konuşma dinliyoruz. Arkasından, şu andaki Silivri tutsaklarının yakınları tanıtılıyor ve yoğun sloganlar arasında, onlar adına da bir konuşma yapılıyor.

Parti meclisi üyeleri, grup başkan vekilleri, İstanbul’daki ilçe belediye başkanları ve 11 büyükşehir belediye başkanı ve son olarak da İstanbul il başkanı sahneye gelip halkı selamlıyorlar.

Antalya büyükşehir belediye başkanı Muhittin Böcek rahatsızlığı nedeniyle ve Eskişehir büyükşehir belediye başkanı, sevgili hocamız Yılmaz Büyükerşen de Koronaya yakalandığı için mitinge katılamadı. Her iki başkanımıza da geçmiş olsun diyoruz.

Kılıçdaroğlu ve Canan hanımdan sonra en yoğun alkışı; gezi tutsaklarının yakınları,gezide hayatını kaybedenler,Ekrem İmamoğlu, Mansur yavaş ve CHP grup başkanvekili Engin Altay aldı.

“Geliyor, gelmekte olan,” anonsuyla miting alanına giren kılçdaroğlu ve diğer CHP’li yöneticilerle milletvekilleri halkın arasına karışarak; çeşitli meslek grubu temsilcilerinin (kağıt toplama işçisi, kasap, ev işçisi…) yaptıkları konuşmaları dinliyorlar.

Kılıçdaroğlu konuşmasında özetle:

Ülke elden gidiyor, milli kurtuluş savaşında olduğu gibi birlikte olmalıyız,

İyi olmayı, iyi kalpli olmayı zayıflık gibi gösteriyorlar, asla değişmeyeceğim, neysem, o olacağım,

“Avrupa bizi kıskanıyor” gibi yanıltıcı ve hedef 2023, 2071 gibi afakî söylemlerden kurtulmak için,

Gençlerin yurtdışına kaçışlarının önlenmesi için,

Silivri korkusu olmadan, özgürce konuşabilmek için,

Yoksulluktan kurtulmak ve asgari ücrete muhtaç olmamak için,

5’li çetenin düzenini bozmak için,

Yolsuzluk yapanlardan ve kul hakkı yiyenlerden hesap sormak için;

Bize katılın, dedi.

Konuşma son bulur bulmaz; çeşitli meslek dallarından birçok sanatçı sahneye çıkarak Kılıçdaroğluyla birlikte, “Eşkıya Dünyaya hükümdar olmaz,” şarkısını söyledi.

Ben, daha önceki dönemlerde, diğer partilerce yapılan birçok mitinge tanık oldum: Kamu araçlarıyla ve yevmiye verilerek, insanların zoraki olarak taşındığı mitinglere.

CHP’nin gerçekleştirdiği “Milletin Sesi” mitingine katılanlar, isteyerek ve yol giderlerini de bu ekonomik kriz döneminde, ceplerinden karşılayarak katılmışlardır.

Mutlu ve umutlu ayrıldım mitingden.

Mutlu ayrıldım; çünkü tarihe tanıklık ederek, bu satırları sizlerle paylaşabilme fırsatı yakalamış oldum.

Umutlu ayrıldım; çünkü ikinci yüzyılında cumhuriyetimizi demokrasi ile taçlandıracağımız düşüncesi, beynimde ve benliğimde iyice pekişti.

Hak, hukuk ve adaleti; hayatın olmazsa olmazı kılacak yeni bir dönemi, inanın, birlikte mutlaka yaratacağız.

Şair Dr. Salim Çelebi

21 Mayıs 2022



 


Köşektaş Köyü Internet Sayfası'nda yer ıalan tüm metin, resim, fotograf ve benzeri içeriklerin hakları sahiplerine aittir! Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda, kaynak gösterilse bile, izin alınmadan,
kullanılamaz, yayınlanamaz! 
kosektas.net,

Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası

 

www.kosektas.net|İletişim: kosektas@kosektas.com|Güncelleme: 23 Mayıs 2022
Öykülerinde okurlarını güldürmeyi, bir yandan da onlara gelgeç savaşları, altı boş telaşlarıyla hayatı sorgulatmayı amaç edinmiş bir yazar Hüseyin Rahmi... Aslında bu öğüdü Hüseyin Rahmi değil, onun 1933 yılında, Mazhar Osman’ın hazırladığı Sıhhat Almanağı’nda yer alan ve o tarihten beri yeniden yayımlanmayan “Bu da Bir Tedavi” öyküsündeki doktor karakteri veriyor. Ama Hüseyin Rahmi de öyküsündeki doktor gibi romanları ve öykülerinde okuyucularını güldürmeyi, bir yandan da onlara gelgeç savaşları, altı boş telaşlarıyla hayatı sorgulatmayı amaç edinmiş bir yazar. Yani öykünün baş karakteri Basri Bey, doktora değil de Hüseyin Rahmi Bey’e gitse ve derdini anlatsaydı, o da ‘yaşamanın büyük bir ilim, mühim bir sanat; hayatın ve sıhhatin asıl, hastalıklarınsa arızî’ olduğunu söyleyerek gam yükünü omuzlarından atıp bol bol gülmesini salık verirdi muhtemelen.
27.12.2019
Soluk soluğa girdi muayenehaneye ve “Kocam ölüyor, yetişin doktor bey,” dedi; felfecir okuyan gözleriyle. Kısa bir soruşturmadan sonra, kocasını arı soktuğunu, arı zehrine karşı alerjisi olduğunu öğrendim; acil çantamı alarak ve Park Taksi durağından bir taksiye binerek, Dikili’nin İsmet paşa Mahallesinin yukarı kısımlarına doğru çıkmaya başladık. Hem hastaya nasıl bir tedavi uygulamam gerektiğini düşünüyor, hem de arabanın geçtiği sokağa bakıyordum.
27.01.2016
Türkler kendilerini tutucu (muhafazkâr) sanıyorlarsa kendilerini aldatıyorlar. Kuşkusuz aldanma da bir gerçek olgudur. Fakat insan gerçek kimliği sandığı kimlikle örtüşmeyebilir. Vitrinde gördükleri her şeye sahip olmak, televizyon karşısında saatler geçirmek, otomobil kuyruklarında sıraya girmek de çağdaş olmakla eşit değildir. Ama tutuculuk da değildir. Amerika tutucu bir toplum. Fakat çağdaş olan her şeyin neredeyse yaratıldığı ülke.
30.09.2012
Türkçenin özleştirilmesi, geliştirilmesi ve zenginleştirilmesine çok büyük emeği geçen dilbilimci yazar Emin Özdemir'in "Anlatım Sanatı" kitabı Bilgi Yayınları'ndan Mart 2012'de çıktı. Anlatımda yaratıcı olamayan diyalogda başarılı olamayacağı gerçeği bilindiğinden kitabın herkes için yazıldığı daha başlığından anlaşılıyor. Kitap, Türkçeyi doğru, güzel ve etkili bir biçimde konuşmak, yazmak isteyen herkes ve öncelikle Türkçeyi kullanma yetilerini geliştirmek isteyen yerli yabancı tüm öğrenciler ve öğretmenler için önemli bir başvuru kaynağı olma amacını taşıyor.
21.03.2012
Şiir Tanıtım Köşesi

İyi Bir Yurttaş Aranıyor
Ataol Behramoğlu

Şiir çalışmalarım arasında “İyi Bir Yurttaş Aranıyor”un özel bir yeri vardır. Ismarlamayla yazılmış bir şiirler toplamıdır… 1980 darbesinin sonrasındaki ilk aylardan birinde bir gün bir karşılaşmamızda Deniz Türkali, “Benim için bir siyasi kabare metni yazsana..” dedi. İstediğinin  ne olduğunu tam olarak anlamamış da olsam bir esinle oturup “İyi Bir Yurttaş Aranıyor” adı alında topladığım şiirleri yazdım… Şiirler ortak arkadaşımız Maksut Göksu tarafından bestelendi. Sahneye koyucumuz Rutkay Aziz usta bir iskambil oyuncusunun kartları karıştırması gibi benim sıralamamı el çabukluğuyla değiştirdi. Sahne düzenlemesini Vecdi Sayar gerçekleştirdi. Cem İdiz ve dört kişilik orkestrası eşliğinde Deniz Türkali 23 Mart 1981’de Ankara Sanat Tiyatrosu sahnesinde unutulmaz bir tek kişilik performans sergiledi… Örneğin, hepsi şarkı olmuş şiirlerden “Avrupa’ya Aşk Türküsü”nün  “Avrupa anla bizi, sev bizi Avrupa” dizelerini, ironik yakarışlarla, yerlerde sürünürek yorumlaması, şu andaymışçasına göz ve kulak belleğimdedir… Oyun defalarca sahnelendi. Sonra İstanbul’a turneye de geldi. Sonraki zamanlarda genellikle amatör topluluklarca da yorumlandı. Metni oluşturan 18 şiir ise, önce oyun öncesinde minik bir kitapçık olarak yayımlandı. Sonra yeni basımlar yaptı. En sonunda da Toplu Şiirler’imin üçüncü kitabı olan “Kızıma Mektuplar”da yerini buldu… Dinletilerimde bu şiirler toplamından bazılarını arada bir, kimilerini sıklıkla okurum... “İyi Bir Yurttaş Aranıyor” bir baskı döneminin ürünüdür… Eh, pek de farklı bir dönemde olmadığımız için, şiirlerden bazılarını, yerim ancak yeteceği için şimdilik birkaç tanesini bu yazıda sizlerle paylaşmak istedim… Ben yaştakilerin biraz o günleri anımsayarak “nostalji” yapması, daha gençlerin belki bir karşılaştırma yapabilmesi için…

***

BİR ÜLKE NEDİR?

Bir ülke nedir diye sordum
Düş kuranın birine
Ülke düşlerdir dedi
Gerisinden bana ne!(…)

Bir ülke nedir diye sordum
Kırda açan çiçeğe
Ülke kokumdur dedi
Gerisinden bana ne!(…)

Bir ülke nedir diye sordum
Gökte uçan şahine
Ülke avımdır dedi
Gerisinden bana ne!(…) 

Bir ülke nedir diye sordum

Cebi dolu birine
Ülke paramdır dedi
Gerisinden bana ne!(…)

Bir ülke nedir diye sordum
Cebi delik birine
Şöyle bir süzdü beni
Dedi ki git işine!(…) 

Ataol BEHRAMOĞLU