Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam52
Toplam Ziyaret619208
Şiir Tanıtım Köşesi

Ve şehir
Sessizce bir sabah sigarası içerken
Bir deri bavulda hayatın...
On birinci perondan,
Umutla dolu

Geleceğe adım attın...

Sen bize,
Yorgun ellerinle
Ve alnındaki sıcak terinle,
Bakarak ileriye,
Geniş bir yol açtın...

Sen bize,
Altmış yıl önceki küçük bir adımla,
Çok şeyler öğrettin...
Duyduğun sevgiyle bize,
Hasreti, rakı ve kavunla, bir kenara ittin...

Teşekkürler, dede!
Daha kaygısız bir gelecek umuduyla,
Dilsiz, çaresiz ve ailesiz,
*Diaspora'da,
Refahımız için, ömrünü tükettin...

Ne var ki bugün,
Hiçbir şey doğru bir his vermiyor...
Başarılandan bahsedemiyorum sana...
Mutlu olamıyorsun bizim için...
Çünkü sen yoksun, dede!
Ama biliyoruz ki,
Temelisin sen her şeyin!

Yasemin Bertel/Köln

*Türk diasporası (yurt dışında yaşayan Türk yurttaşları), Türkiye'den göç etmiş Türklerin dünyadaki tahmini nüfusunu anlatmak için kullanılan terimdir. (Vikipedi)

Bilgi: Şiir, Almanca aslından, Türkçe'ye çevrilmiştir!

Anasayfa

kosektas.net 


Müzik Dinle
Mikaîl Aslan & Erdem Pancarcı - Aşıklara Sor


SÜRELİ BİR SÖZLEŞMEDEN ORTAK BİR TARİHE

İşgücü anlaşması giriş yazısı görseli

Almanya ile Türkiye arasındaki göçün yakın zamanlı tarihi, 30 Ekim 1961’de imzalanan İşgücü Anlaşması'yla başladı. Bu tarih, bugün her iki toplumu da şekillendirmeye devam ediyor.

SİNEM VARDAR

İşgücü göçünün tarihi, Türkiye ve Almanya arasındaki ilişkileri toplumsal ve siyasal düzlemde etkilemekle kalmadı, her iki ülkenin iç siyaseti üzerinde de belirleyici oldu. Göçün 60. yıl dönümü, kutlanmaya değer bir eşik olduğu kadar, geçmişte yapılan hatalarla hesaplaşmak, güncel tartışmalarda manşetlerin ve stereotiplerin ötesini görmek, konuya bugüne değin çok dikkate alınmayan perspektiflerden bakmak ve bütün bunlar doğrultusunda yeni bir diyalog inşa etmek için bir fırsat.

Türkiye ve Almanya arasında imzalanan İşgücü Anlaşması Almanya’nın İtalya, İspanya, Fas gibi başka birçok ülkeyle imzaladığı anlaşmalardan birisi. Almanya için 50’li yılların başı ve 60’lı yılların sonu ‘ekonomik mucize’ denilen iktisadi kalkınma sürecinin ortaya çıkardığı işçi ihtiyacının giderilmesi için çeşitli ülkelerden yabancı işçilerin alındığı bir dönemdi. Aynı tarihlerde Türkiye ise, yüksek dış borç, işsizlik ve siyasi istikrarsızlıkla boğuşan bir ülke durumundaydı. 30 Ekim 1961’ de Almanya ile Türkiye arasında imzalanan anlaşma, her iki ülke için de o anki ihtiyaçlarını karşılamalarına yarayacak geçici bir etkileşimin vaatlerini içeriyordu: Almanya, ağır fiziksel işlere uygun olup olmadıklarının tespit edilebilmesi için Türkiye’de “salgın hastalık” önleme gerekçesiyle aşağılayıcı bir sağlık kontrolüne tabi tutulan işçilerden oluşan ucuz bir işgücüne sahip olacak; Türkiye ise kazandığı dövizlerle dış borçlarını ödeme imkanı bulacaktı. “Misafir işçi” olarak Almanya’ya gelenlerin temel kaygısı ise öncelikle ailelerini geçindirebilmekti. Başlangıçta “misafir işçilerin” sanayi ülkesi Almanya’nın inşasına destek olmaları, sonrasında ülkelerine geri dönmeleri planlanmıştı. Ancak işçilerin ‘misafir işçi kampları’nda –böyle deniyordu- tutulup işleri bitince fişi çekilip kenarı koyulacak makineler değil insanlar olduğu gerçeği ve başka birçok faktör, iki ülke arasında süreli olarak planlanmış bir anlaşmadan uzun bir göç hikayesinin, ortak bir tarihin doğmasına yol açtı.

Göç ve geri dönüş hikayeleriyle yeniden şekillenen iki toplum

Her ne kadar 60’lı yılların başında gerçekleşen göçler esasen ekonomik kaygılara dayanmış olsa da, ‘yurt dışına’ duyulan merakın yanı sıra çeşitli siyasi ve toplumsal sebepler de insanların göç etme motivasyonları üzerinde belirleyici oldu ve bu motivasyonlar, Almanya’ya göç eden insanların profillerini ve beklentilerini de şekillendirdi: Örneğin, 1971 askeri darbesi sırasında Kürt toplumsal ve siyasi kuruluşlara uygulanan baskı, çok sayıda Kürt aydınının siyasi nedenlerden dolayı Almanya’ya göç etmesine neden oldu. 1980 darbesi, 90’larda ordunun Kürt köylerini yakması, 2013’teki Gezi protestoları ve 2016 yılındaki darbe girişimini takip eden süreçlerde çok farklı toplumsal  katmanlardan gelen insanlar, ağırlıklı olarak siyasi nedenlerle Almanya’ya göç ettiler.

Almanya’daki siyasi gelişmeler, Solingen, Mölln ve Hanau’daki ırkçı saldırılar ve katliamlar, işgücü piyasasında, eğitimde ve günlük hayatta karşılaşılan ayrımcılıklar ve yapısal ve müslüman karşıtı ırkçılık gibi faktörler de Almanya’daki Türkiye kökenli kişilerin Türkiye’ye göçüne ya da geri dönüşüne zemin hazırladı.

İki toplum arasında bugün mevcut olan yakın ve yoğun etkileşimi Almanya’ya göç edip orada kalan yahut Türkiye’ye geri dönen ilk kuşaklara, “misafir işçilere” ve onların ailelerine borçluyuz. Bu insanlar bir taraftan Almanya’nın bir sanayi ülkesi olarak yeniden inşası sürecine dahil olurken, bir taraftan da Almanya’da kültüre, edebiyata, müziğe, bilime, spora ve ulus-ötesi ırkçılığa, ayrımcılığa ve homofobiye karşı oluşurdukları yapılarla bir göç toplumunun oluşmasına katkıda bulundular. Anlık ekonomik çıkarlarının ötesine bakmayan her iki devletin de yalnız bıraktığı bu ilk kuşaklar kendi başlarına örgütlenip, hayata dair farklı bakış açılarını, umutlarını, beklentilerini, renklerini, şarkılarını ve hikayelerini Almanya’ya getirdiler. Buradaki hikayelerini de Türkiye’ye taşıdılar ve iki toplum arasında Almanya-Türkiye ilişkilerinde 60lardan önce de mevcut olan diplomatik ve iktisadi bağların ötesinde, uzun vadeli ve birçok alanı kapsayan bir diyalog zemininin oluşmasına belki de en büyük katkıyı sağladılar.

Geçtiğimiz 60 yıl içindeki birçok siyasi hataya, evlerde, fabrikalarda, devlet dairelerinde, apartman avlularında ve okul bahçelerinde yaşanan aşağılanmalara, öfkeye ve şiddete rağmen birçok başarı hikayesi de yazıldı; kaynaşmaya, dayanışmaya ve hem Türkiye’de hem Almanya’da insan hayatının, siyasetin ve toplumların zenginleşmesine dair hikayeler.

60 yıllık göç hikayesinin ihmal edilmiş yanları

İşgücü Anlaşmasının 60. yılı vesilesiyle hazırlanan bu dosyada, Almanya’dan ve Türkiye’den farklı kuşaklara ait yazarlar, göç tarihinin bugüne kadar ihmal edilmiş yanlarına ve günümüzdeki siyasi ve toplumsal gelişmelere ışık tutuyor olacaklar: Türkiye’deki siyasi söylemlerin Almanya’daki Türkiye kökenli gruplara yansıma şekilleri, Almanya’daki yapısal ırkçılık, farklı kuşaklardan göçmenlerin birbirleriyle ilişkileri, Kürtlerin, Alevilerin ya da LGBTIQ+ bireylerin göç perspektifleri, Türkiye kökenli Alman seçmenlerin seçmen davranışları, Türkçe rap müziğin Almanya’daki kökenleri vb. ...

Dosyamızın, sadece Türkiye ile Almanya arasında değil, Türkiye kökenli gruplar arasında da hem siyaset hem de sivil toplum düzeyinde, insan haklarına dayalı, ırkçılığa ve toplumsal cinsiyetlere duyarlı ve diyalogdan yana bir paylaşım zemininin kurulmasına ve siyasi ve toplumsal diyaloğun yanlış politikaların, stereotiplerin ve ön yargıların cenderesinden kurtarılmasına katkıda bulunacağını umut ediyoruz.

Sinem VARDAR

Yazının Almanca dilindeki haline buradan ulaşabilirsiniz. 


HTML kodları ve yazılım dahil olmak üzere, bu sitede bulunan hiç bir malzeme kopyalanamaz, çoğaltılamaz, yeniden yayımlanamaz. Telif ve mülkiyet hakları saklı kalmak koşuluyla ve kaynak gösterilerek, bu sitede bulunan fotograf, resim, bilgi ve belgelerden yararlanılabilir!


 


Köşektaş Köyü Internet Sayfası'nda yer ıalan tüm metin, resim, fotograf ve benzeri içeriklerin hakları sahiplerine aittir! Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda, kaynak gösterilse bile, izin alınmadan,
kullanılamaz, yayınlanamaz! 
kosektas.net,

Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası

 

www.kosektas.net|İletişim: kosektas@kosektas.com|Güncelleme: 13 Kasım 2021


20. yüzyılın başta gelen bilim felsefecisi Karl Popper 1973 yılında Cambridge Üniversitesi'nde verdiği bir konferansta "anlamlılığın anlamı nedir?" (what is the meaning of "meaning"?) sorusunu irdelemekteydi. Popper, insanı insan yapan, adına “dil” dediğimiz çok yönlü ve karmaşık mekanizmanın niteliğini ve günlük yaşamdaki işlevliliğini, kendi bünyesindeki dilbilgisi, sesbilgisi, sözdizimi, anlamlılık (semantik) yapılarıyla, somut ve şeffaf matematik - fizik işlemleri gibi, bir yandan saat gibi tık tık çalışan düzenli bir sisteme, öte yandan, algılanması güç soyut ve bulanık kara bulutlara benzetiyordu. Başlığı “Dil, bir saat ve karabulutdur” şeklinde olan konferansını, “Tüm fizik ve matematikçiler dilbilimci olma özlemindedir. Her dilbilimci de fizikçi veya matematikçi olma özlemindedir” (!) sözüyle konuşmasını bitiriyordu.
23.02.2013
Bilim insanları araştırmalarını yüzlerce ya da binlerce yıl sürdürebilselerdi, acaba hangi konular aydınlığa kavuşturulmuş olurdu?
12.01.2013
Kareli, vaktiyle Acı mevkiindeki bir tarlada, toprağa düşmüş birkaç karpuz çekirdeğinin döllenmesiyle yetişmiş tek bir karpuz görmüş ve hayrete düşmüş. Hiç kimsenin karpuz ekmediği bu mevkiide nasıl olmuştu da bu karpuz yetişmişti, diye merak etmiş. Karpuzu dalından kopardıktan, bir iki kez evirip çevirdikten ve karpuzun üzerinde kendiliğinden oluşmuş Arap alfabesindeki harfleri andıran kimi hatları gördükten sonra, şaşkınlığı bir kat daha artmış. Hemen oracıkta oturarak ne yapması gerektiğini düşünmüş. Epey bir düşündükten sonra, bu işte bir keramet var demiş, kalkıp Akif Hoca’ya gitmiş.
06.05.2012
Kuş Ali, yılın birinde, Almanya’dan izine gelirken teyzesi Cülü’ye donluk, eşinin teyzesi Kamalı’ya da seksen marklık yün hırka getirmiş. Ancak Cülü’ye donluk gizli verilmiş. Cülü’nün yorumu:
28.04.2012
İnsanlık tarihi kadar uzun bir geçmişe sahip olan ve zamanla değişik boyutlar kazanan müziğin, insanlar üzerine çok çeşitli tesirleri vardır. Bu tesirler hem menfî hem de müspet olabilmektedir. Müzik, halk arasındaki anlayışa göre ekseriyette bir eğlence vasıtası olarak görülmesine karşın, esasen duygu ve düşünceleri seslerle anlatma veya sesi düzenli ve estetik maksatlara uygun şekilde kullanma sanatıdır. J.J. Rousseau'ya göre müzik, sesleri kulağa hoş gelecek şekilde terkip etmektir. Müziğin sadece bir eğlence aracı olmadığının, insan ruhunun ve vicdanının derinliklerinden zihin ve düşünce dünyasına kadar uzanan bir iletişim yolu olduğunun anlaşılmasıyla, müziğin bu özelliğinden nasıl istifade edebiliriz düşüncesi, çok sayıda ilmî araştırmaya zemin teşkil etmiştir....
08.04.2012
Yağmurun bol yağması bolluğu; az yağması da kıtlığı, dolayısıyla da açlığı beraberinde getirdiğinden, ilkel dönem insanları, doğa olaylarını meydana getirdiklerini sandıkları güçlerden, gerek törenler düzenleyerek, gerekse adaklar adayarak medet ummuşlar. İslâmiyetin etkisi altında yapılan yağmur duasından degişik olarak, kaynağını İslâmiyet öncesi eski inanışlardan almış olan ve yöremizde Su Kızı Donatımı diye adlandırılan bu törenler, Anadolu’nun bir çok yöresinde olduğu gibi, eskiden köyümüzde de düzenlenirdi.
30.03.2012
Ferice Yılmaz, Samcak Aliağa’nın kızı, Ömer Yılmaz’ın karısıydı. Çok duygulu, anlamlı ağıtlar yaktığı söylenirdi. Kocası Ömer, karlı, soğuk bir kış günü Avanos’tan eşekle gelirken Avanos, Özkonak arasındaki ziyaret dağında donup ölmesi üzerine yaktığı ağıt o günlerde tüm kadınların dilindeydi (1961-62). Ferice’nin bu özelliğini iyi bilen babası Aliağa; “Ben ölünce nasıl olsa ağıt yakacaksın. O zaman ettiğin o ağıdı ben duyamam. Ben şimdi ölmüşüm gibi ağıdımı et!” demiş. Ferice’nin o gün ettiği ağıt, başta babası ve yanındakileri saatlerce ağlatmış. Ferice’nin ağıtçılığını ünlendiren ağıdı; daha bir yaşında ölen oğlu Hamit için yaktığı ağıttır: “Umudum, demidim de bir tek Hemidim. Bir yumurta gömdümde sana vermedim.” gibi saçmaladığı da olmuş.
08.03.2012
Şiir Tanıtım Köşesi

Sizinle galiba arkadaş filandık
Işıklı günlerinde gençliğimizin.
Hayalleriyle kanatlanırdık
Gelecek, güzel Türkiye'nin.
Fakat nasıl da değiştiniz birden
Arınıp bütün o düşlerden
Buzlu sularında bencilliğin.
Ne çok hain.

Hayır, belki de değişmediniz,
Aslınız belki de buydu sizin.
Sadece zamana ayak uydurdunuz
Ortak ateşinde ısınıp gençliğin.
Sonra neyseniz o oldunuz
Asıl kimliğinizi buldunuz
Uşağı oldunuz zalimin.
Ne çok hain.

Şimdi giydiğiniz her şey markalı
Tadını aldınız zenginliğin.
O fotoğraflar parkalı markalı
Uzak bir anısı oldu geçmişin.
Fakat yine de yeri geldikçe
El atıp eski albüme
Kullanıyorsunuz reklam için.
Ne çok hain.

Aynı arsız kibir suratlarınızda
Erkeğinizin dişinizin.
İçim bulanıyor karşıma çıktıkça
Ekranlarında TV'lerin.
Kiminiz yeni yetme faşist çığırtkan
Kiminiz kaşarlanmış sırtlan,
Sanırsın kardeşi vampirin.
Ne çok hain.

Yoksul aile çocuklarıydınız
Orta halli, belki zengin.
Soyluydu sizden anneniz babanız,
Sade yurttaşları Cumhuriyet'in.
Siz hangi piç köklerden türediniz,
Kimsiniz, neden böylesiniz
Nasıl boğuldunuz içinde ihanetin.
Ne çok hain.

Zaman geçer, devran döner
Yıkılır sarayı, zindanı zalimin
Efendi uşağını terk eder
Gereği kalmayınca hizmetin
Hele azıcık da diklendiniz mi
Yersiniz kaçınılmaz tekmeyi
Hadi, sıkıysa diklenin
Ne çok hain

Kimliksizler, omurgasızlar
Hedefisiniz şimdi lanetin.
Ne hizmetinde olduğunuz iktidar
Ne sahte parıltısı şöhretin
Kurtaramayacak sizi bu lanetten,
Halkın içinde yükselen nefretten,
Artık hiç değilse susmayı deneyin.
Ne çok hain.

Ataol Behramoğlu