• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/Facebook
  • https://www.twitter.com/Twitter
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam245
Toplam Ziyaret841107
Kurtuluş Savaşı Gazileri

Halepçi Mustafa
Celalettin Ölgün

Bu metin, Kurtuluş Savaşı gazisi Mustafa Bozkurt’un—nam-ı diğer Halepçi Mustafa’nın—köy belleğinde bıraktığı derin izleri kayıt altına alan kısa ama yoğun bir tanıklıktır. Anlatı, yalnızca bir gazinin yaşam öyküsünü aktarmakla kalmaz; savaşın yoksulluğunu ve insan ruhunda açtığı yaraları sözlü kültürün taşıyıcı ritmiyle günümüze ulaştırır. Metin aynı zamanda, geçmişin emeğini ve fedakârlığını unutan bugünün duyarsızlığına karşı sessiz bir uyarı niteliği taşır.

kosektas.net

Neden ya da neye göre verdilerse, “Halepçi” takma adıyla anılırdı. Kurtuluş Savaşı gazisiydi. Bulunduğu ortamda harp, savaş konusu açılmaya görsün; askere alındığı günden başlayarak, topçu neferi olarak katıldığı Sakarya Meydan Muharebesi’nde Çaldağı’nı, Mangaltepe’yi; Dumlupınar Meydan Muharebesi’nde Tınaztepe’yi, Kalecik Sivrisi’ni, Çiğiltepe’yi; toplarla dövdükleri diğer tepeleri, geçtikleri köyleri, o köylerde aç, sefil, perişan ve korkmuş insanların elinden içtikleri suyu; onbaşıdan paşaya kadar tüm komutanlarını; falan yerli, falan tevellütlü, falan oğlu diye tüm silah arkadaşlarını en ince ayrıntılarına kadar anlatırdı.

İstiklal Madalyası vardı. Savaş sırasında açlıktan at pisliğinin içinden arpa tanesi seçip yıkayıp yiyenleri; bulduğu atılmış çarık parçasını ateşte közleyip yemeye çalışan askerin elinden bir başkasının çarpıp kaçışını, gözleri dola dola, sıkıntıları yeniden yaşıyormuş, düşmanı yeniden karşısında görüyormuş gibi coşkuyla anlatırdı. Dinleyenleri de duygulandırırdı.

Sağ olsa da, bu yurdu hazır bulduklarını sananlara bir daha anlatsaydı.

Halepçi: Mustafa Bozkurt. Doğumu: 1899 - Ölümü: 1986.

Celalettin Ölgün

Şiirlerle Şenlendik - 14. Bölüm

ŞİİRLERLE ŞENLENDİK - 14. BÖLÜM

"Şiirlerle Şenlendik" adlı yazı dizimizin 14. bölümünü
siz ziyaretçilerimize sunmanın kıvancını yaşıyoruz!
kosektas.net

Şair Dr. Salim ÇELEBİ

06 Şubat 2015, Cuma

Şiirlerle Şenlendik, 14 - Uçun Kuşlar

Rıza Tevfik Bölükbaşı’nın “Sorma Hocam” adlı şiiri allak bullak etmişti beni. İnanç sistemini sorgulayan; okuduğum ilk şiirdi.

Şiirin etkisiyle gittim ve Kayseri'deki Tok Kitabevinden 15 Liraya bir şiir kitabı aldım: Tevfik Fikret’in “Rübap-ı Şikeste” (Kırık Saz) adlı kitabını. Okudum… Dili, henüz çok ağırdı benim için.

(Osmanlının mutlakıyet döneminde; Sultan’ın keyfi yönetimine, uyguladığı baskı ve zulme karşı isyan eden özgürlük şairidir Tevfik Fikret. Sosyal eşitsizliği, halkın çile ve sefaletini vurgular ve kınar. 1908 Meşrutiyet devriminde; ilerici, yenilikçi, devrimci Fikret’; tutuculuğa ve ırkçılığa karşı çıkan insancıl bir şairdir. Ve bu nedenledir ki İkinci Dünya Savaşı sırasında, eserleri faşistler tarafından yakılmak istenir!

    HALÛK’UN AMENTÜSÜ (İNANCI)

    Toprak vatanım, nev’i beşer milletim. İnsan
    İnsan olur ancak buna iz ’anla inandım.

    Şeytan da biz, cin de ne şeytan ne melek var;
    Dünya dönecek cennete insanla, inandım.


 
(Tevfik Fikret’e göre; bilim, akıl ve umuttur yaşamın özü. Gelecek bunlarla kurgulanmalıdır.

Yazdıkları ve yaptıklarıyla devrimci ve idealist bir şairdir Tevfik Fikret. Edebiyatımızın batılılaşmasına öncülük etmiş, başta Mustafa Kemal olmak üzere, döneminin aydınlarını çağdaş düşüncesiyle etkilemiştir.)

Parantezden sonra biz yine Rıza Tevfik'e dönelim. Günümüzde şarkı olarak dinlediğimiz aşağıdaki dizeler de Rıza Tevfik’e aittir.
Ruhumda gizli bir emel mi arar
Gözlerime bakıp dalan gözlerin,
Aklıma gelmedik bilmece sorar
Beni hülyalara salan gözlerin.
Rıza Tevfik Bölükbaşı, 10 Ağustos 1920’de, Sevr Anlaşmasını imzalayan Osmanlı Delegasyonu içerisinde bulunuyordu ve bu nedenle “Yüz ellilikler” listesinde yer aldı. Sürgün hayatını; Ürdün, Lübnan, Hicaz ve Amerika’da geçirdi.

Af Kanunundan yararlanarak 1943 yılında yurda döndü. Kendi ifadesiyle, “Hesaplaşmak için değil; vedalaşmak için.”

Uzun yıllar yurt dışında sürgünde kalan, sıla özlemiyle yanıp tutuşan şairin, “Uçun Kuşlar” adlı şiiri, “Gurbet” şiirlerinin eşsiz örneklerinden biridir.
UÇUN KUŞLAR

Uçun kuşlar uçun, doğduğum yere
Şimdi dağlarında mor sümbül vardır,
Ormanlar koynunda bir serin dere
Dikenler içinde sarı gül vardır.

O çay ağır akar, yorgun mu bilmem
Mehtabı hasta mı, solgun mu bilmem;
Yaslı gelin gibi mahzun mu bilmem
Yüce dağ başında siyah tül vardır.

Orda geçti benim güzel günlerim
O demleri anıp bugün inlerim,
Destan-ı ömrümü okur dinlerim
İçimde oralı bir bülbül vardır.

Uçun kuşlar uçun, burda vefa yok
Öyle akarsular, öyle hava yok;
Feryadıma karşı aks-i sada yok
Bu yangın yerinde soğuk kül vardır.

Hey Rıza kederin başından aşkın
Bitip tükenmiyor elem-i aşkın,
Sende derya gibi daima taşkın
Daima çalkanır bir gönül vardır.

Köşektaşlı Öğretmenler


Köşektaş’ın Öğretmenleri
Bir Hafızanın İzleri

Bu fotograf, Köşektaş Köyü’nün eğitim tarihine tanıklık eden bir yüzeydir.

Siyah beyaz tonların içinde, bir köyün kaderini değiştiren onlarca yılın emeği, sabrı ve inancı görünür. Bu kare, öğretmenliğin bir meslekten çok daha fazlası olduğunun bir hatırlatmasıdır.

Fotografın merkezinde oturan Yahya Doğan, 1941’den 1977’ye kadar tam 36 yıl boyunca aynı okulda, aynı sınıfta, aynı köyün çocuklarına okuma yazmayı öğretmiştir. Onun ellerinden geçen her çocuk, köyün geleceğine yazılmış bir harf, bir cümle, bir umut olmuştur. Birinci sınıfa başlayan herkesin ilk öğretmeni olmak, bir ömürlük bir bağlılık, bir topluluğa adanmış bir hayat demektir.

Yahya Doğan’ın yüzündeki dinginlik, bu uzun yolculuğun hem yorgunluğunu hem de gururunu taşır. 65 yaşında emekli olduğunda ardında bıraktığı şey yalnızca mezun ettiği öğrenciler değil; Köşektaş’ın hafızasına kazınmış bir eğitim kültürüdür. 1996’da 84 yaşında vefat ettiğinde, köyün belleğinde bir boşluk değil, bir miras bırakmıştır.

Fotografta onun yanında duran Elmas Yavuz ve İbrahim Özdoğan ise bu mirasın sürdürücüleridir. On yılı aşan emekleri, Köşektaş’ın eğitim damarının kesintiye uğramadan akmasını sağlamıştır. Kırsal koşulların zorluğuna rağmen her sabah sınıfa giren, her çocuğun gözünde bir ışık arayan bu iki öğretmen, fotografta sessiz ama güçlü bir duruşla yer alır.

Ve İbrahim Özdoğan...
Bu karede genç, umutlu ve üretken bir öğretmen olarak duran İbrahim Özdoğan’ın hikâyesi ne yazık ki kısa sürmüştür. Amansız bir hastalığa karşı verdiği mücadeleyi kaybederek henüz 34 yaşında hayattan ayrılmıştır. Onun erken gidişi yalnızca bir öğretmenin kaybı değil; Köşektaş’ın eğitim yolculuğunda açılan derin bir yaradır. Öğrencilerinin hafızasında sıcaklığıyla, meslektaşlarının belleğinde çalışkanlığıyla, köyün tarihinde ise yarım kalmış bir umut olarak yaşamaya devam eder.

Ve çocuklar...
Öğretmenlerin kucağında, ellerinde, yanlarında duran bu küçük bedenler, Köşektaş’ın geleceğidir. Onların varlığı, öğretmenliğin yalnızca bilgi aktarmak değil, bir topluluğu büyütmek, bir köyü ayakta tutmak olduğunu hatırlatır.

Arka plandaki ağaçlar, açık alan, kırsal peyzaj — tümü, bu öğretmenlerin çalıştığı koşulları görünür kılar. Büyük kentlerin kalabalığından uzak, imkânların sınırlı olduğu bir yerde eğitim zorlu bir mücadeledir. Bu fotograf, o mücadelenin kanıtıdır.

Bugün bu kareye baktığımızda yalnızca geçmişi hatırlamıyoruz. Aynı zamanda bir borcu da hatırlıyoruz:
Köşektaş’ın öğretmenlerine duyduğumuz vefa borcunu.

Yahya Doğan’ın ömrünü adadığı sınıflar, Elmas Yavuz ve İbrahim Özdoğan’ın sabırla sürdürdüğü emek, köyün her hanesine dokunan bir ışık olmuştur. Bu fotograf, o ışığın hiç sönmediğini, hâlâ köyün belleğinde parladığını gösterir.
Bu yazı, onların hatırasına bir saygı duruşudur.

kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası

Atanma ve Nakil Bilgileri:

🔘 Yahya Doğan
Köşektaşlı olan Yahya Doğan, 1941 yılında Köşektaş Köyü İlkokulu’na eğitmen olarak atanmıştır. Aynı okulda 36 yıl boyunca aralıksız görev yapmış, 1977 yılında 65 yaşında yaş haddinden emekli olmuştur. 1941’den 1977’ye kadar birinci sınıfa başlayan her öğrenci onun eğitiminden geçmiştir. 1996 yılında, 84 yaşında vefat etmiştir.

🔘 Elmas Yavuz
Hacıbektaşlıdır. 1968 yılında Köşektaş Köyü İlkokulu’nda göreve başlamış, 1981 yılında görevinden ayrılmıştır.

🔘 İbrahim Özdoğan
Köşektaşlıdır. 1971 yılında göreve başlamış, on yıl kesintisiz çalıştıktan sonra hastalığı nedeniyle 1981 yılında görevinden ayrılmak zorunda kalmıştır.

Atanma ve nakil bilgileri: Sinan Uçar