Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam132
Toplam Ziyaret517885
Gazetenin Yararları

Senelerce seni ne hâlden
ne hâle soktuk.

Sineklik yaptık vurduk, perde yaptık gerdik. Açtık masaya serdik, katladık masa ayağının altına koyduk. Origami ile şapka ve oyuncak yaptık. Manav, balıkçı, pazarcı için kese kâğıdına, yemişçi için külaha döndürdük. Kasaba, bakkala manşetli, bulmacalı ambalaj kâğıdı yaptık. Yelpazenle serinledik, hurdanı sattık sebeplendik. Maçlarda minderimiz, kazalarda kefenimiz oldun. Raflarımız seninle kaplandı, taşınırken bardaklarımız sayende kırılmadı. Boya badanada kirden yerleri, mısır kestane yerken de sıcaktan ellerimizi korudun. Yasaklı kitapları da seninle kapladık. Uçaklar, uçurtmalar yaptık uçurduk, patronlar yaptık kumaş biçtik. Top oldun oynadık, ayakkabımız delinince pençe yaptık. Donmuş mazot tanklarımızı seninle açtık. Ayakkabılarımız formunu seninle korudu. İnşaatlarımızın, marangozhanelerimizin, tamirhanelerimizin vazgeçilmez malzemesiydin. Pilavımız seninle güzel demlendi. Yıkanan sebzelerin suyunu, kızartmaların yağını sen aldın. Güvertede, taraçada uçuştuğun, otobüste katlanmadığın için sana kızdık. Camlarımızı tertemiz yaptın, telefon numaralarını, notlarımızı tuttun. Kuponlarınla evlerimizi döşedin, vitrinlerimiz çanak çömlek, ansiklopedi ve kitap doldu. Sayende müzik setlerimiz, televizyonlarımız, kap kaçaklarımız oldu(!) Sobamız, mangalımız, şöminemiz senin aşkınla tutuştu. Sırtımıza VICKS sürülünce üstüne örttük, iyileştik. Baca deliklerini seninle kapadık, kedimizin, kuşumuzun pisliğinden seninle arındık.

Seni yeterince okumamış olmaktan da: - Aman canım okunacak ne var ki(!) dedik, kurtulduk. Velhasıl, okumak için daha az söylesek de her iş için: - Versene ordan bi gaste! dedik. Adını bile doğru söyleyemedik. Bak! Ne hâle geldik.

Kapatıldın açıldın, alındın satıldın. Okunman bazen suç oldu yasaklandın ama zaten pek okunmadın. Seni okumadığımıza kızmadın umarım.

Hoş, seninle bu kadar işimiz varken nasıl okuyabilirdik ki?



Öncel İPEKÇİ, Metin Yazarı,

6 Eylül 2012
Anlatım Sanatı - Emin Özdemir

Türkçenin özleştirilmesi, geliştirilmesi ve zenginleştirilmesine çok büyük emeği geçen dilbilimci yazar Emin Özdemir'in "Anlatım Sanatı" kitabı Bilgi Yayınları'ndan Mart 2012'de çıktı.


 

Anlatımda yaratıcı olamayan diyalogda başarılı olamayacağı gerçeği bilindiğinden kitabın herkes için yazıldığı daha başlığından anlaşılıyor.

Kitap, Türkçeyi doğru, güzel ve etkili bir biçimde konuşmak, yazmak isteyen herkes ve öncelikle Türkçeyi kullanma yetilerini geliştirmek isteyen yerli yabancı tüm öğrenciler ve öğretmenler için önemli bir başvuru kaynağı olma amacını taşıyor.


Yazarın yaşamı ve eserleri
 
1931 yılında Kemaliye’de doğdu. Pamukpınar Köy Enstitüsü’nden sonra Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü, bugünkü adıyla Gazi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirdi (1953). Bitirdiği bölüme asistan ve öğretim görevlisi oldu (1957). Milli Eğitim Bakanlığı’nca açılan bir sınavı kazanarak Amerika’ya gönderildi (1960). Amerika’da Columbia ve Indiana üniversitelerinde “değişik düzeylere göre metin hazırlama ve anlatım teknikleri” konusunda eğitim gördü (1960-1963). Hacettepe Üniversitesi Temel Bilimler Fakültesi Temel Türkçe Bölümü’nde bölüm başkanı ve öğretim görevlisi olarak çalıştı (1968-1972). Ankara Üniversitesi Basın ve Yayın Yüksekokulu, bugünkü adıyla İletişim Fakültesi öğretim görevliliğine geçti (1974). Bu görevinden emekliye ayrıldı (1996). TÜBİTAK Bilim ve Teknik, Bilim Çocuk dergilerinde yayın danışmanı olarak görev aldı (1997). Bu görevlerini sürdürürken Türk Dil Kurumu’nun çalışmalarına etkin biçimde katıldı. TDK’nin Yönetim ve Yürütme Kurulu üyeliklerinde bulundu ve Terim Kolu Başkanlığını yaptı (1966-1983).
Türkçenin özleştirilmesi, geliştirilmesi ve zenginleştirilmesi savaşımını sürdürdü. Bu bağlamda edebiyat yapıtının dille ilişkisi, dilin işlevi ve kullanım düzeyleri, toplumsal yapıyla bağları gibi sorunları ele aldı. Bunları Dil ve Yazar, Öz Türkçe Üzerine, Türk ve Dünya Edebiyatı, Yazı ve Yazınsal Türler, Dilin Öte Yakası adlı yapıtlarında işledi. Bunun yanı sıra dil ve edebiyat bilgilerinin bir donanım ve beceri olarak yaşama uyarlanması yollarını gösterme konusuna yöneldi. Bu yolları Güzel ve Etkili Konuşma Sanatı, Anlatım Sanatı, Okuma Sanatı, Eleştirel Okuma, Okuma ve Metin İnceleme adlı yapıtlarıyla ortaya koydu. Dil devrimine ve Türkçenin doğurganlığına yönelik çalışmalarını da Dil Devrimimiz, Terim Hazırlama Kılavuzu, Erdemin Başı Dil adlı kitaplarında topladı, Türkçenin söz varlığıyla ilgili çalışmalar yaptı: Öz Türkçe Kılavuz Sözlük, Edebiyat Bilgileri Sözlüğü, Açıklamalı-Örnekli Deyimler Sözlüğü, Açıklamalı Atasözleri Sözlüğü, Düzyazının Sorgulayan Gücü, Yüzler ve Sözcükler.

Emin Özdemir’in başka alanlara yönelik çalışmaları da vardır: Mustafa Nijat Özön (inceleme), Bizler Büyüyünce (çocuk romanı), Türkçe Öğretimi, Düşüncenin Toprağı (denemeler), Sözcük Sözcük İçinde, Öykülerle Atasözleri.

Paylaş |                      Yorum Yaz - Arşiv     
154 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
Köşektaş Hikayeleri


YARENLER

Köşektaş'ta Altına Bakmadık
Taş Bırakmadık
-
Aliağa Hikayeleri

Celalettin ÖLGÜN

Gerek Köşektaş’ta gerekse çevre köylerde görülmeyen nargile içme alışkanlığı Aliağa ile başlayıp Aliağa’yla da bitmiştir. Aliağa, özel nargile tütünü (tönbeki) bulabilir miydi, yoksa kağıtlara sarılan tatlısert tekel tütünü mü sarardı bilinmez, bir taraftan nargilesini tüttürür, bir taraftan da odasında, özellikle de kış günleri, komşuları ve sevenleriyle birlikte söyleşiler yapar, kubuz atarmış. Bu odalarda yolda kalmış yolcular, konuklar ağırlanır, sohbetler edilir, görapa alınırmış.

Kıştan çıkılıp havaların ısındığı bir gün, Aliağa, odasının önüne minderini serer, nargilesini yakar ve fokurdatmaya başlar. Eğitmen Yahya’nın üç kızdan sonra doğan, el bebek gül bebek edayla, nazla büyütülen beş altı yaşlarındaki oğlu Osman ile yaşıtı Rıza’nın Lütfullah, Aliağa’nın içtiği o fokurdakla ilgilenmeye başlarlar. Ucun kıyın yanaşırlar bilmedikleri bu uzun saplı fokurdağa. Aliağa onlarla hem ilgilenir, hem şakalaşır hem de arada bir nargileden çektirir. Üç beş çekmeden sonra Osman da Lütfullah da sersemleyip düşerler. Biraz sonra Eğitmen Yahya, oğlu Osman’ı suyla, ayranla ayıltır ve götürüp yatırır. Lütfullah da kusarak kendine gelir ama Aliağa’yı bir korku sarar. Bu korku da, onu sürekli söyletip işleten komşusu Sülü’nün de payı vardır. Sülü sürekli Aliağa’ya suçunun büyüklüğünü hatırlatmakta, Sabriye gelirse şöyle yap, böyle yalan söyle, diyerek onu telaşlandırmaktaymış. Aliağa da gelip gidenlere: “Şimdi Sabriye gelir de, edeceğini ettin, Osmanımı öldürdün!” derse ben ne yaparım! Jandarmalar gelip kolumu bağlar da, “Aliağa yarenlik ettiğin arkadaşların  bunlar mıydı?” diye sorarsa,  ben ne cevap veririm, diye söylenirmiş.

Aliağa: Ali Yılmaz.
Tatlısert tekel tütünü: Tekelin Bitlis tütününden elde ederek piyasaya sürdüğü sarmalık sigara tütünü.
Tönbeki: Aromasız, sert içimli, hakiki nargile.
Eğitmen Yahya: Yahya Doğan.
Rıza: Rıza Özdoğan.
Kubuz atma: Boş konuşma, dereden tepeden söyleşi.
Görapa alma: Hoş karşılama, iyi ağırlama.
Sabriye: Sabriye Doğan.
Sülü: Süleyman Çelebi.
Yarenlik
: Arkadaşlık, dostluk, ahbaplık.

Ekleme Tarihleri:
2006-04-16, 21:32:30
2012-01-28, 23:03:26
2018-10-11, 20:48:51