• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/Facebook
  • https://www.twitter.com/Twitter
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam58
Toplam Ziyaret842657
Yaren Leylek Geldi


Yaren Leylek'in geçen yıllara nazaran bu yıl erken gelmesi dikkat çekti.

Bursa'nın Karacabey ilçesinde, Uluabat Gölü'nün kıyısındaki kırsal Eskikaraağaç Mahallesi'nin simgesi "Yaren Leylek", on beşinci kez gelerek, balıkçı Adem Yılmaz'ın teknesindeki yerini aldı.

Bursa’nın Karacabey ilçesinde yıllardır süren bir bahar geleneği bu yıl da bozulmadı. Balıkçı Adem Yılmaz ile kurduğu sıra dışı dostlukla milyonların sevgisini kazanan Yaren leylek, göç yolculuğunu tamamlayarak on beşinci kez Eskikaraağaç Leylek Köyü’ne döndü ve dostunun kayığına kondu.

Türkiye'yi, Avrupa Leylek Köyleri Birliği'nde temsil eden tek köy olan Bursa'nın Karacabey ilçesi Eskikaraağaç köyünde balıkçı Adem Yılmaz ile Yaren leyleğin dostluğu, milyonlar tarafından ilgiyle takip edilen hikayeye dönüştü.

Eskikaraağaç Leylek Köyü, her yıl göç döneminde on binlerce leyleğin geçtiği göç rotası üzerinde yer alıyor. Köy, aynı zamanda yerleşik leyleklere de ev sahipliği yapıyor.

Haber: DW Türkçe

Şiirlerle Şenlendik - 36. Bölüm

ŞİİRLERLE ŞENLENDİK - 36. BÖLÜM

"Şiirlerle Şenlendik" adlı yazı dizimizin 36. bölümünü
siz ziyaretçilerimize sunmanın kıvancını yaşıyoruz!
kosektas.net

Şair Dr. Salim ÇELEBİ

20 Kasım 2015, Cuma

Şiirlerle Şenlendik, 36 - Anadolu -I

1960'lı yıllardan başlayarak, büyük kentlere ve yurt dışına büyük göçler oldu Anadolu'dan. Ya okumak amacıyla, ya da karnını doyurmak için; çiftini, çubuğunu ve köyünü terk etti yoksul Anadolu halkı. Gurbet ellerde aradı ekmeğini ve geleceğini.

1920'li yıllar, Cumhuriyetin kurulması ve organizasyonu ile geçti. 30'lu yıllardaki kapitalizmin genel ekonomik bunalımı, belini büktü Anadolu halkının. 40'lı yıllarda meydana gelen İkinci Dünya Savaşı ise yoksulluğu katmerleştirdi.

Bazı hastalıkları bir yana bırakacak olursak, gözbebeklerimiz ışığın şiddetine göre konumlanırlar. (vaziyet alırlar.) Fazla ışıklı ortamlarda gözbebeklerimiz küçülür, karanlıklarda ise daha iyi görebilmek için (daha fazla ışık alabilmek için) büyürler. Esas soru ve sorun açların gözbebekleridir. Açlığa mahkum edilmiş insanların gözbebekleri büyür mü, küçülür mü?

AÇLARIN GÖZBEBEKLERİ

Değil birkaç
            değil beş on
                      otuz milyon
                                         aç
                                            bizim!

Onlar
       bizim!
Biz
   onların!
Dalgalar
           denizin!
Deniz
       dalgaların!

Değil birkaç
            değil beş on
                    30.000.000
                             30.000.000!
Açlar dizilmiş açlar!
Ne erkek, ne kadın, ne oğlan, ne kız
sıska cılız
          eğri büğrü dallarıyla
                          eğri büğrü ağaçlar!
Ne erkek, ne kadın, ne oğlan, ne kız
                                     açlar dizilmiş açlar!

Bunlar!
Yürüyen parçaları
o kurak
         toprakların!

Kimi
     kemik
            dizlerine vurarak
                                    yuvarlak
                                           bir karın
                                                        taşıyor!

Kimi  
     deri... deri!
Yalnız
       yaşıyor
                 gözleri!
Uzaktan
simsiyah sivriliği
nokta nokta uzayıp damara batan
kocaman başlı bir nalın çivisi gibi
deli gözbebekleri,
                          gözbebekleri!
Hele bunlar
hele bunlarda öyle bir ağrı var ki,
bunlar
         öyle bakarlar ki!...
Ağrımız büyük!
                         büyük!
                                   büyük!
Fakat  
artık imanımıza inemez tokat!
Demirleşti bağrımız,
çünkü ağrımız
                       30.000.000
                                  deli gözbebekleri!
                                                   Gözbebekleri!
Ey
beni
ağzı açık
dinleyen adam!
Belki arkamdan bana
bu kalbini
haykırana
              "kaçık"
                    diyen adam!
Sen de eğer
ötekiler
         gibi kazsan,
                bir mana
                         koyamazsan
                                         sözlerime
bak bari gözlerime;
bunlar:
Deli gözbebekleri!
                        Gözbebekleri!


Leylekler Bizim Köyü Çok Severdi



Soğuk suyun akışı,
Serçelerin ötüşü,

Gökyüzünde şenlikti,
Leyleklerin uçuşu...

Yerkürenin kuzey yarısında, ekvator ile kuzey kutbu arasındaki bölgelerde havanın nisan ve mayıs aylarından itibaren ısınmaya başladığını nereden bildikleri şaşırtıcı, hatta mucize olan leylekler, sıcak yaz aylarını geçirmek için soğuk kış aylarını geçirdikleri ülkelerden geri döner, beş altı ay gibi uzun bir süre bizim köyde kalırlardı.

Altı yedi ay gibi uzun bir zaman sonra, o kadar uzak mesafeleri kat edip bizim köye gelen leylekler, sanki pusulaları varmış gibi hedefi hiç şaşırmadan, Süllü amcanın tuvaletinin üzerindeki, daha tam anlamıyla hazır olmayan yuvaya konarlar; gagalarını tüylerine gömer, tüylerini kabartıp gerneştikten sonra huzur içinde uykuya dalarlardı.

Önce erkek leylek gelirdi. Çok telaşlı bir şekilde, geçen yıl bırakıp gittiği yuvayı çubuk ve otlarla onarıp yenilemeye başlardı. İşi bittiğinde ise özlem içinde başını gökyüzüne çevirip dişisinin gelmesini beklerdi. Takriben bir hafta sonra dişi leylek de, erkek leylek tarafından onarılmış olan yuvaya döner ve hemen yerini alırdı.

Leyleklerin birbirlerini karşılama töreni oldukça ilginç olurdu. Yuvanın sahibi erkek, dişisini karşılamak için kanatlarını hızla çırpar ve gagasıyla tıkırdardı. Daha sonra, etraflarına aldırmadan en güzel anlarını yaşamaya başlarlardı. Baş döndüren bir yükseklikte gerçekleşen bu tutku dolu sevgi gösterisinin meyvesi dört ya da beş yumurta olurdu. Takriben dört, bilemediniz beş hafta sonra tüy yumağı civcivler yumurtalarından çıkmaya başlarlardı. İşte bundan sonra anne ve baba leylek için telaş başlar; baba leylek, çığırtkan yavrularının beslenmeleri için gerekli solucan, çekirge ve sümüklü böcek bulabilmek için harekete geçer, hatta bir süre sonra talep daha da artar; fare, kurbağa ve yılanlar sofrayı süslerdi.

Baba leylek yavrularını beslemekle yükümlü iken, anne leylek kanatlarının altına alarak yavrularını yağmur, fırtına ve kızgın güneş sıcağından korurdu.

Evin sahibi Süllü amca, doğal yaşamın bir parçası olan leylekleri gözü gibi korur, doğum yerlerine ilk kez geri dönen genç leyleklerin yuvayı onarmalarına yardımcı olur, onlara taş attırmaz, yuvadan düşüp yaralanan körpe yavruların yaralarını sarar, iyileşmelerini sağlardı.

Leylekler, bölgede havalar soğumaya başlar başlamaz başka bölgelerden gelen leyleklerle gökyüzünde birleşerek seyredilmeye değer bir görüntü oluşturduktan sonra, yolculuk rotaları olan Güney Afrika, Körfez, Süveyş ve İsrail’e doğru yola koyulurlardı.

Süllü amca: Süleyman Ceyhan

Lütfullah ÇETİN 

17 Şubat 2004