Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam35
Toplam Ziyaret520670
Din ve İnanç

 Deli dervişlerin zikri gibi her Cuma tekrarlanan “Cumanız mübarek olsun” ritüeli, yobazların hayal dünyalarından damıtılmış bir slogandan başka bir şey değildir! Bu yüzden, bu ve benzeri çağrılara rağbet etmeyelim!

Din simsarları, son yıllarda, günleri, hatta ayları birbirinden ayırmaya başladılar. Olay ve gelişmeleri kendi akıllarıyla yorumlayabilme yeteneğinden yoksun yobazların bu oyununa gelmeyelim!

“Cumanız mübarek olsun” ve benzeri ritüellerin, dinle ve inançla bir bağlantısı yoktur! Tamamen uydurma olan ve dinin gereğiymiş gibi inananlara şırınga edilmeye çalışılan bu yeni hitap ve kutlama geleneği, aslında kutsal inanca yapılan bir yakıştırmadan başka bir şey değildir!

Din de, inanç da hayatımızda var ve onları söküp atamayız; ancak onların bu tür uydurma ve yakıştırmalarla yozlaştırılmalarına da göz yumamalıyız!

Sakın ola bu oyuna gelmeyin, körinanca asla fırsat vermeyin!

Görmek istiyorsanız önünüzü, değerlerle bulunuz yönünüzü!

kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası

Çerçi


ÇERÇİ

 

Çeşitli konularda sürekli yazılar yazan ve yazdığı bu yazıları Milliyet'teki blogu aracılığıyla paylaşan öğretmenimiz Hüseyin Seyfi'ye çocuksu ve masum duygularımızı kabartan bu yazısı için çok teşekkür ediyoruz.

kosektas.net

Hüseyin Seyfi
 
Pazar, 04. Kasım 2012

Ağustos sıcaklarında ne zaman ufuktan kalkan bir toz bulutu görsem, çocukluğumdan bir kare yakalarım. Kamyon hatırlarım, üstü çadırlı bir kamyon. Bazen uzakta bir hortum, şemsiye gibi yerden açılıp göğe savrulan bir toz bulutu. Ya da şehirden bir yolcu elinde bavulu ile, arka arkaya üç eşekli pazardan dönen. Bir çeşme şırıltısı başında yolcu yemeği yenilen.

İnsan, yaşı ilerleyince çocukluğuna çok dönüyor.  Bir gün batımı, bir gölge, uzaktan kalkan toz bulutu, iki üç damla yağmur alır götürür beni çocukluk yıllarıma.Kuzu güderim, çiğdem toplarım, nevruz koyarım samanlı defter sayfalarımın aralarına.

Toz bulutunun mayası mı olur?

Mayanın aslı öz değil mi? Bazen toprak, bazen çamur veya buluttan inen birkaç damla yağmur.

Deniz kıyısında yetişenin mayası, yosun kokusu ve deniz değil mi?

Bozkır insanının mayası da, dere, dağ, kır çeşmesi, söğüt, kavak ve sarı dikenler.

Tarihini ve kanalını pek hatırlayamayacağım, televizyonda bir belgesel seyretmiştim. Konuğun biri Adnan Binyazar, diğeri Gregoryan gibi hatırımda kalmış. İkisi de Diyarbakırlı ve onlarla ilgili belgesel. Çocukluklarının geçtiği yerleri görüntüler eşliğinde anlatmışlardı. Programda şu sözleri işittiğimi hatırlıyorum  onlardan;

”İnsanın çocukluğunun geçtiği yer, onun mayasıdır. Maya yedi, dokuz yaşına kadar tutar. O zamana kadar insan, hangi yörede kalmışsa, o yörenin özelliklerini taşır. Bizler yetmişine geldik, ama maya burada.” demişlerdi.

Her insan çocukluğunu özler. Bu özlem bazılarında az, bazılarında çok.

Yaşlılarla görüşmemde de aynı izlenimi ediniyorum.  Süleyman amca, doksanın içine girmişti. Aklı başında, hafızası yerindeydi. Bir gün ziyaretine gittiğimde,

“Be yavrum, yastığa başımı koyduğumda, gözümün önüne çocukluğum geliyor, bir film şeridi gibi alıp beni gidiyor.  Bu film, yedi yaşımdan tutturdu, beri tarafa doğru, yaşadığım son yıllara geliyor. Kuzu güttüklerim, döven sürdüklerim, değirmenlerde un öğüttüklerim, kıtlık günleri, savaşlı yokluklar, daha neler, hiç atlamıyor görüntü. Kopukluk yok. Tıpkı ikinci yaşam gibi. Belki  film bittiği an, arkasından ömür de bitecek.” dedi.

Bir başka yaşlı,

“Yaşlılık mı? Hiçbir anlamı yok. Emsallerin gitmiş, tek başına, anılarınla baş başa” diye yakınınca,

”Seni en çok etkileyen anın? " diye sordum .

“Anım mı?“ dedi. “Bir çerçiden aldığım bir avuç kırık leblebi ve üç keçi boynuzu” .

Nedenini sorduğumda,

“Ne zaman leblebi kokusu alsam, o günlere, çocukluğuma dönüyorum, nedenini bilemem o zamanın kıtlığından, yokluğundan  ve kıymetinden bir avuç kırık leblebinin” diye yanıtladı.

İşte, bir avuç leblebi ile üç kırık keçiboynuzu ve  birkaç damla yaz yağmuru alıp  götürüyor.

Hüseyin Seyfi


Çerçi: Eskiden, köy köy, mahalle mahalle dolaşarak, çerez türü yiyecekleri, tuhafiye türü eşyaları para ya da değiş tokuş karşılığı satan gezgin esnaf.



Yorumlar - Yorum Yaz


Şiir Tanıtım Köşesi



...Uzakçıl - Ruhi Su...

Hasan Hüseyin
Korkmazgil

Türk şiirinin devi Hasan Hüseyin Korkmazgil'in yazıp, Türk Halk Müziği'nin belleklerden silinmeyen sanatçısı Ruhi Su'nun seslendirmiş olduğu Uzakçıl adlı seçkin eseri siz ziyaretçilerimizle paylaşmaktan kıvanç duyarız!

kosektas.net

Neden böyle uzak uzak, neden böyle uzakçıl, işte hastan burada

acımaksa işte burda, sevmekse işte burda, neden uzak ey uzakçıl?

nedir sende bu tutkunluk, uzaklarda cançekişen bir sarıya akacak

ağlamaksa işte burda, sarıysa işte sarı, neden uzak ey uzakçıl?

mavi mi istiyorsun, yeşil mi kırmızı mı pembe mi mor mu, yak artık şu ışığı

tutunmaksa işte burda, kül olmaksa işte ateş, neden uzak ey uzakçıl?

bırakıp neden böyle, neden böyle bu yakını, elinin gölgesindeki

gitmek mi sanıyorsun sen yoksa güzelliği, neden böyle uzak ey uzakçıl?

ah n'olurdu bilebilsek, gitmek denen o yorulmaz kuş nedir

hüzünse büyük gitmek, sen bir hüzün ülkesisin neden uzak ey uzakçıl?

sevmekse uzak gitmek, attın bütün köprüleri, gemilerse yaktın çoktan

bak yiğitsen şu küllere, avcundaki şu küllere, neden uzak ey uzakçıl?

pencere bir gitmektir, öfke bir başka gitmek, silah sesi başka gitmek

batıp batıp çıktıkça dalgalarda, halka halka döner başında karanlıklar, neden uzak ey uzakçıl?

kim sevmiş ölümün sarı sırtlak yüzünü, sevilen yalnızca ölmeyi istemektir
uzaklarda aramaksa, bil ki nefret yanlızlığı, neden uzak ey uzakçıl?

içki hızlı bir gitmektir, delirmekse çok çok hızlı bir gitmek

herkes kendi yörüngesinde bir küçücük kırık çizgi, neden uzak ey uzakçıl?

özlemekse özlediğin, belki kanat sesidir o, düşsel bir albatrosun

gitmek bir çin şarkısıdır, ağaçsız bir ağaçta bir pembe çiçek, neden uzak ey uzakçıl?

küçük kuşlar işledim gel, gel işte bak mavilerden astım güllü perdeleri duvarlarıma

yeni döndüm yıldızlardan, birazdan balıktayım, neden uzak ey uzakçıl?

tüfeğim sıcak daha, kurdumsa can çekişiyor ürkek kuytuda, boğazım kuru

birazdan resim de yapacağım, ellerimi kurulayıp marşlara, neden uzak ey uzakçıl?

bu benim son turuncum, bu sonuncu turuncuyu kötü kullanacağım

ey postacı getir artık, getir yazılmamış mektuplarımı, ben artık onlardayım

ey gürültü kop artık, ey kampana çal artık, bitti uzaklık

hastası dizlerinde, özlemi gözlerinde, çoktan öldü uzakçıl

dolaşan belki bir güz yelidir
bırakılmış bu kentin sokaklarında...