Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam237
Toplam Ziyaret831230
Zeynep Uçar

Resim (*)

Zeynep Uçar’ın Muhtar Vekilliği
Seferberlik Yıllarında Kadın Emeği

Emperyalist işgale karşı ülkenin tüm güç ve kaynaklarının seferber edildiği yıllarda, Köşektaş Köyü’nde Zeynep Uçar bir süre muhtar vekilliği görevini üstlenmiştir¹. Bu görevlendirmenin hemen ardından ilan edilen genel seferberlik kapsamında, muhtar vekili olarak Zeynep Uçar, cepheye çağrılan yükümlülere Ulukışla’ya kadar eşlik etmiş; onların birliklerine güvenli biçimde ulaşmalarını sağlamıştır. Köşektaş’a Sarılar’dan gelen Zeynep Uçar, Hasan Hüseyin Uçar’ın babaannesidir².

Küçük yaşta yetim kalan Ahmet Çavuş (Uçar), Zeynep Uçar tarafından büyütülmüş; böylece aile içi dayanışmanın ve kadın emeğinin kuşaklar arası aktarımında önemli bir rol üstlenmiştir³.

Savaş, Yokluk ve Milli Mücadele Yılları; Kadınların Kamusal Alana Çıkışı

Ülkenin varoluş mücadelesi verdiği bu dönemde, erkek nüfusun büyük bölümü cepheye gitmiş; bu durum yerleşim birimlerinde idari boşlukların oluşmasına yol açmıştır. Bu boşluk çoğu zaman kadınlar tarafından doldurulmuş, ancak kadınların bu süreçteki katkıları ne resmi kayıtlara ne de toplumsal hafızaya yeterince yansımıştır.

Ayrıca, Milli Mücadele yıllarında kırsal bölgelerde kadınların kamusal görevler üstlenmesi son derece nadirdir. Kadınlar çoğunlukla ev içi sorumluluklar, yaşlı ve çocuk bakımı, tarımsal üretimin devamı ve geride kalanların ihtiyaçlarının karşılanmasıyla meşgul olurken; idari bir görevi üstlenmek ise istisnai bir durumdur.

Savaşın kırsal bölgelerdeki kadınları, cepheye yiyecek-mühimmat taşıyan, cephe gerisini ayakta tutan, erkeklerin yokluğunda tarlaları işleyip evlerini savunan kahramanlar olarak tasvir edilir⁴.

Zeynep Uçar’ın muhtar vekilliği, bu açıdan bakıldığında, savaş yıllarında kadınların üstlendiği sorumluluğun somut ve değerli bir örneğidir.

Cepheye Giden Yükümlülere Eşlik Etmesi: Sıradan Bir Görev Değil

Zeynep Uçar’ın yükümlülere Ulukışla’ya kadar eşlik etmesi, dönemin koşulları göz önüne alındığında olağanüstü bir cesaret örneğidir. Yolculuklar güvenli değildir; ulaşım imkânları sınırlıdır; kadınların tek başına uzun mesafe yolculuk yapması alışılmış bir durum değildir. Ortam gergin, belirsiz ve tehlikelidir⁵.

Bu nedenle Zeynep Uçar’ın böylesi riskli ve özveri gerektiren bir görevi üstlenmiş olması, yalnızca bireysel cesaretin değil, aynı zamanda güçlü bir toplumsal sorumluluk bilincinin de göstergesidir.

Toplumsal Hafızada Kadınların Yeri

Zeynep Uçar’ın hikâyesi, köy tarihinin çoğu zaman gölgede kalan kadın unsurunu görünür kılar. Bu tür anlatılar, yalnızca bireysel bir hatırayı değil; kadınların savaş yıllarında taşıdığı yükü, toplumsal dayanışmayı ve kadın emeğinin tarihsel sürekliliğini de ortaya koyar. Bugünden bakıldığında, onun üstlendiği sorumluluk, kadınların tarih boyunca çoğu zaman görünmez kılınan kahramanlıklarının bir yansımasıdır. Yaptıkları resmi belgelere geçmemiş olsa da köyün hafızasında ve aile anlatılarında yaşamaya devam etmektedir. Bu nedenle Zeynep Uçar’ın hikâyesi, yalnızca bir aile anlatısı değil; Köşektaş’ın toplumsal belleğinde yer alması gereken tarihsel bir tanıklıktır.

Resim (*): Zeynep Uçar’ın fotoğrafına ulaşamadığımız için metni telif hakkı bulunmayan yukarıdaki resimle yayımlamayı uygun gördük.

kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası

Dipnotlar

1. Celalettin Ölgün, sözlü aktarım, 2024.
2. Bülent Uçar, aile anlatısı, 2025.
3. Leyla Uçar Bayazıt, aile bilgisi, 2025.
4. Turgut Özakman, Şu Çılgın Türkler, (Bilgi Yayınevi). Turgut Özakman, Milli Mücadele dönemindeki kırsal kesim kadınlarının cephe gerisindeki fedakârlıklarını “Şu Çılgın Türkler” adlı kitabının büyük bölümünde anlatır.

İsteyen kitabın PDF sürümüne buradan ulaşabilir.

5. Erik Jan Zürcher, Modernleşen Türkiye’nin Tarihi, Savaş ve Seferberlik Bölümleri.

Hastamın Öğretmeni -6- Bin Dokuz Yüz Yirmi Üç Gibi Kadın

Hastamın Öğretmeni

6 -“BİN DOKUZ YÜZ YİRMİ ÜÇ GİBİ KADIN”

1909 Yılında Girit’te doğan Nahit Hanım, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümünü bitirir. Felsefeyi bitirir bitirmesine de okullarda daha çok edebiyat öğretmenine ihtiyaç olduğu için, zaman zaman edebiyat öğretmenliği yapmak zorunda kalır.

Ankara Kız Lisesinde öğretmenken, bir baloda, dönemin Milli Eğitim Bakanı Tevfik İleri’nin dans etme teklifini reddettiği için, Edirne Kız lisesine sürgün edilir.

Nahit Hanım, Atatürk’le 3 kez dans etme onuruna erişmiş bir kadındır.

Öğretmenken Ankara’da ve daha sonra da vefat edene dek İstanbul’da, başta edebiyatçılar olmak üzere aydınları evinde buluşturan bir yüce çınardır Nahit hanım. “Edebiyat Tapınağı” denirmiş, Cuma geceleri edebiyatçıları bir araya getiren evine.

93 yıllık yaşamına, pek çok şairle yaşadığı aşkı sığdırmış: Cahit Sıtkı Tarancı, Sabahattin Ali, Necip Fazıl Kısakürek, Can Yücel, Edip Cansever ve diğerleri... Fakat o, tek bir kişiye olan ölümsüz sevgisinden söz ediyor. “Cebi delikti ama insandı,” diye nitelediği Orhan Veliden.

1950’li yıllarda, Yaşar Kemal cezaevinden çıktıktan sonra Adana’dan Ankara’ya gelir, Abidin Dino’yu aramaktadır. Sora sora, Abidin Dino’nun nerde olduğunu ancak Nahit Hanımın bilebileceğini öğrenir ve adresini  bularak basar evin ziline. Kapıyı Nahit Hanımın annesi açar. Karşısında, saçı başı dağınık, poturu tozlu pejmürde bir adam görünce, “Nahit gel,” diye şaşkınca bağırır. “Bu haydut seni soruyor. Abidin’i arıyormuş!”

Nahit Hanım kim mi?
Bu soru her sorulduğunda, kendisi şu yanıtı verir: “Beni, bilen bilir. Nahit Hanım dersin, o kadar...”

Nahit Hanım için,“Kendisi zamanı, her evrede her kişide şimdiki zaman olarak yaşamıştır. Dostlukla belirtilmemiş aşkı aşk saymaz. Onun için herkesin yeri ayrıdır,” diyor Cemal Süreyya ve Nahit Hanımı, Cumhuriyet döneminin küçük burjuva duyarlılığının anası olarak tanımlıyor. Evini dostlarına daima açık tutan Nahit Hanımın evi, kültür ortamlarına ev sahipliği yapıyor yıllarca. Cemal Süreyya onun için, “Cumhuriyet gibi kadın veya bin dokuz yüz yirmi üç gibi kadın” nitelemelerinde bulunuyor.

Nahit Hanım, “Hayranım çok yoktu, çok ahbabım vardı,” diyor yapılan bir röportajda. “Evet, herkesin kapısına anıttan çiçek çalıp koymazlar ama... Beni seviyorlardı işte... Zafer anıtından hepsi çiçek çalıp getiriyordu. Bugün Yenişehir’de büyük bir sinema var ya, orası o zaman evdi, ben de orada oturuyorum. Karşısında da, askerlerin olduğu yerde kocaman bir anıt var. Anıta koyulmuş çelenkleri birileri almışlar benim kapımın önüne yığmışlar. Anıta konmuş iki bacaklı çelenkler benim kapımda! Düşünün. Suç sahibi ben oluyorum.”
 
 

            
 
 

Yorumlar - Yorum Yaz
Nazmi Ceyhan

Fotograf (*)

Nazmi Ceyhan’dı köyümüzün neşesi; taklitsizdi, kendine özgüydü süksesi.

kosektas.net


Nazmi Ceyhan, kendine has hareketleri, tasarımları, hayalleri, takındığı takı ve tavırlarıyla köyümüzün özgün bir çehresiydi.

Kasılarak yürürdü; özentisinde hayli aşırıya kaçar, ortamı müsait bulduğunda zihninde tasarladığı tüm tasavvurları coşkulu bir şekilde tersim ederdi.

Çoğu zaman takındığı tavırla karşısındakilere şiddetli bir zenginlik, asla ulaşılamaz bir üstünlük taslardı. Kimi zaman İranlı bir petrol kralı, kimi zaman Orta Doğulu bir silah tüccarı, kimi zaman da Sicilyalı bir mafya babası rolüne bürünürdü.

Gemi ve uçak filoları tüm dünyaya silah, gıda ve petrol nakliyatı yapardı. Aslında tuttuğu her iş tıkırında gider, hafsalanın almayacağı ölçüde kazanç sağlardı. Sevgililerinin ve metreslerinin sayısını, servetinin miktarını ne başkaları, ne hizmetkârları ne de kendisi bilirdi.

Ancak gelin görün ki söz dinlemeyen, ipe sapa gelmeyen, bildiğinden dönmeyen, kime çektiği bilinmeyen, son derece ölçüsüz yaşayan bir oğlu vardı. İşte o oğlu ki, nesi var nesi yok har vurur harman savururdu. Bu yüzdendir ki kimi zaman beş kuruşa muhtaç olurdu.

Gönül isterdi ki köyümüzün on özgün farklılık heveskârı daha olsaydı. Kuşkusuz o zaman köyümüzün sosyal dokusu daha renkli olurdu. Çünkü toplum farklılıklarla zenginleşir; renkli çehreler ise bu farklılığın olmazsa olmaz temsilcileridir.

Hacıbektaş Huzurevi’nde bugün -3 Şubat 2026, Salı- vefat ettiğini öğrendiğimiz Nazmi Ceyhan’ı derin bir saygıyla anıyoruz. Onun sessiz tevazusu, hayata bakışındaki dinginlik ve hayatı boyunca taşıdığı özgünlük, onu tanıyan herkesin hafızasında silinmez bir iz bıraktı. Ardında bıraktığı hatıralar, onu tanıyan kuşağın gönlünde yaşamaya devam edecek.

Fotograf (*): Nazmi Ceyhan’ın yukarıdaki görüntüsünün kime ait olduğunu bilmiyoruz. Ancak onu kadraja alan kişinin hoşgörüsüne sığınarak ve bu karede onun varlığından geriye kalan ışığın saklı olduğuna inanarak, bu fotografı Nazmi Ceyhan’ı anlatan metinle birlikte paylaşıyoruz.

kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası l 3 Şubat 2026, Salı