Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam94
Toplam Ziyaret643618
Kitap Tanıtım Köşesi


Doğudan Batıya Aydınlanma
Onur Bilge Kula

“İnsanın özgürlüğünden vazgeçmesi, insan oluşundan vazgeçmesi demektir! Özgür olmamak, bütün haklardan ve yükümlülüklerden vazgeçmedir.”

Özerkleştirici ve özgürleştirici yeni bir yönelim olan Aydınlanmanın birincil istemi veya kazanımı, dünyanın her yerinde, her insanın akıl ile donatılmış olduğu ve aklını yetkinleştirebileceği ilkesidir. Bir akıl varlığı olan insan, dünyanın her yerinde aklını kullanma cesareti gösterebilir; eleştirel ve öz-eleştirel bir öz-bilinç geliştirebilir.

“Biz, bir halkın, bir halk olduğu eylem ile kendimizi yeniden oluştururuz” (Bubner 1989, s. 408). Bu nedenlerle, insanın ve doğanın kurtuluşu birbirinden ayrılamaz. İnsan doğasının kurtuluşu, Aydınlanmayı da eleştirel öz-değerlendirmeye yönlendiren ahlaksal-politik bir karara bağlıdır. Sorun, insanlığın bu kararı verip veremeyeceği ya da ne ölçüde verebileceğidir.

Cumhuriyetçilik, yürütme erkinin, diyesi, hükümetin, yasama erkinden ayrılmasıdır. Despotizm ise, kamusal istenci hiçe sayarak, devlet düzenini, despotun keyfince belirlediği yönetimdir. Yasa ve hukuk dışı olarak kullanılan devlet erki, şiddettir ve bu despotik uygulamaya karşı “direniş hakkı” doğar. Devlet gücünün hukuk dışı kullanımı, hükümetin veya yasa koyucunun temel özgürlükleri ihlal etmesi ve anayasada anlatımını bulan toplumsal sözleşmeyi bozmasıdır. Toplumsal sözleşmenin bozulması ve keyfilik, halka direniş hakkı verir.

Onur Bilge Kula, “Doğu’dan Batı’ya Aydınlanma”da son yıllarda çok tartışılan Aydınlanma Felsefesini, Aydınlanmanın insanlığın önünü açan ışığını, Batılı felsefecilerin görüşlerini de hatırlatarak yeniden yorumluyor.

ISBN: 9789944612333

Anasayfa

osektas.net 



Sonsuzluğun Şarabından İçtim
Madakto Masters l Students Ensemble l Yavaran

Sözler: Heyran Ali Şah l Beste: Shahram Nazeri l Albüm: Heyrani


Frankfurt Kitap Fuarı'nda İspanya Dünya ile Buluşuyor
19 - 23 Ekim 2022


Bu yılın Onur Konuğu İspanya, "Creatividad Desbordante" teması altında kurgudan şiire, çocuk kitaplarından çizgi romanlara, denemelerden sesli kitaplara kadar tüm edebiyat yelpazesini sunuyor.

İspanyolca dünyada yaklaşık 500 milyon kişi tarafından konuşulmakta ve bu da onu dünyanın en canlı dillerinden biri haline getirmektedir. İspanya'nın kültürü, her biri kendi edebi geleneğine sahip olan Katalanca, Galiçyaca ve Baskça da dahil olmak üzere, birçok bölgesel dil tarafından şekillenmekte.

Bu yılın Onur Konuğu İspanya, edebi ve kültürel hayatındaki son gelişmeleri, güncel eğilimleri, uluslararası bir alanda, Frankfurt Kitap Fuarı'nda tanıtacak.

İspanya'yı dört gözle bekleyin! Video

SINIRLAR AYIRIR, KİTAPLAR BULUŞTURUR



Yakınlık, uzaklık, bin yıl önce ya da dün hiç farketmezdi. Yeryüzünde nerede olursa olsun, ne zaman olursa olsun acı varsa hepimizindir ve her zaman içimizdedir... Öyleyse... Yaşasın edebiyat! Yaşasın kitaplar! Yaşasın susturulamayan sesler!

ZEYNEP ORAL


Sınırlar Ayırır, Kitaplar Buluşturur l Zeynep Oral l 29 Eylül 2022 Perşembe

Göz kamaştırıcı, sırma oymalar, kristal avizelerle bezenmiş devasa bir kubbenin altında kocaman bir sahne... Bu göz kamaştırıcı sahne, Avrupa’nın en eski kurumlarından biri, İskandinavya’nın en eski üniversitesi (1477) Uppsala Üniversitesi’nin ana binasında. Özenle korunmuş, şaşalı görkemli bir yapı... Dışarıda ise ormanlar, bahçeler, nehir, kanal, sonbahar güzelliğini vurgulayan renklerle, bir doğa harikası... Keşke bu güzellikler ortasında dünyanın her yerinden gelmiş delegeler sadece edebiyattan konuşabilsek; edebiyatın sınır tanımayan, farkındalık yaratan, dünyayı daha güzel, insanı daha iyi yapan özelliklerini yüceltebilsek... Ah nerede!!!

Sahnenin ortasında boş bir iskemle. İskemlenin üzerinde karakalemle çizilmiş bir portre: Salman Rüşdi’nin portresi... O portre sık sık değişiyor, başkalarının portreleri boş iskemlelere oturtuluyor... Saatler, günler, aylar, yıllar geçiyor ve aramızda olması gerekenler ya hapiste ya hücrede ya da tehdit ve baskı altında olduklarından bir türlü sahnede yerlerini alamıyorlar. Ve bizlere düşünce özgürlüğü, ifade özgürlüğü için mücadele etmekten başka bir seçenek bırakmıyor. 

Anladınız işte: Uluslararası PEN Yazarlar Derneği’nin kongresindeyim. PEN Türkiye’den, ikinci başkanımız Halil İbrahim Özcan, yeni üyemiz Seyfettin Araç ve başkan olarak ben, Türkiye’den üç delegeyiz. Ama bana kongrede üç değil, daha çokuz gibi geliyor. (170 bin nüfuslu Uppsala’nın sanki yarısı öğrenci, geri kalanın da çoğu Türk ve Kürt. Ya da bana öyle geldi!)

SESİ KISILANLAR 

Hem üniversitede hem Uppsala Sarayı’nda devam eden kongrede (Ne şaştınız, burada saraylar yöneticinin değil, halkın, sanatın ve edebiyatın) yok yok, Malmö’de bir yayınevi sadece dünyanın her yerindeki yasak kitapları yayımlıyor. 

Birkaç yerde o kocaman afiş: Üzerinde dev harflerle “12 SUSTURULMUŞ SES” yazıyor. 12 değerli insanın fotoğrafları, kimlikleri ve gördükleri zulümle afişe ediliyor. Birincisi: Osman Kavala (Türkiye), sonra sırasıyla İran, Rusya, Çin, Suudi Arabistan, Myanmar, Nikaragua, tekrar Çin, Eritre, Belarus, Küba ve Ruanda’da hapsedilmiş aydınlar, sanatçılar. Ancak her isim ele alındığında o ülkede tüm haksız yere hapiste olanlar da anılıyor. 

Bir başka köşede masa başında uzayan kuyruklar.  Masada bu yukarıda saydığım ülkelerin başkanlarına, baş imamlarına, baş yöneticilerine yazılmış mektuplar... Millet mektupları imzalamak için kuyrukta...

Bunlar dışında İran’da yaşanmakta olanlar, Rusya-Ukrayna savaşı, Myanmar’da diktatörlük ve yeryüzünde sözcüklere ve gerçeklere vurulmak istenen prangalar her toplantıda ilk ele alınan konular arasında. 

BURHAN SÖNMEZ FAKTÖRÜ

PEN Türkiye’nin olduğu gibi, İngiliz PEN’i ve Kürt PEN’in de üyesi olan Burhan Sönmez, Uluslararası PEN başkanlığını üstlendiğinden beri her yerde birbirinden güzel konuşmalar yapmakta. Bunların biri önceki gündü. “Sınırlar Ayırır, Kitaplar Buluşturur” başlıklı konuşmasında Alman Yahudi felsefeci, Benjamin örneğini verdi: Ya sınırı geçecekti ya da... Benjamin ikinci olasılığı seçti intihar etti.

82 yıl önce Avrupa’da Fransa-İspanya sınırındaydı. Sönmez şöyle bağladı: 

Yakınlık, uzaklık, bin yıl önce ya da dün hiç farketmezdi. Yeryüzünde nerede olursa olsun, ne zaman olursa olsun acı varsa hepimizindir ve her zaman içimizdedir... Öyleyse... Yaşasın edebiyat! Yaşasın kitaplar! Yaşasın susturulamayan sesler!

(Köşenin sınırları bitti. Bu yazıda size atmosferi vermeye çalıştım. Bir sonrakinde alınan kararlarla sürdüreceğim.) 

Sınırlar Ayırır, Kitaplar Buluşturur l Zeynep Oral l 29 Eylül 2022 Perşembe



 


Köşektaş Köyü Internet Sayfası'nda yer ıalan tüm metin, resim, fotograf ve benzeri içeriklerin hakları sahiplerine aittir! Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda, kaynak gösterilse bile, izin alınmadan,
kullanılamaz, yayınlanamaz! 
kosektas.net,

Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası

 

www.kosektas.net|İletişim: kosektas@kosektas.com|Güncelleme: 1 Ekim 2022

Öykülerinde okurlarını güldürmeyi, bir yandan da onlara gelgeç savaşları, altı boş telaşlarıyla hayatı sorgulatmayı amaç edinmiş bir yazar Hüseyin Rahmi... Aslında bu öğüdü Hüseyin Rahmi değil, onun 1933 yılında, Mazhar Osman’ın hazırladığı Sıhhat Almanağı’nda yer alan ve o tarihten beri yeniden yayımlanmayan “Bu da Bir Tedavi” öyküsündeki doktor karakteri veriyor. Ama Hüseyin Rahmi de öyküsündeki doktor gibi romanları ve öykülerinde okuyucularını güldürmeyi, bir yandan da onlara gelgeç savaşları, altı boş telaşlarıyla hayatı sorgulatmayı amaç edinmiş bir yazar. Yani öykünün baş karakteri Basri Bey, doktora değil de Hüseyin Rahmi Bey’e gitse ve derdini anlatsaydı, o da ‘yaşamanın büyük bir ilim, mühim bir sanat; hayatın ve sıhhatin asıl, hastalıklarınsa arızî’ olduğunu söyleyerek gam yükünü omuzlarından atıp bol bol gülmesini salık verirdi muhtemelen.
27.12.2019
Soluk soluğa girdi muayenehaneye ve “Kocam ölüyor, yetişin doktor bey,” dedi; felfecir okuyan gözleriyle. Kısa bir soruşturmadan sonra, kocasını arı soktuğunu, arı zehrine karşı alerjisi olduğunu öğrendim; acil çantamı alarak ve Park Taksi durağından bir taksiye binerek, Dikili’nin İsmet paşa Mahallesinin yukarı kısımlarına doğru çıkmaya başladık. Hem hastaya nasıl bir tedavi uygulamam gerektiğini düşünüyor, hem de arabanın geçtiği sokağa bakıyordum.
27.01.2016
Türkler kendilerini tutucu (muhafazkâr) sanıyorlarsa kendilerini aldatıyorlar. Kuşkusuz aldanma da bir gerçek olgudur. Fakat insan gerçek kimliği sandığı kimlikle örtüşmeyebilir. Vitrinde gördükleri her şeye sahip olmak, televizyon karşısında saatler geçirmek, otomobil kuyruklarında sıraya girmek de çağdaş olmakla eşit değildir. Ama tutuculuk da değildir. Amerika tutucu bir toplum. Fakat çağdaş olan her şeyin neredeyse yaratıldığı ülke.
30.09.2012
Türkçenin özleştirilmesi, geliştirilmesi ve zenginleştirilmesine çok büyük emeği geçen dilbilimci yazar Emin Özdemir'in "Anlatım Sanatı" kitabı Bilgi Yayınları'ndan Mart 2012'de çıktı. Anlatımda yaratıcı olamayan diyalogda başarılı olamayacağı gerçeği bilindiğinden kitabın herkes için yazıldığı daha başlığından anlaşılıyor. Kitap, Türkçeyi doğru, güzel ve etkili bir biçimde konuşmak, yazmak isteyen herkes ve öncelikle Türkçeyi kullanma yetilerini geliştirmek isteyen yerli yabancı tüm öğrenciler ve öğretmenler için önemli bir başvuru kaynağı olma amacını taşıyor.
21.03.2012
Şiir Tanıtım Köşesi


Türk Şiiri'nin Devi Hasan Hüseyin Korkmazgil'in "Elhükmilillah" adlı bu şiirini siz ziyaretçilerimizle paylaşmaktan kıvanç duyarız!
kosektas.net
savaştı
kime karşı
namussuz soyguncuya

vuruldu
kim mi vurdu
o namussuz soyguncu

dediler
ne dediler
-elhükmilillah

direndi
kime karşı
namussuz vurguncuya

vuruldu
kim mi vurdu
o namussuz vurguncu

dediler
ne dediler
-elhükmilillah

vuruştu
kime karşı
namussuz sömürgene

vuruldu
kim mi vurdu
o namussuz sömürgen

dediler
ne dediler
-elhükmilillah

demesinler bunu bir
deyip geçirmesinler
o çileli ellerini o ışıksız yüzlerinden karanlıkta insanlar
deve nalbant
eşek tellal
ağalarla beyler allah
bismillah

bismillah sömürüye
bismillah haksızlığa
bismillah kandan kına
hem de kardeş kanından

desem ki kardeş desem
desem ki barış desem
desem ki elhükmidiyalektik
tekel kadı
tröst cellat
oligarşi izbandut
insanlar ki bir güzel
insanlar ki bir tatlı
öyle de susamışlar ki
barışa kardeşliğe

söyle savcı
kim kıyar güzelliğe
söyle yargıç
kim kıyar tatlılığa
barışı kim
kim vurur kardeşliği
sen söyle ey bürokrat
gel aristo
gel eflatun
musa isa muhammet
siz de gelin açıklayın
şu işin gerçeğini
kim vurur kardeşliği
barışı kimler boğar beşikte

sürüseler leşlerini şu insan düşmanlarının
sürüseler şu kanlı sokaklarda
demem onlar gibi kalleşçe
elhükmilillah
derim bilim buyruğunca
elhükmidiyalektik

ne anlar canavarlar
ne anlar soyguncular
talancılar ne anlar
bilimsel güzellikten

Hasan Hüeyin Korkmazgil