Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam140
Toplam Ziyaret710912
Muhtarlık Destek Grubu
Gruba Katılım Talebi

Gruba katılmak için aşağıdaki bu sembole  tıklayabilir veya aşağıdaki QR kodunu telefonunuzun kamerasına okutabilirsiniz.

Resime TıklayınızKameranıza Okutunuz

Richtlinien für die Nutzung des WhatsApp Logos und ...

Köyümüzün görsel olarak daha da güzelleştirilmesi, köyümüzdeki mevcut mekanların bulundukları durumdan kurtarılarak çağdaş bir görünüme kavuşturulması, mevcut sorunların çözülmesi ve daha birçok konuda, duyarlı köylülerimiz tarafından fikir tartışmaları yürütülmekte.

Muhtarlığın sahip olduğu cüzi bütçeyle bunların üstesinden tek başına gelmesi mümkün olmayacağından, 31 Mart’ta yapılan yerel seçimin hemen ardından, yeni seçilen köyümüz muhtarı ile ekibine somut destek sağlamak amacıyla, bir WhatsApp Grubu oluşturduk. 
Muhtarın ve ekibinin bilgisi dahilinde oluşturduğumuz ve “Muhtarlık Destek Grubu” adını verdiğimiz bu grubun tek bir amacı var, o da, köyümüze ait demirbaş ve değerlerin korunmasına ve yapılacak tüm faaliyetlere düzenli bir şekilde destek sağlamak! Muhtarlık Destek Grubu, tamamen gönüllü katılım esasına dayalı bir gruptur, ticari hiçbir amacı yoktur!

Başlangıçta samimiyetlerine inandığımız, gönüllü köylülerimizle oluşturduğumuz bu gruba, sunacağı öneri ve somut katkılarla, köyümüzdeki değişim sonrası oluşmuş olan coşku ve hevesi güçlendirmek isteyen, Köşektaş sevdalısı herkes katılabilir.

Gruba üyelik, etkin katılım ve somut katkı gerektirir: Gruba katılacak herkes, gerek imece usulü yapılacak çalışmalara bizzat katılarak, gerek maddi destek sağlayarak, bu sorumluluğu yerine getirebilir!

İşte gerçekleştirilmelerini isteğimiz faaliyetlerden bazıları:
 
♦ Köyümüz ve çevresini çöp illetinden kurtaracak, mutfak atığı dışındaki atıkların belirlenmiş bir yerde ayrıştırılarak toplanmalarını sağlamak amacıyla caydırıcı ve teşvik edici metodların geliştirilmesi, köyümüz insanının çevreye karşı olan duyarlılığını artıracak bilgilendirici ve ödüllendirici çalışmaların yapılması.

♦ Çağdaş donanımlı; oturma ve hoş vakit geçirme mekanlarının oluşturulması. 

♦ Toplantı, eğlence ve bilgilendirme anlarının; festivaller ve çalıştayların düzenlenmesi.

♦ Köyümüzde ihtiyaç duyulan yolların kilitli taş ya da asfaltla kaplanmalarının sağlanması. 

♦ Köyümüzü daha da güzelleştirecek projelerin üretilmesi; temizlik, bakım, onarım, ağaç budama gibi ihtiyaç duyulan çalışmaların rutin hale sokulması.

♦ Köyümüzün kültürünü, yetiştirdiği değerlerini; resim ve müzik sanatçılarını, şairlerini, yazarlarını, ürettikleri eserleri tanıtacak bir mekanın oluşturulması.

♦ Internet erişimini yaygınlaştırarak dijital dönüşümün sağlanması.

♦ Doğal enerji tedariğinin gerçekleştirilerek köyümüze sürdürülebilir kazanımların sağlanması.

♦ Köy yönetimindeki yenileşim ve şeffaflığın sağlanması ve böylece muhtarlığın bir rant kapısı olarak görülmesinin önüne geçilmesi.

İl Özel İdaresi’nden ve köylülerimizden sağlanacak destekle, bu faaliyetleri gerçekleştirmek işten bile değil!

Köşektaş Köyü Muhtarlık Destek Grubu

Tüfek İcad Oldu - Hüseyin Seyfi

 

Şehirden dışarı çıkıyorum. Çıktığım yer bayır. Hemen aklıma, Muş türküsü geliyor, “burası Muş’tur yolu yokuştur, giden gelmiyor acep ne iştir”

Yürüyorum, eski bir yol üstündeyim. “Ah, diyorum kendi kendime, bu yol, bu sokaklar, bu kerpiç evler ne güzel düzenlenir turizme kazandırılırdı.” Her yer, çer çöp. Çevre temizliği ve bilinci ülkemiz insanının sorunu.

Vadinin kucağına, dağların doruğuna kurulmuş üç beş villamsı evler. Onlar da paranın keyfini çıkartmaya çalışan ülkemden insan manzaraları.

Kalenin, vadinin, karşı tepelerin bir iki resmini çektikten sonra çıktığım aynı sokaktan iniyorum.

Sobacıların önünden geçerken silindir şeklinde koca koca variller dikkatimi çekiyor. Hemen satıcıya onların ne olduğunu soruyorum. “Bunların içine un konur evlerde. Senin anlayacağın eskiden kullanılan un çuvallarının yerine geçiyor, fare giremiyor bunların içine” diyor. Ben de “desene tüfek icat oldu mertlik bozuldu, varil çuvallar icat oldu, fareler aç kaldı” diyerek varillerin resmini alıyorum.

Arkama baktığımda, hayretle, ayakta kalabilmiş eski bir yapı görüyorum. İki gündür görebildiğim tek eski tarihi yapı. Yukarıdan beri yürüyüp gelen bir beyefendiye, “merhaba” diyorum. Elimizi karşılıklı uzatıp tanışıyoruz. Eski yapıya baktığımı görünce,

“Burası eski bir han, Yıldız Han derler buna. Muş Belediye Başkanı sınıf arkadaşım, samimi görüşürüz. Kaç kez dedim kendine, şu hanı tamir ettirelim onaralım diye. Para yok dedi. Para yoksa bul bir zengin onart, bari bunu kurtaralım…Yahu kardeşim, neleri yok ettik bu memlekette. Bir zamanlar Aslan Kaplan Han’ı vardı. Han adını, önünde bulunan aslan kaplan heykellerinden almış.Yıktılar onu. Hanın yerini de önündeki camiye bahçe yaptılar. Güzelim aslan ve kaplan heykelleri yok oldu. Nereye kaldırdılar, nereye koydular bilen yok. Çengelli Kilisesi, Güllü Hamam hep tarihi değerleri olan yerlerdi. Onları da yıkarak taşlarıyla okul yaptılar. Bu memlekette hiç taş yoktu sanki.”

Bu sözlerin sahibi Fikret Vural’a bir bardak çay içmek için vaktinin olup olmadığını soruyorum. Fikret Abi, davetimi kabul ediyor ve çayhaneye yürüyoruz.

“Biraz önce mezun olduğum okulu ziyaret ettim. Şimdiki adı, Atatürk İlköğretim Okulu. Severim Atatürk’ü. Bizler, onun sevgisi ve onun yolundan büyüyerek bu günlere geldik. Atatürk, bu güzel ülke, bu güzel vatan için ne yapmadı ki? Ama bizler onun değerini bilemedik yolundan saptık. O kadar anlatacak şey var ki bu ülke için.”

Böyle bir adamı bulmuşken sohbete devam edilmez mi?

“Ben Ankara’dayım genellikle orada yaşıyorum.”

“Kaç yıllarında ayrıldınız Muş’tan.”

“Uzun uzun ayrıldım sayılmaz, bir ayağım Muş’ta. !958 yılında Ankara Ticari İlimler Akademi’sini bitirdim. Aynı yıl, sınavla Özel İdare, Yenişehir şubesine girdim. Hiç unutmam, göreve başladığım an, şef kolumdan tuttu, mesai arkadaşlarımla tanıştırırken, ‘size bir Kürt getirdim’ dedi. O an, neye uğradığımı şaşırdım ve Kürt olduğumu anladım. Oysa biz Muşlular kendimizi Kürt görmez , Kürtlüğü aşağılık ve hakaret olarak düşünürdük. O zamanlarda bize göre, köyden gelenler Kürt’tü. Biz onlara Kürt derdik. Ankara’da ben birden bire Kürt olup çıkmıştım. Ne bileyim, davranışlarımız da kendimiz de saftık. Evrak getirip götüren bayan memura elimiz dokunsa, ödümüz yarılır, yıldırım çarpmışa dönerdik, bir şey görmemiş, yaşamamıştık.”

“Sana bir anımı daha anlatayım hocam istersen, bir gün Ankara Belediye Otobüsünde bir arkadaşımla gidiyoruz. Arka sıralarda bir yerde oturmuşuz. Arkadaş bana Kürtçe kız arkadaşını anlatıyor. Güzelliğinden, aşkından, heyecanından bahsediyor. O sırada ön sıralardan biri, ‘ne konuşuyorsunuz be, Türkçe konuşsanıza ‘ diye bağırınca neye uğradığımızı şaşırıyoruz.”

“Peki, Fikret Abi son durumlar için ne düşünüyorsun?”

“Şu anda, Türkiyemizde etki tepki denilen şey işliyor. Bölünme meselesi çok tartışılır oldu. Bölünmeyi taban istemiyor. Öyle güçlü bir örgütlenme ve mekanizma yok. Halkın temiz duygularını bir yanda bölücüler, diğer yanda dinciler kullanıyor. Adam Kürtçe türkü söylemekten, Kürtçe türkü dinlemekten zevk alıyorsa, bırak dinlesin, bırak söylesin kardeşim. Bu halk, Zeki Müren, Sezen Aksu, Müzeyyen Senar, Bülent Ersoy müziğinden bir şey anlamıyor.”

“Bu sözlerinize Sezen Aksu ve diğerleri alınır sonra”

“Hayır hocam, ben onlara hakaret etmiyorum, kişiliklerine sözüm yok. Halkın vaziyetini anlatıyorum. Halk anlamaz onlardan hocam. Belki sen seversin o ayrı. Ben de sevebilirim. Ama halk kendi türküsünü söylemek istiyor.Bu ülkeyi kaşıyanlar var, karıştırmak isteyenler var. Bunların maşaları da her iki yandan uçlar. Ülke gittikçe gerilmeye zorlanıyor.”

Sohbete doyum olmuyor. Fikret Vural, eski emsalleriyle buluşmaya söz vermiş.Ayrılmak üzere ayağa kalkıyoruz.

“Arkadaşlarınızla eski çocukluk günlerinizi anarsınız” diyorum.

Hayır, öyle bildiğin gibi değil. Hepsi de Hicaza gitmişler, Hacı olmuşlar. Benim Hacı olamadığım için cehenneme gideceğime inanarak üzülüyorlar; vah vah, vıy vıy derler. Ben de onlara söyler ve gülüşür, şakalaşırız.”

Bir daha buluşmak umuduyla ayrılıyoruz. Telefonunu alıyorum yazacağım yazıda danışmak için.

“Sana güveniyorum hocam” diyor.

Hüseyin Seyfi


Yorumlar - Yorum Yaz
Köy Enstitüleri


Köylünün yaşantısının, görünmez güçlere, efsanelere, mucizelere, mezheplere, tarikatlara, cemaatlara, kadere, uğura, muskaya ve hurafelere dayalı, akıl ve bilimsellikten uzak, körinançlar bütünü halindeki safsatalardan
arındırılmasını Köy Enstitüleri kuruluşları sağlayacaktı.



Köy Enstitüleri hareketi; Atatürk’ün ortaya koyduğu akıl ve bilimin öncülüğündeki, bilimsel dünya görüşü doğrultusunda, bilimsel ve sanatsal değerlere dayalı, Hasan Ali Yücel’in bakanlığı döneminde, İsmail Hakkı Tonguç’un yaratısı, özel bir pedagojik öğretim metodu içeren, Türk köylüsü ve toplumuna özgü, Rönesans ve aydınlanma hareketiydi.

Türk köylüsü, asırlarca ihmal edilmiş ve ona en ufak hizmet bile sunulmamıştır. Aslında Türk köylüsü zeki ve yaratıcı bir özelliğe sahiptir. Ancak, ne yazık ki, Türk köylüsünün bu özelliği, Osmanlı döneminde, değerlendirilememiştir.
Osmanlı İmparatorluğu, Türk köylüsünün alın teri ve emeği ile elde edilen ekonomik güç sayesinde, 620 yıl varlığını sürdürebilmiştir. Türk köylüsü aç kalmış, yoksul kalmış, ancak varlığını Osmanlı İmparatoprluğuna adamaktan geri kalmamıştır.

Osmanlılar, Türk köylüsüne hizmet götürecekleri yerde, Arap – İslam ideolojisinin, kültür ve uygarlığının etki alanını daha da genişletmeye çalışmıştır.
Köylülerimiz, hiyerarşik yaratılış ilahi düzenine ve kadere bağımlı olarak yaşamaya alıştırılmıştır. Bu yüzden köylülerimiz, altı yüz yılı aşkın bir zamandan beri, hiçbir şeyin, hiçbir güzelliğin farkına varamadan, kader ve öbür dünya mutluluğuna bağlı olarak yaşamışlardır. Hatta umut nedir, onu bile yaşayamayanlar, bu dünyanın boşluğunda bir hayal gibi yok olup gitmişlerdir. Köylülerimiz, asırlardır; sabır, şükür ve umutla yaşamaya alıştırılmış olup, aldatmaca bir mutluluk uygulamasıyla avutulagelmişlerdir.

Asırlardır köylülerimiz, vergi almaya, düşmana karşı savaş alanında kaynak olarak kullanılmaya yönelik canlı bir araçtı. Mutlu olmak şöyle dursun, insanca yaşamaktan uzak, köle gibi kullanılmak ve öyle yaşamak, köylülerimizin ve halkımızın değişmeyan kaderiydi. Dinsel yorumcu ve kadercilere göre, sanki Allah, onlara, ölünceye dek, hep köle gibi bir yaşam biçimi çizmişti.  Zavallı köylülerimize ve halkımıza bu anlayış ve yanlışlar Allah buyruğu olarak gösteriliyordu. Bu buyruk köylülerimize özel olarak Allah tarafından gönderilmiş bir “ilm-i ilahi” olarak kabul ettirilmiş ve köylüler, ölüm ötesi –öbür dünya- ahiret yaşamının mutluluğu ile aldatılagelmişlerdir.
Köy Enstitülerinin öncelikli amacı, köy insanını hiçbir kuvvet, yalnız kendi hesabına insafsızca istismar etmesin, köylülere köle ve uşak muamelesi yapamasın diye, köylüye kendi öz haklarına sahip çıkabilecek, demokratik haklarını elde edebilecek bilincin kazandırılmasını sağlamaktı.
Tarım alanında dünya standartlarını yakalayacak yaratıcı, üretici ve girişimci etkinlikleri yapacak köy insanının yaratılması sağlanacaktı. Bu nedenle, kendi öz haklarına sahip çıkmasına yönelik feodal sömürüye, yani toprak ağalığına karşı bilinçlendirilmesi zorunlu hale gelmişti. Bu bilinç ancak Köy Enstitüleri hareketiyle sağlanabilirdi. Bu nedenle eğitimin, Atatürkçü, akıl ve bilim doğrultusundaki bilimsel dünya görüşünün güdümüne alınması sağlanacaktı.
Köylünün yaşantısının, görünmez güçlere, efsanelere, mucizelere, mezheplere, tarikatlara, cemaatlara, kadere, uğura, muskaya ve hurafelere dayalı akıl ve bilimsellikten uzak körinançlar bütünü halindeki safsatalardan arındırılmasını Köy Enstitüleri kuruluşları sağlayacaktı.

Köy Enstitüleri yüksek bölümüyle, yirmi bin öğretmeniyle, yetiştirdiği yazar, şair ve sanatçıları ile Türkiye’nin geleceği çok parlak gözüküyordu. Bu etkinlikle, tüm Türkiye’nin eğitimi – öğretimi Köy Enstitüleri eğitim metoduna dönüştürülecekti.
Köy Enstitüleri’nin amaçlarından en önemlilerinden biri de, Türk köylüsünü ve halkını; Arap halkının inanç ve geleneklerine bağlı, Ortaçağ Arap İslam Uygarlığı’nın oluşturduğu, Kuran düzenlemesi ile, Eş’ari’nin akıl ve bilim düşmanlığı denilen körinanca yönelik, sözde, Allah tarafından (ilm-i ilahi) gönderildiği söylenen Arap ulusçuluğunun yaratmış olduğu kültür ve uygarlığına bağlı olarak yaşamaktan kurtarmaktı. Böylece, Köy Enstitüleri eğitim kuruluşları ile, kendi öz ulusal kültürümüzü oluşturarak, akıl ve bilimin öncülüğünde, kendi uygarlığımızı yaratmaya yönelik amacın yaşama geçirilmesi sağlanacaktı.

Batı tarihinde Fransa’da uygulandığı gibi, ne acıdır ki, Türk köylüsü ve halkına da uygulanmış olarak değerlendirilen Obskürantizm ve Obstrüksiyon olayı, yani köylünün ve halkın toplumsal gelişmesini engelleme yolu ile devleti daha rahat yönetme düşüncesi, Osmanlı döneminde de yaşanmıştır.
Köy Enstitüleri hareketi ile, köylünün ve halkın üzerinde yaşatılan Obskürantizm ve Obstrüksiyon uygulamasına son veriliyordu.

1950 DP (Demokratik Parti) döneminde de, aynı anlayış uygulanmaya konmuştur. Çünkü Köy Enstitüleri‘ni kapatmak, Obskürantizm ve Obstrüksiyon olayının ta kendisidir. Bu uygulama ile köylünün bilinçlenmesi önlenmek isteniyordu.

Köy Enstitüleri’nin etkinliği ile uyanan köylüler, kendi öz haklarına sahip çıkmaya, toprak ağaları ve köylüyü sömürmeye alışmış egemen sınıf ve devlet yöneticilerinin rahatı ve mutluluğu bozulmaya başlayınca, mutlu ve egemen kesim, Köy Enstitüleri’ne karşı cephe oluşturmuşlardır.

Köy Enstitüleri’ni kapatmak için çeşitli iftira ve entrikalar oluşturulmuştur. DP’li bir milletvekilinin Konya ilinin Durlas köyü halkına yaptığı konuşma şu şekildedir:

“Köy Enstitüleri’nde kız ve erkek öğrenciler birlikte eğitim görüyorlar. Bu nedenle, kız erkek birlikteliğinden dolayı, fuhuş olayı yaşanmaya başlanmıştır. Biz, DP iktidarı olarak, Köy Enstitüleri’nde okuyan kızlarınızı erkeklerden ayırdık. Onları Kızılçullu Köy Enstitüsü’nde topladık. Böylece kızlarınızın namusunu kurtardık.”

DP iktidarı, Köy Enstitüleri’nin kapatılışıyla birlikte; 1932 yılından itibaren Türkçe okunmaya başlayan ezanın yeniden Arapça okunmasını sağlayarak, Arap kültür ve uygarlığına yeniden dönüşün yolunu açmış, böylece Türk köylüsü ve halkının uyanışı önlenmeye çalışmış ve bunda da başarılı olmuştur.

Musa Kâzım Yalım,

1950 - 1951 Hasanoğlan Köy Enstitüsü Mezunu.

05. Ocak 2011