• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/Facebook
  • https://www.twitter.com/Twitter
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam174
Toplam Ziyaret886779
Çocukluğun Göğe Uzanan İzleri



Resim:
Mutual Art adlı bir sayfadan edinilmiş bir kopya.

Bu sahne, çocukluğun toplumsal olarak nasıl kurulduğunu ve doğayla kurulan oyun temelli ilişkinin kültürel anlamlarını görünür kılar. Uçurtma uçuran çocuk figürü, yalnızca bireysel bir oyun pratiğini değil, aynı zamanda belirli bir dönemin çocukluk ideallerini, özgürlük anlayışını ve mekânla kurulan ilişkiyi temsil eder.

El yapımı uçurtma, tüketim kültürünün henüz belirleyici olmadığı bir dönemde, çocukların oyun araçlarını kendi emekleriyle üretme pratiğini yansıtır. Bu durum, hem yaratıcılığın hem de toplumsal dayanışmanın (örneğin aile bireylerinin birlikte uçurtma yapması) erken yaşlarda nasıl şekillendiğine dair ipuçları sunar.

Sahnenin açık bir doğa mekânında —deniz kıyısında, rüzgârın belirgin olduğu bir alanda— kurulmuş olması, çocukluğun kamusal alanla kurduğu ilişkiyi de gösterir. Günümüzün kapalı mekânlara sıkışmış, dijitalleşmiş çocukluk deneyimlerinin aksine, burada çocukluk dış mekânda özgürce hareket edebilme, bedensel deneyim yoluyla dünyayı tanıma ve doğayla etkileşim kurma üzerinden tanımlanır.

Uçurtmanın gökyüzüne yükselişi, sosyolojik açıdan çocukluk hayallerinin “yükselmesi” çağrışımından öte, bireyin toplumsal sınırları aşma arzusunu, kendi özerkliğini kurma çabasını ve geleceğe dair umutlarını sembolize eder.

kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası

Şiirlerle Şenlendik - 45. Bölüm

ŞİİRLERLE ŞENLENDİK - 45. BÖLÜM

"Şiirlerle Şenlendik" adlı yazı dizimizin 45. bölümünü
siz ziyaretçilerimize sunmanın kıvancını yaşıyoruz!
kosektas.net

Şair Dr. Salim ÇELEBİ

19 Şubat 2016, Cuma

Şiirlerle Şenlendik, 45 - Hayatın Anlamı

İlkokulda öğrenmiştik canlılarla cansızlar arasındaki farkı: Cansızlardan farklı olarak canlılar; doğarlar, ürerler (yerlerine yeni nesil bırakırlar) ve ölürler. Canlıların doğumu ve üremesi konusunda yetişkin her birey az buçuk fikir sahibi. Ölüm ve sonrasındaki yaşam konusunda ise, ileri sürülenler muhtelif. Ölüp de geri dönen olmadığı için; kaynağı ne olursa olsun, söylenenler sadece öngörülerden ibaret. Rivayet muhtelif yani.

Ölüm sonrası gibi soyut olaylarla değil de hayatın gerçekleriyle daha çok yüzleşmemiz gerekiyor. İster istemez şu soru geliyor akla: Hayatın anlamı nedir: Para mı? Kariyer mi? Şöhret mi?

83 yaşında olmasına rağmen, İstanbul Üniversitesi Sosyoloji Bölümünden mezun olan Kezban hanım için; hayatın anlamı ne?

6 ay önce ayrıldığı eşini, sokağın ortasında vurarak öldüren, 2 çocuk sahibi 24 yaşındaki Hakan Karadağ için; hayatın anlamı ne?

Kadınlar tarafından vurulup öldürüldüğü zaman cennete gidemeyeceğine inanan ve rastladığı her Alevi’yi öldüren Işid militanı için; hayat ne anlam ifade ediyor?

Ayetullah Humeyni olduğuna inanan bir akıl hastası için; ne olabilir hayatın anlamı?

Karın doyurarak hayatta kalmak dışında, bir anlamı olmalı hayatın. Şekillenerek dönem dönem değişebilen ve kişiye, ”ben de varım” dedirtebilen bir anlam.

“Bana ne?” diyerek, kendisini toplumsal olaylardan soyutlayan birey…

“El ile gelen düğün bayram” felsefesiyle, sesini çıkarmayan yurttaş…

Örgütlenmeden ürküp, korkan kamu çalışanı…

Rant uğruna doğanın tahribatına seyirci kalanlar…

Sömürüye, savaşa ve her türlü ayrımcılığa karşı mücadele etmeyenler…

Sorum sizlere: Nedir hayatınızın anlamı?

Bu hayat bir kez sunuldu bizlere: İkincisi veya tekrarı yok. Yarın çok geç olacaktır her birimiz için. Mesleğimiz dışında anlam katmalıyız hayatımıza: Doğamız, kendimiz ve diğer insanlar için.

Bir anlamı olmalı hayatın; evet, bir anlamı…

GİDERAYAK

Giderayak işlerim var bitirilecek,

                          giderayak.

Ceylanı kurtardım avcının elinden

ama daha baygın yatar ayılamadı.

Kopardım portakalı dalından

ama kabuğu soyulamadı.

Oldum yıldızlarla haşır neşir

ama sayısı bir tamam sayılamadı.

Kuyudan çektim suyu

ama bardaklara konulamadı.

Güller dizildi tepsiye

ama taştan fincan oyulamadı.

Sevdalara doyulamadı.

Giderayak işlerim var bitirilecek,

                         giderayak

                                   Haziran 1959


Kitap Tanıtım Köşesi

Karamazov Kardeşler:
Dostoyevski’nin İnanç, Şüphe ve İnsan Ruhu Üzerine Büyük Romanı

Fyodor Dostoyevski’nin Karamazov Kardeşleri sadece bir roman değildir; insan ruhunun yargılandığı geniş bir manevi mahkemedir. 1880’de yayımlanan bu eser, Dostoyevski’nin son ve belki de en büyük yapıtıdır; Tanrı, özgürlük, suçluluk, sevgi, acı ve kötülüğün gizemi üzerine hayatı boyunca sorduğu tüm soruları bir araya getirdiği bir kitaptır. Yüzeyde, ahlaksız bir baba olan Fyodor Pavloviç Karamazov ve birbirinden çok farklı üç oğlu—Dmitri, İvan ve Alyoşa—üzerine kurulu sorunlu bir aile hikâyesi anlatır. Fakat bu aile dramının altında, insan doğasuna dair yazılmış en derin incelemelerden biri yatar.

Karamazov kardeşlerin her biri insanlığın güçlü bir yönünü temsil eder. Dmitri tutkudur: düşünmeden hareket eden, duyusal, öfkeli ama aynı zamanda pişmanlık duyabilen ve derin hislere sahip biri. İvan akıldır: parlak, kuşkucu, gururlu ve masum insanların çektiği acıyla sarsılan biri. Alyoşa ise inançtır: yumuşak, şefkatli, ruhen açık ama asla saf olmayan biri. Dostoyevski bu kardeşler aracılığıyla insanın asla basit olmadığını gösterir. Biz sadece iyi ya da kötü, mantıklı ya da duygusal, inançlı ya da şüpheci değiliz. Tüm bu güçlerin birbiriyle çarpıştığı bir savaş alanıyız.

Romanın merkezinde Tanrı sorusu vardır. İvan’ın çocukların acı çektiği bir dünyaya karşı isyanı, kolay dini tesellilere karşı yazılmış en güçlü gerekçelerinden biridir. İvan sadece Tanrı’yı inkâr etmez; masum acısına dayanan bir evreni kabul etmeyi reddeder. Ünlü “Büyük Engizitör” bölümünde, İsa’nın yeryüzüne geri dönüp bizzat dini otorite tarafından reddedilmesini hayal eder; çünkü gerçek özgürlük insanların taşıyamayacağı kadar ağırdır. Bu, sevgi olmadan inancın, özgürlük olmadan düzenin ve İsa olmadan dinin korkutucu ve parlak bir tasviridir.

Fakat Dostoyevski, İvan’a soğuk bir mantıkla karşılık vermez. Ona Alyoşa aracılığıyla, şefkat, bağışlama ve etkin sevgiyle yanıt verir. Dostoyevski için inanç, acıya kolay bir çözüm değildir. Acının varlığında bile zalimleşmeden yaşayabilme biçimidir. Romanın ruhani rehberi Zosima, herkesin herkes için sorumlu olduğunu öğretir. Bu fikir romana ahlaki nabzını verir: hiçbir günah yalnız değildir, hiçbir iyilik boşa gitmez ve hiçbir insan ruhu kurtuluşun ötesinde değildir.

Fyodor Pavloviç’in öldürülmesi romanı bir suç hikâyesine dönüştürür, fakat Dostoyevski’nin ilgisi hiçbir zaman sadece hukuki suçluluk değildir. Onun ilgilendiği, düşüncelerimizde, arzularımızda, suskunluklarımızda ve sevgisizliklerimizde taşıdığımız gizli ahlaki suçluluktur. Dmitri basit anlamda suçlu olmayabilir, ama masum da değildir. İvan cinayeti kendi elleriyle işlemese de fikirlerinin sonuçları vardır. Gayrimeşru oğul ve hizmetkâr Smerdyakov ise Karamazov ailesinin karanlık gölgesi hâline gelir: ihmal edilmiş, kırgın ve ruhen boş.

Karamazov Kardeşleri olağanüstü kılan şey, Dostoyevski’nin hem inancı hem de şüpheyi içeriden anlamasıdır. İnanç için zayıf rakipler yaratmaz. İvan’ın gerekçeleri güçlüdür, belki de edebiyattaki en güçlüleridir. Fakat Alyoşa’nın yanıtı zayıflık değildir; mantığın tükendiği yerde sevmeye devam etme, gururun intikam istediği yerde bağışlama, insanlığın en kötü yüzünü gördükten sonra bile insanlığa inanmaya devam etme gücüdür.

Roman güçlü kalmaya devam eder çünkü hayatı basitleştirmeyi reddeder. Ailelerin bizi derinden yaralayabileceğini, zekânın gurura dönüşebileceğini, arzunun yıkıma dönüşebileceğini ve acının kalbi ya sertleştirebileceğini ya da açabileceğini bilir. Dostoyevski’nin dünyası karanlıktır ama asla boş değildir. En karanlık yerlerinde bile lütfu arar.

Sonuçta Karamazov Kardeşler, insan olmanın ne demek olduğu üzerine bir romandır. Tanrı olmadan yaşayıp yaşayamayacağımızı, özgürlüğün bir nimet mi yoksa bir yük mü olduğunu, sevginin zulme rağmen ayakta kalıp kalamayacağını ve ahlaki bir düşüşten sonra kurtuluşun mümkün olup olmadığını sorar. Çok az roman insan ruhuna bu kadar derin bakmış, çok azı bunu bu kadar ateş, şefkat ve cesaretle yapmıştır.

Bu yüzden Karamazov Kardeşler sadece Dostoyevski’nin başyapıtlarından biri değil; dünya edebiyatının en büyük başarılarından biridir. Okura huzur vermez. Daha büyük bir şey verir: hayatın en derin sorularıyla yüzleşme.

Karamazov Kardeşler l Fyodor Mihayloviç Dostoyevski l PDF Sürümü